Neredeyse oluyordu… İngilizlerin bile tam olarak çare bulamadığı, grup kuralarından bu yana en çok çekinilen, oldukça farklı bir spor yapılan deplasmandan çok güzel bir skorla dönülebilir, bu yazı daha keyifli yazılabilirdi… Keyifsizim, üzgünüm de ama “umutsuzum” diyemem, asıl özel tarafı budur maçın…Maç öncesi yazısında, “Beşiktaş direncini koysun, sonuç çok mühim değil” diye not düşmüştüm, fazlası oldu… Direncinin yanında, sağlam bir oyun karakterine de sahipti Beşiktaş. Ne yapması gerektiğini biliyordu, maçtan önce çokça değinilmiş bir oyun planı olduğu belliydi. Quaresma dahil olmak üzere, tüm futbolcular da buna uyuyordu…
Quaresma’nın “bencil” görünen şutları bile, bu kez plan dahilindeydi aslında. Rakip bu sezon 6. resmi maçını oynuyordu iç sahada ve daha önce sadece 2 gol yemişti. Biri Thun’dan, 4-0'ken 4-1 yapmışlar… Golü merak edip izledim, maç 2-0 olsa Stoke City defansının o topa vurdurması imkansız, tamamen rehavet golü. Diğeri gol ise Nani’den, 2’ye 1’le kaleye yaklaşılmış ve çok iyi atılmış bir şutla bulunan gol…
Dar alanda ve oldukça derinde bir alan savunması yapan Stoke City için bu istatistik oldukça gerçekçiydi. “Forvet yutan” bu tarzlarına ne Torres, ne Chicharito, ne Berbatov, ne Pavlychenko ne de Suarez çare olabilmişti. Bu maçta savunmanın göbeğinde gol aramak manasızdı, o yüzden Edu tıpkı zamanında Luce’nin İlhan Mansız’la yaptığı gibi “yem olarak” sahaya atılmıştı… Fiziki mücadele açısından sinmemesi, savunmanın dikkatini merkezden uzaklaştırmaması asli göreviydi Edu’nun. Zaten Hilbert'in golünü tekrar izlerseniz, sol stoperi alıp götürenin ve o boşluğu dolaylı yoldan oluşturanın Edu olduğu görülecektir. (Buraya tıklayıp bakabilirsiniz: 7. saniyede Edu sol stoperi attaaya götürüyor...)
Simao ve Quaresma ise “Nani’lik” yapacak ve en ufak bir savunma dalgınlığında golü arayacaklardı… Bulunan gol de, tam kafamda canlandırdığım gibi oldu aslında… Ortasahada müthiş ayağa paslar, sağbek Hilbert’in gerekli bindirmeyi yapması adına zaman kazandırdı. Quaresma, alan savunmasındaki açığı ve Hilbert’in koşuşunu görür görmez nefis bıraktı ve o Hilbert’ten kusursuz bir gol vuruşu geldi… Tek kelimeyle “lezzetli” bir goldü… O anda aldığım zevki, hemen gidip bir kuyumcuya bozdursam, adam kalkıp 5 bin lira verirdi eminim…Ama kursakta kalması uzun sürmedi. Özellikle ilk yarıda, Stoke City’nin sadece duran toplarda “eyvah” dedirteceği belliydi… Yine öyle bir kornerde, top daha ağlara gitmeden Crouch’u havada gören bir grup Stoke taraftarı “yeahh” demeye başladı… Asıl koyan şey ise, atılan o güzel golün üzerinden çok fazla geçmeden cevabın gelmiş olmasıydı. Mesaj şuydu: “Siz 8 pas yapın, araya adam kaçırın, trivelayla köşeyi bulun = 1 gol. Biz topu kaldırırız, arkadaşın biri kafayı vurur= 1 gol. Kasmayın gençler…” Direk can sıkıcı yani…
Maç biraz 0-1 gitse, oyuncuların morali ve kendine güveni artarak devam eder; o gol pozisyonunun karbon kopyalarından birkaç tane daha yakalanabilirdi. Yine de dağılmadı ama takım, karakterli futbol plan dahilinde devam etti. Quaresma oldukça gollük bir şut attı, hatta koltuğumda sevinme feyki attım ama çok az farkla dışarı çıktı. Sanırım tekrarı olmadı o pozisyonun, ilk yarıda sağ çaprazdan, sol direğe atılan şut… Kale arkasındaki taraftarlar sağlam “uuuu” efekti verdiğine göre, yalayıp geçmişti direği…
Aslında “gollük olmayan” şutu, bir kontrpiye hamleyle neredeyse çatala giriyordu… Onun dışında Fernandes’in de etkili bir şutu vardı uzaktan. Plan tutabilirdi yani, olmadı. Stoke City’nin ve Crouch’un planları tuttu ama maalesef. Sivok’un elini hissedip, belini bükerek fırlattı kendini yere Crouch ve 2-1.
Carlos Başkan nihayet Hilbert tercihiyle voltranı tamamladı, artık kendisine gönül rahatlığıyla “güzel hoca” diyebilirim artık… Ayrıca bu blogda da bir ilk yaşattı. Normalde temenni 11’lerinde önce Necip yazılır, sonra 10 kişi boşluklara serpiştirilirdi. Ama gerçekte durum böyle olmazdı pek… Bu kez, biraz da Necip’i düşünüp, kötü bir oyunda ihaleyi yüklenmesin diye Ernst’i yazdım temenni 11’ine, ama sorumluluk sahibi olmasına rağmen Carlos Hoca bizden fazla güvendi Necip’e… Saygı duydum, haklı da çıktı… Necip, beklediğimden çok daha fazla kendine güvenli oynadı ilk yarıda özellikle, ikinci yarıda çoğu oyuncu gibi o da düştü biraz…Normalde 11’de hatalar yapsa da, oyun içi hamlelerde başarı kaydeden Carvalhal, bu kez biraz hamle eksikliği yaşadı sanki… Stoke City oyuncu değişiklikleriyle takımı oldukça canlandırdı, Beşiktaş ise sallanan düzende devam etti… Bir Holosko hamlesi 1-1’ken yapılsa mesela, rakip savunmayı telaşa itebilirdi. Mesela Ernst Simao’nun yerine girebilir, Necip sol öne atılabilirdi… Hatta Quaresma’yı merkeze atarak, topu geriden aldırıp, Edu kenara çekilebilirdi. Bir hamle gerekliydi kısaca, ama gole kadar olmadı.
Yine de kötü anlamda kimseyi öne çıkarmak istemem şu maçtan sonra. İyi anlamda da, Egemen bir hayli öne çıkar gibi… Zamanla posteri duvara asılacak bir adam halini alıyor… Taş gibi durdu savunmada, topla buluştuğu zaman da hep en iyi seçeneği kullandı ve uyguladı. Son dakikadaki röveşatası kazara girse zaten, hemen en yakın yetimhaneden bir çocuk evlat edinip, adını Egemen koyardım herhalde.
Aylardır 11 yüzü görmemesi rağmen, özellikle savunmada sıkı bir performans gösteren Hilbert’e de ayrı parantez… Golünden ziyade, ters kademelerde Crouch’un önünden aldığı hava topları çok daha değerlidir, zaten 11’e yazma sebebi budur benim için. Pas oyununda en çok sırıtan adam oldu ama o kadar afallama doğal.Quaresma da bir başkaydı. Topu aldığı zaman insanı beklenti içine soktu, öyle bir günündeydi. Dediğim gibi, her zaman manasız gözüken şutlarına bile kızılacak durum yoktu bugün, plan o olmalıydı zaten… Her zaman değil, en azından bu tip değerli maçlarda takımla bütünlük oluştursun yeterlidir. Zaten Hilbert’i bu şekilde her zaman görebilecek bir oyuncu olsa, Chelsea, Barça, Inter formalarından en azından biri hala üzerindeydi.
Sivok da kritik müdahaleler yaptı, Fernandes ara-ara nasıl bir potansiyel olduğunu ortaya koydu vesaire… Gözüme kötü gelen kimse yoktu, bazı yan toplarda Rüştü hariç. Ki, zaten kaleciye markaj işini abartmalarından dolayı Rüştü’yü hiç görmüyordum duran toplarda, o ayrı… Adamı tost yaptılar her taçta & kornerde… İnönü’de pek tutmaz o iş, hakem daha sık faul çalar diye düşünüyorum. Zaten taçlarda Delap bu kadar açılırsa arkaya, ensesinin Beşiktaşlı balgamıyla tanışma ihtimaline 1’e 1.30 veriyorum…
İyi oynanmış bir maç ama elde pek bir şey yok. Biraz ikili averaj avantajı var işte… Ama kendi adıma söyleyeyim, şu maçla güven ve umut kazandım. Aynı şey takım için de geçerli olabilir…


































