Son dönemdeki çıkışın en büyük nedeni, oturan savunma dörtlüsüymüş; her geçen gün bu açıkça görülüyor. O dörtlüden Hilbert ayrılınca tandeme, tandemdeki bir eksiklikte ise iyice Allah’a emanet oluyor Beşiktaş savunması. Bugün de öyle bir gündü. Yani, duran topta bile ideal bir savunma düzeni alınamadı; takımın en uzunu penaltı noktasında geziyordu falan… Gaziantep’in ikinci golünde ise Toraman; önce boşa atladı, sonra depar atıp ofsaydı bozdu.Barça TV’de bir program vardı (belki hala vardır), A Takım oyuncuları bazen gençlerle antrenman yapardı. Onlardan birinde Puyol, kendisine pozisyon savunması öğrettiği çocuğa şöyle bir şey demişti: “Rakibin karşısında her zaman ayakta kal, onu açısını kaybetmeye zorla. Sadece topu kesin alacağına inandığın zaman yatarak müdahale yap!” Toraman, stoperde olunca da “süpürücü ortasaha” gibi savunma yapıyor; o zaman dengeler şaşıyor tabi… Ama sonra gidip, golün geleceği faulü kazandırıyor; arada kafayı, gözü yarıyor, kızamıyorsun yine de…
Defanstaki aksaklık, takımı hücum bazında da bozdu aslında. Kalkışılan ön baskılara destek verilmedi, orta sahanın çok gerisinde kaldı her zaman savunma hattı. Durum böyle olunca dönen toplar, Beşiktaş’ta kalmak yerine, gayet boş alanlarda Gaziantepli oyuncularla buluştu. Beşiktaş hem gol yeme ihtimalini hep cebinde tuttu, hem de uzun toplarla hücum yapmak zorunda kaldı böylelikle…
Ama o uzun toplar, genelde pozisyona dönüştü. Onun da nedeni, Almeida’nın gayet iyi sırtı dönük oyunuydu… Attığı goller dışında (ki o gollerde çok ekstra bir durum yok) sırf bu sebeple, maçın en iyilerinden biri oldu. Son maçlarda, asıl eleştiri odağı olmasını sağlayan “oyun içinde gözükmeme” sendromunu üstünden atıyor yavaş yavaş…
Bugün Carlos Hoca’yı yine pek anlamadım. Gün geldi, takım komple durdu; hiç değişiklik yapmadı. Bugün geldi; takım ikinci yarıda bağıra bağıra maçı çevirirken, gitti metabolizmayı bozdu iki değişiklikle… Ve yine gün geldi, Simao üç kuruş top oynamazken sahada kaldı. Bugün geldi; adam Serdar Kurtuluş madenini bulmuş, harika bir de asist yapmışken kenara alındı… Necip'le pres seviyesini yükseltmek istedi herhalde ama yukarıdaki sebepler zaten buna pek izin vermiyordu. Üstüne bir de orta sahayı boşaltma pahasına, kapalı savunmada sıradanın altında oynadığı tescillenmiş Holosko hamlesi geldi. Zaten, gereksiz bir faul dışında hiçbir etki sağlamadı Filip. Oysa Ernst kalsa, son dakikalarda daha temiz bir baskı uygulanabilirdi.Neyse ki sahada bir Fernandes gerçeği vardı yine. Oyunun kısa bir bölümünde kendini sola attı; bir pozisyon hazırladı, sonrasında asist yaptı. Zaten ilk golde de “asist öncesi pasın” sahibiydi… Sonrasında klasik, nereye gideceğine havada karar veren duran toplar; sonuncusu gol. Ofsayt, faul, maul derken; Egemen’in şutuyla üst ağları sesini duymamız bir oldu. Zaten bir futbolsever olarak benim için “topun üst ağlarla buluşma anında çıkardığı ses”; para sesi, çocuk sesi ve su sesi kategorisindedir… Ayrıca kalenin fileleri olmasa; o topun Üsküdar'a kadar yolu varmış.
Özet: Maç dönmesine dönerdi de, biraz zora sokuldu ve kabul etmek gerekirdi şansa döndü. Kalecinin sakatlanması falan… Her anlamda 100. yıldaki Kocaeli maçına benzedi; sonu da benzesin bari. Ayrıca, daha fazla gerilimli aylara girmeden Sivok’la sözleşme yapılsın; sonra da ölümsüzlük nehrine batırılsın, aşil tendonları da dahil. Bir de bu Veli'yi 750 bin'e bırakmıştı Rapid Wien değil mi? Şimdi geri almaya kalksalar; Rapid Wien'in, Rapid'ini falan vermeleri lazım sanırım.





















