<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278</id><updated>2012-01-27T21:06:52.053+02:00</updated><category term='Delgado'/><category term='Pektemek'/><category term='Saklı Yetenekler'/><category term='Süper Lig'/><category term='Dünya&apos;dan Futbol'/><category term='Öz Beşiktaş'/><category term='Hayatımız Futbol'/><category term='Avrupa Ligi'/><category term='Napoli'/><category term='Türk Futbolu'/><category term='Futbolcu Defteri'/><category term='Çizme'/><category term='Fortis Türkiye Kupası'/><category term='Juve'/><category term='Transferler'/><category term='Matri'/><category term='Nostalji'/><category term='Copa America'/><category term='Necip Uysal'/><category term='Sidnei'/><category term='Maç Önleri'/><category term='Beşiktaş'/><category term='Arjantin'/><category term='Messi'/><category term='Palermo'/><category term='İspanya'/><category term='Quaresma'/><category term='Barcelona'/><category term='Dünya Kupası'/><category term='Tarih-i Futbol'/><title type='text'>Cartalete</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>511</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-8244743439102675188</id><published>2012-01-25T01:30:00.009+02:00</published><updated>2012-01-25T02:02:04.397+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Üst Ağların Sesi</title><content type='html'>Yoğun şekilde Beşiktaş’ı yaşadığımız bir maçı daha geride bıraktık… Ligde geriye düşüp, kazandığı ikinci maç oldu bu Beşiktaş’ın. Her ikisi de taktiksel sebeplerle pek açıklanamaz geri dönüşler… Biz yine de, açıklanabilir şeylere bir bakalım.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ziIEpaaygCw/Tx8_K20BS-I/AAAAAAAAC3M/7_HHWjAmYU0/s1600/gol-3ant.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-ziIEpaaygCw/Tx8_K20BS-I/AAAAAAAAC3M/7_HHWjAmYU0/s400/gol-3ant.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701345109019282402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Son dönemdeki çıkışın en büyük nedeni, oturan savunma dörtlüsüymüş; her geçen gün bu açıkça görülüyor. O dörtlüden Hilbert ayrılınca tandeme, tandemdeki bir eksiklikte ise iyice Allah’a emanet oluyor Beşiktaş savunması. Bugün de öyle bir gündü. Yani, duran topta bile ideal bir savunma düzeni alınamadı; takımın en uzunu penaltı noktasında geziyordu falan… Gaziantep’in ikinci golünde ise Toraman; önce boşa atladı, sonra depar atıp ofsaydı bozdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barça TV’de bir program vardı (belki hala vardır), A Takım oyuncuları bazen gençlerle antrenman yapardı. Onlardan birinde Puyol, kendisine pozisyon savunması öğrettiği çocuğa şöyle bir şey demişti: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;“Rakibin karşısında her zaman ayakta kal, onu açısını kaybetmeye zorla. Sadece topu kesin alacağına inandığın zaman yatarak müdahale yap!”&lt;/span&gt; Toraman, stoperde olunca da “süpürücü ortasaha” gibi savunma yapıyor; o zaman dengeler şaşıyor tabi… Ama sonra gidip, golün geleceği faulü kazandırıyor; arada kafayı, gözü yarıyor, kızamıyorsun yine de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Defanstaki aksaklık, takımı hücum bazında da bozdu aslında. Kalkışılan ön baskılara destek verilmedi, orta sahanın çok gerisinde kaldı her zaman savunma hattı. Durum böyle olunca dönen toplar, Beşiktaş’ta kalmak yerine, gayet boş alanlarda Gaziantepli oyuncularla buluştu. Beşiktaş hem gol yeme ihtimalini hep cebinde tuttu, hem de uzun toplarla hücum yapmak zorunda kaldı böylelikle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o uzun toplar, genelde pozisyona dönüştü. Onun da nedeni, Almeida’nın gayet iyi sırtı dönük oyunuydu… Attığı goller dışında (ki o gollerde çok ekstra bir durum yok) sırf bu sebeple, maçın en iyilerinden biri oldu. Son maçlarda, asıl eleştiri odağı olmasını sağlayan “oyun içinde gözükmeme” sendromunu üstünden atıyor yavaş yavaş…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-IYhYc5V9dQQ/Tx8_RiPsyhI/AAAAAAAAC3Y/Garkw0-ucgU/s1600/fernan-ant.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 314px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-IYhYc5V9dQQ/Tx8_RiPsyhI/AAAAAAAAC3Y/Garkw0-ucgU/s400/fernan-ant.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701345223757318674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün Carlos Hoca’yı yine pek anlamadım. Gün geldi, takım komple durdu; hiç değişiklik yapmadı. Bugün geldi; takım ikinci yarıda bağıra bağıra maçı çevirirken, gitti metabolizmayı bozdu iki değişiklikle… Ve yine gün geldi, Simao üç kuruş top oynamazken sahada kaldı. Bugün geldi; adam Serdar Kurtuluş madenini bulmuş, harika bir de asist yapmışken kenara alındı… Necip'le pres seviyesini yükseltmek istedi herhalde ama yukarıdaki sebepler zaten buna pek izin vermiyordu. Üstüne bir de orta sahayı boşaltma pahasına, kapalı savunmada sıradanın altında oynadığı tescillenmiş Holosko hamlesi geldi. Zaten, gereksiz bir faul dışında hiçbir etki sağlamadı Filip. Oysa Ernst kalsa, son dakikalarda daha temiz bir baskı uygulanabilirdi&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Neyse ki sahada bir Fernandes gerçeği vardı yine. Oyunun kısa bir bölümünde kendini sola attı; bir pozisyon hazırladı, sonrasında asist yaptı. Zaten ilk golde de “asist öncesi pasın” sahibiydi… Sonrasında klasik,  nereye gideceğine havada karar veren duran toplar; sonuncusu gol. Ofsayt, faul, maul derken; Egemen’in şutuyla üst ağları sesini duymamız bir oldu. Zaten bir futbolsever olarak benim için “topun üst ağlarla buluşma anında çıkardığı ses”; para sesi, çocuk sesi ve su sesi kategorisindedir… Ayrıca kalenin fileleri olmasa; o topun Üsküdar'a kadar yolu varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet: Maç dönmesine dönerdi de, biraz zora sokuldu ve kabul etmek gerekirdi şansa döndü. Kalecinin sakatlanması falan… Her anlamda 100. yıldaki Kocaeli maçına benzedi; sonu da benzesin bari. Ayrıca, daha fazla gerilimli aylara girmeden Sivok’la sözleşme yapılsın; sonra da ölümsüzlük nehrine batırılsın, aşil tendonları da dahil. Bir de bu Veli'yi 750 bin'e bırakmıştı Rapid Wien değil mi? Şimdi geri almaya kalksalar; Rapid Wien'in, Rapid'ini falan vermeleri lazım sanırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-8244743439102675188?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/8244743439102675188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=8244743439102675188&amp;isPopup=true' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8244743439102675188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8244743439102675188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/ust-aglarn-sesi.html' title='Üst Ağların Sesi'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ziIEpaaygCw/Tx8_K20BS-I/AAAAAAAAC3M/7_HHWjAmYU0/s72-c/gol-3ant.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-25029205244756361</id><published>2012-01-22T19:40:00.003+02:00</published><updated>2012-01-22T21:28:45.284+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Futbolu'/><title type='text'>Ege’nin İncileri</title><content type='html'>Bugün Ege Kupası’nın finali vardı, son yıllarda olduğu gibi yine Fransa kazandı. Zaten U16’ya kadar Fransa, sonrasında Almanya’dan çekiyor genç milli takımlar… Ancak şunu söylemek gerekir ki; hem oyun hem de gol pozisyonu bazında Türkiye U16 takımı çok daha baskındı maçta. Yakalanan birçok pozisyondan sadece biri gol oldu; Beşiktaş U17’sinin Gilardino’su Furkan Yaman, nefis bir kafa golü attı. Sonrasında pek net olmayan penaltıyla maç 1-1’e geldi, oradan penaltılara kaldı; adamların hepsi bu konuda Mendieta çıkınca, kupa Fransa’ya gitti.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-qgcSAXyo3io/TxxKaEDMHkI/AAAAAAAAC20/gJnxB2keG_M/s1600/fransau16.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-qgcSAXyo3io/TxxKaEDMHkI/AAAAAAAAC20/gJnxB2keG_M/s400/fransau16.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700513039968378434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İlginçtir, Türkiye U16 takımında sıradan denecek hiçbir oyuncu yoktu açıkçası. Ancak fazlaca öne çıkan bazı isimler vardı… Mesela iki Ege’li; Turgutluspor’un alt yapısındaki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İsmail Köse &lt;/span&gt;ve Altay’lı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Safa Altuntaş&lt;/span&gt;… İsmail, topla uzayıp giden kanat oyuncusu modeli. Maçta çok rahat driplingler yaptı, çoğunlukla faulle durduruldu. İçe kat edip, derin paslar denedi sıklıkla. Hem teknik hem de oyun zekası bazında oldukça umut vaat ediyor. Gayet de atletik bir oyuncu… Beşiktaşlı Kadir Arı da Manisalı, bu da… Türkiye’nin Afrika’sı orası sanırım bu konuda. Kadir Nazilli alt yapısından Beşiktaş’a kazandırılmıştı sanırım, aynı yol İsmail’de de izlenebilir. Adet yerini bulsun diye, arayıp Kadir’den Beşiktaş’ı da sorabilir gerekirse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safa, fizik olarak Fransız oyuncuların arasında sırıtmayan tek Türk’tü belki de sahada. Hem pozisyon bilgisi hem de fiziğiyle ceza sahasını doldurdu. Maçın sonlarında bir pozisyon yaşandı; Fransa az adamla yakalarken, top kanatta atıl bir alana düştü. O an Safa, topa gitmek yerine pozisyonunu bırakmadı ve bir başka arkadaşına “sen bas” işareti yaptı… Burada da, “taktik savunma zekası” bazında puanımı aldı diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İbrahim Serdar&lt;/span&gt;… Fenerbahçe alt yapısında oynuyor ve belki de bu kuşağın en potansiyel oyuncusu. Ramires gibi; zayıf görünse de çok sağlam, sahada krampon izini bırakmadığı yer kalmayan bir çocuk. Çok efor sarf edip, yürüttüğü hücumlarda bile topu ayağından gayet isabetli çıkarıyor. Ve önemlisi sürekli oyunun içinde; 50 saniye adı duyulmasın, “başına bir şey mi geldi acaba” diye merak ettirir.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VpQMMJPS9Sc/TxxKoSrCA4I/AAAAAAAAC3A/-hVOSHaH0EY/s1600/turkiyeu16.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-VpQMMJPS9Sc/TxxKoSrCA4I/AAAAAAAAC3A/-hVOSHaH0EY/s400/turkiyeu16.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700513284411753346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sahadaki tek Beşiktaşlı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Furkan Yaman&lt;/span&gt;’a gelince; turnuvada sürekli yaptığı gibi, yine girer girmez golünü attı. Zaten kendi yaş kategorisinde, sürekli 20 gol üstünde istatistik sağlayan bir oyuncudur. Gol atmak işidir, bakkala git desen daha zor gelir… Direkt gole gitme ve boy olarak uzun olmamasına rağmen, net kafa şutları çıkarabilmesi onu bir nebze Gilardino yapıyor. Bugün de o model bir gol attı, daha fazlasını da atabilirdi. Batuhan’ın biraz gerisinde ikinci forvet gibi oynamasına rağmen, gole hep yakın oldu. Epey kaçırdı… Bursalı Batuhan da, Crouch gibi ince ve uzun bir santrafor. Ayağına da hakim, nitekim penaltıyı 90’a attı; 89’a değil… Bir iki seneye kalmaz, Ertuğrul Sağlam onu 90+’da ceza sahasına atar, Ömer Erdoğan uygulaması gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, oyuncuların hepsi öne çıkıyor aslında; genelde iyiler. Ama en dikkat çeken oyuncular bunlardı. İzlemesi zevkli bir takımdı, bize güzel bir Pazar öğleni sağladılar. Yolları açık olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-25029205244756361?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/25029205244756361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=25029205244756361&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/25029205244756361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/25029205244756361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/egenin-incileri.html' title='Ege’nin İncileri'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-qgcSAXyo3io/TxxKaEDMHkI/AAAAAAAAC20/gJnxB2keG_M/s72-c/fransau16.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5038567206566143526</id><published>2012-01-21T01:33:00.012+02:00</published><updated>2012-01-21T10:32:50.173+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Kaldırımdaki Üç Puan</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wL5Rsk5R83k/Txn6gVAkYzI/AAAAAAAAC2Q/YWQkjYQlTII/s1600/hugo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-wL5Rsk5R83k/Txn6gVAkYzI/AAAAAAAAC2Q/YWQkjYQlTII/s400/hugo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699862236716360498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine bir deplasman maçında şalteri indirmiş Beşiktaş, yine silik oyun sebebiyle ceza sahasında yaşanan ibretlik karambollar, yine ufukta Almeida’nın gözüktüğü, kaleden uzak kalınmış bir takım düzeni… Normalde bu tümce, “yine bir puan kaybı…” sözüyle biterdi; ancak her alandaki şans faktörleri lehe işledi Beşiktaş adına ve piyangodan bir galibiyet alındı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yarıda ara-ara kısa ve net paslarla kaleye yaklaşıyordu Beşiktaş ancak son vuruşlar, daha çok “degajman” tadında olunca; gol ihtimali epey uzakta duruyordu, duran toplar hariç tabi. Orası artık, kolanın üstünde yazan “soğuk içiniz” ibaresi gibi bir şey. Bir değişmez… Antalya ise, Hilbert sonrası Egemen’den de muaf olmuş ve dengesizleşmiş Beşiktaş savunmasının arkasına sarkıp duruyordu. Ancak bunlardan gol çıkarılamadı, çıkan da sayılmadı zaten… O an kademeye giremeyen Ekoko’nun; kenardan destur çekip, yan hakemin gözüne perde indirmiş olma ihtimali yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarıda ise, şahsım adıma bir ilke tanıklık ettim. Desteksiz, bireysel bir santrafor baskısından (kısacası: Nobre presi) ekmek çıktı; daha doğrusu Almeida ekmeğini taştan çıkardı… O Almeida, ikinci golde de kendisini “maçın adamı” yapacak asiste imza attı. Hani, bazen “orta saha oynasın” derken bu paslarını ve şutlarını temel alıyordum; onlardan biri geldi. Fernandes, o pası en şahane şekilde asiste çevirdi. İlk bakışta sanki top keşmekeşten öyle önünde kalmış da geçmiş gibi bir görüntü vardı; oysa kaleciye hiç dokundurmamış bile. Direkt organlarının arasından geçmiş Fernandes kaleciyi çalımlarken…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-zf82YrX6zRA/Txn63Lsc6FI/AAAAAAAAC2o/uWQzJWsGDQw/s1600/ekoko.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-zf82YrX6zRA/Txn63Lsc6FI/AAAAAAAAC2o/uWQzJWsGDQw/s400/ekoko.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699862629353056338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında bu golün dışında seyirlik bir şey yoktu; gerisi vasat bir komedi-spor filmi gibiydi, sonu da çok saçma bitti zaten… Maç 2-0’ken, arkadaşın biri kendini attırdı. Neyse, reflekstir olur öyle şeyler diyelim; hele de söz konusu panikatak’ımsı bir insan, yani İsmail olunca… Gaziantepspor’a karşı solbekin kim olacağı soru işareti. Ancak şöyle bir şey var; Carvalhal, Schuster’den ziyade biraz Mustafa Denizli vari bir adam. Yani “o mevkinin adamı olsun, isterse 18 yaşında olsun” mantığından ziyade, kendi güvendiği isimlerden bir şekilde takım çıkarmaya meyillidir.  Yani Tanju değil, Ekrem oynar solda; Toraman sağa geçer. Ki Tanju’dan da çok bir beklentim yok aslında… Şahsi fikrim biraz tuhaf; bence en ideal sol bek alternatifi Edu’dur şu konumda. Pozisyon almayı gayet iyi beceriyor, fiziği ve geri koşuları yerinde, tipik Alman ekolüne sahip bir oyuncudur pasaportunda Brezilyalı yazsa da… Yani Hilbert gibi, Hamit gibi; o da gerekirse arkada oynar. Zaten küçükken stoperde de takılmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, bugün belki de kendisine kısmet olacak üç puanı, yan hakemle çarpışarak kaldırıma düşürdü Antalyaspor. Beşiktaş’ta bunu ilk fark eden Almeida oldu, hafiften bir tekme atıp kenara itti, çaktırmadan etrafına baktı ve indirdi… Maçın özeti budur. İçe sinip, sinmeme konusunda ise; sene sonunda “hakem hatalarıyla alınan puanlar, kaybedilen puanlar” bilançosu tutulmadığına göre, yapılacak bir şey yok diyip geçmek lazım sanki. Ki bu tip hatalar bariz skoru değiştirse de, asıl can alıcı hakem sorunları değildir. Benim için, lehte veya aleyte bariz şekilde 'takdir hakkı dengesizliği' can sıkıcıdır. Çünkü o bir hata değildir, seçimdir... Tabi sene sonunda Beşiktaş olur da şampiyon olursa, o resim unutulmaz; orası ayrı konu. Quaresma’ya açılan pankartın resmini değiştirip, Hilbert’e adayarak “Nerdesin olm sen? Özledik seni…” diyerek sözlerimi noktalıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5038567206566143526?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5038567206566143526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5038567206566143526&amp;isPopup=true' title='34 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5038567206566143526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5038567206566143526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/kaldrmdaki-uc-puan.html' title='Kaldırımdaki Üç Puan'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-wL5Rsk5R83k/Txn6gVAkYzI/AAAAAAAAC2Q/YWQkjYQlTII/s72-c/hugo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>34</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-769519976263212987</id><published>2012-01-16T00:03:00.005+02:00</published><updated>2012-01-16T00:28:51.050+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Almeida, Edu’nun Sol Köşesi, 13. Adam</title><content type='html'>Hilbert’ten sonra Sivok’un sakatlığı, “pozisyon bilgisiyle” öne çıkan savunmacı sayısı sıfıra inmişti Beşiktaş’ta. Hatta bu konuda en öne çıkan oyuncu İsmail’di, öyle garip bir hal vardı… Bugün iki kere çok kritik ters kademe aldı. İlginçtir, kağıt üzerinde ‘hücumcu bek’ ama uzun zamandır savunma katkıları, ofansif katkılarının önüne geçmiş durumda… Egemen ise cengaverliği ve müthiş önsezileriyle söz sahibi olan bir stoperdir, bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç oldu bu özeliklerine… Ve yanında onu tamamlayan birileri yoktu. Normalde ‘taktik savunma yapan stoper – cengaver stoper’ ikilisi ideal olandır; Sivok – Egemen tandeminin güzelliği buydu…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-SVYrRCvsOag/TxNNRZpbfBI/AAAAAAAAC14/tS5TOBhLcTA/s1600/neco-hugo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 284px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-SVYrRCvsOag/TxNNRZpbfBI/AAAAAAAAC14/tS5TOBhLcTA/s400/neco-hugo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5697982914891578386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bursaspor da, şampiyon olduğu seneden itibaren “fast-break vari” hücum aksiyonlarıyla bilinen bir takım. Haliyle Beşiktaş, Dinamo Kiev deplasmanından bu yana; ilk kez bu kadar gol tehlikesini bir arada gördü. Üstelik Ernst erkenden sarı kartını cebine koymuş, Fernandes ise uzun zaman sonra “vasat performans” seçeneğini kullanır haldeydi. Bu kadar tersliğin arasında, Beşiktaş kazanmayı başardı. “Kötüyken kazanmak” pek Beşiktaş âdeti değildi oysa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu galibiyette ilk faktör, Carvalhal’in bozulan Simao ezberiydi. Savunma zaten pek güvenli değilken, Simao’yla başlanmış bir takımın topsuz oyunu iyice dengesizleşe bilirdi. Neyse ki 11’de Necip’in adı da yazılıydı ve pres gücü bir nebze artmış oldu. Zaten ilk gol öncesi, Necip resmen 8 ayakla birden rakibine bastı, o top oradan çıkmadı ve mükemmel bir asiste dönüştü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer faktörler ise, sahaya adım atan tüm forvetlerin net skor katkısı sağlamasıydı. Almeida attığı ve yine başka bir arka direk koşuşuyla kazandırdığı gol dışında, Egemen’le girdiği “kafa verkaçında” olduğu gibi faydalı işler yaptı. Şahsım adıma, bir forveti ya da her hangi bir oyuncuyu; kaçırdığı goller üzerinden hedef almam. Almeida’daki asıl rahatsız edici şeyler; vurdumduymazlık, arzusuzluk, “yenmesek de olur ya…”  gibi durumlardı. Bugün direkle kaleci arasına uçar vaziyette ve sakatlanma pahasına giderek, bu tabusunu yıktı diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edu, yine sihirli köşesinden “Pancu’msu” bir gol attı… İşin Pancu kısmı, tam ihtiyaç olan dakikada gelen “cevap golü” niteliği taşımasıydı. Sol çapraz; şutu için en ideal bölge sanırım, oradan kötü giden şutu yok neredeyse. Üst &amp;amp; dış vuruşlarında oldukça başarılı… Klasik futbolun temel doğrularını yaparak, yine elinden geldiğince ve pili bitine kadar katkı sağladı.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-rQtBXBvhSUM/TxNNYVf5CXI/AAAAAAAAC2E/oUGzJLAFlYg/s1600/eduu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 302px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-rQtBXBvhSUM/TxNNYVf5CXI/AAAAAAAAC2E/oUGzJLAFlYg/s400/eduu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5697983034036914546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün '13. adam' Mustafa Pektemek, yine fişi çekti; yine kriz halindeki takımına stres tasarrufu sağladı… Golü yine klasik “sakinliğin” getirisi, ancak asıl güzel tarafı ondan öncesiydi. Atağı en baştan yönetti, topa kendisi gibi hamle yapan Fernandes’e “bi’ dur” işaretini yaptıktan sonra, onun boş pozisyonda topla buluşmasını sağladı. Ve sonrasında her doğuştan golcü gibi, tekrar ceza sahası içersine koşarak (üstelik tehlikeli giden ortanın tekrar oyuna dönme ihtimali zayıfken) “bir ekmek çıkarır mıyım?” dedi ve çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, özellikle ikinci yarıda "TFF Beşiktaş'ın oyuncu değiştirme hakkını 1'e mi düşürdü?" diye düşündüm sıklıkla. Yine hamleler biraz geç ve aslında tam olarak doğru gelmedi. Orta saha top tutamazken, Simao yerine Alves hamlesi daha doğru olurdu sanki... 3. golün asisti kendisinden gelmesine rağmen, çok kritik top kayıpları yaptı Simao yine. Hani 5 dakika içinde, maçın kötülerinden olmayı başardı. Rüştü de, “çizgi tuttum hocam…” diyip, sonrasında topu hafiften içeri sokarak bir ilke imza attı. 30 senedir önünde durduğun kale çizgisini bir zahmet ezberle be abi… Kupa maçında sıcak tutma babında Rüştü tercihi tamam da, bugün Cenk’in yokluğunu pek anlayamadım. İlk 11’de tek anlayamadığım nokta oydu. Velhasıl, galibiyet güzel… Hilbert, Sivok, yetmiyormuş gibi bir de Egemen’siz bir Anlatya deplasmanı… Sanırım, yine oraya-buraya giden bir maç izleyeceğiz; sonunda yine “galibiyet güzel” dedirtmesi dileğiyle. Oyundan çıktıktan sonra, bileğinin şişlikten baldır hizasına geldiği görülen Necip iyileşse bari…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-769519976263212987?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/769519976263212987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=769519976263212987&amp;isPopup=true' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/769519976263212987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/769519976263212987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/almeida-edunun-sol-kosesi-13-adam.html' title='Almeida, Edu’nun Sol Köşesi, 13. Adam'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-SVYrRCvsOag/TxNNRZpbfBI/AAAAAAAAC14/tS5TOBhLcTA/s72-c/neco-hugo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-88058571639818646</id><published>2012-01-12T01:10:00.009+02:00</published><updated>2012-01-12T04:20:11.630+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Burası Kapalı</title><content type='html'>101. yılda kapalı tribününün yerini localar ve pahalı koltuklar almış; klasik atmosferden uzaklaşılmış, sanki başka bir Beşiktaş yaşıyor gibi olmuştuk. Ta ki, bir Ankaragücü maçında başlıkta yazılan tezahüratın duyulmasına kadar, "burası kapalı, herkes ayağa!"... Manası derindi: “Kombineye 1 milyar vermiş olabilirsin (alt tribünün fiyatı buydu sanırım), hatta daha önce burada maç izlememiş de olabilirsin… Ama buradaysan, kapalı tribün taraftarı gibi davranacaksın!” Çok büyük etki yapmıştı bu durum, hatta sahaya da yansımış; Sinan Kaloğlu’nun ender gelişen gollerinden birine tanıklık etmiştik…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-C-sxaOtqiAc/Tw4XjE_fZCI/AAAAAAAAC1s/FA4VFz4HncU/s1600/besiktask.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 361px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-C-sxaOtqiAc/Tw4XjE_fZCI/AAAAAAAAC1s/FA4VFz4HncU/s400/besiktask.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696516470073156642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sonrasında, başka konularda da kullanılabilecek bir mottoya dönüştü o slogan. Ama bu akşam gerçek anlamını bir kez daha hatırladık. Üçlüden sonra “hiç bir şeyle değişilmez!” diye söze giren Beşiktaşlı kadınlardan, “şimdi sıkılıp susacaklar” diye beklerken; 85’deki gün doğdu’ya, hatta “90+ Beşiktaş stresi” yaşanırken bile çığlık yerine “ıslık, yuhalama” tepkilerine varıncaya kadar net bir kapalı performansı dinledik… Hiçbir şey atlanmadı, bütün tezahüratlar biliniyordu. Sadece tiz farkı vardı, ona da yapılacak bir şey yok zaten…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, futbolcunun sadece güzel hareketine tepki vardı, kimse ıslıklanmayacaktı; o farkları çok güzeldi... Açıkçası ben, küfürsüzlük farkı olmasını da beklerdim. Zira ilk yarıda biraz abartıldı; “sene sonuna kadar seyircisiz olsun da, hep biz gelelim” gibisinden hain planlar da sezmedim değil. Sahi, bizim “futbolu güzelleştirelim ordinaryüsleri” küfür için verilmiş “seyircisiz” maç cezasında küfür olunca, ne gibi bir tepki gösterdiler merak ettim… Bu kural çıkarken hoşnut olmadım pek, hem bu tiz farkından hem de ayrımcılıktan. Çünkü benim için insan da, futbol seyircisi de birdir. Kadın futbolsever de bazen küfreder, futbolu da ofsaydı da bilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu tabunun yıkılması adına iyi oldu. Kadınlara peşinen “sen futboldan çakmazsın” gibi gereksiz bir baskı vardı. Keza, şu ofsayt ve kadınlar meselesine de takığımdır… Sonuçta bizim için de edinilmiş bir statü değil, futbola ilgisiz adam da ofsayt nedir bilmez. Cinsiyetin değil, ilgi ve ilgisizliğin getirdiği bir durum bu… Yani gidip, tenisten zerre çakmadan, tenisi gayet iyi bilen bir kadınla maç izlesen, rezil olduğunla kalırsın. Tabi bu gibi peşin algılar biz erkekler içinde geçerli. Yemek yapmayı severim desen, “karı mısın?” derler genelde. Madem yemek olayı bu kadar itici bir iş; yeme de o zaman arkadaş, git damardan serumla beslen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, dünkü maçın ilgi noktası tribünlerdi; yazının da odağı bu konuyla alakalı oldu. Sahada bireysel anlamda merak uyandıran biri olmasa da, “takımsal bazda” ilginç varyeteler görülebilirdi. Ama 2. dakikada gelen, Holosko’nun 2007 model dalışı ve saçmalamalara rağmen, ceza sahasının karabalıklığının getirdiği gol, ilk yarıda izleyeceğimiz tek kayda değer pozisyon olacaktı… Kayseri maçından bu yana, ilk kez hatlarını bu kadar koparmış bir Beşiktaş vardı sahada. Muhtemelen ciddiyetsizlikten ileri geliyordu…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RxgK27VUN3w/Tw4XJD-zAuI/AAAAAAAAC1g/PkJmVwtr6nI/s1600/fernandes-frk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 328px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-RxgK27VUN3w/Tw4XJD-zAuI/AAAAAAAAC1g/PkJmVwtr6nI/s400/fernandes-frk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696516023125213922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fernandes hep şunu düşündürmüştür bana; “kornerden ve cephedeki serbest vuruşlardan istediği yere topu akula şekilde gönderen adam, nasıl olurda direkt frikiklerde başarısız olur?” Bugün klasik Del Piero frikiği attı, hani sağ ayaklılar için zor sayılacak açıdan nefis bir kesme… Ve maçın fişi, tabi ki çekilmedi. “This is İnönü!” gerçeği; düdük çalmadan maç bitmez… Son dakikadaki top içeri girse, hem sırtına bunca maç temposu binmiş adamlar 30 dakika daha oynayacak, hem de tribündeki kadınlar ve çocuklar gribal enfeksiyonla daha da bir omuz omuza olacaklardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördük ki, maça ideale yakın kadroyla çıkılması da pek risksiz bir iş değilmiş. Sanıyorum ki araştırmacı tarafıyla da bilinen Carlos, “Del Bosque gibi adam neden kovulmuş ki buradan?” diye ufak bir gezintiye çıkmış, çarpıcı sonuçla karşılaşmış… Gerçi, maç sonunda: “Sırf genç diye birine forma vermem, şeker dağıtmam! Hak eden oynar…” Gibisinden sözler etmiş. Haklılık payı yok değil. Ama kabul etmek gerekir ki, genç oyunculara azim aşılamak için bazen bu maçlarda şeker dağıtmak gerekebiliyor. Sonuçta al Atınç’ı, Muhammed’i, koy Braga maçına demiyoruz. Böyle maçlarda oynamayınca, hazır da olamazlar nihayetinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedeklerden kısa kısa: Sidnei’in hantallık durumu rahatsızlık verecek şekilde kötü… Kendi kontrol ettiği topu bile rakip alıyor. Holosko her zaman topu aldığında adamın içinden geçmeye çalışan bir adamdı. Ama bu onun ufak bir eksisi gibi kalıyordu artılarının yanında. En büyük artısı da maça olan odağı ve hırsıydı, bu duygularını aldırmış… Formasına asılan Erdinç’le birlikte ceza sahasına girip asist yapan Holosko, maalesef ortalıkta yok ve dönmeyecek gibi. Alves, internet icat olmadan bu topraklara gelseydi “ne topçu almışız be!” dedirtebilirdi. Del Solar falan, öyleydi mesela… Kendisinden bağımsız yaşananlar gözümüzün önünde cereyan ederken, onun futbolculuğuna odaklanamadık. Ama bu çocuğun topla ilişkisi çok iyi ve en önemlisi bir sonraki hamleyi, daha topla buluşmadan düşünen bir orta saha modeli gibi… Skoru koruma adına, “alsın topu takımında tutsun” babında oyuna atılacak ilk isim olabilir ileride… Üç numara saçla da daha bir topçuya benzemiş, kesinlikle çok daha sık süre almalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-88058571639818646?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/88058571639818646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=88058571639818646&amp;isPopup=true' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/88058571639818646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/88058571639818646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/buras-kapal.html' title='Burası Kapalı'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-C-sxaOtqiAc/Tw4XjE_fZCI/AAAAAAAAC1s/FA4VFz4HncU/s72-c/besiktask.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-1959534659492916817</id><published>2012-01-10T21:34:00.008+02:00</published><updated>2012-01-10T22:37:49.830+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş – Gaziantep BB</title><content type='html'>Bu tür maçlarda as oyuncu ağırlıklı takımla sahaya çıkılması, iki türlü risk faktörü oluşturur. İlki, kritik oyuncuların sakatlanma olasılığı. Diğeri ise, bir haftaya üç maçın sıkışacağı döneme girerken, as oyuncularının maç seçme durumları. Yani, yedek kalan oyuncular kendini ispat için oynayacakken; alenen kendini sakınması beklenen oyuncularla maç, skor anlamında da en az sakatlık konusunda olduğu kadar risk taşıyabilir… Geçen sezonun ilk Gaziantep BBSpor maçında hatırlayacağı üzere; Quaresma, Bobo, Nihat gibi o dönemin 11 oyuncuları sahadaydı… Hem maç kaybedildi, hem de Bobo ve Nihat. Her ikisi de, henüz o maçtan bir hafta önce Porto deplasmanında çok iyi oynamış, formaya ısınmışlarken; Beşiktaş’tan ayrılma sürecine o sakatlıklarla girmişlerdi…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-04xUJNYEyWk/TwyS_jhUz7I/AAAAAAAAC1I/U23x5lSB_dw/s1600/ant-antep.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 184px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-04xUJNYEyWk/TwyS_jhUz7I/AAAAAAAAC1I/U23x5lSB_dw/s400/ant-antep.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696089249281265586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;O nedenle yarın akşam; A2’ye yapılan transferler, A2 oyuncuları ve A Takım’dan ayrı düşmüş, sevgiye muhtaç insanlarla bir karma yapmak gerek. Hem de bizler için, daha izlenesi bir maça dönüşecektir; farklılık güzeldir… Antrenman fotoğraflarından sezdiğim kadarıyla, A Takım’la çalışan A2 oyuncuları şöyle: Mertcan, Atınç, Muhammed, Umut. A2’ye yapılan transferler: Tanju, Burak Kaplan, Mehmet Akyüz, Alves. A Takım’dan düşenler: Sidnei, Holosko. Muhammed hariç (son yarım saate saklamak daha mantıklı) adı geçenleri 11’e yazınca, bir sağbek ve bir ortasaha boşta kalıyor. Sağa, kikirdek kaptan Toraman’ı yazalım madem… Ortaya da gönül ister Hasan Türk yazılsın, ama pek ortalıkta yok gibi. O nedenle son zamanda yedek kalan Necip, bu maç 11 oynayıp temposunu arttırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul etmek gerekir ki güzel bir takım dağımı oldu. Mevcut sistem, ideal takımın da düzeni olabilir Quaresma’nın dönüşüyle. 4-3-3 kırması, 4-3-1-2 diyebiliriz buna. Toplu oyunda çift forvet ve delici bir merkezi oyuncuya sahip, topsuz oyunda forvetlerin kanat savunması yapmasıyla 4-6-0’a dönebilen bir sistem… Mesela idealde; bu hücum üçlüsü Pektemek – Quaresma – Edu olabilir…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-u0-SMDSmOsk/TwyTRxhiE6I/AAAAAAAAC1U/zpXAGpvNuS8/s1600/BJK-GBB%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-u0-SMDSmOsk/TwyTRxhiE6I/AAAAAAAAC1U/zpXAGpvNuS8/s400/BJK-GBB%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696089562277876642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Mertcan da sakatlıktan yeni çıkmış aslında; Ekrem bekte, Toraman ortada gibi bir 11'de çıkabilir. Akyüz ve Holosko; tempo, hız, koşu devamlılığı olarak bu sisteme gayet uygunlar. Keza, Burak gibi şutuna ve tekniğine güvenen bir isim için de, en ideal yer merkezdir. Görüntüde defansif bir takım görüntüsü verse de, ortasahanın önde baskı uygulayıp, dönen topları aldığı bir ortamda; özellikle G.Antep BBSpor gibi takımlara karşı oldukça çözümsüz bir takıma dönüşebilir Beşiktaş. Beklerin de; kazandıkları topu gelişi güzel orta yerine, basit paslarla takımında bırakmaları yeterli birer hücum katkısı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın tribünler farklı olacak... Son dönemde kadınların futbola ilgisi ilgiden de öteye geçti, gayet de anlıyorlar artık bu işten. Hem çevremdekilerden (bir kız arkadaşım, Sivok'un dan-dun oynamasından rahatsızdı mesela) hem de twitterdaki muhabbetlerden gördüğüm bu... Yarın havalardan çekinilmez de, tribün dolarsa; ben iyi bir futbol seyircisi göreceğimizi düşünüyorum. Elbette tezahurat gibi bir işe girişilmemeli, sahadaki güzel hareketlere güzel tepkiler yeterli olur. Özellikle çığlık seviyesi biraz düşük tutulsa iyi olur...  Takımda da en az tribünlerde olacağı kadar “farklılık” beklemekteyim. Ve de, Muhammed’in ilk kez İnönü çimlerine ayak basmasını… Mesela Burak’ın yazıldığı bölge, şuan ki fiziki durumu itibariyle de en uygun yerdir onun için. Ara paslarıyla tanışma vakti geldi sanırım artık…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-1959534659492916817?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/1959534659492916817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=1959534659492916817&amp;isPopup=true' title='32 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/1959534659492916817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/1959534659492916817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/mac-oncesi-besiktas-gaziantep-bb.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş – Gaziantep BB'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-04xUJNYEyWk/TwyS_jhUz7I/AAAAAAAAC1I/U23x5lSB_dw/s72-c/ant-antep.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>32</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-43667237841370848</id><published>2012-01-09T03:33:00.005+02:00</published><updated>2012-01-09T04:36:28.628+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Gerçekler</title><content type='html'>Beşiktaşlı oyuncuların genel olarak, şu aralar taraftarlarının topladığı paralarla geçinmeye çalışan rakibinin %10’u kadar maça ilgi duymadığı bir gerçek. Bu durum daha ilk 5 dakikada belli etmişti kendini… Aynı zamanda Carlos’un, maçı getirme çabasında olmadığı da bir gerçekti. Öyle olsa, nizamiye nöbeti tutan iri arkadaş yerine, gol atma şansını en kötü gününde bile cebinde tutan Pektemek kenara alınmazdı. Yani bu maçı ne takım (Fernandes'i biraz ayrı tutabiliriz) hak etti, ne de Carlos. Onu bir kenara yazalım… &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YgTG3pH51c8/TwpEKBtZWsI/AAAAAAAAC0w/I5YfZiDGjus/s1600/fern.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 384px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-YgTG3pH51c8/TwpEKBtZWsI/AAAAAAAAC0w/I5YfZiDGjus/s400/fern.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5695439617811634882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ancak asıl üzerinde durulması gereken ve Beşiktaş’ın giden iki puanından ziyade, geleceğini ilgilendiren daha çarpıcı gerçekler var… Almeida tam arafta kalmış bir santrafor. Zaten hızlı ama çevik olmayan ve hareketsiz bir oyuncu olduğu belliydi. Ancak fizik olarak da insanları kandırdığı gün be gün oraya çıkıyor… Bir santrafor hareketsiz olur, ortalıkta gözükmez; ama fiziğiyle rakip stoperleri linç eder, hava toplarında bela olur… Almeida o model bir oyuncu da değil. Ohen gibi, havadan &amp;amp; yerden 40 dakikada bir yakaladığı topu içeriye atma potansiyeline sahip net bir golcü de değil… Üstlüne üstlük, vurdumduymazlık da söz konusu…  Kendisinden 40 metre uzaktaki topa da tepkisi aynı, 40 santim önündeki topa da tepkisi (daha doğrusu tepkisizliği) aynı. Piyasa halen Almeida gerçeğinin farkında değilken, elden çıkarmak gerek. Yerine gelen olmasa da olur, olsa iyi olur tabi… Sonuçta borçları kapamanın en iyi yolu gelirleri arttırmaktır. Gelir denince de akla Şampiyonlar Ligi gelir, şampiyonluk denince ise "tartışmasız santrafor" gerçeği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simao’nun sahaya kaptan çıkmasıyla irrite oldum, ona değil tabi; bu onun suçu değil. Bu iş bu kadar ucuzlaştırılmamalı. Neye göre veriyoruz bu pazubandı, bayram şekeri gibi bazen niye başkanın cebinden çıkar? Belli değil… Ancak bir de sahadaki gerçek var. Bugün çok silikti, sakatlıktan çıkmış olmasının verdiği bir mazereti vardır elbet. Ancak ideal kadroda Quaresma’nın yedeği olması, futbolun net bir gerçeğiyken; üstelik sezon başından bu yana takıma direkt katkı sağladığı maç çok az iken, kulüp de faturalı hatlardan kontörlüye geçecek kadar dar boğazdaysa, böyle bir oyuncuyu tutma lüksü var mı acaba? Almeida ve Simao’nun yıllık 5 milyon Euro aldığı yerde, fotokopiden kısmak biraz tuhaf kaçmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma’nın alternatifi olarak Burak Kaplan yeterli olur. Ki bugün 11’de o başlasa, top taşıma ihalesi Pektemek’e kalmayacaktı. Pektemek’in bugün kenar forvetteki kötü izlenimi buradan kaynaklandı biraz da; takımda delicilik rolünü üstlendi Simao’nun bitik halleri sebebiyle… Tabi ki en ideal yeri merkezdir, mevcut kadroda da orası için ilk adaydır her şeye rağmen. En azından, ayağına hiç top değmediği bir maçta bile “gol atar” umudunu yaşatıyor insana… Santrafor alternatifi olarak da, batan gemiden şu Ergin Keleş alınsa; o bile götürür. Bugün sırtı dönük oyunu muazzam oynadı…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-A8k50eDn1wM/TwpERDD3crI/AAAAAAAAC08/cBOTcOtOVl4/s1600/sim.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 332px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-A8k50eDn1wM/TwpERDD3crI/AAAAAAAAC08/cBOTcOtOVl4/s400/sim.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5695439738433401522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;“Topun kaybedildiği yere pres” olayı sadece İnönü’ye özgü bir durum olmaya başladı. Deplasmanlarda her zaman Manisa’da olduğu gibi “bekle ve vur” taktiği pek işlemeyebiliyor. Ama maça hangi strateji ile başlandıysa, öyle gidiyor. Carlos Carvalhal’le Beşiktaş, takım olma bazında çok önemli yol kat etti. Ama halen “maç içi dokunmalarda” eksiklik söz konusu… Kötü giden hiçbir maçta vites attıramadı Beşiktaş. Geriye düşülen maçların ikisi kazanıldı. Birisi Bursa; kabul etmek gerekir ki piyango bir galibiyetti. Diğeri ise Stoke City; o maçta da takım zaten iyi oynuyordu, değişen şey giren toplar olmuştu. Carlos’la, “kolay kolay geriye düşmeyen Beşiktaş” oluşumu ne kadar bir artıysa, geri düşülen ya da açılamayan maçların gelme ihtimalindeki düşüklük, bir o kadar eksi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de severiz kendisini. Şu maçtan sonra; Guti’ye, bir zamanlar Fernandes’e, şimdilerde Holosko’ya “haklı olarak” yapılan muameleyi, başkalarına yapılırken de görürsek, bu kayba daha az kızarız. Bir de Gaziantep Belediye maçında; Hasan Türk’ü, az biraz Erkut’u, Muhammed’i falan izlesek; Ankaragücü maçını unuturuz bile…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-43667237841370848?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/43667237841370848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=43667237841370848&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/43667237841370848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/43667237841370848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/gercekler.html' title='Gerçekler'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-YgTG3pH51c8/TwpEKBtZWsI/AAAAAAAAC0w/I5YfZiDGjus/s72-c/fern.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-6908388396159894526</id><published>2012-01-07T16:25:00.008+02:00</published><updated>2012-01-08T15:03:56.142+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Ankaragücü – Beşiktaş</title><content type='html'>Beşiktaş 16 maçlık koca periyotta, ikinci kez defans 4’lüsü bozulmuş şekilde sahaya çıkacak. Onlardan ilki Samsun deplasmanıydı hatırlanacağı üzere, sakat Sivok’un yerinde Sidnei vardı. Bu kez Hilbert yok, üstelik bu durum 6-7 maçlık döneme de yayılacak gözüküyor. Bu ve bundan sonra Carvalhal’in akılını en çok kurcalayan şey de bu olacak…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-XxA1z05FBhU/TwhV4_AnaFI/AAAAAAAAC0Y/2ueGswOmTWk/s1600/ant1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-XxA1z05FBhU/TwhV4_AnaFI/AAAAAAAAC0Y/2ueGswOmTWk/s400/ant1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694896166285043794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şu “sınırlı, ama sınırsız yabancı” kontenjanının bariz bir güzelliği var aslında. O da, genç yabancı oyunculara yatırım yapabilme olanağıdır. Eskiden sınırlı sayıda oyuncuyla sözleşme yapılırken, bu durum ütopya kaçıyordu. Ama artık öyle değil… Mesela sağbek ve savunma önü ortasahası bölgesinde; hali hazırda yabancı oynuyor Beşiktaş 11’inde. Onların alternatifleri de yabancı olabilir, üstelik net bir yerli yedeği yokken… Mesela İsmail’in yedeği yabancı olursa, saçma olurdu; ama Hilbert için öyle bir durum söz konusu değil. Bizim ülkemizde zorlasan Mesut Özil’lerden seri üretim bile yapılabilir, ama bir Lichtsteiner bulmak daha zordur… Çoğu Avrupa ülkesinde ise tam tersi; mesela Danimarka’nın sıradan bir takımının antrenmanına git, sağdan bindiren bir çocuğu yakala, koy Beşiktaş’ta Pazartesi sağbek alternatifi olarak başlasın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim odur ki; iyi bir gözlemci ekibi olsaydı, 2-3 aylık bir taramada bile gayet makul fiyatla, Hilbert’e genç bir alternatif bulunabilirdi. Biz de birazdan soracağımız “Ekrem mi, Toraman mı?” sorusunu sormazdık. Üstelik, Hilbert’in olası Avrupa çıkışında da (böyle giderse hiç sürpriz olmaz) alternatifi yine hazır olur, menajerlerin eline peçeteye yazılmış bir sağbek notu vermezdik…&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Neyse, gerçeklere dönecek olursak; normal şartlarda böyle durumlarda Toraman oynasın derdim… Ancak, son iki maçtaki Beşiktaş, Ekrem’i de sağbekte kaldırabileceğe benziyor… Çünkü genellikle topun olduğu yere baskı olduğundan, kaleden uzak kalınıyor. Böylece Ekrem’i de tehlikeli bölgeden uzak tutmuş, aynı zamanda onun geriden olumlu pas yeteneğinden faydalanmış olur Beşiktaş; şayet öyle bir tercih yapılacaksa… Prese odaklı yapıya Ekrem daha uyumlu olur gibi, böylece takım da bütünlülüğünü kaybetmemiş olur. Toraman ise daha kuvvetli, hem ikili mücadele hem de ters kademelerde daha sağlıklı seçim… Oyundaki strateji, sağbek seçiminde direk etkili olacaktır. Rakip zor durumdaki Ankaragücü olunca, yine baskı yapan bir Beşiktaş’ın sahada olacağını ve sağbeke Ekrem’in yazılacağını tahmin ediyorum.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mwzSC8ud-0g/TwhWHaFyByI/AAAAAAAAC0k/rWyMPhFejOI/s1600/ankbjk%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-mwzSC8ud-0g/TwhWHaFyByI/AAAAAAAAC0k/rWyMPhFejOI/s400/ankbjk%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694896414072637218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diğer bölgelerde de seçimler belirgin. Aslında Beşiktaş 11 değil, ilk 13’le sahaya çıkıyor… Belli bir noktadan sonra Necip ve Pektemek’in sahadaki varlıkları çok önemli. Veli bataryasını tüketene kadar sahada kalıyor, ardından Necip o bayrağı teslim alıyor… Pektemek ise, yedek kulübesinde 60-70 boyunca “golden sonra nasıl sevinsem acaba?” diye senaryolar kurup, oyuna girdikten sonra hayata geçiriyor… Sağbekin yerli olmasıyla Simao bu maça 11 başlar, Edu da yine tamamlayıcı rolde olacaktır hücum hattında. Belki Pektemek’e bir 11 sürprizi yaşatılabilir, belli de olmaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankaragücü’nde durumlar karışık. Gençler hem biraz onur, hem de vitrin maçlarına çıkacaklar kalan dönemde. İddaa’nın bile kabul görmediği deplasmandan kazanıp döndüler. Özellikle Ergin Keleş, ilginç bir hücumcu; Floccari, Tuncay karışımı bir şey, tam bir tek forvet… Beşiktaş bu ara “istim üstünde” deyiminin tanımını yapıyor, o nedenle pek sorun yaşayacağını sanmasam da; maç fazla kolay da geçmeyebilir. Yine banko en az bir duran top golü olur, orası kesin…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-6908388396159894526?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/6908388396159894526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=6908388396159894526&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6908388396159894526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6908388396159894526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/mac-oncesi-ankaragucu-besiktas.html' title='Maç Öncesi: Ankaragücü – Beşiktaş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-XxA1z05FBhU/TwhV4_AnaFI/AAAAAAAAC0Y/2ueGswOmTWk/s72-c/ant1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7376502516142050413</id><published>2012-01-04T23:47:00.010+02:00</published><updated>2012-01-05T00:44:15.504+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Kaleciyi Çalımlayan Forvet</title><content type='html'>Görünen o ki; sezon arasının kısa tutulması en çok Beşiktaş’a yarayacak… Takım, Karabük maçında bıraktığı her şeyi kaldığı yerden devam ettirdi; ilk 11’inden tutun da, maçın seyrine kadar… Yine topun kaybedildiği yere baskı yapılıyor, rakip direkt paslara zorlanıyordu. Top kazanımından sonra pas yapılarak aktif dinlenmeye geçiliyor; çok şık organize ataklar gelişebiliyordu… Hücumda da durum aynıydı; Hugo için günlerden yine Salıertesi’ydi… Ekrem ise, yine gole çok yakın olup aynı zamanda bir o kadar uzak kalmayı beceriyordu. Her şeye rağmen, hücumcular da dahil olmak üzere, takımın özverisi ve taktiksel futbolu seyre değerdi…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-_SH2X671OCQ/TwTJUKe58tI/AAAAAAAAC0A/MMZcDqlzi9g/s1600/sivok-C.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-_SH2X671OCQ/TwTJUKe58tI/AAAAAAAAC0A/MMZcDqlzi9g/s400/sivok-C.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693897177151697618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine de “iyi oynadık ama kazanamadık” adındaki Beşiktaş gerçeğiyle tanışmamak için, arada bir gol atmak lazımdı tabi… İhtiyaç gol olunca;  Jack Sparrow pusulası Mustafa Pektemek’i gösteriyordu haliyle. Aksi halde Beşiktaş’ın gol şansı yine büyük ölçüde duran toplara kalacaktı... Öyle de oldu; Fernandes bu sezon 7. duran top asistini yaparken, golün en çok yakıştığı stoper olan Sivok, kilidi açtı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ersun Yanal’la birlikte zaten savunmasını öne çıkaran Eskişehir, golden sonra iyice açılmaya başladı. Lakin Alper’in yokluğu, Beşiktaş baskısı altında topların rakip alana sağlıklı geçmemesini sağlıyordu. Hatta bu sebepten maçın sonlarında Tello ortasahanın gerisine kadar gelmeye başladı… Beşiktaş ise topun olduğu yere basmaya devam etti; pozisyon gerektirmedikçe savunma kendini arkaya atmadı. Zaten Hilbert sonrası, Ekrem’in sağbeke geçişiyle bunu yapmak elzem olacaktı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenardan “9 &amp;lt;-&amp;gt; 11” tabelası kalkana kadar; sahada alenen “kontra atak katliamı” başladı Beşiktaş adına… Neyse ki Carlos, oyuncu değiştirme hakkını bitirme pahasına Pektemek’i oyuna attı; o da yakaladığı ilk ve tek fırsatta maçın fişini çekti… Aslında gole kadar da, aldığı her topta “ben futbolcuyum” diyordu Pektemek… Keza, attığı golde de soğukkanlılık dersi verdi. Beşiktaş Oktay, hatta Feyyaz’dan beridir; fırsatı varken kaleciyi çalımlamayı düşünen bir forvet bulamamıştı; artık bulmuşa benziyor… Ufak bir detay, ama o iş “temiz golcülük” detayıdır… Aynı zamanda, gelecekte Beşiktaş’ın 1-0’ları daha sık 2-0 yapacağını müjdeleyen bir detaydır.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-NM4LMQ5Qw4c/TwTJj-oJmYI/AAAAAAAAC0M/z6aOAtmyZWc/s1600/hilbert-gol.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-NM4LMQ5Qw4c/TwTJj-oJmYI/AAAAAAAAC0M/z6aOAtmyZWc/s400/hilbert-gol.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693897448847153538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Asisti yapan Necip ve ondan önce “futbol zekasıyla” kanada açmak yerine merkeze topu aktaran Edu’ya da ayrı parantez. Keza, maçın en çalışkanı Ekrem Dağ’a da… Ernst’e de ara yaramış gözüküyordu, oldukça enerjikti; defans, Veli, Fernandes zaten bildiğiniz gibi, bıraktıkları yerden… Maçın en iyi şutuna, en iyi kurtarışla cevap veren Cenk; o kadar zorlu topları bile kenara çelmeyi öğrenmiş gözüküyor… Yıl olmuş 2012, artık Beşiktaş'ın tartışmasız bir "1. kalecisi" olmalı; o da Cenk'tir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir maç oldu, daha çok Beşiktaş adına. Özellikle hücum koşuların fazlalığı, umut verici. Keza golü getiren korner oluşurken; Ekrem çok kötü bir şut atmasına rağmen, o top gidip harika bir pasa dönüştü. Nedeni, içerideki oyuncu adedinin fazlalılığıydı... Bu ve önde pres olayı, Beşiktaş'ı çok farklı noktaa getirdi. Böyle galibiyetler, benim futbol anlayışıma göre ara ara alınan 7-0’lardan bile değerlidir. Ne oynadığını bilip, istediğini almak…Hilbert’in sakatlığı, tek can sıkıcı nokta. Umarım uzun süreli bir sorun değildir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right; font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Fotoğraflar: bjk.com.tr&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-7376502516142050413?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/7376502516142050413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=7376502516142050413&amp;isPopup=true' title='38 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7376502516142050413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7376502516142050413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/kaleciyi-calmlayan-forvet.html' title='Kaleciyi Çalımlayan Forvet'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-_SH2X671OCQ/TwTJUKe58tI/AAAAAAAAC0A/MMZcDqlzi9g/s72-c/sivok-C.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>38</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-6230117622413609322</id><published>2012-01-04T03:47:00.008+02:00</published><updated>2012-01-04T12:18:56.614+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş - Eskişehirspor</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.bjk.com.tr/media/photos/1325502955_e12779d19a1af73941b17033b6ea792c8618939_s3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 401px; height: 313px;" src="http://www.bjk.com.tr/media/photos/1325502955_e12779d19a1af73941b17033b6ea792c8618939_s3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Normalde zaman, “en çok eleştirilen adamların, Efes Cup’ta coşma” zamanıdır şu sıralar… Mesela, “ne zaman gönderilecek?” diye beklenen Ailton’un, çıkıp Werder Bremen’e hat-trick yapmışlığı vardı hatırlarsanız; öyle ilginç bir gelenek sürmekteydi… Hatta yine o turnuvada Veysel, “Carew’den iyi adam bu yahu!” dedirtmiştir… Evet, bildiğiniz Alişan model omzu düşük, yağız striker Veysel… Ondan sonra normal sezon kupa maçıyla başlar, yüksek ihtimalle elenirdik. Ocak’ta elenmesek, kuvvetle muhtemel kupayı alıyoruz zaten… O da ilginç bir gelenek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez direkt lig başlıyor, değişik bir deneyim yaşayacağız… Bir devre arasını transfersiz geçirdik ve yarın çıkacak 11’in minimum 9’unu biliyoruz; o da değişik bir durum… Bize de, havadan sudan konuşmak kalıyor haliyle. İstanbul’da havalar bir tuhaf; akşam 7-8 gibi dışarıda dolanırken arkadaşa “bugün biraz hava yumuşamış sanki…” dememden 3 dakika geçmeden iklim değişti, suratım dondu resmen… Neyse, ben en iyisi maça geçeyim harf israfına kaçmadan…&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;11’in 9’u belli dedik; haliyle iki soru işareti kalıyor geriye. Birincisi; dört orta saha kullanımının devam edilip, edilmeyeceği… Veli ve Necip sahada olacak mı, yoksa onlardan biri tıpkı Karabük maçında olduğu gibi kenarda tutulup; bir hücumcu eklentisi daha mı yapılacak? İkinci soru ise; o hücumu eklentisi yine, gole yakın ama bir o kadar da uzak olan gizli forvet Ekoko mu, yoksa iyileşen ve noel tatilini de buralarda geçiren Simao mu olacak? Bu durumda, hücumdaki yerli kim olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almeida’nın, Carlos’un gözünde ayrı bir yer işgal ettiği bir gerçek. Keza, Pektemek’i kenar forvette oynatmaktan ziyade; koltuktaki taze forvet olarak tutmayı daha fazla yeğlediği de bir gerçek… Bu durumda, tıpkı Karabük maçında olduğu gibi Edu faktörünün sahada olması şart gözüküyor. O maçta, direk hücum yönü kendi kanadıydı ve daha çok pas girişimlerinde izledik kendisini. Şayet bu maçta sağda Simao olursa, bu kez uzak direkteki gol girişimleri daha anlamlı olacaktır. Bu durumda da, kontenjandan sebep; Almeida'nın oturması, Pektemek'in oynaması icap eder. Ki bana fazlasıyla uyar... Ama Simao iyileşir iyileşmez, Pazartesi 11’de başlar mı? O da bir soru işareti… Sanırım yine en ideal düzene; Necip – Ernst – Fernandes ve Veli 4’lüsüyle varılır gibi gözüküyor. Hem Eskişehir’in sert bir takım oluşunu, hem Fernandes’in bu düzen içerinde daha da farklı oynadığını, hem de Almieda'nın kesik yemeyeceğini baz alırsak; en iyisi böyle sanki…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KAbHE4pnlW0/TwOv15MNIUI/AAAAAAAACz0/dJU7PH_CHaI/s1600/bjkeses%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-KAbHE4pnlW0/TwOv15MNIUI/AAAAAAAACz0/dJU7PH_CHaI/s400/bjkeses%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693587694346379586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İkinci yarıda klasik Pektemek hamlesinin dışında, Simao da formaya ısındırmaya başlanabilir. Madem Hasan Türk artık profesyonel, bu maçtan itibaren dilenişe başlayabilirim sanırım: Kadrodaki en ideal orta saha alternatifi Hasan Türk’tür, o yüzden ufaktan 18 yolları açılmalı. Gerekirse Edu’nun yerine at sola; takımın kontra şansını arttırsın. Gerekirse, Necip ya da Veli’den yorulanı varsa, sal orta sahaya… Alves’ten daha hazır olduğu su götürmez bir gerçek… İlginçtir, ara kısaydı ama bana sanki klasik devre arasıymış gibi uzun geldi… Bakalım, Beşiktaş’ta ne kadar şey kaldığı yerden devam edecek? İlk Es-Es maçı oldukça kötü geçmişti, bu kez tersi olması dileğiyle… İyi maçlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-6230117622413609322?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/6230117622413609322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=6230117622413609322&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6230117622413609322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6230117622413609322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/mac-oncesi-besiktas-eskisehirspor.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş - Eskişehirspor'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-KAbHE4pnlW0/TwOv15MNIUI/AAAAAAAACz0/dJU7PH_CHaI/s72-c/bjkeses%2Bcopy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-8288664324312404378</id><published>2012-01-04T01:35:00.014+02:00</published><updated>2012-01-04T12:01:11.612+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>İlk Yarıda Beşiktaş</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-DI3qwZOkLZc/TrMomfUhFjI/AAAAAAAACiI/VykZ9-F4xxU/s1600/ege-man.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 403px; height: 226px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-DI3qwZOkLZc/TrMomfUhFjI/AAAAAAAACiI/VykZ9-F4xxU/s1600/ege-man.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;En iyi gol: Mustafa Pektemek – Manisaspor&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;En anlamlı gol: Quaresma (2. golü) – Maccabi Tel Aviv&lt;br /&gt;En kritik gol: Egemen – Dinamo Kiev&lt;br /&gt;En “bardak, sehpa, sandalye kırdırtan” gol: Holosko – Bursaspor&lt;br /&gt;En “vay amk” golü: Edu – Stoke City&lt;br /&gt;En iyi şut golü: Simao – Fenerbahçe&lt;br /&gt;En iyi kafa golü: Mustafa Pektemek – Stoke City&lt;br /&gt;En yazık olan gol: Hilbert – Stoke City&lt;br /&gt;En iyi organize gol: Quaresma (1. golü) – Maccabi Tel Aviv&lt;br /&gt;En iyi kontra gol: Fernandes – Manisaspor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi asist: Quaresma’dan Almeida’ya – Maccabi Tel Aviv&lt;br /&gt;En iyi asist öncesi pas: Fernandes’ten, İsmail’e – Karabükspor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi maç: Beşiktaş – Fenerbahçe 2-2&lt;br /&gt;En iyi galibiyet: Beşiktaş – Stoke City 3-1&lt;br /&gt;En değerli galibiyet: Beşiktaş – Dinamo Kiev 1-0&lt;br /&gt;En iyi taktiksel galibiyet: Manisaspor - Beşiktaş 1-4&lt;br /&gt;En piyango galibiyet: Bursaspor - Beşiktaş 1-2&lt;br /&gt;En kritik galibiyet: Mersin – Beşiktaş 0-1 (Birçok şeyin başlangıcı)&lt;br /&gt;En hak edilen mağlubiyet: Beşiktaş – Kayserispor 0-2&lt;br /&gt;En hak edilmeyen mağlubiyet: Stoke City - Beşiktaş 2-1&lt;br /&gt;En hak edip, alınamayan galibiyet: Beşiktaş 0 - 0 Galatasaray&lt;br /&gt;En kötü Beşiktaş: Eskişehirspor - Beşiktaş 2-1 &amp;amp; Alania - Beşiktaş 2-0&lt;br /&gt;En kötü maç: Gaziantepspor – Beşiktaş 0-0&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi bireysel performans: Quaresma - 2. Maccabi maçı &amp;amp; Fernandes - 2. Stoke City maçı&lt;br /&gt;En iyi takım performansı: Beşiktaş - Dinamo Kiev &amp;amp; Beşiktaş - Stoke City&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi transfer: Egemen Korkmaz&lt;br /&gt;En iyi kazanım: Veli Kavlak &amp;amp; Mustafa Pektemek&lt;br /&gt;En iyi çıkış: Roberto Hilbert&lt;br /&gt;En iyi gelişim: İsmail Köybaşı&lt;br /&gt;En nirvanaya gidiş: Manuel Fernandes&lt;br /&gt;En kaptan: Tomas Sivok&lt;br /&gt;En saygı duyulası: Fabian Ernst&lt;br /&gt;En evlat: Necip Uysal&lt;br /&gt;En filozof: Cenk Gönen&lt;br /&gt;En iyi görsel efekt: Ricardo Quaresma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En "özel" adam: Carlos Carvalhal&lt;br /&gt;En "ciğer" adam: Roland Koch&lt;br /&gt;En “Beşiktaş” anları: Dinamo Kiev karambolu &amp;amp; Stoke maçında Turksat 3A'ya çarpıp kaleye düşen top&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi 11;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-TpzDSuCdCOg/TwOS0KmyMYI/AAAAAAAACzo/zIAIMSGPnnI/s1600/en11%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 405px; height: 253px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-TpzDSuCdCOg/TwOS0KmyMYI/AAAAAAAACzo/zIAIMSGPnnI/s400/en11%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693555778824319362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-8288664324312404378?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/8288664324312404378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=8288664324312404378&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8288664324312404378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8288664324312404378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/ilk-yarda-besiktas.html' title='İlk Yarıda Beşiktaş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-DI3qwZOkLZc/TrMomfUhFjI/AAAAAAAACiI/VykZ9-F4xxU/s72-c/ege-man.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-3034981244478588625</id><published>2012-01-02T18:28:00.012+02:00</published><updated>2012-01-02T19:15:24.116+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Sağın Muhafızı</title><content type='html'>Luce’nin yeğeni Pancu, 1.5 senedir top oynamamış Guinti, ihtiyar Zago gibi Kaan Dobra da; 100. yılın Beşiktaş'ına son derece “beklentisiz” şekilde transfer olup, rekor puanla şampiyon olan takımın önemli çarklarından biri haline gelmişti… Belki de o sezonun başında 5’lik AEK faciası yaşanmasaydı; Luce 3-5-2 varyasyonlarına geçmeyecek, Kaan Dobra da kendisini böylesine öne çıkaracak bir sisteme hiç kavuşamayacak, şimdilerde adı en fazla Niyazi kadar anılacaktı…&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bazen bir oyuncu gelir; asıl mevkisine artı olarak başka pozisyonlarda da oynayabilir. Üstelik o ekstra mevki özelliği; takımdaki büyük bir eksiği giderecek niteliktedir… Böyle durumlarda sıradan, beklentisiz bir transfer; birden takımın en değerli oyuncusu haline gelebilir. Tıpkı 100. yılda Kaan Dobra da ve tıpkı şimdilerde; bundan 1.5 yıl önce Quaresma’nın yancısı gözüyle bakılan Hilbert de olduğu gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ZxaMiNcC9GQ/TwHbOCAAQiI/AAAAAAAACzQ/wvGNA9gss28/s1600/hilbert-wor.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 301px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZxaMiNcC9GQ/TwHbOCAAQiI/AAAAAAAACzQ/wvGNA9gss28/s400/hilbert-wor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693072438074556962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geceleri uyurken bile “sağbek” sayıkladığım dönemde gelmişti Hilbert… Arka direğe kesilen her ortanın tehlikeyle sonlandığı bir sezon geçirilmesine rağmen; hala bir sağbek adı geçmiyordu. Oraya namzet iki savunmacının ise (Toraman, Erhan) hücumsal bazda takımın kırık dişi olabilirlerdi… Roberto Hilbert’le Beşiktaş yazısını yazarken; “Alman’dır, onların en vasat ortasahası bile; bu topraklarda yetişmiş defanslardan daha fazla savunma bilgisi vardır. Üzerine bir de hücum yetenekleri derken, aranan sağbek olabilir mi?” tarzında kısa bir not düşmüştüm. Temiz kalpliymişiz vesselam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama doğrusunu söylemek gerekirse, bu kadarını da beklemiyordum. Hani Football Manager tabiriyle, sağbek ışığı en kötü turuncudur diye düşünürken; adam direk yemyeşil çıktı… Öncelikle işin savunma kısmında, mükemmele yakın bir sağbektir Hilbert. O sağbeke geçtiğinden bu yana, ters kademe eksikliğinden bir gol yediğini hatırlamıyorum Beşiktaş’ın. Geçen sene belki atladığım vardır da, bu sene Hilbert sağbek pozisyonuna geçtiğinden beri; sağ direk etrafındaki bir kademesizlikten dolayı gol yemedi Beşiktaş. Bir tane var: İBB’den Tevfik’in golü. Ama orada da hatırlanacağı üzere Hilbert, taktiksel bir hamleyle ön tarafa atılmış; beke Toraman kaydırılmıştı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin hücumsam tarafında ise sayısal verileri şöyledir: 2 gol, 1 asist, 2 asist öncesi pas… Sonuçlar bir sağbeke göre fena değil, ama özellikle asist bazına daha iyisi olabilirdi. Bunun iki nedeni var. Birincisi: Hilbert’in direkt pas ya da ortalardaki isabetsizliği. İkincisi ise; Beşiktaş’ın takım olarak hücumsal çoğalmaları daha yeni yeni kavramaya başlaması… Nitekim, son Karabük maçındaki Beşiktaş buna benzer performansları sürdürecek olursa; bu durum Hilbert’in istatistiklerine de büyük etki sağlayacaktır. Zaten, Veli bir metreden kafayı içeri atsaydı; asist sayısını 2’lemişti bile…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-F-q8b62WfLc/TwHbWVzeQOI/AAAAAAAACzc/I7PZGWs3Xss/s1600/hilbert.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-F-q8b62WfLc/TwHbWVzeQOI/AAAAAAAACzc/I7PZGWs3Xss/s400/hilbert.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693072580829659362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hilbert’in bir sağbek olarak savunmadaki başarısı, topla ileriye kat edişleri, önsezileriyle yakaladığı topları direkt orta sahaya kullanarak, yeni atak başlangıçlarını oluşturması tamamdı. Kaleye yakın bölgelerdeki “son pas” eksikliği söz konusuydu, ancak son dönemde o konuda da gelişmeler kaydettiğini görüyoruz… Mesela artık “gelişi güzel” ortalardan sakınıyor; şayet içeride boşta birini görmezse, cepheye doğru ölümcül “yerden paslar” bırakmayı yeğliyor… Kısacası, artık hücumda da en az savunmadaki kadar sakin ve kararlı gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012’nin ilk yazısı, benim için 2011’in en iyi çıkış yapan oyuncusu hakkında olsun istedim. Bedelsiz, sıfır beklentisiz geldi… Haliyle cebinde de sıfır krediyle forma giymeye başladı. Sırf bu nedenle, iyi bir sezon geçirmesine rağmen adı gönderilecekler listesinden düşmedi… Buna rağmen şu sıralar, takımda adı direkt yazılacak hatta ve hatta Avrupa’da sağbek denince akla düşecek biri haline geldiyse; bu tamamen kendi çabası ve iş ahlakı sebebiyledir. Game of Thrones’u aratmayacak şekilde dönen futbol dışı etkenlere rağmen; Robb Stark gibi kendini kabullendirmiş, Beşiktaş’ta Sağın Muhafızı olmuştur Hilbert…Böyle giderse, o tahtan kalkacağa da pek benzemiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arka Sayfalardan;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;10 Haziran 2010 Tarihli Yazı: &lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2010/06/roberto-hilbertle-besiktas.html"&gt;Roberto Hilbert'le Beşiktaş&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;2. fotoğraf; TribunDergi.com Futbolcular Serisi'nden...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-3034981244478588625?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/3034981244478588625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=3034981244478588625&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3034981244478588625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3034981244478588625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2012/01/sagn-muhafz.html' title='Sağın Muhafızı'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ZxaMiNcC9GQ/TwHbOCAAQiI/AAAAAAAACzQ/wvGNA9gss28/s72-c/hilbert-wor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-9097916750222431796</id><published>2011-12-30T04:11:00.007+02:00</published><updated>2011-12-30T04:29:54.675+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öz Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>2011’in Son Güzelliği</title><content type='html'>Hep gereksiz bulmuşumdur şu uzun devre aralarını. Hani, ortada tatil diye de bir şey olmuyor. Yılbaşından sonra hemen başlıyor kamp, gereksiz hazırlık maçları vesaire. Madem öyle direkt resmi maç izlemeye başlayalım çoğu yerde olduğu gibi, olsun bitsin… Senenin ilk derslerinde, hocaların “kendi aranızda sessizce konuşabilirsiniz…” iznine benziyor biraz. Ders var ama yok… Bari bırak gidelim, bahçeye kuralım iki kale bir anlamı olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki bu kez öyle bir ara olmayacak, bilmem farkında mısınız ama 4 gün sonra maç var. Fernandes'i izleyeceğiz Fernandes'i! Hem zırva transfer haberleri de yok... Gerçi bir ara Sergen’i yemişlerdi “Tevez” diye, olur o kadarı… Zaten Tevez denince benim aklıma &lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2011/09/ali-ihsan-sahin.html"&gt;Ali İhsan&lt;/a&gt; geliyor artık; 90’lardaki Şifo – Mehmet karmasında olduğu gibi… Tek farkı; o zamanlar Şifo’nun bir futbolcu adı olduğunu çok sonra öğrenmiştim, o kadar…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sBzqAQHDNTA/Tv0ezczeJOI/AAAAAAAACzE/X9Lg8JNS5T8/s1600/ali%2Bihsan%2B2.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 347px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-sBzqAQHDNTA/Tv0ezczeJOI/AAAAAAAACzE/X9Lg8JNS5T8/s400/ali%2Bihsan%2B2.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691739373320414434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Resmi siteye son A2 maçının golleri düşmüş, izleyin mutlaka… Bizim Tevez Ali; boyuna rağmen etkili olduğu kafa toplarından yeni bir örnek sunmuş ilk golünde: Ön direkten, arka direğe doğru bilinçli bir vuruş, harika bir gol… Çok zor bir açı aslında kafa golü atmak için; ancak o şekilde topun dibine girip, boynu son anda çevirmek gerekiyormuş, öyle yapmış Ali de… İkinci golü, asıl Tevezimsi olanı: Top daha ayaktan çıkmadan koşusuna başlama, alır almaz kaleye iniş ve çok iyi bir son vuruş… Aslında ikinci forvet, ya da 4-3-3’de sol forvet gibi oynarsa; çok daha farklı işler yapabilir. Ancak yokluktan dolayı merkezde tek oynuyor, malum A2’deki forvetlerin hepsi aynı fabrikadan çıkmış gibi. Ancak U18’den sağlam santraforlar geliyor; özellikle maçları BJK TV’den Eurosport klasında aktaran Harun Burak Bilgin’in üzerinde çok durduğu Emirhan Atilla mesela… Yine  resmi sitede yayınlanan son U18 maçında bir golü mevcut Emirhan'ın, enteresan işler yapmış... Topu çekişi, vuruşu falan; ceza sahası içersinde kendine güvenli gözüküyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, tekrar A2'ye dönelim, "Muhammed Demirci!" diyerekten... Öyle bir gol atmış ki; aslında çok fena güzellikte bir gol olmasına rağmen, çok basit bir iş yapıyormuş gibi gösteriyor. İzleyince “ne var yani, tekten geçmiş adamı hemen köşeye vurmuş?” hissi uyandırabilir. Ama bu Muhammed için iyi haber, bu hissi veren adam tehlikelidir çünkü… Golü basit gösteren şey Muhammed’in tekniğinden ziyade, oyun zekasıdır aslında. Topla daha buluşmadan önce senaryoyu çizmiş: “Kademesi olmayan bir adam gelir basar; tekten bırakır, geçer giderim; kaleyi karşıdan görürüm…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A2 gollerini izlerken her zamankinden daha farklı keyif almamın, bir başka sebebi de vardı tabii: &lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2011/11/saatlerimiz-hasan-turku-gosterirken.html"&gt;Hasan Türk&lt;/a&gt;’ün en nihayetinde profesyonel sözleşme imzalaması. Hem basından söylenenlere göre, hem de Şanlı Beşiktaş Blog’dan sevgili Sefa’nın direkt olarak Erdil Arpaçı’ya teyit ettirdiği üzere; kendisiyle 5 yıllık imzalanmış, şahane! Erkut’un üzerine bir de bu haber, çok iyi oldu… Ancak Hasan Türk’ün Erkut'a nazaran şöyle bir farkı var; "yarınların" değil, hemen yarından itibaren A Takım oyuncusu olarak düşünülebilecek, direkt 18’de değerlendirebilinecek bir isimdir…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-01ESQuLfkBQ/Tv0egN4kLqI/AAAAAAAACy4/Zzd0ZaroAH0/s1600/hasan%2Bturk2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 362px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-01ESQuLfkBQ/Tv0egN4kLqI/AAAAAAAACy4/Zzd0ZaroAH0/s400/hasan%2Bturk2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5691739042897735330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bunun nedenlerini defalarca geçmiş yazılarda belirttik. Tekrara gerek yok sanırım. Zaten A Takım’la çalışmalara başlayacakmış… Carvalhal’in A2’yi izlediği söyleniyordu, kayıtsız kalması olmazdı… Bir iki isim daha profesyonel yapılacakmış, eminim ve de umarım ki aralarında Ali İhsan da vardır… 2011’in son güzel haberi Hasan Türk oldu, 2012’nin ilk güzel haberi de Ali İhsan olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Özkaynak” kavramının, şuana kadar sadece “öz” kısmı işimize geliyordu; “Sözleşme yok, itibar yok, bakmak yok, sürtmek var, sürmek var… Nasıl olsa öz çocuklar, ses etmezler” mantığı. Ancak bu aralar nihayet, oranın aynı zamanda bir “kaynak” olduğunun da farkına vardı Beşiktaş Yönetimi. Dilerim geçici bir rüzgar değildir. Çünkü gerçekten bir mali disiplin, tasarruf planı uygulanacaksa; alt yapı oyuncularına özel ilgi ilk madde olmalıdır. Çünkü şuna eminim ki; bu çocuklar Beşiktaş’ı, en azından “Anadolu’daki fırsat ekonomisinin” kucağına atmayacaktır yerli transfer bazında. Bu bile çok şey demektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk devrenin kısa özetini, en iyilerini belirleyeceğim bir yazı düşünüyordum. Eğer fırsat bulamazsam, bu son 2011 yazısı olacak. Yeni yılınızı kutlarım, geçtiğimiz yıl boyunca &lt;span style="font-size:100%;"&gt;okuduğunuz,  fikir sunumları yaptığınız için hepinize teşekkürler. Nice senelere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dip hayıflanma:  Yahu daha dün bir eleştiriye giriş bazında “yıl olmuş 2011, hala...”  diye söze giriyorduk, ne ara geldi yeni yıl? Hay böyle zamanın içinden  Holosko geçsin…. Hatta Terminatör 2 bile yeni çıkmıştı, Cine 5  veriyordu; ilk 5 dakikasını izliyorduk, Arnold motorsiklete binince  kesiliyordu falan... O zamanlar bu Hasan Türk yeni doğmuş, vay be!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-9097916750222431796?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/9097916750222431796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=9097916750222431796&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/9097916750222431796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/9097916750222431796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/2011in-son-guzelligi.html' title='2011’in Son Güzelliği'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-sBzqAQHDNTA/Tv0ezczeJOI/AAAAAAAACzE/X9Lg8JNS5T8/s72-c/ali%2Bihsan%2B2.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-3691474108814261069</id><published>2011-12-28T02:30:00.008+02:00</published><updated>2011-12-28T02:41:16.714+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saklı Yetenekler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çizme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbolcu Defteri'/><title type='text'>Adriyatik’in Messi’si: Lorenzo Insigne</title><content type='html'>Zeman’ın manevi evlatlarından biriyle daha devam ediyoruz. Öyle ki; geçen yıl Foggia’da birlikte çalışıp, bir sonraki çılgın macerasında da kendisini yalnız bırakmayan iki isimden biri Lorenzo Insigne, diğeri ise Milan’lı genç stoper Romagnoli. Tipten; gençlik-komedi filmlerinde, evinde gün aşırı parti yapan gevşekleri andırabilir ancak topu ayağına aldığında Miccoli'ye dönüşebiliyor. Hatta Pescaralılar için daha da fazlası: Adriyatik’in Messi’si!&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-f0JWzOoQe7w/TvpkNwrrRqI/AAAAAAAACys/uWp8yMBvuLw/s1600/lorenzo-insigne.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 223px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-f0JWzOoQe7w/TvpkNwrrRqI/AAAAAAAACys/uWp8yMBvuLw/s400/lorenzo-insigne.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690971266705213090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında ne Miccoli, ne de Messi… Biraz Lavezzi olması yetecek sürgün hayatının sona ermesine... Çünkü bu kadar yeteneğine ve Lavezzi’ye tam o olarak alternatif bulunamamasına rağmen sürekli sağa sola kiralanıyor Napoli tarafından. Ama görünen o ki; geçen yıl Foggia ile yaptığı 19 gollük çıkışını, bu sene de üzerine koyarak sürdürecek. Önce Serie C, sonra Serie B'de istikrarlı ve iyi performanslar… Serie A’ya doğru yaklaşıyor Insigne her geçen gün pişerek, tabi bunda en büyük pay sahibi Zdenek Zeman babası olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, tıpkı Immobile’de olduğu gibi; hücumsal yeteneklerini tamamen sahaya dökmeye başladıysa, bunda Zeman’ın çılgın sistemi büyük pay sahibidir. Savunma ve orta sahanın iliğini kurutabilecek ama forvetlerin istatistiğini azdıracak bir taktiğe sahiptir Zeman bilindiği üzere. Nitekim Foggia, geçen sene play-off’u ıskalarken ligin en çok yiyen, aynı zamanda en çok atan takımıydı. Şimdilerde de Pescara aynı yolda gidiyor, maçlarının gol ortalaması: 3.6&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/YBFn-ftcClk" allowfullscreen="" frameborder="0" height="300" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Video, birçok şeyi anlatıyor aslında; yetenekleri açık şekilde gözüküyor, çok fazla yazmaya gerek yok… Geçen yıl gol sayısı oldukça iyiydi (19), bu sene de fena değil aslında (7)... Ama bu kardeşimizin asıl olayı: “asist”. İnanılmaz bir “kısa derin pas” becerisine sahip. Hani, muhtemelen tekniği ve driplingleri nedeniyle Messi benzetmesi yapılmış ama Messi’ye benzeşmesi asıl zor olan bu ‘kısa derin pas’ olayında ona çok yakın gibi duruyor… İleride büyük futbolcu olacaksa, daha çok bu nedenle olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeman’la birlikte kaleye çok yakın oynadığı için, hem golcülük hem de pasörlük özellikleri ayyuka çıkmış durumda ve şu sıralar Napoli, gelecek yılın planlamasında onu bir kenara yazmıştır artık… Neyse ki şansı yaver gitti de; dilinden anlayan bir hocayla karşılaştı Lorenzo. Delgado gibi, asıl etkili olduğu yerden (rakip kale) uzaklaştırılıp, üzerine “kız gibi topçu” denmedi…  Evet, bir ‘10 numaradan forvete devşirme’ konulu yazıda daha Delgado’nun adını geçirip, ruhumu serinlettim. Dağılabilirim…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-3691474108814261069?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/3691474108814261069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=3691474108814261069&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3691474108814261069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3691474108814261069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/adriyatikin-messisi-lorenzo-insigne.html' title='Adriyatik’in Messi’si: Lorenzo Insigne'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-f0JWzOoQe7w/TvpkNwrrRqI/AAAAAAAACys/uWp8yMBvuLw/s72-c/lorenzo-insigne.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-162063124720844987</id><published>2011-12-26T12:36:00.013+02:00</published><updated>2011-12-26T20:13:18.692+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saklı Yetenekler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çizme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbolcu Defteri'/><title type='text'>Juventus’un Çocuğu: Ciro Immobile</title><content type='html'>Büyüklerin kiraladığı yetenekli çocuklarla, düşüşe geçmiş zamanın yıldızlarını ve de her zaman “underrated” kalmış saklı güzel futbolcuları harmanlayan bir ligdir Serie B. O nedenle, her zaman renkli takımlar barındırmıştır bünyesinde; mesela bu seneki Zeman’ın Pescara’sı gibi…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ARHpu_D8Cdc/TvhOeE9i52I/AAAAAAAACyU/STtAVV7hAA0/s1600/immobile.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 280px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ARHpu_D8Cdc/TvhOeE9i52I/AAAAAAAACyU/STtAVV7hAA0/s400/immobile.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690384407817545570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Santrayla birlikte 7’li prese başlayan çılgın takımın, üçlü forvetinden biri Juventus’un çocuğu Ciro Immobile… Sağına aldığı Serie B golcülerinden Sansovini ve solundaki Napoli’den gelme “Miccoli vari” kenar forvet Insigne ile birlikte lezzetli bir hücum hattı oluşturmuş durumdalar…Zaten bu, istatistiklere de yanısımış durumda: bahsi geçen üçlünün 20 maçta attığı gol sayısı 29... Diğer iki oyuncudan da ileriki zamanda bahsedeceğiz, özellikle Insigne; sadece bize değil, yakında her futbolsevere bahsettirecektir zaten kendisini… Ama öncelikli olarak söze Immobile ile girelim derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;90 doğumlu oyuncu; fizik olarak olduğu kadar, stil olarak da oldukça Klinsmann’ı andırıyor… Gol sezileri ve gol vuruşları çok yerinde… Gayet atletik olan vücut yapısı, ona bu özelliklerinden daha fazla faydalanma şansı veriyor. Mesela Torino deplasmanında attığı gol; en az gol vuruşu kadar fiziki güç de gerektiriyordu… Kalenin sol çaprazına doğru açılan topa hızlanıp, vücudu sola atarak; uzak direk dibine net bir plase göndermiş, izleyenler direkt olarak filenin topla buluşma sesini duymuştu…&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/gH9PlTLG10g" allowfullscreen="" frameborder="0" height="300" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Paylaştığım video, attığı bazı gollerden oluşmuş küçük bir tanıtım videosu. Ancak kendisini en azından geniş özet şeklinde birçok maçını izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki, Immobile orada görünenden çok daha fazlası… Bir kere her atakta mutlaka olayın içinde; ya sırtı dönük pas alıp servis yapıyor, ya da kanada açılan topa koşuyor… Golcü olduğu kadar, yerinde pek durmayan bir forvet… (Yani soyisminin İngilizce karşılığıyla ancak bu kadar tezat oluşturur, Ciro mu desek sadece?) Tekniği ve süratiyle gerekirse kendi pozisyonunu kendi de yaratabiliyor. Gerekirse; sağdan, soldan, cepheden gelen paslara da "her şekilde" tek vuruşlar yapıp, etkiliyor oluyor. Bu bazen bir plase, bazen bir kafa, bazen de videonun 1.04 dk'sında olduğu gibi mükkemmel bir vole ile olabiliyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Juventus onun hakkında ne düşünüyor bilemeyiz. Ama mevzu özellikle de forvetse, gözlerinin pek kendi çocuklarında olacağını sanmıyorum. Ama Immobile, Juventus’da olmasa bile başka forma altında da mutlaka adından söz ettirecek, “komple forvet” denince akla düşecek oyunculardan biri olacaktır… Ben de fırsatım oldukça onu ve Zeman’ın Pescara’sını izlemeye devam edeceğim. Aslında bir TV kanalı sahibi olsam, direk Serie B yayın haklarını satın alırdım. Kimse izlemese, ben kendim izlerdim… O kadar parayla bir de uydu, link falan mı kasacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yeri gelmişken, Noat Samisa'nın Zeman yazısını hatırlayalım: &lt;a href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/02/zemanlandia.html"&gt;Zemanlandia&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-162063124720844987?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/162063124720844987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=162063124720844987&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/162063124720844987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/162063124720844987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/juventusun-cocugu-ciro-immobile.html' title='Juventus’un Çocuğu: Ciro Immobile'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ARHpu_D8Cdc/TvhOeE9i52I/AAAAAAAACyU/STtAVV7hAA0/s72-c/immobile.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7232636364000955498</id><published>2011-12-25T02:21:00.008+02:00</published><updated>2011-12-25T03:18:08.675+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Olcan, Erkut, Borç…</title><content type='html'>Geçenlerde bir haber görmüştüm; Makedonya, “ülke ekonomisini canlandırma” amaçlı olarak, Dünya Bankası’ndan 130 milyon Euro talep etmişti… Dün de Beşiktaş’ın borcu açıklandı: 442 milyon TL, Euro’ya vursan yaklaşık 180 milyon ediyor… Gözle görünen ve görünmeyen transfer yanlışları, borç batağını öylesine derinleştirdi ki; orta sınıf bir ülkenin ekonomosini canlandıracak kadar bir meblağ söz konusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulübü kapatıp gitmeyeceğimize göre, bu işe bir çözüm bulmak gerekiyor. Divan kurulunda da söylenene göre, belli bir plan yapılmış zaten "nihayet". Özellikle oyuncu maaşları dağarcığı kısılacak, alt yapıdan daha sık oyuncu çıkartılacakmış… Zaten ilk elden yapılması gereken iş buydu. Geçen sene kulübeye baktığımızda; takıma hiçbir etkisi olmayan oyuncuların yıllık toplam maaşı 10 milyon Euro’nun üzerine çıkıyordu… Sırf bu konudaki bir disiplinle bile; Beşiktaş borçlarında düzenli şekilde her yıl ortalama -20 milyon TL yazacaktır.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Vi51-pZ94nI/TvZs9EuUNUI/AAAAAAAACyI/khn8treS6M0/s1600/erkut%2B2.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Vi51-pZ94nI/TvZs9EuUNUI/AAAAAAAACyI/khn8treS6M0/s400/erkut%2B2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689854975725024578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İşin bir de transfer konusu var tabi… Beşiktaş’a son dönemde transfer girdisi ile çıktısı, karşılaştırılamayacak düzeyde. Bu açıların biraz daralması için en azından şöyle bir şey yapılabilir; alternatif olacak oyuncular, sürekli alt yapıdan seçilir… Mesela Holosko; belli özelliklere sahip, iyi bir oyuncudur. Lakin çok bariz şekilde kendisi bir 18 adamı, yani sonradan dahil olabilecek bir silah… Takım öndeyken, onun top taşıma özelliğinden oldukça faydalanıyor. Ancak aynı işin yakınını, şu sıralar Rize’de kiralık oynayan Erkan Kaş da yapabilirdi; üstelik senede ‘taş yarılsın’ 200 bin alarak… Holosko ise, 1.8 milyon Euro garanti para alıyor… Kimsenin parasında gözümüz yok elbet, sadece örnek ve çoğaltılabilir bir örnek. En sevdiğim oyunculardan birini ortaya attım ki, subjektif gözükmeyeyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de, daha devre arasına çok varken patlayan Olcan haberleriyle birlikte, “bu rüzgara kapılan Beşiktaşlı” gerçeği var. Olcan nasıl Olcan oldu? Öncelikle buna bakmak gerek… Gaziantep’te, zamanla tartışılmaz biri olarak ve topu kullanmada birinci önceliği elde ederek Olcan oldu. Beşiktaş’ta bu tanıma uygun Quaresma ve Simao var, üstelik ideal sistemlerde biri fazla geliyor. Üzerine Olcan? Üstelik, Tabata’yı 8.75 milyona kitlemiş bir başkanın elindeki “en iyi oyuncusu” Olcan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de işin Erkut Şentürk tarafı var… Bariz şekilde, ülkenin en yetenekli ve en çok gelecek vaat eden oyuncularından biri. Bunu sadece Beşiktaşlı değil, o kategoride eli kulağı olan her futbolsever söylüyor… Mevkisi, hemen hemen Olcan’la paralel. Derdi; Beşiktaş’ta şans bulamayacağına olan inancı… Neyse ki ikna edilmiş sanırım ve büyük ihtimalle 5 yıllık sözleşme imzalayacak, ya da imzalamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu durumun da, düz mantıkla Beşiktaş’a sağlayacağı ekonomik artına bir göz atalım: Olcan bonservisiyle birlikte alındı ve 5 yıllık sözleşme imzalandı diyelim. Olcan, şu piyasasında 1.5 milyon Euro’dan aşağı imza atmaz. Min. 7.5 milyon maaş ve bir o kadar da bonservis dersek; Beşiktaş’ın 5 yıl sonunda Olcan için harcadığı para 13 ile 15 milyon Euro arasında olacak.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-edWsbMOkXHA/TvZswBTKxRI/AAAAAAAACx8/WjkkE8zY1c4/s1600/olcan.Jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 208px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-edWsbMOkXHA/TvZswBTKxRI/AAAAAAAACx8/WjkkE8zY1c4/s400/olcan.Jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689854751467554066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Erkut’un 5 yıllık sözleşme boyunca alabileceği maksimum para; 2 milyon civarında bir şey olur (aslında şu durumda bu para imkansız ama 1-2 yıl sonra oynamaya başlarsa, Necip'te olduğu gibi iyileştirme yapılır sözleşmesinde). Yani arada 10 milyon Euro’nun üzerinde bir fark olacak… Elbette Olcan çok daha hazır oyuncudur; 2-3 yıllık süre içersinde Erkut’a nazaran daha tercih edilebilir biri olacağı gerçek. Ancak, 5 yılın sonunda Erkut’un potansiyelinin, değerinin Olcan’a nazaran daha parlak sayılacağı ve halen 22 yaşında olacağı da bir gerçek…  Yani, Erkut’un tekrar paraya çevrilmesi çok daha olasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkut’un gelişimini böyle sürdüreceği kesin değildir elbet, belki Olcan’ın yaptığı lig istatistiklerinin yanına yaklaşamayacak… Ama aynı risk, Olcan’ın Beşiktaş’taki adaptasyonunda, uyumunda da yatıyor… Sonuç olarak; 15 milyonla risk alacağıma (ki, bugün de acil bir ihtiyaç değilken, 11 oynaması şüpheliyken) 2 milyonla risk alırım daha iyi. Birisi Quaresma ve Simao’nun ardında kalacaksa, Beşiktaş’ın çocuğu Erkut Şentürk kalsın; hem maneviyattan, hem de “tamamen duygusal” nedenlerden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span&gt;Konuyla alakalı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2011/04/sar-mrkela-erkut-senturk.html"&gt;Sarı Mrkela: Erkut Şentürk&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-7232636364000955498?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/7232636364000955498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=7232636364000955498&amp;isPopup=true' title='41 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7232636364000955498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7232636364000955498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/olcan-erkut-borc.html' title='Olcan, Erkut, Borç…'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Vi51-pZ94nI/TvZs9EuUNUI/AAAAAAAACyI/khn8treS6M0/s72-c/erkut%2B2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>41</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-9168647240190274099</id><published>2011-12-24T02:14:00.008+02:00</published><updated>2011-12-24T02:30:15.648+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>II. Fernandes Dönemi</title><content type='html'>Siz hiç metrobüse binen birini kıskandınız mı? Ben kıskandım… Evet, şimdi bana da saçma geliyor ama 2 yıl önce bu zamanlar durum böyle değildi. Askerde, dağın yamacında bulunan telefon kulübesinden kendisini aradığım bir arkadaşım, “metrobüsteyim, eve doğru gidiyorum” dedi. Sanki adam “yatla Çeşme’ye akıyorum” demişçesine zoruma gitmişti… Malum, çarşı izni bile olmayan, askerden başka insan görmediğim bir yerdeydim.  Özgürken, metrobüse binmek bile güzel bir şeydi oysa; o zaman fark ettim. Biniyorduk, ayağın yerden kesiliyor, o seni istediğin yere götürüyordu. İntikal yapmak zorunda değildik… Etrafta normal insanlar falan vardı…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ANjOLCazti0/TvUZqucqUOI/AAAAAAAACxw/3yJHWz1rUNU/s1600/fernandes-stoke.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 243px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ANjOLCazti0/TvUZqucqUOI/AAAAAAAACxw/3yJHWz1rUNU/s400/fernandes-stoke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689481926065934562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İnsan bazen; elinde olan bir şeyin, ancak kaybettiği zaman değerini anlayabiliyor. Bizim Fernandes’e de kadro dışı kaldığı dönemde öyle bir şey oldu sanırım… Çünkü sadece forma değil, neredeyse futbolculuğu alındı elinden; takım otobüsüne dahi giremiyordu artık. Birden arafa düştü ve bol bol düşündü muhtemelen: “Daha dün, 18 milyona La Liga’nın üçüncü büyüğüne transfer yapan; Portekiz’in en çok umut vadeden orta sahasıydım. Şimdi o ligin 5-6 kat daha alt seviyesinde bir yerdeyim ve kadroya dahi giremiyorum… 25 yaşındayım ve iyi yapabildiğim tek işten uzaklaşıyorum…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Empatinin sonucu oldukça çarpıcı; böyle bir durum insanı ya daha da delirtir, ya da titretip kendine getirir… Neyse ki Fernandes, “titreyip kendine gelme” seçeneğini kullandı. Takıma geri döndüğünde; sadece çalım atarak “ne yetenekliyim ama!” imajını veren, topsuz oyunda sadece maçı değil dünyayı bile umursamaz tavırlarda olan adam gitmişti… Yerine; neredeyse “sadece koşmasıyla övünülen” oyuncular kadar koşan, bunun yanında sadece çalım atarak değil; atakları ve takımı yönlendiren, lider oyunuyla “ben yetenekliyim!” diye bağıran bir adam gelmişti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir şey 1 kere olursa şans, 2 kere olursa tesadüf, 3 kere olursa istikrardır.” Fernandes, Trabzon ve Maccabi maçlarıyla formaya tekrar ısınma sürecini yaşadıktan sonra; Orduspor maçından, son Karabük maçına kadar ki 6 maçlık periyotta istisnasız “çok iyi” oynuyor…  Merak edip, bunun istatistiksel olarak karşılığına bakayım dedim ve II. Fernandes döneminin (Trabzonspor deplasmanından itibaren) ufak bir analizini yaptım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş bu süreçte 8 maç yaptı: 6 galibiyet, 2 beraberlik aldı ve 16 gol attı… Fernandes’in aynı süreçteki istatistikleri şöyle: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2 gol, 5 asist, 3 asist öncesi pas&lt;/span&gt;…  Yani, atılan 16 golün 10’unda direk pay sahibi (Geri kalan gollerin çoğu da bireysel zaten; Quaresma'nın Tel Aviv'de, Pektemek'in Manisa'da yardırması gibi). Aslında bir de sonuca yansımayanları var; ortada bir şey yokken bireysel çaba ya da mükemmel bir pasla yol açtığı gol pozisyonları, oldukça fazla sayıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu açıkça belirtelim; bahsi geçen 6 maçtaki Fernandes, ülke standartlarının çok çok üzerinde bir orta sahadır. Şayet bunu sezonun geneline yayacak olursa, buralarda tutulması imkânsız olur. Varsın öyle olsun… 13 gün sonra aynı Fernandes’le birlikte devreyi açarsa Beşiktaş; her kulvarda önü oldukça açık olacaktır… Bir de “aynı takım oyunu devam edecek mi?” sorunsalı var elbette. Ki bu durum da, Fernandes’in performansıyla direkt alakalı… Sırtımızı Carvalhal’e dayayıp, bekleyelim bakalım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-9168647240190274099?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/9168647240190274099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=9168647240190274099&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/9168647240190274099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/9168647240190274099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/ii-fernandes-donemi.html' title='II. Fernandes Dönemi'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ANjOLCazti0/TvUZqucqUOI/AAAAAAAACxw/3yJHWz1rUNU/s72-c/fernandes-stoke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7503778754627901394</id><published>2011-12-23T01:11:00.007+02:00</published><updated>2011-12-23T04:26:01.698+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Tek Gollü ‘Farklı’ Galibiyet</title><content type='html'>Görünürde, yine kaleye tek yakın adam olarak Almeida’yı bırakan Beşiktaş; maç boyunca (özellikle ilk yarı) gole çok yakın oynadı… Hücumlardaki çeşitlilik, hızlı çoğalma gibi etkenler maçı oldukça seyre değer hale getiriyordu. Herkes oyunun içindeydi, topu ayağına alan oyuncu mutlaka boşa kaçan bir Beşiktaşlı bulabiliyordu. Yapılan en güzel iş ise; topun kaybedildiği yere şok baskılardı.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9ZIdJ5b3TzA/TvO66XkkklI/AAAAAAAACxY/9zO2kch0wL8/s1600/almeida-gol2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 295px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-9ZIdJ5b3TzA/TvO66XkkklI/AAAAAAAACxY/9zO2kch0wL8/s400/almeida-gol2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689096266221654610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beklenen golün geliş ve atılış şekli çok şık oldu. Almeida’nın “nihayet” darbeli kafası ve sonrasındaki 1960 model gol sevinci güzel… İsmail’in boşa kaçışı ve bilerek, isteyerek adrese teslim ortası çok güzel… Ancak Fernandes’in asist öncesindeki pası kesinlikle mükemmel… Bu tarz “defansı uyutan, sadece pasın atıldığı adamın hızına göre giden” toplardan çok sık attı bu maçta Fernandes, sadece birinden gol çıktı. Orduspor maçından bu yana gösterdiği olağanüstü performansı dün de sürdürdü… 13 günlük arada birçok plan, program vardır elbet. Ama öncelikli olanı; Fernandes’i bu seviyede tutmak, ikinci devrede kaldığı yerden devamını sağlamak olmalı. Nasıl yapılır bilemem… Gerekirse “Cezalandırıcı” filmindeki gibi, bir dahaki maça kadar dondurulsun. Zaten tipten Wesley Snipes’a da benziyor, Blade değil de Simon Phoenix’imiz olsun işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bende mi sorun var?” diyerek dikkatlice baktım, ısrarla “yavaşlık” aradım… Edu yavaş falan da değil; hani hızlı da değil ama en azından yavaş değil... Hatta, top kendi himayesindeyken gayet de çevik olabiliyor. Soldan gittiği pozisyonlarda mutlaka topu içeri çevirdi, en kötü korner oldu. Futbolu biliyor olması, en önemli özelliği. Ortasahanın yakınlarına gelip, takımın pas oyununa oldukça katkı sağladı. Bugün Ekrem de gayet pozitif oynadı, 4 kez gol girişiminde bulundu; ancak taktiksel hamleyle çıkarılışı doğruydu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarıda ise tamamen idare futbolu vardı; ama bu kez İBB’deki hatalar yapılmıyor, takım pas yaparak aktif dinlemeye geçiyordu. Top kaptırıldığında ise, direk olarak kaybedildiği noktaya baskılar geliyor ve geri kazanılıyordu… Barça’nın nirvana yaptığı bu savunma sistemi, uygulanabilecek en harika topsuz oyun formatıdır… “Çekilip ‘nasıl gelecekler’ diye düşüneceğimize, basalım onlar ‘nasıl sıyıracağız’ diye düşünsünler” mantığı… Böylelikle, Cernat gibi topu alıp, etrafını gözetme fırsatı olduğunda her zaman tehlikeli olabilecek bir adam; neredeyse topu görmedi… Zamanında &lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2010/11/pres-yapyorum-koru-beni.html"&gt;"Pres Yapıyorum, Koru Beni!&lt;/a&gt;" adlı yazı ile bugünlerin hayalini kurmuştuk....&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-hEXl1GzRSAc/TvO7EvLTh6I/AAAAAAAACxk/P9m0QBMcy2E/s1600/carlos-carvahal-pankart.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 313px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-hEXl1GzRSAc/TvO7EvLTh6I/AAAAAAAACxk/P9m0QBMcy2E/s400/carlos-carvahal-pankart.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689096444356822946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sonuç olarak, Beşiktaş tek gol bulsa da; oyun olarak rakibine çok fark attığı bir maçı geride bıraktı. Tabii ki, Karabükspor’un kötü durumda olması da bu durumu tetiklemiştir. Ancak, uygulanan plan açısından Beşiktaş’ın geleceği adına umutlanacak şeyler yaşandı maçta… O nedenle, tıpkı geçen seneki Bursaspor maçında olduğu gibi nadir bulunan “1-0’lı zevkli maçlar” kategorisine aldım bunu da… Takımda da her oyuncu birbirine bağlı gibi gözüküyor, onu hissediyor insan. Yani en basitinden örnek; Almeida'nın golünden sonra en az kendi yaşadığı kadar, herkeste bir rahatlama ifadesi vardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veli’nin 1 metreden kaçan pozisyonuna pek yanmadım da; Necip’in 25-30’dan gönderdiği, direkten çıkarttığı sesin Taksim’den duyulduğu şuta çok yandım… Öylesi bir gol, Necip’i bu şutlara heveslendirir, güvenini arttırırdı…  Ancak aynı hevese sahip İsmail’in, şu “seken topu alırsam şutlarım aga!” huyunu bırakması lazım acilen. Hani fazlasıyla sol çaprazdan ve uzaktan denediği şutlar, gerek yok be genco… 20 senedir maç izliyorum, oradan üç tane gol gördüm: ikisi Hagi’den, biri van Bronckhorst’dan… Ancak sürekli ilerleme kaydettiği bir özelliğini de es geçmemek lazım. Ne zaman ortada bir top sıkışsa, kendini boşa çıkarıp zorda olan adama pas opsiyonu açıyor. Sessiz sedasız, birçok atağın gelişimini sağlıyor aslında… Hilbert'teki gelişim ise şu; artık bindirme yaptıktan sonra topu alınca daha sakin... Çok yerinde kararlar veriyor. Veli'ye attığı pas, zirve noktası. Ancak onun haricinde "orta" yerine, yerden merkeze çıkarttığı toplar çok şıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca hengamede, zirveye iki adım uzaklık; iyidir... 2012 seninle güzel olacak Carlos.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-7503778754627901394?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/7503778754627901394/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=7503778754627901394&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7503778754627901394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7503778754627901394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/tek-gollu-farkl-galibiyet.html' title='Tek Gollü ‘Farklı’ Galibiyet'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-9ZIdJ5b3TzA/TvO66XkkklI/AAAAAAAACxY/9zO2kch0wL8/s72-c/almeida-gol2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-3002679714292751051</id><published>2011-12-22T01:01:00.006+02:00</published><updated>2011-12-22T01:10:46.735+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş – Karabükspor</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6e8nMs-ndPM/TvJl5LcPYaI/AAAAAAAACxM/BT10G2ZRpgY/s1600/BJK-KRB.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 222px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-6e8nMs-ndPM/TvJl5LcPYaI/AAAAAAAACxM/BT10G2ZRpgY/s400/BJK-KRB.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5688721312320545186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gündüz ek klasördeki tapelere bir göz attım, resmen midem bulandı. Şu maç öncesi yazısının gecikmesi de bundandır biraz… Federasyon başkanı, kulüp başkanının kölesi olmuş açıkça; biz de buralarda “Schuster ortasahayı güçlü tutsaydı…” falan demişiz enayi gibi… Hatta Beşiktaş muhabiri diye ortalıkta gezinen Ömer Güvenç, alenen köstebeklik yapıyormuş. Ayrıca o adamın, sürekli provoke edici sorular sorması da tesadüf olmaktan çıktı böylelikle...  Aslında her ne kadar futboldan soğumuş olsak da, sonuç olarak iyi oldu; “maçlar sahada kazanılmıyormuş, onu anladım” sözü, her ne kadar istenilmese de açıklığa kavuştu, maskeler düştü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak işin Beşiktaş, daha doğrusu Tayfur Havutçu kısmı da çok tatsız… Şikeye varacak bir şey olmasa da, çok büyük çapsızlık var. İş, Hasagiç’in durumunu merak etmekten de öteymiş biraz. Aslında şakayla karışık ima da ediyor; İbrahim Akın için “oynarsa gelemez” gibisinden sözler sarf edilmiş. Gerçi yine konunun oraya gelmesini Turanlı sağlıyor; durduk yere bir İbrahim, bir Kemal diyip duruyor ama olsun… Bir de Guti’ye küfür var tabi, ‘telefondur olur öyle’ diyip geçiştirilebilecek bir şey olarak da bakılabilir… Ama işin aslına bakılırsa; ortada büyük çapsızlık var. “Emanetçi” denen adam, Guti’ye olan tavrını açıkça ortaya koyup kadro dışına atabiliyor. Şimdinin futbol direktörü ise, iş sahaya gelince yürüyen Guti’yi 106 dakika oyunda tutup, ancak arkasından laf ediyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, sonuç olarak Carlos Carvalhal gibi bir insan, sırf iş ahlakı sebebiyle bile Beşiktaş’ın teknik direktörlüğüne yakışır; orada kalmasından dolayı çok memnunum. Bana kalsa, U14 takımını bile emanet edilmeyecek Tayfur Havutçu da; göstermelik olarak o koltuktadır umuyorum. Ve maça geçiyorum…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Fn0lVrKXNHE/TvJlgI8l1zI/AAAAAAAACxA/edlUV0nyFUI/s1600/BJK-KRB%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Fn0lVrKXNHE/TvJlgI8l1zI/AAAAAAAACxA/edlUV0nyFUI/s400/BJK-KRB%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5688720882154198834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Önce Beşiktaş, sonra da Carvalhal’in selameti için şu maçın kazanılmasını çok istiyorum aslında. Braga maçlarına kadar eli güçlü giderse iyi olacak… Tabi bunun için, biraz kendi sınırlarını da aşması gerekiyor artık. Mesela, hücum hattında artık bir farklı bir şeyler yapmak gerek… O konuda Samsun maçının ikinci yarısı fikir verdi aslında; Edu ve Burak sahadaysa, Beşiktaş’ın rakip kale önünde daha sık görünme şansı artıyor… Her ikisinin de 11’de başlamasını umuyorum. Bu durumda, Necip – Veli ikilisinden biri kenarda durmak zorunda kalacak… Kim oynarsa itiraz etmem; ancak Veli daha fazla mesafe koşuyor olmasına rağmen, Necip’in topu geri kazanma şansı daha yüksektir. Çünkü basacağı zamanı daha iyi hesap eden, daha iyi pozisyon alan bir oyuncudur. Bu durum, Fernandes’i de rahatlatan bir etken oluyor… O yüzden önce Necip, sonra Veli gibi bir formül düşünülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce Hostel 3’ü izledim, olaylar yine Slovakya’da geçse; tırsıp Holosko’yu 11’e yazabilirdim… Neyse ki öyle değildi, yedeklerde dursun bu kez. Kendi selameti için de, açılan oyunlara sonradan dahil olması iyidir… Gerçi Almeida ile Simao iyileşmiş deniyor; belki 11’de başlayanı bile olur… Ancak hazır ve fırsat bekleyen oyunculardan faydalanmak daha doğru olur diye düşünüyorum. Uzun zaman sonra “gönülden geçen 11” yazasım geldi, bakalım ne kadarı tutacak… İyi maçlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-3002679714292751051?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/3002679714292751051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=3002679714292751051&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3002679714292751051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3002679714292751051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/mac-oncesi-besiktas-karabukspor.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş – Karabükspor'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-6e8nMs-ndPM/TvJl5LcPYaI/AAAAAAAACxM/BT10G2ZRpgY/s72-c/BJK-KRB.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7935542601002399805</id><published>2011-12-20T21:01:00.002+02:00</published><updated>2011-12-20T21:03:44.167+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbolcu Defteri'/><title type='text'>Amokachi’nin Avatarı: Christian Benitez</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Uvld04kV-90/TvDbzEklSWI/AAAAAAAACw0/8-D8q8t39Ws/s1600/christian%2Bbenitez.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Uvld04kV-90/TvDbzEklSWI/AAAAAAAACw0/8-D8q8t39Ws/s400/christian%2Bbenitez.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5688287999815928162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Takriben 2006 Dünya Kupası’ndan bu yana Ekvador’lu futbolculara özel bir sempatim vardır. 2010’un Gana’sı onlardı bir önceki turnuvada… Güç, hız, yetenek ve biraz taktik disiplin karmasıyla, İngiltere’yi dahi çok zorlayacak konuma gelmişlerdi.  Aslında bireysel olarak da dikkat çekici oyunculara sahiplerdi, üstelik kendi ligimiz için de alınabilir kategorideydi birçoğu… Bugünlerde hala bu durum sürmekte aslında.Güney Amerika diyince sadece Brezilya, Arjantin odaklı olmamak gerekiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadroda olan yeteneklerden biri de, 20 yaşındaki Christian Benitez’di. Ancak, 45 dakika oynadığı Almanya maçının haricinde pek görme fırsatımız olmamıştı. Zaten asıl çıkışını yaklaşık bir yıl sonra göstermeye başlıyor, hem Santos Laguna hem de Ekvador formasıyla çok önemli bir hücum silahı olma noktasında ilerliyordu. Öncelikle süratli yapısıyla dikkat çeken bir oyuncuydu, bunun yanında topla olan yeteneği; ona müthiş bir dripling gücü kazandırmış ve kendisine bahşedilen "panter" lakabı tam yerine oturmuştu. Görsel benzerliğinin yanı sıra, Amokachi’yle oyun stili olarak da en çarpıcı ortak noktası tam da bu… Çocukken izlediğim Amerika 94’den hatırlıyorum kendisini daha Beşiktaş’a gelmeden. Düştüğü zaman bile topla yuvarlanıyordu sanki Amokachi… Her koşulda driplingine devam ediyordu…Öyle bir de golü vardı hatta; düşüp, kalktıktan sonra bir de kaleciyi çalımlamıştı.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-26sJ07NSfrU/TvDbqAPi_II/AAAAAAAACwo/c3f3MA1Syzg/s1600/amokachi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-26sJ07NSfrU/TvDbqAPi_II/AAAAAAAACwo/c3f3MA1Syzg/s400/amokachi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5688287844035132546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Benitez de öyle bir şey; kısa adımlarla topla müthiş süratli gidebiliyor… Üzerine bir de gol koşuları ve gol vuruşları eklenince; istatistiksel olarak da muazzam bir hücumcu oraya çıkıyor. Uzun zamandır Football Manager ekibinin de sürekli üzerinde durması, ısrarla potansiyelini yüksek tutmasında da bu sebep yatıyor sanrım. Yeteneklerinin ucu çok açık… Kendisi şu sıralar Meksika’da takılıyor. Tıpkı o da Amokachi gibi kısa bir Premier League macerası yaşadı Birmingham formasıyla, çok da büyük umutlarla gelmişti ancak sakatlığı sebebiyle Meksika Ligi’ne geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksika Ligi, takım boyunun en uzun olduğu liglerden biri olabilir. Gerçi çok maçlarını izlemedim ama gördüklerim öyleydi; defansla forvet arasına metrobüs hattı çekilse yeriydi… Benitez’in buna rağmen golle sık tanışıyor oluşu, yeteneğinin bir göstergesi aslında. Tıpkı zamanında Chicharito’da olduğu gibi… Geçenlerde Ekvador’un Peru ile oynadığı Brezilya 2014 eleme maçının özetine denk geldim. Bir asist, bir de golle oynamış Benitez. Dizindeki sakatlık ona bir problem çıkarmıyor gibi görünüyordu… Özellikle asist öncesi, yine topla müthiş bir dripling yapmış ceza sahası içersine kadar. Keza, bir önceki Venezüella galibiyetinde de iki golde de direkt katkı sahibi. İlk golde atağı başlatıp, yönünü belirleyerek “etrafını pozisyona sokma” konusunda da başarılı olduğunu gösterirken; attığı gol ise 1.68’lik boyuyla darbeli bir kafa vuruşuyla gelmiş…&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/JxJQsk7mwVQ" allowfullscreen="" frameborder="0" height="300" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Velhasıl, çok şey vadeden bir oyuncuyken; şuan biraz ıskarta kalmış, unutulmuş konumda. Üstelik hala 25 yaşında... Onu yeniden fark edip, ikinci kez Avrupa şansını verecek olan kulüp çok şey kazanacak sanki…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-7935542601002399805?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/7935542601002399805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=7935542601002399805&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7935542601002399805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7935542601002399805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/amokachinin-avatar-christian-benitez.html' title='Amokachi’nin Avatarı: Christian Benitez'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Uvld04kV-90/TvDbzEklSWI/AAAAAAAACw0/8-D8q8t39Ws/s72-c/christian%2Bbenitez.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-2305655969690659084</id><published>2011-12-18T20:25:00.004+02:00</published><updated>2011-12-20T00:33:09.557+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>El Clasico</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-3b8y0Lil02Q/Tu4wsndc8DI/AAAAAAAACwc/BO5JLbg0vZ8/s1600/edu-samsun.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 324px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-3b8y0Lil02Q/Tu4wsndc8DI/AAAAAAAACwc/BO5JLbg0vZ8/s400/edu-samsun.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687536922480406578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gündüz maçı, zemin kötü, takım yorgun, rakip dirençli, bireysel olarak birden fazla kötü performans, yenilen gol, erkenden başlayan sakatlanmalar… Klasik puan kaybı ortamı vardı; bir tek maçı Öztürk Pekin’in atlatması eksikti… Daha ilk 5 dakikada maçın böyle geçeceği belliydi aslında. İlk yarıda Beşiktaş namına söylenecek pek fazla bir şey yaşanmadı. Sadece şunu söyleyebilirim: Çöpe atılan 45 dakikalardan nefret ediyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki; çıkan kadronun skoru elde etmesi için mutlaka önde pres uyguluyor olması gerekirdi, ancak sadece bir kez denendi. Orada da topu kapan Necip, tek pasla 3’e 1 yakalatacağı yerde, şuta davrandı. Pektemek’in yalnız ve güçsüz kaldığı, Holosko’nun solda oynadığı ve pres yapılmayan bir ilk yarıdan gol çıkması mucize olurdu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zamanki Edu ve Burak Kaplan sahaya girdi, Beşiktaş olgun geliştirilen ataklarda etkili olmaya başladı. Çünkü sahada, topu ve futbolu bilen adam sayısı fazlalaşmıştı… Aslında çoğunlukla sol kanatta takılan Burak, “in çizgiye ortaya yap” model kanattan ziyade, Robben vari bir oyuncudur. Topu alıp içeri kat etmeyi, şut veya derin pası bol bol denemeyi sever… Oynadığı pozisyonda bir kez şut açısı yakaladı, çok etkili vurdu. Aslında çok daha fazla verim alınabilecek bir oyuncudur kendisi…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RIIAGfaVHr8/Tu4wYZzaE0I/AAAAAAAACwQ/dyx3SzHCnSw/s1600/necip-samsun.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 282px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-RIIAGfaVHr8/Tu4wYZzaE0I/AAAAAAAACwQ/dyx3SzHCnSw/s400/necip-samsun.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687536575217013570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Holosko’yu severiz de, Holosko “kendine güveni olduğu zaman” güzel oluyor. Moralsiz hali pek çekilir gibi değil… Psikolojinin dışında; oyun sıkışıkken Edu ile başlamak, skoru elde ettikten sonra Holosko’ya dönmek teknik-taktik anlamda da doğru olandı. Edu ile top daha fazla rakip alanda kalmaya, ceza sahası daha sık zorlanmaya başladı. Onlardan birinde kendi kazandırdığı penaltıyı gole çevirdi. Henüz üç gün önce temiz bir penaltı atan Fernandes varken topun başına geçişi, oldukça özgüven sahibi bir adam olduğunun da kanıtıydı aslında… 2. gole de yaklaştı, top uzak köşeden girse maçı almak ona yakışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alves, masalsı bir gol atmak üzereydi… Salon futbolu çalımlarıyla dalışı ve sol ayağıyla çıkardığı net şut, gayet mükemmeldi. O top içeri girse, devre arası sağ kulağını 500 binden okuturduk… Şaka bir tarafa, topla ilişkisi iyi olan bir oyuncu olduğunu daha 3 dakika süre aldığı Trabzon maçında belli etmişti zaten. Biraz hareketlilik kazansa, çok ideal bir ortasaha oyuncusu çıkabilir kendisinden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir Avrupa dönüşü, yine klasik bir kayıp… Denenmiş denendi aslında. Sonradan girenlerin ortaya koyduğu fark gösteriyor ki; böylesi maçlarda kendini gösterme çabasındaki yedekler, yorgun düşmüş ve galibiyet huzurunu üstünden hala atamamış as oyunculara nazaran çok daha makuldür… Neyse, olan oldu zaten artık. Grup maçları bitti, bol keseden ligde puanlar dağıtıldı…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-2305655969690659084?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/2305655969690659084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=2305655969690659084&amp;isPopup=true' title='26 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/2305655969690659084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/2305655969690659084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/gunduz-mac-zemin-kotu-takm-yorgun-rakip.html' title='El Clasico'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-3b8y0Lil02Q/Tu4wsndc8DI/AAAAAAAACwc/BO5JLbg0vZ8/s72-c/edu-samsun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>26</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-6921682153790582466</id><published>2011-12-18T15:30:00.004+02:00</published><updated>2011-12-18T15:32:51.461+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;dan Futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barcelona'/><title type='text'>Kupa Var Dediler, Geldik!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-Pw6u7Z_MvlM/Tu3rGZDxIEI/AAAAAAAACv4/myCHq0Y_IvA/s1600/bar%25C3%25A7a-sevin%25C3%25A7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 295px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Pw6u7Z_MvlM/Tu3rGZDxIEI/AAAAAAAACv4/myCHq0Y_IvA/s400/bar%25C3%25A7a-sevin%25C3%25A7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687460399477235778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Görünürde çok şey vadeden Santos – Barcelona finali, yine klasik Barça egemenliğindeki maçlardan birine dönüştü. Yine de insan keyif alıyor, sanıyorum ki artık yenilen taraf bile keyif almaya başladı bu işten. Santos’lu oyuncularda maç sonunda üzüntü yerine, Barcelona’yla oynanmış bir finalin mutluluğu vardı sanki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın başlarında Santos, bir Brezilya takımından beklenmeyecek kadar iyi bir set savunması sergiliyordu. Ta ki, Xavi’nin “futbol benim için yaratılmış” konu başlıklı top kontrolü ve asistine kadar… Zaten adamlarda gereksiz şut girişimi diye bir şey yok. Topu gezdirip, en ideal zamanı kolluyorlar… Mesela sıradan takımlarda; bir oyuncu kanattan bindirme yapıp, gelişi güzel ortasının korner olması sonucu böbürlenir, bir de üzerine tribünlere “bağıran leaan!” hareketi çeker… Barcelona’da ise, gelişi güzel orta yapan bir oyuncu; dönüp sonrasında takım arkadaşlarından özür diliyor, “hiç manası yoktu gerçekten…” gibisinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Messi ilk golünde bitiricilik, diğerinde ise çabukluk dersi verdi. Topu kaleciden kurtarıp, üzerinden sıçramak; futbolun en güzel görsellerinden biridir kesinlikle… Torres bunu kaleciyi geçmeden de yapıyor bazen; topun dibine girip, kalecinin üstünden aşırarak… Onun haricinde Fabregas’ın golündeki çabası, saygıya değerdi. “Pele’nin gereksiz Neymar karşılaştırması, ona ekstra motivasyon sağlamış mıdır?” diyeceğim ama bu ona haksızlık olurdu. Lise arkadaşları halı sahaya çağırsa, yine aynı ciddiyette oynayacak kadar futbolu seviyor. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ToXjt-uToEo/Tu3rLzLubxI/AAAAAAAACwE/wbgbqqW7BHw/s1600/neymar-messi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 319px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ToXjt-uToEo/Tu3rLzLubxI/AAAAAAAACwE/wbgbqqW7BHw/s400/neymar-messi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687460492389281554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında tüm Barcelona takımı için geçerlidir bu durum. Üst düzey seviyeleri tamam, ama asıl farkları futbolu çok sevmelerinden ileri geliyor… Teknik direktörleri de öyle aslında; bugün 2. golden sonra Şampiyonlar Ligi’ni almış gibi seviyordu Guardiola.&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Seyirciler Neymar’a dilenmeye daha çok meyilliydi. Messi, Xavi neler yaptılar çıt çıkmadı; ama Neymar’ın en ufak trickinde ortalığı alevlendirdi Japonlar… Yeni ve farkı bir yetenek olduğu içindir sanıyorum. Çünkü asıl merak edilecek oyuncu oydu, diğerlerini zaten biliyoruz… Yeteneği yadsınamaz Neymar’ın, ama bir an önce Avrupa’ya açılması, Santos’da daha fazla zaman kaybetmemesi gerekiyor. Keza Ganso da öyle... Messi biraz da, 18’inden itibaren üst düzey futbolda sürekli oynadığı için Messi oldu… Neymar gelsin buralara, varacağı noktayı daha net algılarız. Robinho’da yapılan hatayı tekrarlamazlar umarım Santoslular…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, çocukluğumuzun kovboy filmi saatinde; güzel bir futbol keyfi yaşadık… Sonuç olarak; Puyol kupa kaldırarak kas yapmaya devam etti…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-6921682153790582466?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/6921682153790582466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=6921682153790582466&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6921682153790582466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6921682153790582466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/kupa-var-dediler-geldik.html' title='Kupa Var Dediler, Geldik!'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Pw6u7Z_MvlM/Tu3rGZDxIEI/AAAAAAAACv4/myCHq0Y_IvA/s72-c/bar%25C3%25A7a-sevin%25C3%25A7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-3203741364362325396</id><published>2011-12-17T21:56:00.006+02:00</published><updated>2011-12-18T00:30:59.311+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Samsunspor – Beşiktaş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-325B-50Yg2s/Tuz0Cmf1K-I/AAAAAAAACvg/w6yCR9Aoh1Y/s1600/alves-edu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-325B-50Yg2s/Tuz0Cmf1K-I/AAAAAAAACvg/w6yCR9Aoh1Y/s400/alves-edu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687188754993064930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İlginçtir, Samsun’da yaşadığı puan kaybını bile hatırlamıyorum Beşiktaş’ın… Hatta genelde rahat galibiyetlerle dönülmüştür o sahadan. Mesela Pascal’ın Murat Alaçayır’ın ortasında havada asılı kaldığı maçı hatırladım ilk olarak, o galibiyet sonrası ufak bir seri başlamıştı galiba… Keza, formalite icabı gidilen ve yedeklerin oynadığı 100. yıldaki maç bile kazanılmış; Ali Cansun Cavani’ye bağlamıştı… Del Bosque zamanında 4 gollü bir galibiyet var aklımda ve Tigana döneminde, Gökhan Güleç’in uçtuğu 3-1’lik maç…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, İnönü’deki Samsun maçları genelde kâbus olmuştur Beşiktaşlı için. 5 kırmızılık maç, bu konuda seri başıdır tabi ki… Ama onun dışında da, yine şampiyonluğa giderken 0-0 berabere biten 2 adet Samsun maçı hatırlıyorum. Biri 90’ların sonunda, Samsun’un Tony Adams’ı Ercan; kaleci gibi son dakikalarda bir topu çıkartmış, penaltı verilmemişti. O kayıp ağır yara olmuştu… Yine 2. Daum zamanında bir maç vardır; 40’ın üzerinde orta yapılmasına rağmen pozisyona dahi girilememişti, ortada santrafor denen bir şey yoktu çünkü. Daum da, Brezilya’dan gelen stoper Marinho’yu oyuna forvet olarak sokmuştu mecburiyetten.  O arkadaş, etkili bir de kafa vurmuş top doksandan çıkarılmıştı. Sonrasında köyüne döndü zaten…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine kısa bir nostaljiyle konuya girdik. Çünkü malum, artık Beşiktaş’ın çıkacağı 11’lerin en az 9’u bellidir. Zaten savunma desen, artık askerlikteki badi sistemi çalışacak neredeyse. İsmail tesislerde yatağını bozuk bıraksa, hesabı Hilbert’ten de sorulacak falan… Aynı zamanda ortasaha da artık şekillenmeye başladı. Fernandes, formayı geri aldıktan sonra öyle bir giydi ki; direk vücuduyla bütünleşmiş durumda. Böyle giderse kimse alamaz elinden, duşta bile öyle girer… Ernst desen, nabzı attıkça savunma önündeki yerini alacağa benzer. Belki hücumcuları 3’leme durumunda Veli – Necip arasında tercih yapılabilir ileride; ancak mevcut şartlarda ikisi de sahada olacaktır…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rbna8oavGho/Tuz0RnGYUvI/AAAAAAAACvs/ouBFY-JGLHI/s1600/BJK-SS%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-rbna8oavGho/Tuz0RnGYUvI/AAAAAAAACvs/ouBFY-JGLHI/s400/BJK-SS%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687189012852790002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geriye 2 forvet seçeneği kalıyor, o da bu maçlık belli aslında… Almeida, Upson’dan yediği tekmeyi hala atlatamamış olacak ki; 18 kişilik kadroda yok. Son maçta yan iç ağları yırtma noktasına gelen Edu’yu ödüllendirme zamanı… Samsunspor karşısında Pektemek’in partneri Edu olacaktır… Çok da güzel olacak bence, hem fizik olarak toparlamış görünüyor hem de artık daha bir “takım” içersinde rol alacak kendisi. Ligde 11 çıktığı son maç, Beşiktaş’ın da araftaki son maçıydı nitekim: Kayserispor… Ki orada bile, kendi çabasıyla 2-3 pozisyona girmişti. Bakalım, kendini fazlaca yenilemiş bir takım içersinde nasıl performans gösterecek merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Holosko, sonradan oyuna girdiği maçlarda bariz şekilde çok daha faydalı oluyor. Yine 60 civarı, forvetlerden kim oyundan düşme noktasındaysa, onun yerine girer… Keza, yine Alves hatırı sayılır bir süre alacağa benzer ve bu kez umarım, Burak’a da sıra gelir… Quaresma – Simao takıma dönmeden, forma bulabileceği son fırsatlar. Bir 10 dakika olsa da görelim ne yapıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samsunspor oldukça kötü ve moralsiz durumda. Hafta arası kadro dışı bırakılan oyuncular da oldu, aralarında Mustafa Sarp da vardı; Beşiktaş için kötü haber… Tesis baskınları, kadro dışıları; takımı iki yönde de etkileyebilir. Belki ekstra hırs yapılacak, belki de bozuk olan moraller bir de yaşatılan baskıyla daha da dibe vuracak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş’ta ise durumlar  tam tersi. Hafta arası maç yaşansa da, en azından iki kez üst üste yolculuk yapılmadı. Normal şartlar; Beşiktaş’ın Samsun’da kazanma geleneği sürdüreceğini söylüyor, aynı zamanda Pektemek’in gol hanesini arttıracağını da… Ama yine de sahada belli olur bu işler. En azından, saçma bir kadro çıkmayacağını bildiğim için; “Beşiktaş kazanır” demekte pek sakınca görmüyorum aslında…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-3203741364362325396?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/3203741364362325396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=3203741364362325396&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3203741364362325396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3203741364362325396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/mac-oncesi-samsunspor-besiktas.html' title='Maç Öncesi: Samsunspor – Beşiktaş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-325B-50Yg2s/Tuz0Cmf1K-I/AAAAAAAACvg/w6yCR9Aoh1Y/s72-c/alves-edu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-221934755765926766</id><published>2011-12-16T20:34:00.013+02:00</published><updated>2011-12-17T01:12:52.838+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Altı Golde Mustafa Pektemek</title><content type='html'>Kendimi bildim bileli (bu süreç 90’lı yılların başında başlar) her daim bir ‘yabancı golcü’ arzusuyla yanıp tutuşmuştur Beşiktaşlı. Bunun en büyük nedeni, ağza bal çalıp Premier Lig’e arazi olan Ferdinand olabilir… Onu sadece gazete kupürlerinden hatırlıyorum, bir derbide gol sözü verip tutan ilk forvet olabilir kendisi… Benim asıl ilk göz ağrım Nartallo’dur, ilk kez bir transfer heyecanını onunla yaşamıştır benim kuşak… Arjantin’den forvet gelmişti Beşiktaş’a, ötesi var mıydı? Sırf yürürken bile dalgalanan uzun kıvırcık saçlarıyla, “ne topçu bea!” hissini uyandırmıştı peşinen. Öyle ki, mahallede 2’ye 2 maç yaptığımız ağabeyler onu paylaşamamış; biri Osvaldo olmuştu, diğeri Nartallo… O derece bir açlık vardı…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-awyqPQvBo_I/TuuQczXtvqI/AAAAAAAACvU/hyBx0UjRDog/s1600/pektemek-manisa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 304px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-awyqPQvBo_I/TuuQczXtvqI/AAAAAAAACvU/hyBx0UjRDog/s400/pektemek-manisa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5686797778985795234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ama geçmişe ve aynı zamanda sahada olup bitene bakınca; Beşiktaş’ı genellikle yerli forvetlerin sürüklediğini görüyoruz… Öyle ki; çıkarılan hepi-topu 3 kral da yerliydi: Güven Önüt, Feyyaz Uçar, İlhan Mansız… Aykut Kocaman ve Hakan Şükür’ün çılgın sezonlarına denk gelmeseler, bu listeye Ertuğrul ve Oktay da eklenebilirdi aslında. Sözün özü; Bobo dışında Beşiktaş’ı istikrarlı bir şekilde taşıyan yabancı bir golcü çok aranmasına rağmen, bulunamadı hiçbir zaman. Bulunan da ya ağır sakatlandı, ya da arıza çıktı işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon da aynı gelenek süreceğe benzer. Mustafa Pektemek, “oynasın mı?” , “oynamalı mı?”, “yok ya, kesin oynasın!” falan derken, arada derede bulduğu forma fırsatlarıyla 5 gole ulaştı bile ligde… Avrupa’da da tek gole imza atsa da, hem güzellik hem de manası açısından; 4 normal gole değerdi en az… Sloganı belli: “Pektemek, gol demek!”. Ancak onun asıl güzelliği, her bir golünün ayrı tarzda ve yetenekte atılmış olmasıdır aslında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8famltqS7T8/TuuPvoSWXcI/AAAAAAAACu8/zlr_-8YdjAU/s1600/%25C3%25A7iko.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 312px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-8famltqS7T8/TuuPvoSWXcI/AAAAAAAACu8/zlr_-8YdjAU/s400/%25C3%25A7iko.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5686797002916388290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mustafa Pektemek, “Chicharito” Demek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İspanyolcada istediği kadar “küçük bezelye” yazsın kelime karşılığı olarak… Benim için Chicharito’nun anlamı, tilki golcülüktür. Pektemek en çok bu tarz bir forvettir aslında. Savunmadan daha önce düşünür, daha çabuk hareket eder, daha hızlı karar verir genellikle. Mersin’de attığı gol, çabuk kararın verdiği bir artıydı. Kalabalık savunma içersinde Hilbert’in topu çıkarabileceği en uygun yere koşu yaptı, tek vuruşla köşeyi buldu. Gençlerbirliği karşısında attığı golünde ise “önsezi” esintileri vardı. Aurelio’nun gol girişiminde, topun önünde kalabileceğini hissederek; ısrarla ofsayt çizgisine dikkat edip, tetikte durdu ve gerçekten de top önüne düştü, sonra da kaleye… İBBSpor’a attığı golde ise; korner kullanılıyorken, “markaj altındayım” süsünü verdi. Oysa top havada süzülürken, bir hamleyle hemen kendisini tutan savunmacının önüne geçecek, topun ona çarpması yetecekti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chicharito’ya bir başka benzer yönü ise; kalıplı bir oyuncu olmamasına rağmen, sırtı dönük oyunu çok iyi yapıyor oluşudur. Aslında bu da, tıpkı gol pozisyonlarında olduğu gibi “çabuk düşünmek ve uygulamak” özelliğinin bir getirisi… Böyle oyuncular, fiziki açığını zekasıyla kapatırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PJfgYgSwDKs/TuuPXBMPbjI/AAAAAAAACuk/U4IKfdWCogw/s1600/suarez.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-PJfgYgSwDKs/TuuPXBMPbjI/AAAAAAAACuk/U4IKfdWCogw/s400/suarez.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5686796580104924722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mustafa Pektemek, “Suarez” Demek&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: underline; font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Suarez, Uruguay Milli Takımı’nda farklı bir rol almış, 4-3-3’ün “top taşıyıcı kenar forveti” görevini üstlenmişti Dünya Kupası’nda… Carvalhal de Pektemek’i sık sık bu şekilde görevlendiriyor. Çok fazla çizgiye atılmadıkça, faydalı da olabileceği bir yerdir aslında. Çünkü o da tıpkı Suarez gibi golcülüğü kadar; dripling, birebirde adam eksiltmek gibi teknik mevzularda da öne çıkan bir oyuncudur… Top taşıyan, kaleye yaklaştığında bitirme ihtimali yüksek olan forvet, en yalın anlatımla ‘tehlikelidir’. Manisa maçında attığı gol, tam olarak böyle bir şeydi… Ama asılında, Pektemek’in bu özelliğiyle çok daha önceden tanışmıştı Beşiktaş. İnönü’de 2-2’ye gelen maçta; sağdan topla dalmış, sanki ortaya çevirecekmiş gibi dururken nefis bir gol vuruşuyla Rüştü’yü fena avlamıştı Gençlerbirliği formasıyla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gücünü kazandığında, bu özelliklerinden daha fazla faydalanacaktır. Mesela topu alıp içeri kat ettiğinde, sıkı bir şut çıkabilecek kadar kuvvetlenirse, gol istatistiği oldukça yükselir... Şuan en belirgin eksiği de budur zaten. Fiziken güçlendiğinde, zincirleme olarak birçok gediği kapanacaktır Mustafa'nın. Mesela plasede olduğu kadar, sert şurtlarda da etkili olmaya başlayacak; ikili mücadele sonrası topu aldığında, doğru karar alacak olan beyni 'ayağına daha fazla hükmedecektir'...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-kMTssOk04Rg/TuuPlUrKrOI/AAAAAAAACuw/UV3IF-Q2e6o/s1600/%25C5%259Fifo.Jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 275px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-kMTssOk04Rg/TuuPlUrKrOI/AAAAAAAACuw/UV3IF-Q2e6o/s400/%25C5%259Fifo.Jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5686796825853078754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;Mustafa Pektemek, “Şifo” Demek&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kendim araştırmadım ama ekşisözlükteki bir konuda görmüştüm; 1.69’luk boyuyla Şifo Mehmet, Hakan Şükür’den sonra 1. ligde en fazla “kafa golü” atan oyuncuymuş… Şöyle hafızamı canlandırıyorum da, neredeyse 2 golünden birini kafasıyla atıyordu gerçekten. Hava hakimiyetiyle, kafa hakimiyeti ayrı konulardır. Şifo, hava hâkimiyetine sahip değildi ama kafasıyla buluşan bir top, mutlaka onun istediği hedefe giderdi… Pektemek’in şimdiden 2 kafa golü var, çok uzun sayılmayacak boyuna rağmen. Üstelik biri, sırf duran toplardaki başarısıyla ün salmış Stoke City’e karşıydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, benim asıl Şifo benzetmem daha farklı bir konuda. Hani insan bazen kendisini futbolcu yapar ya hayallerinde… Öyle bir gol dakikası olur ki, maçı sen alırsın… Şifo, bunu gerçek hayatta yaşamış bir insandır. Hep lazım olan zamanda vardı, sanıyorum ki Pektemek de öyle olacak… Bojan Krkic gibi, 3-0’ı 5-0 yapan değil de, kilit gollerin adamı olacak sanki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bahsi geçen, örnekte verilen oyuncuların hepsini Mustafa Pektemek kapsar!” gibi fanteziler içersinde değilim elbette. Fazlaca mübalağa tekniği kullanılmıştır... Zaten öyle olsa, Barcelona David Villa’nın sakatlığına çok fazla üzülmez; çareyi onunla bulurdu… Ancak, biraz Chicharito, biraz Suarez, biraz da Şifo’dur Pektemek benim için. Ve bu birazların ötesine geçecek potansiyele de sahipdir. Kısacası; Pektemek “umut” demektir aslında. Henüz bunun "az" farkında olsak da...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-221934755765926766?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/221934755765926766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=221934755765926766&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/221934755765926766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/221934755765926766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/alt-golde-mustafa-pektemek.html' title='Altı Golde Mustafa Pektemek'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-awyqPQvBo_I/TuuQczXtvqI/AAAAAAAACvU/hyBx0UjRDog/s72-c/pektemek-manisa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-2530081055998899058</id><published>2011-12-15T01:13:00.005+02:00</published><updated>2011-12-15T10:42:27.724+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Ligi'/><title type='text'>Taç Kraker</title><content type='html'>Bu maçı tıpkı birçok Beşiktaşlı gibi, futbolcular da uzun zamandır beklemiş; görünen oydu… Günlerlerden beridir, uykuya dalmadan önce Delap’ın mancınık vari taç atışlarını sayarak uyumuşlardı sanki… Ancak maçın başlarında, bu işin sahaya çok iyi yansımayacağı ortaya çıktı. Durduk yere telaşlı bir hal almıştı takım… Ataklar aceleyle heba ediliyor, şut tuşuna çok önceden basılıyor, asıl tedirgin olması gereken karşı tarafa otomatikman güven veriliyordu… Bu durum görünürde oyunu kendi sahasında kabullenecek izlemini veren Stoke City’i önde pres yapmaya itti, ve hemen sonuç aldılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mücadeleyi, çoğunlukla heyecanla karıştırdığından, ortaya doğru şeyler çıkaramayan takımda bir oyuncu çok sivriliyordu: Manuel Fernandes. Takımı resmen ayakta tuttu. Golle sonuçlanan pozisyon haricinde, aldığı her topta kolayca yüzünü rakip kaleye döndürdü ve çok doğru tercihler yaptı. O doğru tercihlerin, büyük yeteneğiyle birleşmesi; Beşiktaş’ı gole yaklaştıran tek etkendi aslında. Holosko’ya, Hilbert’e, Almeida’ya nefis pozisyonlar hazırlardı, ama hepsi ‘telaş ortak parantezi’ altında heba edildi…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ixJSQ0I5Z78/Tuktq68jADI/AAAAAAAACuM/NQfRLZTOucc/s1600/fernandes-stoke.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 243px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-ixJSQ0I5Z78/Tuktq68jADI/AAAAAAAACuM/NQfRLZTOucc/s400/fernandes-stoke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5686126219932926002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Stoke City’de çok dengeli ve sert gözüken alan savunmasını aşmak, o kadar da zor değildi aslında. … O “şut tuşuna önceden basıldığı” pozisyonların ağır çekimleri, bize bunun tüyosunu veriyordu. Savunma arkasına kaçacak, biraz birebiri deneyecek ya da en kötü 'topu boşa aldıktan sonra' şutunu atacak bir oyuncu olsa sahada; çok şeyi değişebilirdi… Bunu yapabilecek iki oyuncu vardı kenarda ve çok bekletmeden sahaya sürmek gerekiyordu: Pektemek ve Edu… Her ikisi de, daha iyi şut imkânı için ‘zorlayan’ oyunculardı en azından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken, son maçlarda oyuna geç müdahalesiyle eleştirdiğimiz Carvalhal; bu kez fazla beklemedi. Kendine güvensiz oynayan Holosko’da ısrar etmeden, Pektemek’i sahaya attı… Bu Beşiktaş’a maçı getiren ilk hamleydi, ikincisi ise maçın yıldızı Fernandes’in; daha ortasahadaki dönüşüyle bir şeyler yapacağını belli ettiği atakta, Almeida’ya saldığı ara pası… Penaltının üzerine, rakip savunmadaki en sağlam isim olan Upson kırmızıyı yedi ve o dakikadan sonra Stoke City, çaya fazla batırılmış ‘taç’ kraker gibi dağılmaya başladı. Maç artık büyük bir keyfe dönüşecekti, bu belliydi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafızamdaki “en güzel sayılmayan goller” klasöründe, Diego Simeone’nin şöyle bir olayı vardır: Manchester United – Inter Şampiyonlar Ligi maçında, kornerden gelen topu uçarak kafayla ve tabiri caizse “zınk diye” tavana yapıştırır. Ama topun dışarıdan geldiği gerekçesiyle, gol sayılmaz... Üzülmüştüm açıkçası, çok tatlı goldü çünkü. O kadar kalabalık savunma arasında, üstelik uçarak kafayla öyle bir vuruş yapmak, çok nadide bir şeydi. Benzer golü, bir Beşiktaşlı oyuncunun atması nefis oldu… Pektemek, ikidir kornerden gol atıyor; iyi pozisyon alışları ve "gol koklamadaki" becerisiyle. Üstelik bu kez rakip, her ne kadar bir uzunu dışarı da kalsa da Stoke City’di. Ancak bu seferkine sadece “pozisyon alışı ya da golü koklamak” demek, haksızlık olur. Kafayı harika çevirmiş, o hengame arasında bilinçli olarak vurmuş köşeye... Tek kelimeyle ‘muhteşem’ bir goldü…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Xr952HZh9TU/TuktxDeQmAI/AAAAAAAACuY/IKdBbMetPaQ/s1600/edu-stoke.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Xr952HZh9TU/TuktxDeQmAI/AAAAAAAACuY/IKdBbMetPaQ/s400/edu-stoke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5686126325301024770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Edu’nun hiç adım atacak imkânı olmamasına rağmen, çok zor açıdan topu yan ağlara takmasıyla, birçok insan şaşkınlığını gizleyememiştir herhalde… Kendime adıma, tam kafamda canlandırdığım bir goldü doğrusunu söylemek gerekirse. Edu da şut atmaya çok önceden karar vermişti belli ki, ama bunu telaşla uygulamaya sokmadı. Ayağının içiyle, son derece kendine güvenli şekilde topu boşa çekti ve köşeyi buldu… Hız sorunu olabilir. (Ki aslında, auta çıkmadan bir topu yakalaşı var. "Sorun' denecek kadar da eksik değil o konuda da) Ancak futbolu bilen ve oldukça teknik bir oyuncudur kendisi. Kesinlikle peşinen çöpe atılacak bir adam değildi, hala öyle. Yoğun maç trafiğinde kullanmak gerekiyor onu da, bugün 15 dakika oynayan Alves’i de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topu Alves’in ayağına yakıştırdım bu maçta açıkçası. Diyagonal paslar falan da atıyor kerata… Böyle bir oyuncu varken, ortasahaların dakika dakika erimesini izlemeye gerek yok kesinlikle. Bugün Carvalhal, tıpkı forvet değişimlerinde geç kalmadığı gibi, ortasahayı tazeleştirmekten de geri kalmadı. Kalan tek büyük eksiği buydu, şimdiden doğruya gidişte sanki bu konuda da… Kalan iki maçı gözetirsek, Beşiktaş’ın ilk devreyi tepelerde bitireceği kesin gibi. Avrupa desen, en başta hepimizin hafiften tırstığı gruptan lider çıkılmış durumda. Kendisi, 49 yıllığına vekaleten teknik direktörlük yapabilir yani… Tayfur Hoca’ya büyük geçmiş olsun. Yöneticilerin ısrarla “hocamız Tayfur Havutçu’dur” demesini normal karşılıyorum. Ama aynı 'normallik'; Tayfur Hoca’nın yapacağı basın toplantısıyla, teknik direktörlüğü resmen Carvalhal’e devretmesini de gerektirir. Keza, adamlık da öyle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-2530081055998899058?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/2530081055998899058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=2530081055998899058&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/2530081055998899058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/2530081055998899058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/tac-kraker.html' title='Taç Kraker'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ixJSQ0I5Z78/Tuktq68jADI/AAAAAAAACuM/NQfRLZTOucc/s72-c/fernandes-stoke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-8154716460803847184</id><published>2011-12-13T16:53:00.004+02:00</published><updated>2011-12-13T16:58:57.213+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş - Stoke City</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-BIuDUzgSn-o/TudoKJfzqQI/AAAAAAAACuA/GUwF97yoN0g/s1600/NEC-SC.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-BIuDUzgSn-o/TudoKJfzqQI/AAAAAAAACuA/GUwF97yoN0g/s400/NEC-SC.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685627578135849218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Pulis, bu maça yedek ağırlıklı kadroyla çıkacağını açıklamış. Buna sevinmeli miyiz bilmiyorum… Sonuçta adamların belli bir şablonu var ve bireysel olarak öne çıkılmıyor, olayları tamamen fizik meselesi. O yüzden Pulis’in ben gayet realist yaklaştığını düşünüyorum. Zaten as takımla da oynasalar, deplasman karneleri pek parlak değil. Buralarda taç atan adama havlu, peçete, kolonya falan vermezler nitekim… Yorgun olmayan ve kendini gösterme çabası içersine girecek olan oyuncular sahada olacak. As takım ise Premier League maçına saklanacak, sonuçta adamlarda play-off yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bizde vardı ve bu maç çok daha değerliydi. Beraberlik hatta mağlubiyet bile yetecek belki gruptan çıkmaya ama son 32’deki eşleşmenin selameti için, lider çıkmak önemli… İBB maçında yedekler çıksa ne olurdu yani; en fazla o 1 puan da alınmaz olurdu. Ki play-off’lar sebebiyle onun da değeri 0.5 puan esasında… Belki de, yedeklerdeki oyuncuların koyacağı özveri, maçı da getirecekti. Eksik olunca, futbol takımları bir ayrı kenetlenir. Nitekim dün Roma stopersiz çıktı lider Juventus karşısına, De Rossi o bölgeye çekildi falan. Ama ekstradan bir motivasyon sağlamıştı bu durum takıma ve en azından yenilmediler, kazana da bilirlerdi… Kadro oldukça lüks aslında derinlik açısından… Öyle ki; A2 takımına Rapid Wien’den, Leverkusen’den hatta kağıt üstünde de olsa Atletico Madrid’den transferler yapılmış durumda. Forvette de Bank Asya’da krallığa oynamış bir arkadaş var… Ama şuana kadar kalabalık kadronun hiçbir faydasını görmedi Beşiktaş. Neyse, olan oldu artık. Stoke maçına dönelim…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LfJOS8y-XkE/TudnEsaPPcI/AAAAAAAACt0/7K0WpGK6HP0/s1600/BJK-SC%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-LfJOS8y-XkE/TudnEsaPPcI/AAAAAAAACt0/7K0WpGK6HP0/s400/BJK-SC%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685626384916889026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Maçta tempo yapılmazsa, Stoke City’e karşı gol bulmak zor. Çünkü Maccabi’de olduğu gibi kendi başına gol atacak bir oyuncu olamayacak 11’de. Kanada insen, açılacak ortayı minimum 4 adet kavak ağacı bekliyor olacak… İşte anca, kaleye çok yakın yerdeyken birini kaçırmak gerekli; ilk maçta Hilbert’e yapıldığı gibi. Top dolaştırılsa, bu kez Stoke City alan savunmasını delmek zorlaşacak ara paslarıyla. O yüzden, fiziki mücadelede olduğu kadar başarılı olamadıkları ‘teknik’ aksaklıklarına yüklenmek gerek. Ceza yayına yakın yerlerde önde baskı kurup, kapılan toplarla savunmayı sık sık dengesiz yakalamak ve buralarda Pektemek’e, ‘gol demek’ mutasyonunu sağlamak gerek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pres odaklı bir maç olacaksa, yine Necip, Ernst, Fernandes ve Veli destekli bir ortasaha şart gözüküyor. Önlerinde de patlama özellikleriyle Holosko ve Pektemek ikilisi… Aslında kısa bir takım oldu, mantık olarak Almeida’ya bir şekilde yer açmak gerek. Ama adamın hava topu da aldığı yok ki… Defansif duran toplarda artık iyi bir alan savunması ve sıkı bir İnönü ıslığıyla karşı durmaktan başka çare yok. Tribünlerin, her hava topunda “faul değil mi lan bu?!?” şeklinde yüklenmesi şart. Çünkü, hakikaten adamların her şarjı faul…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş’ın iki senedir Avrupa maçları ayrı bir tatta oluyor, sonunun galibiyetle bitmesi ise çok özel bir keyif… Yine onlardan biri olacaktır umuyorum. Bol bol uzun şut denemek gerek. Kafamda canlandırdığım tahmini gol şekli de;  Serdar’ın Valencia’ya gönderdiği, çarpıp giren ve spikerin “Zubizaretta kimmişş?” diye ortalığı inlettiği tarzda bir şeydir… Tabi bu konuda Veli daha şanslı ama İsmail’in senede 1 bu şekilde golü mevcuttur, ona denk gelse mesela… Gol sevinciyle Kabataş’ta alsa soluğu, ne güzel olur... İyi maçlar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-8154716460803847184?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/8154716460803847184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=8154716460803847184&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8154716460803847184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8154716460803847184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/mac-oncesi-besiktas-stoke-city.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş - Stoke City'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-BIuDUzgSn-o/TudoKJfzqQI/AAAAAAAACuA/GUwF97yoN0g/s72-c/NEC-SC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-9195469232523275435</id><published>2011-12-11T23:56:00.006+02:00</published><updated>2011-12-12T13:47:53.979+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Neyse...</title><content type='html'>14 gün içinde oynanmış 5. Beşiktaş maçı ve yaşanan tek puan kaybı… İlk bakışta oldukça kabul edilir gözüküyor ki zaten maç öncesinde de “artık puan kaybı lüksü vardır Beşiktaş’ın” diye not düşmüştük. Lakin maçın bir an gelmesine rağmen ufak hamle hatalarıyla  (ya da hamlesizlikle) kabul görmemesi ve golün 87. dakikada yenmiş olması asıl iç acıtıcı sebep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş ideal 11’le yakın bir takımla sahadaydı. Aslında “ideal” sözcüğünü kullanmamız bile, başlı başına bir Carvalhal gerçeğidir olumlu anlamda. Fakat aynı sözcük eleştiri odağı da oluşturabilir; “3 gün sonra Stoke City maçı var, takım yorgun. Neden hala ideal 11?” gibisinden bir soru sorulabilir. Ama ben buna pek değinmeyeceğim. Çünkü tıpkı Manisa maçı gibi bugün de, gayet ekonomik oynanarak kazanılabilirdi. Çok da yaklaşılmıştı…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-myMKnlQB2og/TuUogpgPPaI/AAAAAAAACtQ/iZh88Ay3wF8/s1600/necip%2Buysal.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 339px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-myMKnlQB2og/TuUogpgPPaI/AAAAAAAACtQ/iZh88Ay3wF8/s400/necip%2Buysal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5684994645987114402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beşiktaş’ın bu oyun tarzında Quaresma çok daha fazla değer kazanıyor. Çünkü o yokken, topun rakip kale yakınlarına taşınması, yine aynı bölgelerden duran top kazanılması çok güç oluyor. Aslında böyle bir alternatif de var kadroda, şu sıralar muhtemelen “Simao ve Quaresma yokken, 1 dakika bile oynayamıyorsam acaba aslında ben yok muyum?” gibi hayatı sorgulama evresine girmiş olabilir. Evet, 3 maçtır ısırmaktan buharlaşan Burak Kaplan’dan bahsediyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç öncesinde sürpriz ata oynatıp “pek tercih edilmesini istemesem de, sanki Almeida iyi maç çıkaracak” gibisinden bir söz etmiştim. Beşiktaş hiçbir dakika önde pres uygulamayınca, Almeida iyice anlamsız bir hal aldı; baskı yoksa, iyice değersizleşiyor… Necip’in bireysel oyunu ve mükemmel pasıyla gole de çok yaklaştı fakat daha topa vurduğu anda kaçıracağını belli etti… Bu haliyle Beşiktaş,ancak bir duran top golüyle açılış yapabilirdi, öyle de oldu. Pektemek’in “Ali Gültiken vari” gol şansı, yine çok hayra geçti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra yapılacak iş çok belliydi aslında… Pektemek merkeze geçer, Almeida’nın yerine daha enerjik bir kanat oyuncusu alınabilirdi. Burak, hatta hiç olmadı Ekrem… Ve iyice önde basmaya başlayan İBB’ye karşı duracak, taze bir ortasaha atılabilirdi oyuna. Zaten 2 maçtır en iyi topsuz oyun performansını gösteren ve bu maçın da büyük bölümünde çok koşan Fernandes, oldukça oyundan düşmüş haldeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken kenardan Toraman göründü. Aklımda iki senaryo vardı: ya Almeida’nın yerine oyuna girip, savunma önüne geçecek; böylelikle Fernandes de Holosko – Pektemek’in arkasında, topu alıp onları kaçırma görevini görecek ve daha az koşacak. Ya da direk olarak Fernandes’in yerine girip, Ernst içe çekilecek… Ama öyle olmadı. Çıkan Pektemek oldu, Toraman ise sağbeke geçti… Hilbert'in öne atılması da, Holosko’nun sola geçmesi demekti… Ofsayt çizgisine, en fazla metro istasyonlarındaki sarı çizgi kadar dikkat eden Almeida ise, en uçta yalnız kalacaktı.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--fQ59fWpxsI/TuUoqXp4FwI/AAAAAAAACtc/5kPmXbgopKg/s1600/almeida-ibb.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 265px;" src="http://1.bp.blogspot.com/--fQ59fWpxsI/TuUoqXp4FwI/AAAAAAAACtc/5kPmXbgopKg/s400/almeida-ibb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5684994812994393858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sağdaki Holosko ile, soldaki Holosko arasında çok fark vardır. Onun sağdaki futbolculuğuna 3 milyon Euro paha biçiyorsam; soldaki haline 150 bin Dolar (Euro bile değil) belki veririm. Çünkü o kanatta dripling yapmayı da, topsuz oyunda savunma yardımını da, gol koşularını da unutuyor. Sağda ise hepsini yapabiliyor… Mesela o sağda kalsa, golü getiren orta hiç yapılmayabilirdi. Ve Hilbert de bekte kalsa, mutlaka arka direğe koşu yapan Tevfik’i fark ederdi… Ufak bir hamle, tüm takımın dengesini bozdu. Belki de normal olan puan kaybı, aslında hiç ortaya çıkmayacakken uyandırıldı… Ki doğrusunu söylemek gerekirse, İBB 87'de bulsa da gole her zaman daha yakın durdu. Maçta ara-ara önde pres uygulandı, Webo olsa o top kazanımlarından daha fazla ekmek çıkarabilirlerdi. Doka'ya da, "27 yaşına kadar nerelerdeydin?" diye sordum maç boyunca. Standartların üstünde bir kenar forvet, tıpkı Holmen'in yine standartların üstünde bir ortasaha olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, play-off nedeniyle çok şey de fark etmeyecek zaten. Carvalhal’in belki de kalan en bariz, hatta tek eksiğini (oyuna müdahalesizliğini) gelecek maçlarda gidereceğini umuyor, çok da kafaya takmaya gerek yok diyorum… Ama işte, sonuç olarak puan kaybı yaşanacaksa; bari şu adamları dinlendirseydik. Burak ne yapıyor, Alves 3. dakikadan fazla oynarsa kurbağaya falan mı dönüşüyor bir görseydik.  Milli maç arasında bile top oynayan, artık ekmek alırken bile refleks olarak bir sonraki müşterinin kademesine giren Egemen’i tribünde bir görseydik. Zaten Webo da yoktu, Atınç oynasaydı mesela… Fernandes’in kornerleriyle tanışsaydı 2 metrelik boyuyla. Neyse…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu maçı daha farklı bir anlatımla, &lt;a href="http://www.hayatimfutbol.com/"&gt;Hayatım Futbo&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.hayatimfutbol.com/"&gt;l &lt;/a&gt;'un çıkacak yeni sayısında da değerlendirdim. Vakit bulur da, oraya da bir göz atarsanız sevinirim... &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-9195469232523275435?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/9195469232523275435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=9195469232523275435&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/9195469232523275435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/9195469232523275435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/neyse.html' title='Neyse...'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-myMKnlQB2og/TuUogpgPPaI/AAAAAAAACtQ/iZh88Ay3wF8/s72-c/necip%2Buysal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-2675656826494839541</id><published>2011-12-10T12:06:00.006+02:00</published><updated>2011-12-10T21:33:35.612+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş – İBB</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-qjVM4uoOptU/TuMvXbaHptI/AAAAAAAACs4/fsULda13Pjs/s1600/bobocan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 274px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-qjVM4uoOptU/TuMvXbaHptI/AAAAAAAACs4/fsULda13Pjs/s400/bobocan.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5684439234212505298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gece, son dönemin en bilinmezli ve her yönüyle şahane geçmesi muhtemel bir El Clasico var. O yüzden maç öncesini şimdiden aradan çıkaralım, fırsat olmayabilir. Aslında Beşiktaş da tarihi bir maça çıkacak yarın. Şöyle ki; ilk kez bir İBB maçı öncesinde Beşiktaş ortasahasının dirençli olacağını biliyoruz… Daha önceleri İBB’nin ters gelmesinden çok, Beşiktaş’ın çıkardığı kadrolarla “buyur ters gel” deme durumu vardı sanki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüştü, Tandoğan , Gökhan Zan, Gordon, Üzülmez, Holosko, Serdar Özkan, Delgado, Tello, Bobo, Nobre… Saçmalıkta, ortasaha tahliyesine zirve yaptığımız maç budur mesela; Ertuğrul Sağlam’la az biraz şampiyonluğa oynanan dönem. Ama bu maçla bitmişti bazı umutlar alınan sonuçla, aslında benim umudum çıkan 11’le evvelden bitmişti zaten… Serdar Özkan bildiğiniz önlibero oynuyor, geriye kalanlar spontane şekilde takılıyordu o maçta. Bu ortasaha boşluğu, Gordon’u da peşinen yalan etmiştir zaten… Nitekim İbrahim Akın daha 6. dakikada golü atmış, sonrasında skor 1-1’e gelse de; üzerine Bobo atılmış ve maç kaybedilmişti. Bobocan sadece itmişti Ekrem'i halbuki... Kırmızının üstüne bir de maç cezası yağmıştı (3 veya 4). O zamandan başladı Bobo miladını doldurdu kampanyası, 2011'de nihayete erdi aslında. Bu sıralar İstanbul'da. Tekrar alınsa bünyeye alternatif olarak fena olmaz (Cruzeiro, kalkıp da oynatmadığı adama bonservis istemezse tabi), menajerinin de eli zayıfladı artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, geçmişten bugüne İBB maçları hep böyle benzerdir, çok gitmeden geçen seneye bakarsak da aynı tabloyu görürüz… Bana kalsa, halen Quaresma yokluğunda “hücum bölgesinde oynatıldığı takdirde” ciddi fark yaratacak bir adamdı Delgado. Kendisi yine bir İBB maçı ve yine bir ortasaha tahliyesi sonucunda sokağa atıldı… Keza, rövanşında da Aurelio – Guti, Aurelio kırmızısından sonra bir tek Guti’nin ortasahada olduğu maç var ki; o andan itibaren hem takım hem de Guti fişi çekmişti.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ocTpBYtGutU/TuMveplYPaI/AAAAAAAACtE/dl9Pd6ZTjBs/s1600/BJK-IBB%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ocTpBYtGutU/TuMveplYPaI/AAAAAAAACtE/dl9Pd6ZTjBs/s400/BJK-IBB%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5684439358276910498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında Fernandes’in “ofansif” iyi oyununa rağmen, kupa finalinde de ideal dinamizmde bir ortasaha yoktu. Ancak bu kez durumlar farklı… Hem üç klasik ortasahayla oynuyor Beşiktaş, hem de üzerine Veli ekleniyor son maçlarda; yarın yine öyle olacak… Ancak Quaresma’nın yokluğunda “top taşıma” işi zorlaşabilir. O yüzden, bu kez Manisa maçında olduğu kadar geride düzen almak yerine; ara-ara ön baskılar gerçekleşmesi gerekiyor. Kaldı ki Belediye savunması oldukça ağır ve sakar oyunculardan kurulu aslında. Rakip daha kendi ceza sahası yakınlarındayken baskı görüp, topu kaptırdığı vakit; Beşiktaş zaten kaleye yakın olacak ve Quaresma’nın dripling özelliğini daha az arar hale gelebilecektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana kalsa Burak 11 de oynar ama gerçekçi olursak, Holosko ile başlanacağını tahmin edebiliriz. Holosko’nun da İBB maçlarındaki gol istatistiği iyidir. Bunun nedeni, İBB’nin genellikle çizgi savunma oynaması olarak gösterilebilir… Beşiktaş her ne kadar 3 gün sonra tekrar maç oynayacak olsa da, “az yetenek, çok mücadele” prensibiyle bu maçı da alacaktır. Skor elde edildikten sonra takım kendini geriye atarsa, Burak hamlesi elzem olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savunma 4’sü savaşta ve barışta bozulmayacak gibi artık. Dinlendirilsin diyeceğim de, hiç alternatif yok maalesef… Zaten maç oynayarak daha iyi kıvama geliyorlar. Klasik Toraman – Ernst değişikliği olacaktır yine maçın devamında.  Manisa’da 4. gol öncesi, ‘golün kokusunu alıp’ 100 metreyi 10 saniyenin altında koşan Almeida da; yine sonradan girse iyi olur. Ama Holosko’nun yerine maça 11’de de başlaması muhtemeldir, her ne kadar arzu etmesem de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Edu var aslında. Takımla çalışmaya başladığı şeklinde haber düştü. Ne ara sakatlandı onu da anlamadım. Kadroya giremeye, giremeye, Rio Ferdinand gibi televizyon izlerken adaleyi mi gerdi nedir? Neyse, aslında o topsuz oyunu sebebiyle; sonradan hamlelerde daha ideal isim. Cami avlusuna konacak bir adam değil asla… Velhasıl, bu kez Beşiktaş İBB’ye ters gelecek nitelikte bir takımdır, Manisa maçında olduğu gibi yine ‘kazanamama lüksü’ vardır ama kazanacaktır. İyi maçlar…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Beşiktaş - İstanbul Büyükşehir BLD.&lt;br /&gt;Pazar 16:00 - Şeref Bey&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-2675656826494839541?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/2675656826494839541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=2675656826494839541&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/2675656826494839541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/2675656826494839541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/mac-oncesi-besiktas-ibb.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş – İBB'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qjVM4uoOptU/TuMvXbaHptI/AAAAAAAACs4/fsULda13Pjs/s72-c/bobocan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7089300100255909019</id><published>2011-12-09T01:44:00.005+02:00</published><updated>2011-12-09T18:50:55.867+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Testudo Taktiği</title><content type='html'>Bir Perşembe’den öteki Perşembe’ya kadar oynanmış 3. maç ve alınan 4-1’lik galibiyet… Üstelik son 7 maçında sadece 1 gol yemiş, ligin sağlam takımlarından Manisa’ya karşı. Her ne kadar Ege’nin Patrick Vieira’sından (İncedemir) yoksun olsalar da, yine de çok değerli bir skor. Asıl ilginç olanı ise, Beşiktaş’ın aktif dinlenmeyi sık sık yaparak bu skoru elde etmiş olması… Hemen hemen hiç önde baskı yapılmadı, genelde ortasahanın gerisinde agresif olundu; kapılan toplarda bireysel atılımlarla sonuç alındı…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-o3bUTzSk8Zg/TuFMQJ2225I/AAAAAAAACsg/UTv-OTmqIIs/s1600/testudo2.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-o3bUTzSk8Zg/TuFMQJ2225I/AAAAAAAACsg/UTv-OTmqIIs/s400/testudo2.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683908045125901202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tarihi-Savaş türündeki filmlerin müdavimlerine 'Testudo Taktiği' denince zihinlerinde hemen bu resim belirir… Kısaca şöyledir durum; tüm askerler, hiçbir boşluk vermemek suretle kalkanları kullanarak, mini bir kale oluştururlar. Arada kalkanlar arasından mızrak, ok sürprizi yaparlar ve ıskalamazlar. Diğerleri ise bariyerleri dövüp durur…  Beşiktaş da; aslında ne 4-3-3, ne 4-5-1 oynuyor, direk bildiğiniz Testudo!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işte, bu iş için öncelikle birlikte hareket eden bir takım olması gerekiyor; Beşiktaş da artık bunu yapıyor.  Carlos, takriben Mersin maçından beridir bu işe çok kafa yoruyordu zaten. Zamanla 11 seçiminde de; hem dolaylı, hem de direk yoldan doğruyu bulmaya başladı. Simao’nun sakatlığıyla; hep dile getirdiğimiz kısaca “(Q7+Simao)-1” (tam doğru yazılmadı farkındayım) şeklinde olan formül hayata geçti. Trabzon, Maccabi, Ordu, Manisa periyodundan 12 puanla çıkılmasında bu formülün büyük payı var… Çünkü bu durumda Beşiktaş öncelikle takım oldu. Sonra da Quaresma’yı çizgi hapsinden kurtarıp, direk olarak skoru etkilemesini sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Testodo’nun içinden ilk mızrak da ondan geldi zaten, gerçi frikikten ama olsun. Ayağının içini, dışı gibi kullandı. Genelde tersi söylenir, ama öyle… Sonra da Pektemek farkı ikiye çıkardı, ama gol atarak değil; çok daha fazlasını yaparak… Hem yakılan “Pektemek nerede? ağıtlarının boşuna olmadığını, hem de Carlos’un kırk yılın başı Almeida’yı kesmesinde ne kadar haklı olduğunu kanıtladı… Amokachi’nin Trabzon’a attığı golü hatırladım hemen o anda… Zira, o gün bugündür Beşiktaş’ta böylesine akıcı giden forvet az gelmiştir. Topu sürüş, çekiş, vuruş her biri ayrı şahane…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-CAcaTVZQxwU/TuFMYswDwhI/AAAAAAAACss/34lrDNN6E1U/s1600/pektemek-manisa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 304px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-CAcaTVZQxwU/TuFMYswDwhI/AAAAAAAACss/34lrDNN6E1U/s400/pektemek-manisa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683908191931580946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bana göre 3 günde 2 kere maçın adamı olan Fernandes, kötü kullandığı korner sonrası bile bir şekilde asist yaptı… Ve yine aktif oyununu sürdürdü bu maçta da; özellikle son dakikalarda Almeida’ya attığı derin pas, Holosko’nun asistinde yaptığı koşu… Valencia Keşfi Fernandes olayı sürmekte. Holosko demişken, onun da Denizlispor maçını hatırladım birden; Ertuğrul Sağlam’lı zamanında yardırdığı dönemler… Hele şükür, üstündeki roketleme tuşunu hatırladı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma tipik Serie A faulüyle sakatlandı… Şu “topa müdahale” olayını gıcığım, bizim hocalar adamla karışık girmeleri hesaba katmıyorlar. “Bu ne lan, adamın dizini eline vermişsin?” “E topa dokundum ama sonra…” “Hee, tamam geç o zaman.”. Resmen böyle bir durum var, nedir yahu bilardo mu bu? Neyse, maçtaki tek olumsuzluk oydu Beşiktaş adına. Dilerim İBB maçındaki dinlenme yeterli olacaktır… Fazla mı goygoylu bir yazı oldu, bilmiyorum. Ama umutlanmayı çok özlemişim…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-7089300100255909019?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/7089300100255909019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=7089300100255909019&amp;isPopup=true' title='30 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7089300100255909019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7089300100255909019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/testudo-taktigi.html' title='Testudo Taktiği'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-o3bUTzSk8Zg/TuFMQJ2225I/AAAAAAAACsg/UTv-OTmqIIs/s72-c/testudo2.gif' height='72' width='72'/><thr:total>30</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-943403876509517868</id><published>2011-12-08T11:57:00.002+02:00</published><updated>2011-12-08T12:00:13.175+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Manisaspor – Beşiktaş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/--lS2CjPqiyo/TuCKPq5cVLI/AAAAAAAACsI/0iDDTXB3ctw/s1600/q7-peko.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 260px;" src="http://1.bp.blogspot.com/--lS2CjPqiyo/TuCKPq5cVLI/AAAAAAAACsI/0iDDTXB3ctw/s400/q7-peko.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683694731559457970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aynı hafta içinde, ikinci Beşiktaş maçı… Şikâyetçi olduğum söylenemez, hele de takım iyi top oynamaya başladıktan sonra; gün aşırı Beşiktaş maçı olabilir. Ernst düşünsün… Aslında niye düşünsün ki? Alternatif var gayet, hatta A2’den bile ortasahayı mücadele anlamında kotaracak adamlar mevcut. Zaten yorgun olduktan sonra, beyin ayağa hükmetmiyor. Mesela son maçın ilk yarısında, bomboş kaçan Hilbert’in önüne topu atamamıştı Ernst… İşin yorgun oynanan maçlık kısmını geçtim, sakatlanma riski var yani. Dün Emre Çolak oynadı, sadece olumlu yönde fark etti. Beşiktaş’ta, Emre Çolak’ın teknik anlamda aynı derecede hatta fizik olarak daha diri düzeydeki oyuncusu var: Hasan Türk. Ama bırak rotasyonda kullanılmasını, çocuk profesyonel bile değil. 100 Numaralı Adam gibi, alıp benzini gideceğim kulüp binasına o olacak. Dökün lan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Özdeş, U19 Milli Takımı’nda örneklerini sunduğu Avrupai 4-3-3’nü, direkt olarak Manisaspor’a enjekte etmiş durumda. Gün geçtikçe daha da oturuyor sistemleri, son 7 maçta 1 gol yemişler… Ama bugün İncedemir’den yoksunlar. Beşiktaş’ın zorlandığı her Manisa maçında rolü çok büyüktü. O yokken, savunma önü alanı aynı şekilde doldurulamayacaktır. Yani, son maçlarda olduğu gibi Quaresma’yı merkezde topla buluşturmak için yeterli bir neden… Hele de, Orduspor’a yapılan ilk yarı baskısı gerçekleşir; rakip daha kendi ceza sahası yakınlarındayken topu kaptırırsa, Quaresma sıklıkla dengesiz yakalayacaktır savunmayı… Aksi takdirde Manisaspor set halindeyken fazla pozisyon vermeyen bir takım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda Murat Erdoğan ve Mehmet Güven gibi; fizik olarak eksik olsalar da pas yapma yetileri yüksek olan oyuncuları, Beşiktaş kalesinden uzak tutmak için de böyle bir pres başlangıcı şart gözüküyor. Kadro seçimi de buna uygun olmalı, yani Necip’in adı kaleciden bile önce yazılmalı mesela… Keza, kenar forvetlerden birinin yine Veli olması avantaj olacaktır. Maçın başında çok fazla Holosko’luk bir durum yaşanmaz. O da koşar eder ama Veli’deki gibi top kazanma ihtimali yüksek olan bir oyuncu değildir. Veli o bölgede oynayınca etkili uzun şutlarını da daha fazla gösterme şansı buluyor, o da işin ekstrası…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-R6PKBqRjs7Q/TuCKkmda9_I/AAAAAAAACsU/ovQGFppXMTE/s1600/MAN-BJK%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-R6PKBqRjs7Q/TuCKkmda9_I/AAAAAAAACsU/ovQGFppXMTE/s400/MAN-BJK%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683695091145439218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Form durumları, futbolun doğrusu, adaleti; ‘artık Almeida yerine Pektemek oynar’ der… Ne kadar kulak asılır bilinmez. Daha hareketli, hızlı, golcü oluşunu da geçtim; fiziğine rağmen sırtı dönük oyunda bile daha iyi yahu Pektemek… Aynı zamanda bu iş Quaresma’ya da yarar. Gerçi, Quaresma için ‘ne kadar az Portekizli, o kadar yüksek performans şansı’ (son maçtaki görüntüsüyle Fernandes hariç) durumu söz konusu aslında… Porto’daki durum da buydu; Quaresma + 10 takım oyuncusu. Hani arkadaş istiyorsa, gidip mahallesinden çocukları toplayalım; takılsınlar bataktı, okeydi… Her türlü masrafı da karşılarız, daha hesaplı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pres odaklı bir maç yaşanmasını umduğum için, merkeze Toraman adını yazdım. Normali Ernst’tir ama Ernst normal değil. Toraman mücadeleci yapısıyla seken topları alsın, hemen 3 metre ötedeki Fernandes’i görsün, yeterli ofansif katkıyı da yapmış olur sadece bu kadarıyla… Şu unutulmamalıdır ki; kapılan topla kendi takımına yeni bir atak şansı yaratmak, dolaylı yoldan çok önemli bir hücum katkısıdır aslında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş’ın bu maçı kazanamama lüksü doğmuştur, ama yine de kazanacaktır. İyi maçlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-943403876509517868?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/943403876509517868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=943403876509517868&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/943403876509517868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/943403876509517868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/mac-oncesi-manisaspor-besiktas.html' title='Maç Öncesi: Manisaspor – Beşiktaş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/--lS2CjPqiyo/TuCKPq5cVLI/AAAAAAAACsI/0iDDTXB3ctw/s72-c/q7-peko.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-4002364488261658670</id><published>2011-12-08T10:48:00.006+02:00</published><updated>2011-12-08T16:02:43.907+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Futbolu'/><title type='text'>Derbi ve Trabzon</title><content type='html'>Dün akşam Galatasaray’ı kıskandım doğrusu… Terim, oyunculara “bu maçı alacaksınız!” demiş, tahtaya yazdığı 11’le de buna inandırmış. Hani savaşa giderken kaçış köprüsünü yıkma olayı gibi; öyle bir takım çıkmıştı ki, baskılı oynamaktan, topun olduğu yere pres yapmaktan başka çare yoktu. Bunu 90 dakikaya yayıp, hak ederek kazandırlar.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JpQpwGTk3Yc/TuB5_9fx_II/AAAAAAAACrw/R2O0_K2p9SQ/s1600/gs-fb.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 265px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-JpQpwGTk3Yc/TuB5_9fx_II/AAAAAAAACrw/R2O0_K2p9SQ/s400/gs-fb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683676869488147586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aykut Hoca’nın 11’inde ise; hem taktiksel hem de psikolojik olarak takımını pasifliğe iten nedenler vardı. Agresif olmadıktan sonra, ortasaha kalabalığı pek anlam taşımıyor. Nitekim; Selçuk ve Baroni savunmacı ortasaha olmalarına rağmen, agresif değiller. Her ikisi de belli bir alanda topu bekleyip, savunma yapmayı severler, fazla hareketli oynamazlar… Bununla beraber Caner dışında top taşıyacak adam da yoktu Fenerbahçe’de. Böylelikle Galatasaray presine hiçbir şekilde karşılık verilemedi. 1. bölgeden topla hiç çıkılamadığı için, sahte 9 oynayan Alex’e ulaşan yollar tıkalıydı. Bilica’nın klasik halleri de, kapılan her topun Galatasaray pozisyonuna dönüşmesini sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Denizli hep şunu der; “Oyuncu, hocasının ne düşündüğünü sahaya çıkarılan 11’den anlar…” Dün bu söz resmen doğrulandı. Aykut Kocaman, istim üstündeki Stoch’u kenarda bırakmak pahasına, önlemli bir 11 çıkarmış ve takımının maça olan güvenini sarsmıştı bana göre. Terim ise, kazanmak istiyorum derken; sahaya Baros-Elmander, hatta kenarlara Emre Çolak – Kazım isimlerini yazarak buna inandırmıştı. Narsisttir, sevilir, sevilmez ama bu cesaret işlerini çok iyi yapar Terim. Dün, sahadan çok “soyunma odasında” kazanılmıştı zaten bu derbi… Alex de; Fenerbahçe'nin en kötü derbisinde bile bir şekilde gol atarak, ne denli çılgın bir insan olduğunu kanıtladı tekrar.&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language: TR;mso-bidi-language:AR-SAfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"  &gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-QVupBMSKtfM/TuB6JsezqsI/AAAAAAAACr8/YtD_fna01q8/s1600/lille-ts.Jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 282px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-QVupBMSKtfM/TuB6JsezqsI/AAAAAAAACr8/YtD_fna01q8/s400/lille-ts.Jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683677036719352514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;“Ah ulan Inter!” diyeceğim ama adamların kendine hayrı yok bu sene. Zaten full yedek de çıkmamışlar; Motta, Alvarez, Zarate, Pazzini dinlendirilmiş. Savunmada falan fanteziye kaçılmamış… İkinci yarıda bahsi geçen 4’lüden ikisi girmiş ama ortasaha boşalmış iyice. Bununla beraber, en son Roma’ya üç atan Fiorentina’yla oynayacakları maç öncesi; dün akşam işi çok sıkı tutmayacakları belliydi. O yüzden, Burak’ın kaçan pozisyonunda içime kurt düştü aslında… Lille iyice arkayı boşlamışken bir tane sıkışsa, çok önemli bir başarıya imza atacaktı Trabzon. Ama bu da büyük iştir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağda Alanzinho yerine, az biraz top taşıma özelliği olan; en azından en ufak omuzda dağılmayan bir oyuncu olsa çok daha fazla gol fırsatı yaşanabilirdi. Trabzon’un en büyük eksiği, top taşıyacak oyuncu. Volkan bile bir şeyleri değiştirirdi o özelliğiyle… Yine de her şeye rağmen, oyunu soğutma işi iyi yapıldı. Lille, 90 dakika boyunca orada maç oynandığını unuttu resmen. Gerçi net fırsatlar var ama hepsi Hazard olayları… Aslında Fransız takımlarının karakteristik özelliği budur. Kontrollü oynamaya fazla alışmışlar; kazanılması gereken maçlarda isteseler de agresif bir ortam sunamıyorlar, hem takım hem de tribün bazında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca dün akşamdan sonra Beşiktaş’ın Stoke City maçını alması vacip oldu. Avrupa Ligi’ne bi’ Barça, Real düşmedi yani… Gerçi, ben bu durumu çok dezavantaj görmüyorum. Misal Manchester United, Şampiyonlar Ligi’ne alışmış ve gruplardan elenme durumunda direk hayal kırıklığı yaşayacak bir takım. Bir alt kategoriye adapte olamazlar bana göre… Ama Manchester City için aynı şey geçerli değil. Onlar daha yeniler, nerede bir kupa varsa almak isterler. Neyse, Dinamo Kiev çıkınca da çok şey fark etmiyor üst turlarda. Bari City’e, United’a elendik deriz, geçersek de forsumuz olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-4002364488261658670?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/4002364488261658670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=4002364488261658670&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4002364488261658670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4002364488261658670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/derbi-ve-trabzon.html' title='Derbi ve Trabzon'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-JpQpwGTk3Yc/TuB5_9fx_II/AAAAAAAACrw/R2O0_K2p9SQ/s72-c/gs-fb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7251460374595901410</id><published>2011-12-07T18:15:00.003+02:00</published><updated>2011-12-07T18:22:15.637+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çizme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbolcu Defteri'/><title type='text'>İtalyancada Çilingir: Claudio Marchisio</title><content type='html'>Memleket futbolunda ‘çilingir’ sözcüğü geçince, hemen Yusuf Şimşek gelir akıllara. Oysa bahsedeceğimiz oyuncu, telefon kulübesinde adam geçecek tipte değildir… Ancak “100 TL’ye LCD TV!” kampanyası izdihamında bile, kendisini mutlaka gol pozisyonu içersinde bulabilecek bir adamdır… Marchisio; mevkisel olarak gol bölgesinin uzağında olmasına rağmen, topsuz koşularıyla, ikili oyunlarıyla, her iki ayağıyla attığı nefis şutlarıyla gole çok yakın bir oyuncudur. Öyle ki; bu sezon takımının tescilli golcüsü Alessandro Matri ile aynı sayıya (6) ulaşmıştır... Çoğunlukla da kilit golleri atar; yani var olan farkı açmaktan çok, tıkanık oyunu açan gollere sahiptir, çilingirliği de buradan gelir…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-NCS0Av-AfIs/Tt-ReY75JlI/AAAAAAAACrk/tufPP8EkksQ/s1600/marchisio.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 270px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-NCS0Av-AfIs/Tt-ReY75JlI/AAAAAAAACrk/tufPP8EkksQ/s400/marchisio.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683421206040618578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Son Cesena maçı da öyleydi. Juventus, 3-3’lük Napoli maçından oldukça yorgun dönmüş, karşısında da çok iyi alan savunması yapan ve direnci elden bırakmayan rakip bulmuştu. Maç öylesine kilitlenmişti ki, Del Piero uzun zaman sonra ilk kez maçın sonuna yarım saat kala oyuna girmiş, eskisi gibi ‘tek çare’ görülmüş, ama ne yazık ki kafasına 8 dikişle ancak kapanacak bir darbe alarak, “c’e solo un capitano!” sesleri eşliğinde oyun dışında kalmıştı… Onunla birlikte hareketlenen tribünlerle birlikte, takımın da morali tekrar düşmüştü ki; Marchisio yine tam vaktinde, tek başına sürüklediği atakta, Vidal’le ufak bir ikili oyuna girişip, sol ayak içiyle köşeyi buldu neyse ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylelikle, Milan, Inter gibi maçlardan sonra attığı golle 3. ekstra galibiyeti getirdi takımına. Aslında uzun zamandır takımının önemli dişlisidir ve 4-4-2’nin solunda oynamışlığı da vardır sıklıkla. Bu sezonun pas yapan, yardımlaşan ve yakın oynayan Juventus’un içersinde değeri de misliyle artmış oldu Marchisio’nun… Ortasahanın her bölgesinde “her işi” yapabilmesiyle, harika bir oyuncu modeli çıkarıyor önümüze. Mücadeleci, çabuk, şutör, pasör ve aslında çok da teknik… 2009’da Inter’e attığı gol öncesi &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=9-D-s9ylE-0"&gt;Samuel’e yaptıkları&lt;/a&gt; hala zihinlerde, aslında o çalımı yaptığı alan da telefon kulübesi kadar. Yazının başında “o kadar değil” diyerek, kendisine haksızlık da yapmış olabiliriz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/NaNKTXzzjJw" allowfullscreen="" frameborder="0" height="300" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;“Eskilerden birine benzetme” geleneğine gelirsek; Marchisio’ya “sen biraz da Pancu’sun benim için…” diyebilirim aslında. Zira, Del Bosque de Pancu’yu görür görmez 4-4-2’nin soluna koymuştu Malatyaspor maçında… Velhasıl; kendisi Maggio ve Ranocchia ile birlikte yeni nesil İtalya’nın en heyecan verici oyuncusudur benim için. Euro 2012’de de, İspanya karşısındaki olası direnişini izlemek için şimdiden sabırsızım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-7251460374595901410?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/7251460374595901410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=7251460374595901410&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7251460374595901410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7251460374595901410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/italyancada-cilingir-claudio-marchisio.html' title='İtalyancada Çilingir: Claudio Marchisio'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-NCS0Av-AfIs/Tt-ReY75JlI/AAAAAAAACrk/tufPP8EkksQ/s72-c/marchisio.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-4154643499263168587</id><published>2011-12-06T19:28:00.010+02:00</published><updated>2011-12-08T19:53:13.185+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbolcu Defteri'/><title type='text'>Muhammed Demir</title><content type='html'>Bu çocuğun sadece 19 yaşına kadarki hayatını senaryolaştırsak, şahane bir biyografi filmi çıkabilir ortaya. Her ne kadar askerlik sürecine denk geldiği için izleyemesem de; sonradan duyduğum kadarıyla U17 Dünya Şampiyonası’nda varlığını hissettirmiş ilk olarak. Hatta West Ham United’ın kendisine talip olduğu haberleri yayılmış… Ya çıtasını çok yüksek tutmuş, ya aklına birileri girmiş, ya da Bursaspor’da çabuk yükselemeyeceğini hissetmiş olacak ki; sözleşme yenilememişti kulübüyle. Bu sebeple “tez kadro dışı!” buyruğunu almış, aylarca futboldan uzaklaşmıştı…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QzPB4urllv4/Tt5Q9lFHMiI/AAAAAAAACrM/968-rl0IRmo/s1600/m.%2Bdemir.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 297px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-QzPB4urllv4/Tt5Q9lFHMiI/AAAAAAAACrM/968-rl0IRmo/s400/m.%2Bdemir.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683068798643941922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında buraya kadar tuhaf bir şey yok, filmin hareketli zamanları bundan sonra başlıyor… Ülkede adından söz ettiren başka bir genç santrafor olmamasına ve bütün büyük kulüplerin, yerli alternatif sıkıntısı çekmesine rağmen, üstelik bonservis ödemeksizin sözleşme yapma imkanı da doğmuşken; hiç kimse suratına bakmamıştı Muhammed’in. ‘Acaba abartıldı mı?’ diye düşündüm, sonuçta gol görüntüleri dışında pek izleme fırsatım olmamıştı… Derken memleketin Udinese’si Gaziantepspor, bu duruma daha fazla kayıtsız kalamıyor; göstermelik bir bedel ve takasla, Muhammed Demir’i kadrosuna katıyordu. İşin ilginç yanı, o sıra ligin en formda santraforu da aynı bünyedeydi: Cenk Tosun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya’daki &lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2011/06/u19-elit-tur-turkiye-3-1-makedonya.html"&gt;U19 Elit Tur&lt;/a&gt;’u, sonrasında Ümit Milli Takım’daki maçları ve Cenk Tosun’u kesmesinden itibaren Gaziantepspor’daki peformansı gösterdi ki, Muhammed hiç de öyle abartılmamış. Hatta kaçan balık büyük olmuş… Golcülük stili açısından tipik İspanyol forveti. Hatta tip olarak da Morientes’in, yanlışlıkla yüksek derecedeki suda yıkanarak birkaç beden çekmiş hali… Ancak asıl güzel tarafı, golcülük vasfı dışındaki özellikleri. Sürekli oyunun içinde, sırtı dönük aldığı topları çok büyük oranda olumlu kullanıyor. Kendisi kadar, başkasını da gol bölgesine itme konusunda başarılı; hem kendisini özel kılan, hem de bana İspanyol forveti örneğini sunduran sebep bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa sayılacak bir forvet, ama bu ona avantaj sağlıyor. Kale alanı içersinde bile manevralar yapabiliyor… İtalya’yla oynanan U21 maçında, bunları sık sık gerçekleştirdi. Çok gol kaçırdı, ama her pozisyon hebasında bile ayrı bir estetik vardı. Hani kaçırsa da kızamıyorsun, çünkü en doğruyu yapıyor mutlaka ama olmuyor… Kısa olmasına rağmen sıçrama ve zamanlama olayı mükemmele yakın. Çok iyi sıçrayıp, üzerine bir de gövdesinden güç alarak kafa vuruyor. Ligdeki son ve maç kazandıran golü de kafayla zaten, üstelik duran toptan. Ki, maç boyunca gole sürekli hava toplarıyla yaklaştı… Şutları da şimdiki fizik gücüne rağmen oldukça nettir. İki türlü şut şekli de var; sert ya da plase. Mesela 25 metreden ayağının üstüyle kaleye de vurabilir maç içinde, aynı mesafeden ayak içi kesmeyle frikik de atabilir… &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=sp1UOm3bKQg"&gt;Attı da.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem komple ve özel bir forvet, kısacası forvet oluşunun kendine yakışması; hem de erken yaşta çıkış yakalamasıyla kendisini Oktay’a benzetiyorum. Oktay da, çocukluğumun özel golcüsüydü. Bana göre çok büyük yetenekleri vardı ama biraz kader, biraz yapılan yanlışlar derken; sonu da çıkışı kadar erken oldu. Feyyaz'a bile yetişmiş, yanyana ikili forvet oynamış adam ama henüz 36 yaşında, yani aslında hala top oynayacak yaşta. Buna rağmen çok uzun zamandır Eto’o bitiren yorumcu konumunda kendisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana gayet aklı başında, oynadıkça gelişme kaydetmeye devam edecek biriymiş gibi geliyor Muhammed, dilerim öyle olur… Velhasıl, bizim yöneticiler belli ki mazoşist. Bedava yetenek mi olur dimi? 8 milyon Euro yapıştıracaksın ki, tutmayınca olay olsun, küfür kıyamet kopsun… Ki aynı şeyler &lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2010/05/okay-yokuslu.html"&gt;Okay Yokuşlu&lt;/a&gt; için de geçerli, o dertleri de başka başlık altında dökeriz artık…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;Dip not: Zamanında Bobo da kadrodayken, “Almeida alınacağına beleş bekleyen Muhammed Demir gelsin” diyen yorumcularımızdan Bora Şahin’e selam ederim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-4154643499263168587?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/4154643499263168587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=4154643499263168587&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4154643499263168587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4154643499263168587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/muhammed-demir.html' title='Muhammed Demir'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-QzPB4urllv4/Tt5Q9lFHMiI/AAAAAAAACrM/968-rl0IRmo/s72-c/m.%2Bdemir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-4882886103483715103</id><published>2011-12-06T00:38:00.007+02:00</published><updated>2011-12-06T00:53:53.050+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Valencia Keşfi Fernandes</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-nqyLG-9G614/Tt1IAFyx_VI/AAAAAAAACq0/eSFzJBoDc0c/s1600/fernandes-ordu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 337px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-nqyLG-9G614/Tt1IAFyx_VI/AAAAAAAACq0/eSFzJBoDc0c/s400/fernandes-ordu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682777471203802450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Normal şartlarda iyi denecek 11’lerden biriyle sahadaydı Beşiktaş. Necip, Ernst, Fernandes ve önlerinde Veli. Topu bilen ortasahaların hepsi sahadaydı… Aynı şey Orduspor için de geçerliydi; Emre Özkan’a hak ettiği değeri vermesiyle dikkatimi çeken Metin Hoca’yı, bu maçla iyice takdir ettiğimi söylemeliyim. Resmen büyük takım sistemiyle oynuyor, özellikle ortasaha seçimleri ilginç… Rahat bırakıldığı zaman, iyi top yapacak bir takım vardı karşıda. Ancak, ilk cümlede değindiğim gibi; Beşiktaş için şartlar normal değildi. İki ortasahası daha yeni sert bir Avrupa maçından dönmüş, diğeri ise sakatlıktan henüz çıkmıştı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta içinde, Quaresma’nın kendini mumyaladığı fotoğraflar görülmüştü hatırlarsanız. Sanırım aynı şeyi Necip de yapmış… Galatasaray maçında bıraktığı yerden, aynı tempo ve dirençle devam etti. Onun bu durumu, direkt olarak maçı Beşiktaş’a çeken etken olacaktı… Çünkü geçmiş maçlara nazaran, bu kez oldukça önde pres yapılıyor; Orduspor’un ortasahası, üçlü forveti tamamen anlamsız kılınıyordu. Bununla beraber hücumda da oldukça değişkenlik vardı… Almeida bile bu hareketliliğin içinde oldu. Bazen solda pozisyon aldı, Holosko merkeze geçti, Veli ortasahaya yanaştı, Fernandes sahte 7 gibi takıldı, Hilbert sağ bek olduğu kadar sağ açıktı, Necip zaten her yerdeydi vesaire… Derken tipik bir Premier League golü geldi. Dolaştırılan top, Veli ile şutlandı; çarptı girdi… Fırsatını bulmuşken, deneyeceksin zaten. Direk olmasa da çarpar girer, ya da korner olur, bir şey çıkar… Lampard’ın 3 golünden biri bu tarz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında gözlerim Pektemek’i aradı o ilk yarıdaki akışkan oyunda… Ki Almeida, bu kadar hareketli geçen, sürekli etrafında koşu yapan adamlar bulmasına rağmen; yine uzun şutlarla gole yaklaştı. İkinci yarıda da, net bir pozisyonu yokuşa sürdü. Fernandes, o pası heba etmesiyle Almeida’yı mahkemeye verse, tek celsede alır tazminatını yürür… Fernandes demişken; bugün Beşiktaş’taki en etkin, enerjik oyununu ortaya koydu bana göre. Kupa finalinden bile daha iyiydi… Topu eveleme-geveleme işini, geçmişe nazaran çok asgari ölçüde yaptı. Tüm gollük pozisyonlarda parmağı vardı. Topsuz oyunu ise asıl şaşırtıcı tarafı… Hiç oyundan düşmeden savunma yaptı maç boyunca, hatta farklı iki adama aynı anda pres yaparken bile gördüm… Fernandes, bu oyunu 40 maçta 30 oranında oynasa; Valenica’nın zamanında kendisine ödediği yüklü bedelin de ötesinde sayarım… Ne olduysa, iki maçtır biraz; bu maçta tamamen Valencia’nın keşfettiği o kara çocuk vardı sahada. Devamı gelir umarım.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0DrTAAVaIuw/Tt1IIuJDj0I/AAAAAAAACrA/V1C6mCafdOk/s1600/ernst-holo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 342px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-0DrTAAVaIuw/Tt1IIuJDj0I/AAAAAAAACrA/V1C6mCafdOk/s400/ernst-holo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682777619473600322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Necip riske edilmedi mi, yoksa “presten, alan savunmasına geçiş” manasında mı kenara alındı bilemedim… Sanırım taktiksel değişim yaşanacağı içindi. Toraman’ın oyuna girişiyle, Beşiktaş topun arkasına geçip bekledi. Hoş, Orduspor pek cezasahasına sokulamadı ama; bu çekingenlik golü yedirtti bir şekilde… O dakikadan sonra işler çok zorlaşacaktı, açıkçası maçtan da umudum azalır gibiydi. Derken, yine tam dakikasında bir Fernandes duran topu geldi. Aslında o dakikada sahada olmaması gereken Ernst; kaleye sırtı dönük olmasına rağmen, cepheden gelen topu yere vurdurarak köşeye yolladı… Ki, gole sevinecek hali de kalmamıştı garibimin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında oyuna hamlelerde yine sıkıntı vardı, ama neyse. İzlanda’da Neymar aramayalım… Perşembe turu büyük ölçüde alıp, Pazartesi ligin iyi takımlarından birini yenmek önemli bir sonuç başarısıdır. Ayrıca, ilk yarıdaki önde baskı &amp;amp; değişken hücum varyasyonları ve zamanla oturan savunma disiplini umut verici… 2 gün sonra yine ligin iyi takımlarından Manisa ile maç var, Pazar İBB, Perşembe Stoke City… Aradaki bir maça kıymak (rotasyon yapmak) lazım rasyonel düşünüp… Çünkü bu takımın böyle periyoddan sağlam çıkması olanaksız değişiklik yaşanmadığı takdirde. Gerçi Hilbert’i bıraksan, Antalya’dan İstanbul’a depar atarak dönecek… Sivok’a pazuband da yakıştı, hiç top şişirmeden maçı bitirmesi de… Holosko, “çok şey yapmak isteyen, ama bir türlü sonuca bağlayamayan” tavrıyla bile faydalı. Son fotoğraf şuna işaret ediyor; Spartacus dizi setine göndersek, adaptasyon sorunu çekmez gibi ama lazım burada işte…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-4882886103483715103?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/4882886103483715103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=4882886103483715103&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4882886103483715103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4882886103483715103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/valencia-kesfi-fernandes.html' title='Valencia Keşfi Fernandes'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-nqyLG-9G614/Tt1IAFyx_VI/AAAAAAAACq0/eSFzJBoDc0c/s72-c/fernandes-ordu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-4606574513183552652</id><published>2011-12-04T21:10:00.004+02:00</published><updated>2011-12-05T14:20:56.747+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş – Orduspor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-WBb_45-pQDE/TtvFxQhbgGI/AAAAAAAACpU/Fk3zHZSlcrQ/s1600/alves-akyuz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 280px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-WBb_45-pQDE/TtvFxQhbgGI/AAAAAAAACpU/Fk3zHZSlcrQ/s400/alves-akyuz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682352804897456226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine yorucu geçen bir Avrupa maçı dönüşü, yine “rotasyon olur mu acaba?” sorularıyla gidilen bir Süper Lig maçı… Öncesinde sevindirici gelişmeler var; 1- Burak Kaplan’ın kadroya dahil edilmesi, 3- Necip'in en azından süre alacak kadar düzelmesi, 3- Maçın, Mardan Stadı’nda oynayacak olması… “Burak - Necip tamam da, Mardan ne alaka otele mi taşındın?” diyeceksiniz. Alakası şu ki; o stadın saha ölçüleri normalin biraz altında sanki (ya da bana öyle geliyor, TFF'de yazmıyor ölçüleri) ve zemini güzeldi son izlediğim kadarıyla... Bu da; hem yorgun olan, hem yakın oynaması seven, hem de kısa paslarla hızlı çıkmayı alışkanlık haline getirmiş Beşiktaş için son derece uygun ortam demektir. Hatta bazı hamlelerle, bu maç Beşiktaş için çok daha uygun hale getirebilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orduspor’un savunmasında, daha seremonideyken sarı kart görmeye namzet bir ikili var; Yalçın Ayhan – Sedat Bayrak… Derken, “yahu bunlar zaten cezalı olmasın?” diyerek ufaktan araştırdım, gerçekten de Sedat cezalıymış. O halde en ideal şu seçenek kalıyor Orduspor’un elinde; Beşiktaş’tan kiralık giden Emre Özkan’ın stopere çekilmesi, tabii arada özel bir anlaşma yoksa… Ki hiç sanmıyorum. Bırakın Orduspor’da olmasını, Emre Özkan diye bir Beşiktaşlı futbolcunun varlığından haberi olmayan yöneticiler mevcuttur eminim. Farkında olanı da istifa ediyor zaten…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, Quaresma’nın olmadığı bu maçta Burak’ın direk 11’de; hatta ve hatta Quaresma’nın son 2 maçtır aldığı rolde oynaması gerekiyor. Burak, Quaresma’dan sonra takımdaki en özel yetenekli oyuncu olabilir; 17 yaş altındakileri saymazsak… Galatasaray’la oynanan A2 maçında fizik olarak da hazır duruyordu. Güç olarak düşük seviye olabilir o maç ama sonuçta sarf edilen bir efor vardı ortada. 90 dakika koşu maçına dönmesine rağmen, son dakikalarda halen Burak’ın ayağından gol arıyordu Beşiktaş.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-t2MkG9uQGKE/TtvF6l5LHnI/AAAAAAAACpg/yoHyjQEMwSY/s1600/BJK-ORDU%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-t2MkG9uQGKE/TtvF6l5LHnI/AAAAAAAACpg/yoHyjQEMwSY/s400/BJK-ORDU%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682352965253013106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Adam eksiltmek onun için dert değil. Bunun yanında çok iyi şutları ve derin pas kabiliyeti de var; yani tam merkezde, sahte 9 rolünde oynatmalık… Quaresma’nın son 2 maç, Messi’nin Barça’da çok uzun zamandır oynadığı bölge… Geriden top aldığında ya stoperleri çekecek dışarıya, ya da ortasahaların iyice defansa yapışmasını sağlayacak. İki halde de, mutlaka boşluk bırakılan bir yer oluyor. Stoperleri çekerse, çok daha iyi olur tabi; böylelikle ters koşu yapan oyuncuları gol noktasında buluşturabilir, ya da bir çalımla direk kaleyi görebilir. Aksi halde rakip ortasahasını savuna önüne çekerse, bu kez dönen toplar sürekli Beşiktaş’ta kalır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ernst, Quaresma’ya asist yapmadan önde attığı deparla; 1-2 haftalık ücretli izni hak etti. Zaten iptal de oldu pozisyon sonrası, biraz dinlendirmek gerek… Sakatlığını iyice atan Veli 11 başlar; yamacında da Fernandes olur. Zaten dinlenmiş Fernandes’le, yorulmuş Fernandes’in yapacağı savunma aynı oluyor. Ancak şu var; Gençlerbirliği maçı hatırlanırsa, zaten yorgun olan takıma bir de erken tazeleştirme yapılmadığı taktirde maç bir anda siyaha doğru gidebiliyor… O yüzden bu maçta, özellikle ortasahaları oldukça erken çıkarmak gerek. Beşiktaş çoğunlukla 50-70 dakikaları arasında golü yiyor; o nedenle 70’e kadar beklemenin bir manası yok… Carvalhal’in bir iki sorunu kaldı, onlardan en büyüğü bu. İyi teknik direktör; maçı çeviren değil, çoğunlukla maçı alan ve 'bırakmayan' teknik direktördür. (Cruyff gibi söz ettim arkadaş…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O nedenle Toraman’ın önündeki iki ortasaha, henüz 50’li dakikalarda Necip, Ernst, Alves 3’lüsünden 2’siyle değilse güzel olur. Hatta skor iyi gidiyorsa, Ernst hiç girmesin, Alves’i 120 saniyeden biraz daha fazla izleyelim… Son iki maçtır, gönlümden geçeni değil “olası” olan kadroları yazıyor ve Ekrem sürprizleri dışında tutturuyordum. Bu kez, direk olarak Carvalhal olasım geldi; hatta değişiklikleri bile yaptık… Gerçek hayatta bizi neler bekliyor, onu yarın göreceğiz. İyi maçlar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-4606574513183552652?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/4606574513183552652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=4606574513183552652&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4606574513183552652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4606574513183552652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/mac-oncesi-besiktas-orduspor.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş – Orduspor'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-WBb_45-pQDE/TtvFxQhbgGI/AAAAAAAACpU/Fk3zHZSlcrQ/s72-c/alves-akyuz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5950332220816207726</id><published>2011-12-02T03:29:00.005+02:00</published><updated>2011-12-02T03:35:05.521+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Ligi'/><title type='text'>90+Q7</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-qnzZ9wQEp3A/TtgqLmX906I/AAAAAAAACo8/QzTr9iXvjCo/s1600/q7-toraman.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 356px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-qnzZ9wQEp3A/TtgqLmX906I/AAAAAAAACo8/QzTr9iXvjCo/s400/q7-toraman.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5681337308695876514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bazen çok kötü maç olur, yazmak zorlaşır. Bazen de çok iyi sonlanan bir maç olur, yine yazmak zorlaşır. Çünkü iki halde de, kelimelerle anlatılmayacak anlar yaşanmıştır… Bugün de, tıpkı Dinamo Kiev maçında olduğu gibi ‘anlatılamayacak’ duygular vardı. Neyse ki arada böyle maçlar yaşatıyor Beşiktaş da, hem kendisine hem de soğutulan futbola tekrar çekiyor bizi mıktanıs gibi. Yoksa durum hakikaten vahim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maça kazanılan takım bozulmadan başlanıldı. Ekoko – Holosko değişimi olsaydı, fena olmazdı. Neyse… Hilbert’in kaçmasını beklediği bir pozisyonda kendisinden,  ‘yere düşerek nasıl perdeleme yapılır?’ dersini almış olduk. Genelde, kendisine atılan toplar ‘top kaybı’ ile eşit derecedeydi maalesef.  Bir kenar forvetin hali böyleydi, en uçta yine klasik Almeida vardı. Takım da, son maçlarda örneğini sunduğu üzere; takımca topun arkasına geçip, derinde bir savunma yapıyordu. Bu da, Almeida’nın çeyrek dönümlük arsada başıboş kalması demekti… Kendisinin böyle durumlarda oldukça etkisiz kaldığı tecrübeyle sabitti. Yine öyle oldu, özellikle ilk yarıda. Otopark güvenliği gibi dolandı boş alanda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca, takımın gol hatta rakip kaleye gitme fırsatı sadece Quaresma’ya bağlıydı. Quaresma ise, son maçının aksine tıpkı önceki haftalarda olduğu gibi ‘kenara bağlı’ başladı maça… Yine çalımlarını atıl alanda yapıyor, kaleden oldukça uzak kalıyordu. Çok geçmeden, Carvalhal’den Trabzon maçına benzer hamle geldi; Almeida kenara, Quaresma ortaya geçti… Böylelikle Quaresma hem kaleye yakın olacak, hem de solda topsuz oyunu daha başarılı oynayacak biri olacaktı. Almeida, o bölgedeyken güzel bir şut fırsatı buldu, mükemmel de vurdu. O an aklımdan geçirdim: zaten santrafor olarak kendisinden pek umudum yok, çapı bu olduğu için fazla sallamak da istemiyorum. Ama oynarsa, o bölgede oynasın; hatta Boroswki model soliç takılsın, razıyım. En azından fiziği, uzun şutları anlam taşır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse… Quaresma cepheye geçtikten sonra toptan önde rakibe vurdu. Aslında vurmuş gibi gözüktü, ama sadece itmiş. Hakeme de vurmuş gibi gözükebilir, kırmızıyı alabilirdi yok yere. Neyse ki sarı gördü ve o andan itibaren hem tribünler, hem de Tel Aviv’li oyuncular üzerine oynamaya başladı… Kendisine yuh çeken tribünlere, bir an önce kapağı takmak için; topu hiç vermemesi, her fırsatta rabonamsı, trivelamsı, makukulamsı aksiyonlar gelmesi muhtemeldi… Yani; Quaresma ya elimizde patlayacaktı, ya da onlara… Ortası yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı oyuncular nefretle beslenir. Quaresma da onlardan biriymiş… Tepkiler sonrası ikinci sarıyı görecek en ufak hareket yapmadı, önünden sarı sarı Maccabili uçtu, “ya bırak allasen :)” gülüşlerini atmakla yetindi. Oyununa pozitif etki sağladı… Zaten volesinden sonra yuhalamayı da kestiler, ama pek durmadı… İkinci yarıda sadece kendisini değil, takımını da gol pozisyonuna itti. Almeida biraz gününde olsa (hangi günse artık o) 2 gol dışında 2 asist de yazdırabilirdi bir kenara…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Attığı son golle, bizleri makukula teriminin uygulamasıyla tanıştırdı… Yani, mükemmel oynadığı bir maçı ancak böyle sonlandırabilirdi. PES oynayanlar bilir; bakarsın olmaz, takımındaki en yetenekli adamla koşma tuşuna seri şekilde basıp, alıp gidersin ya… Aynen öyle bir goldü. Yarın bu maçı yayınlayacak birçok farklı ülkeden, birçok farklı dille “dikkatle izliyoruz…” denilecek o pozisyon öncesi. Quaresma’nın yeniden farkında olacaklar. Ama bilmiyorlar ki, biz de daha yeni yeni farkındayız… Sistemdeki rolü tamam, ama hani tribün tepkisini hiç sevmem de “gel sen oyna” muhabbetinden sonra adamda ciddi şekilde çıkış var…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-aimUxfL2Y_A/TtgqRjxRoyI/AAAAAAAACpI/RPciWYc-ZdM/s1600/fernandes.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 312px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-aimUxfL2Y_A/TtgqRjxRoyI/AAAAAAAACpI/RPciWYc-ZdM/s400/fernandes.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5681337411075941154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Carvalhal güzel adam, güzel sonuçlar da alıyor… Lakin tüm dayatmalara rağmen farkında olmalı ki, Beşiktaş Teknik Direktörü kendisi. Yani, şu oyuncu değişikliklerinde biraz erken davransa iyiydi. 2-0’dan sonra Pektemek hamlesi gelebilir, maçın fişi çekilebilirdi mesela… Zira Fernandes ve Ernst de oyundan erken düştü. Hatta Ernst yaptığı asist öncesi attığı deparla, tüm kondisyon kredisini yemişti zaten… Fernandes’in topsuz oyunu, bu alan savunmasına bağlı sistemde sorun yaratır. Ancak, yine aynı sistem içersinde onun atacağı isabetli uzun paslara, himayesine alacağı toplara ihtiyaç var. Keza, kornerlerine de… Yine en iyisi kullanmak, ama ekonomik… Bugün mecburen beraberlerdi, ama idealde Ernst yerine Veli ya da Necip’le oynasa, daha dengeli olur sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toraman, stoperde olduğundan çok daha fazla geliştiriyor kendisini ortasahada. Üstelik daha az o bölgede oynamasına rağmen… Savunma önüne bağımlı kalmıyor, oyun nereye gerektiriyorsa orada pozisyon alıyor. Dönen topların hemen hepsini aldı, basit oynadı. Böyle giderse, o bölgede 1. seçenek olur… Ama bu sürpriz değil tabi, Del Bosque kendisini yaklaşık 10 yıl evvel o bölgede değerlendirmişti zaten… Zira yine Del Bosque’nin Pancu’yu sol forvet oynatışı vardır, insanlar “Pancu ve kanat???” sorunsalı içine düşmüştü. Zamanla o model oyuncuların; kendilerine daha rahat gol fırsatı bulmaları adına kenarlarda oynatılmaları moda oldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat ederseniz, maçın 2-2’ye geliş hikayesinden hiç bahsetmedim. Çünkü o zaten bir Beşiktaş özelliğidir artık, siyah-beyaz renkleri taşıyan formayla maça çıkılması kadar olağan bir şey. Onun dışında ekleyecek pek bir şey kalmadı sanırım, tekrar maçın keyfini ve huzurunu yaşamaya devam edeyim. Ama unutmadan; Hilbert sen bir güvencesin! Yolda görsem, elinden tutup caddenin karşısına geçirmesini beklerim. O derece.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5950332220816207726?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5950332220816207726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5950332220816207726&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5950332220816207726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5950332220816207726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/90q7.html' title='90+Q7'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qnzZ9wQEp3A/TtgqLmX906I/AAAAAAAACo8/QzTr9iXvjCo/s72-c/q7-toraman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-6067328160710917487</id><published>2011-12-01T04:54:00.004+02:00</published><updated>2011-12-01T15:08:18.293+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Maccabi Tel Aviv – Beşiktaş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-tJkfQsp3rVo/Ttbsq8PW_zI/AAAAAAAACok/jOiLppl4Q54/s1600/toro.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 358px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-tJkfQsp3rVo/Ttbsq8PW_zI/AAAAAAAACok/jOiLppl4Q54/s400/toro.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680988202443669298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gece güzel bir futbol sürprizine tanıklık ettik. Crystal Place, bir mucize yaratarak Manchester United’ı Old Trafford’da elemeyi başardı… Gerçi, Tello’nun golüyle gelen galibiyet ne kadar mucizeyse, bu da o kadar mucizeydi.  Zira yine Manchester’ın tek gol ayağı, Sampdoria’nın kendisine bel bağlayışını Serie B’ye düşerek ödeyen Macheda’ydı, Park sağbekti, çoğunluk yedeklerdi falan. Ama olsun… Crystal Place'dan nefis bir alan savunması izledik 120 dakika boyunca. Sadece ara pasları değil, şutlar bile kaleden önce o insan örgüsüne takıldı. Bu mücadele ve de Ambrose’un örümcek soykırımı yaşatan &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=yaxe5ZR1LB4"&gt;müthiş golü&lt;/a&gt; ile hak edilmiş bir turdu. Hem maçı, hem de finalini sevdim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş’ın son dönemki sistemiyle oynayan bir takımın ‘istediğini alışını’ izlemek… Sanırım maçı sevmemin nedeni yegane buydu. Trabzon maçı sonrası itiraf ettiğim üzere, sadece skoru alma bazında değil; maç anında da hoşuma gitmeye başladı bu iş. Demek ki iyi becerilince oluyormuş… Muhtemelen bu akşam yine öyle bir plan izleyeceğiz. Ve yine muhtemelen Trabzonspor karşısındaki 11 pek bozulmayacak. O pek’in açılımı ise şöyle; mevzu bahis Avrupa Ligi olunca, kadrolar parantez dışına işlem işareti almadan çıkıyor. Yani yabancı serbest… Artık Holosko’yu kolbastı falan oynarken  izleyip “ne şirin!” demek yerine, tam da lazım olan vakitte sahada kullanmak lazım. Evet, bu aralar çok Holosko diyorum. Ama zamanında Hilbert de diyorduk, gördük ki Ekrem ardında bir 2000 model Zambrotta’yı yedek bırakıyormuş…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-GVf2a36DSTc/TtbtTD2RL8I/AAAAAAAACow/6pUyTEDdmJQ/s1600/MAC-BJK%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-GVf2a36DSTc/TtbtTD2RL8I/AAAAAAAACow/6pUyTEDdmJQ/s400/MAC-BJK%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680988891680681922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İlk maçta, Beşiktaş şimdilerde olduğu kadar ideal bir takım oyunu oynamıyordu. Buna rağmen, biraz değerli toplu takım dizilişi, biraz oyuncuların topsuz oyundaki dikkati, biraz duran toplar falan derken maç 5’e yürüdü. Kaldı ki o maçta savunma arkasına koşu yapacak tek isim Almeida’ydı, şimdi buna Holosko da eklenecektir. Trabzon’da direkt kaleye etkin olan, formda gözüken, ayrıca hafta sonu ense yapacağının farkında olan bir Quaresma için ideal ikili. Tabii etrafıyla ilgilenirse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savunma konusunda harf tüketmeye gerek yok. Ne mutlu ki, Dalton Kardeşler gibi; “Beşiktaş savunması” denince aklımıza hemen klasik bir 4’lü geliyor artık. Hatta bunlara Cenk de eklendi… Ortasahada maçına göre farklılıklar olabilir. Nitekim bu maçta zoraki bir farklılık olacak, tıpkı Trabzon karşısında olduğu gibi. Toroman süpürücü ortasaha rolünü iyi görmüştü. Fernandes’in de bu maçta temposu biraz daha artacaktır. İlk maçtaki gibi duran top farkı da yaratabilir, o yüzden 11 başlaması olağan. Sakatlıktan çıkan Veli, son yarım saatte dahil olup takımı diri tutabilir… Tabi aynı tazeleştirme Ernst bölgesinde de söz konusu olmalı. Trabzon maçının son dakikalarında sakladığı topla, KDV dahil 15 bin Euro’luk iş yapan Alves yine sahne alabilir mesela… Kaldı 3.085.000 Euro… Zamanla eritecek kardeşimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın kaybedilmesi durumunda, Kiev’in Stoke City’den alacağı 1 puan bile kendilerini avantajlı kılar son maçlar öncesi. O yüzden evvela yenilmemek lazım… Ama şu da var; rakip ilk maçta gördük ki, pek ahım şahım değil. Üstelik 1 puanları var ve köprüleri yakıp gelecekler kalemize… O nedenle, arada 1-2 sıkıştırıp galibiyetle dönmek; Stoke City maçını keyfe çevirmek gerek… Almeida her maç öncesi "eve gelirken ekmek getiricem" der gibi gol sözü veriyor, bu kez tutsa bari. Bu maçlık Pektemek, farkı 2'ye çıkarmak demek olsun. Bunlar sadece telkin tabi tahminden ziyade... İyi maçlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-6067328160710917487?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/6067328160710917487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=6067328160710917487&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6067328160710917487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6067328160710917487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/12/mac-oncesi-maccabi-tel-aviv-besiktas.html' title='Maç Öncesi: Maccabi Tel Aviv – Beşiktaş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-tJkfQsp3rVo/Ttbsq8PW_zI/AAAAAAAACok/jOiLppl4Q54/s72-c/toro.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-3226598921613010723</id><published>2011-11-30T01:47:00.008+02:00</published><updated>2011-11-30T05:22:06.091+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;dan Futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çizme'/><title type='text'>Conte Direnişi</title><content type='html'>Şampiyonlar Ligi maçı olmayan bir Salı akşamı izlenebilecek en ideal şey; daha dün Ali Kaptan’ın materazziliklerine maruz kalan Cemile’nin; önce holding başkanı, sonrasında en dış kulvardan reis-i cumhurluğa yürüyüşünü takip etmektir. O derece vahimdir durum… Neyse ki Napoli – Juventus maçı olabilecek en güzel tarihteydi ve yine neyse ki Ictimai TV canlı yayınlıyordu… Gerçi Chelsea - Liverpool seçeneği de vardı ama; Almeida'lı düzeni mecburen seyretmekten bıkmışken bir de Andy Carroll'u sahada görmem, beni zaten meyilli olduğum bu maça iten bir diğer etken oldu.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qWgPDxxlzOs/TtVvlIkh2_I/AAAAAAAACoM/bKEdlVM1mmI/s1600/pirlo-pepe.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 238px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-qWgPDxxlzOs/TtVvlIkh2_I/AAAAAAAACoM/bKEdlVM1mmI/s400/pirlo-pepe.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680569188744289266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Cavani ve Marchisio yoktu maçta. Tabi ilk akla gelen şey, Cavani’siz Napoli’nin çekeceği zorluklardır. Lakin bu durum sadece çok iyi bir forvetin, iyi bir forvetle (Pandev) değişmesi anlamını yaşıyordu Napoli için. Ancak Marchisio’nun yokluğu, Juventus adına sistem kaosu  sebebiydi… Onun varlığıyla Juventus hem üçlü ortasaha gibi, hem de 3’lü forvet gibi gözükebiliyordu. 4-4-2’nin solunda oynadığı zaman, Marchisio’nun aldığı rol böyle bir şeydi… Onun yokluğunda 11 başlayan Estigarribia ise daha düz bir kanat oyuncusu. O nedenle Juventus, tamamen 4-4-2’ye bağımlı kaldı ilk yarıda… Bu da, Gargano – Gökhan Inler – Hamsik baskısı altında kalan Juventus ortasahasının, ciddi anlamda sallanacağına işaretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle de oldu, Pirlo ve Vidal pek tutunamayınca; Napoli daha ilk yarıda skoru 2-0 yaptı, üstelik bir penaltı da kaçmıştı… O penaltı anında da bol bol enteresanlık yaşandı. Hamsik, önce penaltıyı gol yapmıştı; üzerine 'televolelik bir sevinç örneği sunayım' diyip, direk kale arkasındaki soyunma odası merdivenlerinden aşağıya koştu… Sonra, “gel bilader, atış tekrar” dediler; bu kez direk Curva’ya nişanladı, fena madara oldu… Neyse ki sonra karambol yüzüne güldü, uçarak bir kafa atmış ve bu kez golü resmi kayıtlara geçmişti. Ardından Napoli yine klasik ortasaha baskısını uygulayarak, Pandev’in kaleciyle birebir kalmasını sağladı; 2-0 oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine San Paolo’nun çıkış yolları kapalı gibiydi Juventus için… Yenilmezlik, büyük ihtimalle son bulacaktı; ama Conte bu durumu pek kabul etmişe benzemiyordu. İkinci yarıya aynı 11’le çıkılsa da, çok farklı bir diziliş vardı sahada. Pepe, inceden Marchisio rolünü alarak soliç oynayacaktı. Estigarribia da sol forvet… Vucinic’e ise, belli ki “daha fazla geriden top al” talimatı verilmişti, geriye çıkarak atakları organize ediyordu sık sık. Lichtsteiner’e ise “öl!” emri almıştı resmen…  Çünkü artık hem sağ bek, hem de sağ açık oynayacaktı.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-AfWLyAOFi5A/TtV2UWyuDxI/AAAAAAAACoY/e0WeZ_gyvMA/s1600/juve-nap%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-AfWLyAOFi5A/TtV2UWyuDxI/AAAAAAAACoY/e0WeZ_gyvMA/s400/juve-nap%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680576597085523730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hemen ikinci yarının başında Matri’nin golü geldi. Kale alanı önüne yaptığı koşudan, bir tek Vidal farkındaydı;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=m2k6_7dLzlY&amp;amp;feature=player_embedded#"&gt; inanılmaz bir ara pası&lt;/a&gt; attı… Bu konuda ilk 5’ime girebilir. Sonrasında Pandev, yine ekmeğini taştan çıkararak 3-1’e getirdi skoru. Daha anonsçu tribünlere “Pandev!” diye çığırtmayı yeni bırakmışken, Estigarribia klas bir golle karşılık verdi… Ancak asıl güzellik, Vucinic’in yönettiği atak ve arka direğe kestiği toptu. Ama ufaktan kafa dokunuşuyla, asist Matri’ye yazıldı… Esti’nin golü kolay gözüken, ama atılışı çok zor olan gollerdendi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son gol, buram buram Pancu koktu… Pepe, Ortasahadan aldığı topla yürüdü; pas vermek isterken Napoli savunmasıyla ver-kaç yaptı, daha net pozisyon yakalayarak plasesini yapıştırdı. Her ne kadar Lichtsteiner “beni değiştirin” harekini yapmakta bile zorlanacak hale gelse de, Conte forvet değiştirmeye devam etti bir ekmek daha çıkar mı diye, ama olmadı… O forvetlerden biri de il Reyissini Del Piero'ydu. 90+1’de oyuna girdi adam, resmen Mehmet Çakır muamelesi gördü, ama gık demedi... 20 yıllık Juventus’lu efsane, 90+1’de oyuna giriyor ses etmiyor; bizim şıh hazretleri 90+1’de alınınca taklalar atıyor. Neyse...  Çok güzel bir maç oldu, zaten Napoli’nin evinde oynadığı her büyük maçın tadı ayrı oluyor. Sözle anlatmaya çalışsak da, görüntü de lazım. Yazının üzerine &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xmnmt1_yyyyyy-yyyyyyyyyyy-3-3_sport?start=6#from=embed"&gt;şuradan özetleri &lt;/a&gt;izleyin, cümleler daha bir anlam taşıyacaktır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-3226598921613010723?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/3226598921613010723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=3226598921613010723&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3226598921613010723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3226598921613010723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/conte-direnisi.html' title='Conte Direnişi'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-qWgPDxxlzOs/TtVvlIkh2_I/AAAAAAAACoM/bKEdlVM1mmI/s72-c/pirlo-pepe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-503586759600457658</id><published>2011-11-28T20:24:00.009+02:00</published><updated>2011-12-29T19:52:43.948+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öz Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Saatlerimiz Hasan Türk’ü Gösterirken</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-e2byWsH1wxU/TtPSJ4qoRhI/AAAAAAAACno/m7Vmtx529bo/s1600/erkut-gs-bjk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-e2byWsH1wxU/TtPSJ4qoRhI/AAAAAAAACno/m7Vmtx529bo/s400/erkut-gs-bjk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680114622316168722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Genç takımlar bazında, Galatasaray – Beşiktaş maçlarının yeri ayrıdır. Öyledir ki, zamanında Mehmet Sedef’e sağ ayağıyla frikik golü yaptıran; Kenan Özer’i kısa metrajlı Aguero’ya bağlatan bir derbi motivasyonu sağlamıştır bu maçlar. Yukarıya verilen oyuncu adedi ne olursa olsun, uzun zamandır her iki kulübün A2 takımları (yada eski adıyla PAF) mutlaka belli bir seviyenin üzerinde oluyorlar. Nitekim bahsi geçen Sedef ve Kenan, şu sıralar Süper Lig’de oynayan takımlarda bulunuyor… Sanırım bu derbiyi alevlendiren en büyük etken bu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Florya’daki maçlar genelde Beşiktaş için sıkıntılı geçmiştir. Ancak, bugün sahada bariz bir Beşiktaş farkı vardı. Bunun en büyük nedeni orta sahada yatıyordu… Mertcan ve Hasan Türk harika bir ikili olmuşlar. İşin 'Mascherano’luk' tarafını gören Mertcan Demirer, enerjisiyle orta sahayı dolduruyor… Geçen sezon aldığı topları olumlu kullanamama sorunları vardı, ancak bu konuda da gelişmeler kaydetmiş gibi... Topu ayağından çıkarma zamanlaması gayet yerinde ve gelende isabetli oluyor. Hatta bu kategoriye göre çok tecrübeli olan Tanju’dan bile daha önde "doğru karar alma" konusunda… Tanju’nun topla çıkışları oldukça acemiceydi. Bu görüntüsüyle alternatif olması bile zor maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-eNkm5fs13p8/TtPSB6B9dUI/AAAAAAAACnc/8beI0YB4xLk/s1600/hasan%2Bturk-3.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 267px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-eNkm5fs13p8/TtPSB6B9dUI/AAAAAAAACnc/8beI0YB4xLk/s400/hasan%2Bturk-3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680114485243508034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir diğer orta saha Hasan Türk ise, bildiğiniz Cambiasso… Topla yaptıkları zaten tanıdık; burada yazılmış birçok ayrı konuda bahsedildiği üzere, kesinlike takımın en yetenekli oyuncularından birisidir... Topla ilişkisi muazzam, adam eksiltmek onun için pek dert değil, aynı zamanda top sürmek de öyle… Zaten tekniğiyle Galatasaray’ın 10 kişi kalmasını sağladı. Bu işleri kanatta yapıyordu önceleri, ancak geçen sezondan itibaren yavaştan orta sahaya geçiş yaptı ve bu özellikleri daha anlamlı olmaya başladı. Şimdi bir de, nefis uzun toplar atmaya başlamış. Bugün attığı uzun pasların çoğu milimetrikti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topsuz oyunda ise Mertcan’ı aratmadı, hatta daha da iyiydi denebilir. Hava toplarını bile karşılıyordu; çok bariz bir gelişme vardı o konuda da… Ama artık yeter sanki, biraz yukarıya tırmanması lazım. Bu kategoride gelebileceği maksimum nokta bu, daha fazlası için; daha profesyonellerle oynayacağı maçlar, daha profesyonel bir kontrat, daha profesyonel yaşam imkanı ve daha profesyonel antrenmanlar görmesi gerekiyor. Bunun için de, öncelikle profesyonel sözleşmeye ihtiyacı var, ancak o konudaki trajikomedya sürmekte… Beşiktaş’ın A Takım’ında, ortasahada bariz şekilde alternatif eksikliği var. Hasan, bu eksikliği giderebilir. Hatta, son sistemde fazlasıyla iş yapar… Topu kazanıp, hızlı çıkmaya endeksli bir takımda bulunmaz bir fırsat… Kısacası, saatlerimiz Hasan Türk’ü gösteriyor artık, vaktidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Orta sahanın bu iyi oyunu, skora olumlu etki yapamadı. Bununda nedeni, Burak dışındaki hücum oyuncularının biraz sönük kalmasıydı. Galatasaray’ın çok iyi savunma yapması da önemli etken tabii… Özellikle Erkut’u yuttular resmen, o nedenle merkezden hücum bağlantısı kesildi. Ali İhsan’ın ayağına top değmedi… Genelde uzun şutla golü aradı Beşiktaş bu nedenle. Burak ve Mertcan’ın önemli şutları da vardı, ancak kaleci köşelerden çıkardı topları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burak ise, hem yetenek hem de takımın tek hücum opsiyonu olarak Quaresma’yı aratmıyordu. Yokuşa sürdüğü toplar da oldu, ama makul pozisyonlarda iyi paslar ve iyi şutlar da çıkardı gayet. Maçı gol veya asistle bitirememesi şanssızlığıydı. Hele de, son dakikada Furkan’a kestiği bir orta vardı ki; kalenin ağzına doğru nefis bir kavis verdi...  O pastan önce ise rakibini geçişi muazzamdı, yetenek belirtisiydi… Quaresma’nın yokluğunda “delici kenar forvet” rolünü üstelenebilir. Özellikle sağda oynadığında, Robben vari içe kat edişlerini daha sık yapabilir…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QbbtgF2J6cM/TtPSWPk06YI/AAAAAAAACn0/oicmkJKG8DM/s1600/A2BJK-GS%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-QbbtgF2J6cM/TtPSWPk06YI/AAAAAAAACn0/oicmkJKG8DM/s400/A2BJK-GS%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680114834624276866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kadir Ari için geçen sene ne dediysek, yine aynı şeyler geçerli. Süratli, gol bölgelerini sezişi güzel… Ancak şeytan taşlar gibi topa vurmaya devam ediyor, şu rastgele gol vuruşlarını düzeltmesi gerek; yoksa çok ciddi adayları var o pozisyonda… Mesela, şuan için en ideal hücum üçlüsü Burak – Ömer Faruk – Ali İhsan gibi duruyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caner Turp dalgın gibiydi, A2’den sıkılmışa benzer. Gözlemlediğim düşüşün nedeni bu olabilir… Keşke oynayabileceği bir takıma kiralansaydı, lig fark etmeksizin. Atınç ise güven vermeye devam ediyor; ancak Ömer Arslan da yakında adından söz ettirebilir. Kaleci Umut için de test edici şutlar olmadı pek. Ancak, yer tutuşları ve kalesini terk etme zamanlamaları çok iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır boşlamıştık A2 yazılarını, böylece takımı hatırlamış olduk. Ama tek hatırladığımız şeyler, oyuncuların yetenekleri olmuyor maalesef… İlgisizlik, belirsizlik; hemen peşin sıra gelip, can sıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Arka sayfalardan;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2010/12/hasan-t%C3%BCrk.html"&gt;14.12.2010 Tarihli "Hasan Türk" Yazısı&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-503586759600457658?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/503586759600457658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=503586759600457658&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/503586759600457658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/503586759600457658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/saatlerimiz-hasan-turku-gosterirken.html' title='Saatlerimiz Hasan Türk’ü Gösterirken'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-e2byWsH1wxU/TtPSJ4qoRhI/AAAAAAAACno/m7Vmtx529bo/s72-c/erkut-gs-bjk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-8804282623185262638</id><published>2011-11-28T04:48:00.005+02:00</published><updated>2011-11-28T05:03:32.504+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Beşiktaş Seddi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-UxktDd3Y1wA/TtL2-ylB3dI/AAAAAAAACnQ/Ag3EQ38zRFg/s1600/egemen.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 342px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-UxktDd3Y1wA/TtL2-ylB3dI/AAAAAAAACnQ/Ag3EQ38zRFg/s400/egemen.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679873638657023442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen yıl bu vakitler, savunmasını orta sahaya kadar kurmuş ve modern futbol sanatları sunmaya çalışan bir Beşiktaş izliyorduk. Aslında, zincirleme sakatlıklara kadar güzel skorlar da alınmıyor değildi… Lakin kötü skorlarda da, bu sistemin savunucusu olarak çok kötümser bakmıyordum olaylara; geleceği bu oyun tarzıyla daha parlak görüyordum. Daha doğrusu, Beşiktaş’ın güzel olan ama çok fazla tercih edilmeyen bir sistemi işletiyor olması hoşuma gidiyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönem ise tam tersi bir oyun oynanıyor. Üstelik hemen hemen aynı oyuncularla… Aslında çok sevdiğim bir sistem değildir bu. Çünkü becerilemediği zaman büyük karın ağrısı yaratıyor, kontrollü oyun ‘teslimiyetçiliğe’ dönüşebiliyordu.  Beşiktaş, bunu ilk kez Kiev maçında denedi; iş teslimiyetçilik gibi gözüktü. Ama Mersin maçından bu yana, fazlasıyla kabul edilebilir, hatta göze hoş gelen bir futbol oluştu sahada. Arada Kiev gibi klas bir galibiyet de alındı, şimdi de Trabzon…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, “göze hoş gelen” terimini sıfır promil alkolle kullandım.Çünkü bazen, takım öyle oyun oynar ki taktik disiplini insana haz vermeye başlar… Top rakiptedir, ancak kalende zor pozisyon göreceğini bilirsin. Hatta kapılan bir topla rakip kaleye kadar gidebileceğini de… Dün akşam mahkum oynuyormuş gibi gözüken Beşiktaş’ın, Trabzon’dan 4 kat daha fazla kaleyi bulan şutu var. Yenilen net pozisyonlar ise, Beşiktaş’ın ceza sahası önüne insan örgüsünü kurduğu anlarda değil; ani ataklara geldi. Alanzinho’nun fırsatı, Fernandes’in takım karşı sahaya yerleşmişken kaptırdığı topla başladı mesela. Burak’ın pozisyonda da, savunma ofsayt çizgisinde ilk kez uykuda yakandı. Sayılmayan gol zaten duran top…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla beraber Beşiktaş’ın hücumda etkin görünmesinin iki ana sebebi var. En önemlisi şu; takım derinde ve kalesine yakın savunmasına rağmen, kaptığı topları telaşla uzaklaştırmıyor. Sivok hariç tabi… Geriye kalan oyuncular, mutlaka belli bir mesafeyi topla kat ediyor. Beşiktaş’ın bu kadar fazla karşı atak yakalamasının ana nedeni budur. Özellikle bekler, Hilbert ve İsmail bu konuda mükemmeller. Hilbert, işi iyi sonlandırmada da mükemmele yakın. Ama İsmail’de o konuda halen eksikler var. Topu kaptığında, boş alana harika sürüyor ama ne yapacağına karar verene kadar, başkası onun yerine atağın kaderini çiziyor. Ya topu kaptırıyor, ya da faul alıyor. Eğer bu topları da olumlu kullanmaya başlarsa, Coentrao kıvamında bek olacak zaten…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0ulNP8XATq0/TtL2v9WkkmI/AAAAAAAACnE/Lxgf4GeZeLk/s1600/q7-iso.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 291px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-0ulNP8XATq0/TtL2v9WkkmI/AAAAAAAACnE/Lxgf4GeZeLk/s400/q7-iso.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679873383851135586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diğer önemli husus Quaresma’daki değişim. Onu Karabük deplasmanından bu yana ilk kez bu kadar “direk kaleye eğilimli” gördüm… Almeida’yla, Alvarez vari yaptığı 2’ye 1’i görünce, maç öncesi yazısını sonlandırışım aklıma geldi; sesimizi duymuş gibiydi… Muhtemelen, Salı akşamı maçı seyreden Carlos Hoca’dan da aynı telkinler gelmiş. Klasik, kanatta çırpınan, bir beki 3 kere geçen Quaresma yoktu; çok tehlikeli bir ‘ikinci forvet’ vardı sahada… Hele de bahsi geçen atakta topu bir çekişi vardı ki; Serkan’ı Samsun’a, Glowacki’yi Rize’ye elçi olarak gönderdi.&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Elbette onu, o bölgeye iten diğer etken Simao’nun olmaması… Bir diğer kanatta denge unsuru bir adam olunca, Quaresma kaleye daha yakın oynar ve etkili olur. Ama sadece bununla sınırlı değildi nedeni, yani saçı 2’ye vurup, pazubandı da çıkarınca futbolculuğunu hatırladı adam. Maça 3 dakika kala oyundan çıkarılışına tripleriyle, yeniden çiftlik sahibi olduğunu hatırladı maalesef… Biz ne hayaller kuruyormuşuz zamanında yahu? ‘İkinci yarıya Quaresma başlamamalıydı’ gibi şeyler… Öyle olsa, direk beylik tabancasını çıkarıp vuracak herhalde Carlos'u.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pektemek, yine kokusunu aldı ve dolaylı yoldan maçı kazandıran golü getirdi. Zaten, yapılan değişiklikler sonrası maçın geleceğine emin gibiydim. Trabzon da oldukça yorgundu çünkü doğal olarak. Nitekim, Beşiktaş da yaşadı aynı şeyleri; o tecrübeye acıyla sahibiz. Dileğim, Orduspor maçıyla bir yenisinin eklenmemesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, Beşiktaş bu düzenle büyük maçlarda sıkı performanslar ortaya koymaya devam eder. Hatta adı Beşiktaş Seddi’ne çıkabilir bu sistemin… İlk 4’e kalındığı takdirde, her maç böyle taktik savaşlarıyla geçeceğinden Beşiktaş için önemli bir avantaj olacak. Ama arada Gençlerbirliği ayarındaki takımlara kaybı sürpriz olmaz. Çünkü tamamen konsantrasyon işidir bu formasyon... Karşındaki forma büyük değilse, gaflette bulunursun. O zaman o sed yıkılır, su almaya başlar; Hurşut gelir, maçın adamı olur... O nedenle, bazen bu savunmanın önde de basabildiğini hatırlamak gerek. Galatasaray maçında dönem dönem yapıldığı gibi… Necip ve Veli döndüğünde, ufak dokunuşlarla bu takım ‘baskı kuran taraf’ da olabilir rahatlıkla. Ki olmalıdır da... Bazen kaleden uzakta savunmak, takımı dinlendirmekle birlikte büyüklük hissi verir. B Planı hazırda olan takım güzeldir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-8804282623185262638?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/8804282623185262638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=8804282623185262638&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8804282623185262638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8804282623185262638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/besiktas-seddi.html' title='Beşiktaş Seddi'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-UxktDd3Y1wA/TtL2-ylB3dI/AAAAAAAACnQ/Ag3EQ38zRFg/s72-c/egemen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-1249600515173710852</id><published>2011-11-27T04:25:00.002+02:00</published><updated>2011-11-27T04:29:02.195+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Trabzonspor – Beşiktaş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-poDE_ntAIDs/TtGf_5RnwHI/AAAAAAAACms/38HP-htZCNY/s1600/TOR.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-poDE_ntAIDs/TtGf_5RnwHI/AAAAAAAACms/38HP-htZCNY/s400/TOR.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679496525146210418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Süpürücü ortasaha ihtiyacı için, camı kırınız! Evet, Toraman’ın orta sahaya geçiş hikayelerinden bir yenisi daha eklenecek yarın büyük ihtimalle. Nedense çoğunlukla büyük maçlara denk geliyor… Necip, koca sezonun belki de olması gereken en önemli 2 haftayı sakat geçirecek; buna çiçeği burnunda box to box Veli de eklendi maalesef. Tabi, orta sahaların üzerindeki salgın bununla da sınırlı değil, Aurelio da büyük ihtimalle oynayamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa maçının sonlarında, spontane bir hamleyle boşalan orta sahayı dolduran bir stoper hatırlarım. Evet, yüzünü unuttuğumuz adamlardan biri: Sidnei… Pozisyon bilgisi iyidir, aynı zamanda ayağı da öyle. Onunda savunma önünde oynaması idealdir ancak Toraman’ın bu konudaki denenmiş tecrübesi ve daha atlet bir oyuncu oluşuyla ilk tercih olması doğal olacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer sürpriz sakat Simao. Sakatlığı elbette yokluktur, üzüntüdür ancak yokluğu Beşiktaş sistemini daha ideal hale sokabilir. Trabzonspor savunması geçmiş maçlarda gösterdi ki; sürpriz koşu yapan, topla alıp kat eden forvetleri pek sevmez. Ancak Almeida tipi forvetlere bayılırlar, hem de her iki tarafında oynayan oyuncu ayrı çizgilere açılmışsa… Şimdi mecburen, iki forvet namzetli oyuncu 11’de olacak; bunlar keşke Holosko ve Pektemek olsaydı ama Almeida yine sahada olacağa benzer… Zaten artık polis bile Holosko’nun sıfatını tanımıyor, otobüse giderken taraftar sanılıp yaka-paça kenara atılmak istenmiş; Toraman araya girmiş. Aynı şey Fernandes, Sidnei için de geçerli ancak ten renginden yırtıyorlar.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-q8Kos2x87h8/TtGgLMlK12I/AAAAAAAACm4/HdQ_mNXh180/s1600/TS-BJK%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-q8Kos2x87h8/TtGgLMlK12I/AAAAAAAACm4/HdQ_mNXh180/s400/TS-BJK%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679496719307036514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fernandes, uzun bir ayrılığın ardından sert bir maçla yeniden 11 hatta forma yüzü görecek. Kendi performansından ziyade, takımın genel olarak nasıl bir ruh halinde, taktiksel planlamada olacağı önemli. İşler iyi giderse, Fernandes kendisi için “şimdiye kadar neredeydi?” diye sordurtur. Aksi halde, Guti’nin Kayseri maçına benzer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki Zokora – Colman adlı yazıda, Trabzonspor’un en etkin olduğu meseleyi yazdık, tartıştık. Tekrara lüzum yok sanıyorum… İki taraflı iyi oynayan bir orta sahaya sahiptir Trabzon. Böyle bir orta sahaya iki şekilde karşı koyulur; ya önde basılır top aldırılmaz, ya da derinde beklenir, atıl alanda pas yapılmasına izin verilir, kapılan toplarla hızlı ve planlı çıkılır. Necip ve Veli yokken ilk seçenek zor, mecburen top rakibe verilecek. Bu durumda, uzun zaman sonra oynayacak olan Fernandes’in topla değil de, topsuz oyunda ne kadar disiplinli olacağı önem taşıyacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücumlarda yine her zamanki gibi Quaresma ilk seçenek. Aynı beke, 4 kere çalım atmaya kalkarsa Trabzon savunması kademesini çabuk alır. Ancak, Inter’li Alverez’in yaptığı üzere; sahadaki herkesin, topu kendisinden alma amacında olmadığını ve kendisiyle aynı formayı giyen oyuncuların da var olduğunu idrak eder de, daha sık ikili oyunlar oynar, ideal pası, ideal olmayan şutlara tercih ederse, tabelayı değiştirebilir…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-1249600515173710852?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/1249600515173710852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=1249600515173710852&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/1249600515173710852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/1249600515173710852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/mac-oncesi-trabzonspor-besiktas.html' title='Maç Öncesi: Trabzonspor – Beşiktaş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-poDE_ntAIDs/TtGf_5RnwHI/AAAAAAAACms/38HP-htZCNY/s72-c/TOR.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-4942376426461205797</id><published>2011-11-23T16:00:00.006+02:00</published><updated>2011-11-23T16:06:56.384+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Futbolu'/><title type='text'>Zokora – Colman</title><content type='html'>Trabzonspor, ilk kez katıldığı ve 4. torbadan girdiği Şampiyonlar Ligi’nde, bir üst tura çıkmaya çok yakın. Daha önce Lucescu ile Galatasaray 2 kez, Fenerbahçe de Zico ile 1 kez bu başarıyı yakalamıştı… Gruptan çıkan ya da çok yaklaşan takımların ortak özelliği; topu en azından rakibi kadar paylaşmayı bilen, hatta daha fazla sahip olan, orta sahada hem topsuz oyunda başarı gösteren hem de topu dolaştırmada sorun çekmeyen, istediği zaman oyunu öldürebilen orta sahalara sahip olunmasıdır. Bugünkü Trabzonspor da öyledir…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-FE3DjJWiUB8/Tsz8priwfYI/AAAAAAAACmU/tgUxq5mZbcA/s1600/halil.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-FE3DjJWiUB8/Tsz8priwfYI/AAAAAAAACmU/tgUxq5mZbcA/s400/halil.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678191023200697730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Zaten şöyle bir bakarsak; Trabzon’un 6 puanında kaleci Tolga hariç hangi mevki etkili oldu? Burak’ın yeni girdiği forvet hattı mı? Pek sayılmaz, zaten düne kadar forvet golü yoktu… Defans desen, önceden Doumbia’nın dün ise Alvarez’in attığı gol gösterdi ki o da pek değil. Yerleşik olmalarına rağmen, alan yerine adam adama oynamaya çalışınca; Alvarez basit bir 2’ye 1 yapıp, bomboş kaldı. Keza CSKA da, genelde rakibe verdikleri topu kaptıklarında, orta sahayı direkt geçtikleri her atakta kaleye kadar inmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon’a Inter’den 4 puan aldıran, mağlup duruma düşülmesine rağmen Lille maçındaki beraberlik golüne kadar oyunda tutan ana etken orta sahaydı, yani Zokora ve Colman. Müthiş bir ikili oldular. Hatta, Selçuk – Colman ikilisinden çok daha ideal olduğunu söyleyebiliriz… Geçen sezon Selçuk topu 3. bölgeye aktaran orta saha, Colman ise savunma önü süpürücüsü gibiydi. Bu sene ise, savunma önüne Avrupa’nın en iyilerinden biri geldi; Colman da, klasik 10.5’luk özelliğini gösterme fırsatı buldu. Öyle bir orta sahaki, önlerinde Alanzinho'yu kaldırabiliyor hala... Oysa 10 numaramsı bir adam yerine, haftasonu izlediğim bir Bellamy gibi ikinci forvet olsa Burak'ın arkasında; çok daha farklı takım olur Trabzonspor. Jaja biraz öyleydi işte, o açık kapanmadı pek...&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-2dvYrTP4WHk/Tsz8viCEqtI/AAAAAAAACmg/arrDvoqVY_I/s1600/colman.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 291px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-2dvYrTP4WHk/Tsz8viCEqtI/AAAAAAAACmg/arrDvoqVY_I/s400/colman.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5678191123726904018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şenol Güneş etkisi, daha çok Burak özelinde konuşulur. Ama bana göre Burak’a aşıladığı taktiksel doğrular, motivasyon ve güven olaylarından fazla değil. Asıl büyük etki Colman’da oldu, bambaşka bir futbolcu modeli çıktı çünkü ortaya… Delgado’ya, gelen her teknik direktörün uyguladığı mutasyon deneylerinin bir benzerine, Colman olumlu cevap verdi. Ortaya topla ilişkisi gayet iyi, oyun zekası olan, üstelik pozisyon bilgisine sahip bir orta saha çıktı; yani gerçek bir 10.5 numara… Futbol işiyle uğraşan her spor kulübüne lazım olan bir adam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şampiyonlar Ligi’nin, artık NtvSpor spikerlerinden aktarılıyor oluşundan oldukça memnumum. Hele ki Metin Tekin gibi, samimiyet abidesi bir yorumcu da cabası oldu. Evet, 50 mg’lik sakinleştirici edasında ses tonu dışında en büyük farkı bu: samimiyet. Konuşmak için yorum yapmıyor, her cümlesi dolu. Anlık tepkileri de son derece doğal ve güzel… Seneler oldu Güntekin’in anlatımıyla bir Beşiktaş maçı izlemeyeli. Sanırım Tel Aviv maçı da Star’da olacak, Güntekin anlatmazsa olay çıkarırım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçta eksi birşey varsa, o da Trabzonspor taraftarıydı sanki. Dolu olmasına doluydu ama hiç bunu hissettiremediler. Hani, tezahurat bazında da söylemiyorum. Bir tribün hiç tezahurat da yapmayabilir ama o heyecanını, gerilimini sahaya hissettirir en azından. Mesela direkten dönen pozisyondan sonra bari, okkalı bir üçlü patlasa takım hareketlenebilirdi iyice... Bir de Ranocchia’yı görmedim maçta, o canımı sıktı. “Niye Samuel?” diye sorgularken, adam Burak’a bir omuz, daha doğrusu topla Burak arasına bir bariyer koydu ki, cevabımı aldım… Ranocchia da fizik olarak bu seviyeye ulaşırsa, görülmemiş bir stoper izleriz gelecekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Twitter’da gecenin mesajı ise okayadelen’den : “Ne biçim Şampiyonlar Ligi anlatımı bu, daha Alvarez’in kaç kardeşi var onu bilmiyorum…”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-4942376426461205797?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/4942376426461205797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=4942376426461205797&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4942376426461205797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4942376426461205797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/zokora-colman.html' title='Zokora – Colman'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-FE3DjJWiUB8/Tsz8priwfYI/AAAAAAAACmU/tgUxq5mZbcA/s72-c/halil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5546485142396536053</id><published>2011-11-21T05:55:00.005+02:00</published><updated>2011-11-21T06:04:10.474+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Necip’le 6 Dakika</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-jLZpbw-ywow/TsnMmBDfzwI/AAAAAAAAClw/sr5lIB8KQzU/s1600/almeida-rov.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-jLZpbw-ywow/TsnMmBDfzwI/AAAAAAAAClw/sr5lIB8KQzU/s400/almeida-rov.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677293758767419138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beklenildiği gibi bir maç oldu… Galatasaray, topa sahip ama gole uzak; Beşiktaş ise aksine, topa uzak ama gole daha yakın taraftı. Biraz Türkiye – Hırvatistan maçıyla benzerlikler taşıyordu bu yönüyle. Galatasaray, Türkiye oluyor bu örnekte… Zaten kesişen oyuncular da mevcut, geriye kalanlar ise stil olarak aynı. Tek, yalnız bir forvet; ayağına top isteyen kanatlar; Beşiktaş’ın öndeki baskısıyla, sadece atıl alanda top çevirebilen ortasaha oyuncuları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş ise Hırvatistan gibi; topun arkasında iyi duran, aldığı zaman direkt olarak kaleye yönelen bir takımdı. Zaten bu durum Beşiktaşlılar için sürpriz değildi… O halde, pozisyonların da bulunmasına rağmen bu maç, örneğe nazaran neden skor olarak farklı bitti? Çünkü Beşiktaş’da bir Mandzukic yoktu; Pektemek ve Holosko gibi olabilecek oyuncular vardı, ama Portekiz kontenjanına takıldılar… İkincisi ise, Quaresma’nın az biraz Rakitic olamamasıydı. Sorsan, “takım arkadaşları ayak uyduramıyor”… Zaman zaman öyle oluyor evet; ama ben son haftalarda olduğu gibi, bugün de her opsiyonu kendine kullanan bir Quaresma gördüm. Etrafında boşta olan adamlar olmasına rağmen fantezimsi şut atmalar, takımda Simao olmasına rağmen her faule, kornere, taca atlamalar vesaire…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden bari Portekizlileri görürdü, şimdi o da tedavülden kalkmış. Mesela Necip’in kapıp, sola doğru Quaresma’ya açtığı top vardı, çok güzel bir fırsattı ve makul olan iki seçim şunlardı: ya boşta duran Almeida’ya tek top yapmalıydı, ya da topu biraz cepheye alıp şutlamalıydı… Seçimi, en kötüsüydü: topu sol çapraza doğru sürüp, cepheden bile gol yiyeceğe benzemeyen Muslera’yı çaprazdan ve de 3 günde bir varlığını fark ettiği sol ayağıyla avlamaya çalışmak… O pozisyonda Almeida, topun kendine gelmeyeceğine inanıp, “bari Ricardo’nun şut açısını kapatmayayım” diye son anda kendini  yere atışı var ki, bomba ihbarı almış sanırsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mrmic’ten sonra, Türkiye’ye gelmiş çeviklik, odaklılık kısacası “kedilik” anlamında en iyi kaleci Muslera. Bir ara kamera zoom yaptı, adamın bakışları bile bir tuhaf… Bugün maçın kaderini belirleyen baş aktördü. “X olmasa, y takımının hali nice olurdu…” gibi bir söylemde bulunmam ve sevmem de… İşte olsun diye alınmış sonuçta adam. Aylarca uğraşılıp, Serie A’nın en sıkı kalecilerinden birini getiriyorsan; böylesine kötü oynadığın bir maçta en azından yenilmemek, tesadüf olmaktan çıkar…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tFjCsPyk34k/TsnM7ZO5tlI/AAAAAAAACmI/dfytAL-V1O0/s1600/semih-q7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-tFjCsPyk34k/TsnM7ZO5tlI/AAAAAAAACmI/dfytAL-V1O0/s400/semih-q7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677294126034957906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Quaresma’nın maç boyu yaptığı en iyi hareket; faul atışıyla 1 metre kaldıramadığı topu tekrar alıp, Ayhan’a 3 kez üst üste çalım atıp“bırak bu işi, tekstile sektörüne atıl” göndermesi yaparak ve hemen akabinde, Egemen’in volesine doğru attığı “pas”tı… O Ayhan, ikinci yarıda Sabri ile değişti. Hemen sonra Sabri’nin sakatlanıp, Riera’nın oyuna girmesi, Galatasaray’ın takım olarak ikiye bölüneceğine işaretti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen sonra Carvalhal’den yarım doğru bir hamle geldi; çıkanın Veli olmaması gerekiyordu bence ama Necip çok acil lazım o dakikadan itibaren. Çünkü ortasahada pas opsiyonu azalmıştı Galatasaray adına ve bu Beşiktaş için, önde yapılacak baskılarda daha fazla top kazanma fırsatı demekti. Necip, 6 dakikada Melo’dan çaldığı 2 top ve başlattığı 2 atakla; “maçı alıyorum Beşiktaşlı!” mesajını veriyordu. Taa ki, cezasahasında hücuma katkı vereyim derken, dizinden oluşuna kadar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necip yerde uzun süre kalıyorsa (üstelik Beşiktaş halen atak yapıyorken), o sakatlık ciddi demektir… O yüzden “yerdeki umarım Necip değildir” diye dua ettim pozisyonu bırakıp. Ama oydu… Sadece kendisi değil, Beşiktaş’ın maçı kazanma şansı da sedyeyle kenara alındı o dakikadan sonra. Çünkü kenarda bir başka ortasaha oyuncusu yoktu, Beşiktaş da Galatasaray gibi ikiye bölünecek, bu avantajı kullanamayacaktı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schuster, bir adamı sildiğinde en azından yerine alt yapıdan birilerini çıkarıyordu. Mesela Fatih Tekke’yi bir maçla uçurdu, ama o boşlukta Ali Kuçik’i sahaya sürüyordu… Şahsım adıma, “neden böyle?” diyemiyordum. Şimdi Carvalhal, bana göre kolaya kaçıp Guti’yi sildi, Fernandes’i de silmek üzere. Ya da sildi, biz bilmiyoruz… Bir şey diyemem, sonuçta yetki onun. Belki bilmediğimiz, çok daha zor çözülecek sorunlar vardır aralarında… Ama madem öyle; alttan bir ortasaha çıkar yukarıya. Onur Bayramoğlu mesela… Necip sonrası, Onur dahi girse; yine maç Beşiktaş egemenliğinde sürebilirdi… Veya yarım porsiyon wonderkid Alves vardı mesela? Hiç olmadı Hasan Türk… Galatasaray’da, düne kadar A2 adamı gözüyle bakılan Semih oynadı, fena mıydı? Zaten İtalya – Türkiye ümit mili maçını seyreden, Semih’i maden olarak görmezdi; ben görmedim mesela…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6ynRnrr-e9k/TsnMu1a1byI/AAAAAAAACl8/VrUF4WZ_Ek4/s1600/necip.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-6ynRnrr-e9k/TsnMu1a1byI/AAAAAAAACl8/VrUF4WZ_Ek4/s400/necip.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677293910262902562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Oyuna mecburen Pektemek girdi, onun girmesi sorun değildi de; Beşiktaş’ın kurgusu bozuldu otomatikman… Zaten kalan süre, ufaktan kaos futbolu, uzun top, bam-güm şeklinde geçti. Arada, maç boyu girmeyen top mükemmel bir şekilde gol de oldu aslında… Almeida, şu topraklara adım attığından bu yana; en önemli özelliklerinden biri olan uzun şutunu iki kez kullandı, gol oldu, ikisi de sayılmadı… Gerçi, Muslera’nın düdüğü duyup uçmadığı şeklinde bir görüş de var. Ama bence pek öyle değildi… Düdük zaten şutla aynı anda gerçekleşti. Muslera gibi oyuna odaklı bir kalecinin, Rüştü’lük yapıp oyunu bırakacağını sanmıyorum. Zaten kale arkası açısı gösterdi ki, o şut pek çıkmazmış… Faul mü? Bence tartışma bile götürmez… Mustafa sadece topa çıkıyor, el &amp;amp; kol olması gereken yerde. Havada doğal bir şarj var sadece… Zaten Cüneyt Çakır, isterse Neptün – Uranüs maçını yönetip gelsin; bana bir derbi maçında Fırat Aydınus güvenini veremiyor, veremeyecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, maç ihtimali en yüksek şekilde bitti. Üzüntüm, girmeyen toptan çok Necip’in sakatlığınaydı… Zaten bu sıralar, maçtan, galibiyetten daha değerli saydığım şeyler var; Necip’i sahada görmek onlardan biri. Kaldı ki, takım için de ne kadar önemli olduğunu sırf o 6 dakikada bile gösterdi… Önce ilk yarıyı kapattı dediler, sonra neyse ki 2 haftaya indi. Ama o 2 haftada, hem Trabzon hem de Tel Aviv deplasmanı var… Vietnam’ın Ho Amca’ya duyduğu kadar, Beşiktaş’ın Necip’e ihtiyacı olacaktı bu maçlarda oysaki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın adamı: Muslera. Maçın hareketi: Veli’nin, dağları aşıp arka direkte Almeida’yı bulduğu ortası. Direkt olarak bilinçli ve adrese atılmış bir toptu… Maçın güzelliği: 66. dakika…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right; font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Fotoğraflar: DHA ve Bjk.com.tr&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5546485142396536053?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5546485142396536053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5546485142396536053&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5546485142396536053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5546485142396536053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/neciple-6-dakika.html' title='Necip’le 6 Dakika'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-jLZpbw-ywow/TsnMmBDfzwI/AAAAAAAAClw/sr5lIB8KQzU/s72-c/almeida-rov.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-8276867346405425392</id><published>2011-11-19T22:06:00.010+02:00</published><updated>2011-11-19T22:25:58.981+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Derbi Öncesi: Beşiktaş – Galatasaray</title><content type='html'>Yeni nesil Beşiktaşlılara “derbi” dediğimiz vakit, akıllarına önce Fenerbahçe maçları düşer sanırım. Ancak 90’lı yıllarda çocuk olanlar için durum böyle değildir. Bizler, Şifo Mehmet’in Galatasaray’a olan direnişini izleyerek büyümüş bir kuşağız…&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wK6M_ptI-iY/TsgMv8dcRVI/AAAAAAAAClk/me-syopiaGc/s1600/sifo%2Bmehmet.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-wK6M_ptI-iY/TsgMv8dcRVI/AAAAAAAAClk/me-syopiaGc/s400/sifo%2Bmehmet.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5676801348123510098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şampiyonluk maçı olur, Şifo ile geri dönüş yapar 4-3 kazanırız... Pek bir numaramızın olmadığı, Şekerspor’un gelip İnönü’de gider yaptığı duraklama döneminde; tarihinin en iyi takımına sahip Hagi’li Galatasaray karşısında “fark yemesek iyi” deriz ama yine kalkar Şifo iki gol atar, 17’lik Emre’nin hayatının golüyle güç bela kaybederiz... “Ne zamandır bir kupa yok, şampiyonluğu alamıyoruz bari şu adamlardan bir Türkiye Kupası’nı alsak…” der, ama kendimiz pek inanmayız. İlk önce Şifo inanır yine,  kalkar bir rövaşata atar, sonrasında yeriz maç uzar, penaltılar derken Beşiktaş hakikaten kupayı alır… Arada şampiyonluğa oynarız; Şifo Ertuğrul’la verkaça girer, topu çatala gönderir ama maç 1-1 biter, pek anlam taşımaz. Şifo, Taffarel’in önünde kafayı vurur, ama Fevzi ıska geçer maç 1-1 biter, yine işe yaramaz. Hatta veda sezonunda, meşhur Pascal golünün asistini yapar, maç kazanılır ama sene sonunda elde yine bir şey yoktur vesaire…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wK6M_ptI-iY/TsgMv8dcRVI/AAAAAAAAClk/me-syopiaGc/s1600/sifo%2Bmehmet.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Bana derbi denice, aklıma ilk önce Galatasaray maçları gelir; hemen sonra ise Şifo Mehmet… Son dönemdeki Fenerbahçe ile olan rekabet, ara-ara şampiyonluğa oynandığında sürekli rakibin Fenerbahçe olması; bu derbiyi 90’lı yıllara nazaran daha sönük kılmaya başlamıştı. Ancak Fatih Terim’in gelişi, Galatasaray’ın en azından geçen seneye göre daha değerli toplu bir takım oluşu ve de maçın her iki taraf için de kritik oluşu, bu derbiyi yeniden alevlendirecektir. Yalnız o alevi, sadece Beşiktaş tribününün yaşayacak olması üzücü. Başlatılan “Lütfen! Futboldan artık soğuyalım” kampanyası son sürat devam etmekte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakarsanız, geçmiş derbilerin heyecanıyla birlikte “Şifo Mehmet” gibi, derbi kahramanlarını da özlemiyor değilim. Beşiktaş’ın büyük sorunlarından biri de budur, büyük maçları sırtlayacak gerçekten büyük bir oyuncunun olmayışı… Bu hissi Feyyaz, Şifo, Sergen, Pancu hatta Nouma, hatta Bobo, hatta ve hatta derbi golü bulunmamasına rağmen İlhan Mansız gibi adamlar veriyordu. Şimdilerde rabona yaparken topa basıp, sinirini rakibe tekmeyle çıkaran Quaresma için “ne isyankar adam!” denilebiliyor… Benim bildiğim isyankârlık bu değildi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peşinen Quaresma’ya salladığımın farkındayım, zaten yarınki maçında ya en zayıf halkası olacak ya da kahramanı… Tek hücum yönü oluşuyla, “normal” bir maçı geride bırakması imkansız, yani bunun ortası yok… Quaresma’nın tek hücum yolu olma konusu, sadece onun suçu da değil tabi ki. Geçen yılın ilk maçlarında, takımın daha bir parçası gibi oynuyordu; ama bunun için daha bir bütün takım olmak gerek. Bu da, diğer kanatta Holosko’nun oluşuyla bir nebze gerçekleşebilir… En azından Quaresma’nın topla oynamaları, daha bir sonuç verici olur. Trivela ortalar, kaleye daha az paralel gider vesaire… Bu konuyu derinlemesine &lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2011/10/ucuncu-gol.html"&gt;“Üçüncü Gol”&lt;/a&gt; başlıklı yazıda değinmiştik, tekrar etmeyelim… Ayrıca, Galatasaray maçları referansı da iyidir Holosko’nun.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qDt-Mh6I47I/TsgMclFLlPI/AAAAAAAAClY/SoXtZTSAz38/s1600/BJK-GS%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-qDt-Mh6I47I/TsgMclFLlPI/AAAAAAAAClY/SoXtZTSAz38/s400/BJK-GS%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5676801015430223090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Amma velâkin, Simao’nun yeniden form tutması; Quaresma – Simao’suz bir 11’i olanaksız kıldı. Ki zaten olanaksızdı… Sonuç olarak; ya bu iki oyuncu bireysel olarak yardırazi bir gol atacak; ya da 2 stoperin kucağında, nadiren ofsayttan çıktığı anda Almeida’yı bulacak… Duran toplar haricinde, gol şansının büyük bir bölümünü bu iki senaryo oluşturuyor. Diğeri ise; son dönemde şaşırtıcı bir şekilde gelişme kaydedilen, ortasahaların sürpriz forvet koşuları. Veli, oynadığı dönemden beri bunu yapıyor zaten. Son maçlarda bu furyaya Ernst de katıldı…&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Pektemek, Gençlerbirliği maçında bu takımdaki tek “tek forvetin” kendisi olduğunu ispatladı. Sürekli oyunun içinde olmasıyla; sırtı dönük aldığı topları hızlıca ve isabetli şekilde kanatlara aktarmaları ve hemen içeri hareketlenmeleriyle; kendini ofsayttan sakınıp, devamlı gol bölgesinde uyanık kalmasıyla vesaire… Ama Almeida oynayacaktır yine… “Beşiktaş istikrarsız skorlar alıyor, ama çok büyük yıldızları var…” trend cümle budur. Keşke çok büyük yıldızlar olmasaydı, o zaman skorlar istikrarlı olurdu diye düşünmüyor değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Portekizlilerden soğutma yazısına daha son vermeden önce, biraz da Galatasaray cephesinden bakınalım. Bu maçta Riera’nın yerine bir ortasahanın daha oynatılması bekleniyor. Muhtemelen o da Ayhan olacak… Beşiktaş, Galatasaray’ın klasik Selçuk – Melo ve Engin ile 2-1 şeklindeki ortasahasına karşı baskın olabilirdi. Aurelio’nun Engin’i almasıyla, birçok şey zincirleme olarak Beşiktaş’ın lehine işlerdi. Ancak şimdi Ayhan – Melo ile daha bir dirençli olabilir Galatasaray ortasahada, Selçuk da; fiziki hengameden uzak ama Elmander’e yakın pozisyon alabilir. Bu durumda da, muhtemelen sola yakın oyuncuyla genelde birebir kalacak olan Hilbert, formsuz ve çalım yönü belli olan Riera yerine, daha bilinmezli bir adam olan Engin’i alacak… Yani Terim’in bu seçim, maçın seyrini değiştiren etken olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyri değişir ama yine de "maçın kaderi Beşiktaş’ın galibiyetidir" diye düşünüyorum. Nedenlerim; Beşiktaş’ın son dönemde büyük maçlarda, sıkı oynaması. Hemen herkesin ciddiyeti eline alması… Ve Galatasaray’ın, çabuk dağılabilen defans yapısı… En büyük nedenim de Beşiktaşlı olmam sanırım, sonuçta Real Madrid gelse; ucundan kıyısından bir yol bulur, yine umutlanacak emareler çıkarttırdık herhalde… Ama sadece his değil, mantık olarak da Beşiktaş kazanır gibi geliyor. Çıkacak kadronun, tam olarak doğru bir kadro olmayacak olmasına rağmen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki Şifo Mehmet hikayesinin bir benzeri, ters açıdan Hakan Şükür için değerlenebilir... Şüphesiz bizim için Şifo neyse, Galatasaraylılar için de Hakan Şükür odur.  Özellikle söz konusu Beşiktaş - Galatasaray derbilerinde... Yenilsen De Yensen De'de Murat Sıcakkanlı hatırlattı, hakikaten son birkaç yıldır Hakan Şükür'süz bir Galatasaray'la maç oynamak güzel... Adam mesaiye taa Bako zamanından başlamıştı arkadaş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak; Hırvatistan bizlere gösterdi ki, bu milli ara sadece Beşiktaş için anlamlıymış. Güzel bir dinlenme olmuştur umarım, tabi aynı şeyler Egemen ve de İsmail için pek geçerli değil... Ben de blogdaki yazılara biraz ara vermiştim milli maçlar dışında; ancak Son Kartallar Blog ile gerçekleştirdiğimiz muhabbette, bol bol Beşiktaş vardı... Zamanınız olur da okumak isterseniz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son Kartallar'la Sohbet &lt;a href="http://sonkartallar.blogspot.com/2011/11/cartelete-mustafa-demirtas-roportaj-ilk.html"&gt;1. Bölüm&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://sonkartallar.blogspot.com/2011/11/cartalete-roportaj-ikinci-ksm.html"&gt;2. Bölüm &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-8276867346405425392?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/8276867346405425392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=8276867346405425392&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8276867346405425392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8276867346405425392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/mac-oncesi-besiktas-galatasaray.html' title='Derbi Öncesi: Beşiktaş – Galatasaray'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-wK6M_ptI-iY/TsgMv8dcRVI/AAAAAAAAClk/me-syopiaGc/s72-c/sifo%2Bmehmet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-6205866948758739364</id><published>2011-11-16T16:08:00.004+02:00</published><updated>2011-11-16T16:21:13.602+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Futbolu'/><title type='text'>Alamanya! Ortasaha Günder…</title><content type='html'>Maçtan sonra pek takip etmedim basını, ama “şu kadro ilk maçta çıksa elerdik” diyenler çoğunluktadır muhtemelen. Bu biraz ütopya, sonuçta yine adamların ceza sahasına giremedik. Ama şurası kesin; bu mücadele, bu ciddiyet ilk maçta olsaydı, Hırvatlar bu kadar rahat geçemezdi… Çünkü aslında onların da gol bulma konusunda sıkıntıları var, o nedenle bu eleme öncesindeki görüşüm “turu geçeni, kelebek etkilerinin belirleyeceği” şeklindeydi… İkinci maç da, bu savımı kanıtladı aslında.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-QaLLCN-hYCc/TsPEzypAKJI/AAAAAAAACk0/bty2GLuiGF0/s1600/omer%2Btoprak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 248px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-QaLLCN-hYCc/TsPEzypAKJI/AAAAAAAACk0/bty2GLuiGF0/s400/omer%2Btoprak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5675596349463079058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hırvatlar, İstanbul’da attıkları ilk gol kadar rahat edemedi mesela bugün hücum ederken. Ciddiyetleri, aynı ciddiyetti hâlbuki… Yine herkes hırs küpüydü gayet, Srna yine kendine sensör takmış, yanında insan hissettiği an yere doğru 3’lü salto atıyordu vesaire… Dün akşam duran toplardaki alan savunmasıyla olsun, kademelerdeki pür dikkat kesilmeleriyle olsun; savunma anlamında başarılı bir maç oynanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer – Egemen tandemi, gelecek için ideal. Şu savunmaya, gurbetçi takviyesi alamıyorduk hiç. Ömer Toprak ilaç oldu. Adamın topa yatışı bile "ben stoperim!" diye bağırıyor. Egemen zaten, Mandzukic’in gırtlağına dayadığı dirsekle bile “ulan ne oynuyor adam!” izlemini veren bir insandır… Ama iyi oynuyor gerçekten, Gattuso vari hareketleri de ekstrası. Hakan Balta aslında çok beğendiğim bir oyuncudur ama 2008 itibariyle futbolu bırakmaya başladı nedense. Savunmacı kimliğiyle forma bulmasına rağmen, geçen maçtaki ilk golde uyudu kademe yapması gereken yerde. İsmail ise her kademede vardı. Sorsan, savunmada sıfır bir bek… Kendimi zorluyorum acaba ben mi görmüyorum hatalarını diye ama çocuk hep orda yani. Olması gereken yerde… Bunun yanında hücuma katkıları da ekstrası. En kötü biten bindirmesi bile, yine de hiç bindirme yapamamaktan iyidir. Son zamanlarda şöyle bir şey de yapıyor İsmail; içerideki oyuncuyu boşta görmüyorsa, gelişi güzel orta yapmaktansa merkeze yöneliyor. Dün bulunan en net pozisyon da öyle geldi nitekim… Beşiktaş bir maç kaybediyor; taraftarın da, yazarının da ağzında hemen bir İsmail… Zaten Beşiktaşlı kendi oyuncusuna bu değeri vermiyor ki, adamlar kalkıp milli takımda oynatsın. Herhalde bundan sonra pek forma vermez. Beşiktaşlı oyuncunun genelde milli takım kaderi böyledir, alakasız bir maçla fırsat alır ve "neden oynamaz ki?" diye ancak o zaman sordurttur insana... Yanlış hatırlamıyorsam, İlhan Mansız kral olduğu sezonda ancak bir iddia bulunmayan son Moldova maçıyla milli olmuştu. O dönem yardır yardır akan Tümer'e hiç sıra gelmemişti vesaire... Burada Serkan'a geleyim, en formda olduğu dönemde hiç çağırılmadı. Ama bu durum, İsmail'e göre daha normal. Gökhan vardı önünde çünkü en azından. Zaten Gökhan, bir maçlık afyon yutma meselesini atlattıktan sonra yine oynayacaktır.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6-jL-YP1OKw/TsPE55fkqVI/AAAAAAAAClA/RrM82dcA4OY/s1600/iso.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-6-jL-YP1OKw/TsPE55fkqVI/AAAAAAAAClA/RrM82dcA4OY/s400/iso.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5675596454381791570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Selçuk Şahin de, kadroda görüldüğünde boşuna hırlanan bir adam. “Top hırsızlığı” konusunda, ülkenin en iyi savunma önü oyuncularından biridir. Diğerleri Aurelio, Topal… İlk maçtaki Hiddink hataları, bu oyunculardan hiç birinin sahada olmamasıyla başladı. Selçuk İnan bu rol için fizik olarak uygun değil. Trabzonspor’dayken bile, bu işleri hücumdan devşirme olmasına rağmen Colman yapıyordu. Yine çok ideal olmamasına rağmen, 4-3-3’de oynayacağı en uygun bölde sol veya sağiç… Hatta size bir fıkra anlatayım mı? Hamit de çok ideal bir ortasaha oyuncusu değil bence. Milli takımdaki başarılı maçlarında, genellikle 4-4-2’nin sağında oynuyordu, hatta bekinde… Bu bir tesadüf değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten başarısız maçların asıl kritik noktası ortasaha. Oyunu her anlamda domine edecek ortasaha yapısına sahip değiliz. Topu geri kazanmada, pres yapmada da başarı yok; arada bir uzaydan atılan şutlar haricinde, skoru değiştirme adına gelecek hamlelerde de başarı yok… Nuri, yavaştan soliç bölgesinin değişmez ismi olur. Ama sağa da birisi lazım. Yurtiçinden o bölge için en idealleri Necip ve Alper. Almanya’dan ise Emre Can… Mario Gomez’in yeni yeni oynamaya başladığı bir Almanya için, Cenk Tosun’a “onları değil, Türkiye’yi tercih ettim” dedirtmek marifet değil. Mesele Emre Can gibi adamları Türkiye için oynamaya ikna etmek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, ortasaha meselesini hallettikten sonra; hücumda fazla problem yaşanmaz. Gelecek teknik direktör, santraforun yanına bir de hücum koşusu yapacak bir kanat eklediği zaman işler rayına oturur yavaştan. Ki o teknik direktör de Abdullah Avcı olacak gibi. Holosko'ya da bu nedenle sahip çıkan, oynattığı 4-3-3'de mutlaka en az iki forvet aksanlı adam oynatan bir hocadır kendisi. Gerçi Şifo Hoca da öyledir... Hatta hem Şifo Hoca hem de Abdullah Avcı, Hiddink'ten daha ideal 4-3-3 hocasıdır bence. Bu bir gerçek, ilginç ama öyle... Yine "ilginç ama öyle" meselesi daha söyleyelim; son dakikadaki Hırvat meşalesi, kazara bizimkilerden birine gelse hükmen geçiyorduk turu. Semih'in golünden daha fena yıkım. Direk ülkeyi kapatıp gitme sebebi olurdu herhalde...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-6205866948758739364?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/6205866948758739364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=6205866948758739364&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6205866948758739364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6205866948758739364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/alamanya-orta-saha-gunder.html' title='Alamanya! Ortasaha Günder…'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-QaLLCN-hYCc/TsPEzypAKJI/AAAAAAAACk0/bty2GLuiGF0/s72-c/omer%2Btoprak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-1444606039711434711</id><published>2011-11-13T15:07:00.007+02:00</published><updated>2011-11-13T17:17:16.971+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Futbolu'/><title type='text'>Schildenfeld’in Kalesini Görememek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-4YS_4vs4bio/Tr_BTdJcNTI/AAAAAAAACjQ/1MoaUUuvF74/s1600/tr-hr2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-4YS_4vs4bio/Tr_BTdJcNTI/AAAAAAAACjQ/1MoaUUuvF74/s400/tr-hr2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5674466595496015154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Henüz 2. dakikada, böylesine kritik ve pozisyon vermemek için gerekirse topun çaktırmadan toprak altına gömülesi bir maçta; savunma da yerleşik olmasına rağmen, Hırvatistan boş kaleye bir gol attı… Bu görüntü, sorunun sadece Hiddink’te olmadığına bir işaret. Ama Hiddink’in de, sorun çözücü olmaktan ziyade; sorunları körükleyici hamleler yaptığı da daha büyük bir gerçek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuk, Emre, Sabri orta sahasıyla; Hırvatistan orta sahasına karşı direnç koymak, her şeyden önce fizik kurallarına aykırıdır zaten. Sabri, fotoğrafta bir örneği görüleceği üzere, topu alıp dipsiz kuyulara düştü maç boyunca. Ama bu onun suçu değil... Çünkü böylesine kesik başlı tavuğun bir araya geldiği, Burak'la stoperlerin arasında bağırsalar seslerini duyuramayacak kadar boşluk olduğu bir ortamda; cesaret edip topla oynamaya kalkan adam yanar...  Hiddink, bu tip “topa sahip olma” öncelikli orta saha ve hücumcu seçimlerine Almanya deplasmanıyla başladı. Olmayacağı daha o maçtan belliydi, 90’lı yılların başına dönüş yolu böyle açıldı, Hırvatistan maçıyla da son durağa varmış olduk. Kontrollü futbolun, bize “teslimiyetçilik” olarak geri dönüş yaptığı yıllara geldik yani…Böyle maçlarda bir tane Feyyaz atardı penaltıdan, 3-1 biterdi; tek fark o Feyyaz’ın artık TRT3’de yorumcu olmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Takım, biraz Denizli biraz da Şenol Güneş’le “taktik futbol” oynayabilmişti. Onun haricinde, gazla çalışan bir takımdık… 2008’i hatırlayın, en kötü maçımız “aman sakin” diye başlanan Portekiz maçıydı. Ne zamanki kontağı tekrar lpg’ye çevirdik, o zaman 3.lük geldi, final de gelebilirdi… Keza eleme grubunda oynadığımız en iyi maç dersek, hemen İstanbul’daki Belçika maçının ikinci yarısını hatırlarız. O maç, arkasını düşünmeden direk kaleye odaklanmış, “gazla oynayan” milli takımın son şakasıydı…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ANC8nESuBv0/Tr_BZ_42baI/AAAAAAAACjc/hp09E87JB8E/s1600/tr-hr.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 275px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ANC8nESuBv0/Tr_BZ_42baI/AAAAAAAACjc/hp09E87JB8E/s400/tr-hr.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5674466707900886434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hiddink hem kendi ağzıyla, “siz taktik futbolu beceremiyorsunuz gençler, çok duygusalsınız. Ne cins bir ülkesiniz arkadaş…” tadındaki gözlemlerine rağmen, ısrarla aksi yönden gitmeye devam etti. Bahsi geçen Belçika maçının kahramanı, hatta kahramanlarından biri olmadığı milli maç yaşamayan Tuncay’ı taca attı mesela… Necip, Mehmet Topuz gibi insan yiyen ortasahaları hiç düşünmedi. Milli takımın var olan özelliği de, zamanla yok oldu. Geldiğimiz son nokta; kör diye neredeyse 2 ton kömür parasına elden çıkarılan Gordon Schildenfeld’in kalesini görememek oldu… Çocukluğumda hatırladığım en ezildiğimiz milli maç, Wembley’de 4-0 biten İngiltere karşılaşmasıydı. Orada bile Ünal’ın direkten dönen şutuyla heyecan yapmıştık. Böylesini hiç görmedim, tamamen hareketsiz kaldığımız bir 90 dakika. Hem futbol takımı, hem de seyirci olarak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette Hiddink’in de “ben boks koçu değilim, taktik veririm oynarlar. Gaz maz benim tarzım değil, ona göre hoca seçseydiniz.” deme hakkı vardır. Zaten biz tamam olana kadar Hiddink ve benzeri hocalar lükstür. Nasıl tamam oluruz? Schieldenfeld’in takımca iyi savunma yapılan Ankaraspor maçında neden yıldızlaştığını, Serdar Özkan’ın ön libero olduğu İBB maçında neden patladığını anlamaya çalışarak mesela… İyi bir takım savunması olmadıkça, bireysel olarak garibim beklerin, stoperlerin anasını – bacısını risk grubuna dâhil etmeyerek… Mandzukic’in, aynı gol pozisyonda iki kez topa vuracak kadar pozisyon almasını, kovalamasını; çalımlardan, eksantrik şutlardan daha değerli olduğunu idrak ederek… Bu modelde, Türk topraklarında yegane yetişen bir adet Burak Yılmaz’ın, anca 25 yaşında farkında olmayarak; hatta bunu da sadece onun “adam olmasına” bağlamayarak… Sadece hızdan, teknikten ibaret olmayı bırakıp; ortasahanın ortasında oynayacak kadar fiziki güç, zamanla şut atacak yerde, Srna’ya atacağı bir topla “asist öncesi pas” dersi verecek kıvama gelen Modric’e “naaapmış ki bu adam?” demeyerek… İşte o zaman, “neden bu ülkeden topçu çıkmıyor?” demeyiz, çıkan topçudan faydalanmaya başlarız. Ama öncelikle basın, taraftar başta olmak üzere bütün ülke olarak futbolu anlamaya çalışmak gerek… Aksi halde gazla gidilmiş, belirli süreler içerside gelen başarılarla avunup dururuz…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-1444606039711434711?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/1444606039711434711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=1444606039711434711&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/1444606039711434711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/1444606039711434711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/schildenfieldin-kalesini-gorememek.html' title='Schildenfeld’in Kalesini Görememek'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-4YS_4vs4bio/Tr_BTdJcNTI/AAAAAAAACjQ/1MoaUUuvF74/s72-c/tr-hr2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-8041977174796771697</id><published>2011-11-07T11:49:00.008+02:00</published><updated>2011-11-07T12:04:30.663+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Geçilemeyen Yasaklar</title><content type='html'>Hafta arasında sıkı bir Avrupa maçı oynamış ve iyi skor almış takımların, bir sonraki lig maçında sallanması olağandır aslında. Nitekim bu sene Serie A’ya giderli olan Udinese gibi bir takıma 4 atmış Atletico Madrid, Getafe deplasmanında duman oldu… O yüzden, bu tip puan kayıplarında hayıflanma derecesini düşürmek lazım. Ama bu kez durum farklıydı; maç 2-0’a gelmişken artık bi’zahmet kazanmak lazımdı. Olmadı… “Nedenlerin” en büyüğü de, yine bu senenin genel sorunuydu; bazı oyuncuların oyundan alınma yasağı(!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysaki maç muhteşem başlamıştı Beşiktaş adına. Uzun zamandır yolunu gözlediğimiz “hücumda çoğalma” eylemini gördük daha maçın başında. Simao soldan ceza sahasını keserken, kırmızıların arasında bir beyaz forma aramıyordu; hem Pektemek, hem de iki ortasaha oyuncusu içerideydi… Böylelikle, topu istediği noktaya atma konusunda Avrupa’nın en iyi kanat oyuncularından birinin Beşiktaş’ta olduğu ortaya çıktı. Topun üstüne “Ernst’in kafası” tadında bir adres yazdı, öyle vurdu Simao…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9vQl27U5LHY/TrepzVfB1MI/AAAAAAAACi4/KJGO2w3gYFo/s1600/ernst.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-9vQl27U5LHY/TrepzVfB1MI/AAAAAAAACi4/KJGO2w3gYFo/s400/ernst.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5672188955102139586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İkinci gol de gayet beklenen bir tarzda geldi. Pektemek 11’deyse, gol şansını kendisi yaratır. Çünkü bizim için Pektemek demek, Chicharito demektir… Attığı golde gözü topta, zihni ise hem topun düşeceği muhtemel yerde hem de ofsayt çizgisindeydi. Basit görünen, ama herkese pek nasip olmayan bir goldü o. Golcülük kanı lazımdır çünkü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yarıda her şey yolundaydı. Yorgun takım yine en doğrusunu yapıyordu; topu Gençlerbirliği, Beşiktaş ise istediğini alıyordu… Hele bir de Simao’nun şutla tamamladığı pozisyon vardı ki; taç çizgisi kenarında nefis bir üçgen yapıp, Hilbert’in kaçırılmasıyla başlanan atak… O ana kadar ev baklavası, çikolata komasına girmeme rağmen, böyle tat alamamıştım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işte bir Beşiktaş gerçeği… Rahat maç izleme lüksü, takriben Sergen'in slalom yaptığı Rizespor maçıyla sona ermiştir zaten Beşiktaşlı için. İlk yarıda tüm olumlu şeylere ve 2 gole rağmen; ikinci yarıda bizi bekleyen şey yeni bir gerilim &amp;amp; korku &amp;amp; gizem filmiydi… Pektemek’in kaçırdığı 3. golden sonra değil; ikinci yarıda yorgun takıma yardımcı olacak bir hamle yapılmamasıyla olmaya başladı bu durum aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en iyi dripling yapan oyuncularından biri olmasına rağmen, Quaresma’nın kontratak oyuncusuyla uzaktan yakından alakası yoktur… Çünkü önüne değil, ayağına top isteyen bir adamdır kendisi. İsterse önünde 40 metre boşluk olsun, yine hareketlenmeden ayağına ister “ben nasıl olsa alır giderim” der, bundan zevk alıyor herhalde… O yüzden, henüz fizik olarak toparlanmamış takıma en iyi yardımı hücum oyuncularının yapması gerekiyorken, bu olmadı 2. yarıda. Ne topsuz, ne de toplu oyunda. Oysaki bir Holosko, Akyüz gibi hamleler gelseydi Pektemek de sahadayken; hem hücum tehditlerini sürdürecekti Beşiktaş, hem de geriye daha iyi yardım alacaktı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bir kez güzel bir kontra fırsatı yakalandı 2-0’dan sonra. Veli, muhteşem vücut çalımıyla önünü açtı; sonra da Pektemek’in yolunu… Olsaydı, farklı olabilirdi. Olmadı, dönüşünda 2-1 oldu, hemen sonrasında 2-2… Fiziğin dışında, psikolojik gerçeklerin de Beşiktaş’ın maçı kaybettiğine işaretti o 2. gol. Hemen sonrasında gelen Pektemek – Almeida değişikliği de, “futbolun gerçekleri” ışığında maç kaybı olasılığına katkı oldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden Pektemek? sorusunun cevabı basit. Ya önde haldır haldır basan Gençlerbirliği karşısında ortasahadan adam eksilteceksin, ya da forvet değiştireceksin. İstediği zaman geri koşan; istediği zaman topu, frikiği, tacı, korneri veren; istediğine topu atan, istediğine pazıband takan çocuğu oyundan almak yasak çünkü. Sonucu ne olursa olsun…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-V_B9wuYPWbk/Trep765lkDI/AAAAAAAACjE/AiPD1TzqRKk/s1600/pektemek.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 336px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-V_B9wuYPWbk/Trep765lkDI/AAAAAAAACjE/AiPD1TzqRKk/s400/pektemek.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5672189102584598578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Cenk’in, bir solbek gibi kaçarak Egemen’i yanıltması sonucu; malumun ilanı oldu. Sonrasında, 3 metre ofsayttaki Almeida’nın el kaldırıp top istemesini falan izledik… Sonrasında Mehmet Akyüz girdi de, pozisyona benzer bir şey yaşandı. Ama sonuç olarak o da zılgıtı yedi Quaresma’dan. Her akında ofsaytta bekleyen kankasına ben hiç öyle tripler yaptığını görmedim mesela… Neyse kıvırmadan söyleyeyim; Beşiktaş’ın kangrenli bölgesi Portekizlilerdir. Şuan tek tahammül edeceğim adam Simao’dur o eşraftan… Zaten, geliş şekli farklı olan tek oyuncuydu. Kariyeri tartışılmazdı, İstanbul’a gelme nedeni sadece yaşıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesilmedikçe de bu kangrenli bölge düzelmez, aksine bütün bünyeyi bitirir… İşte arada bazı Avrupa maçlarıyla ilaç tedavisi uygulanır da, sorun yine değişmez, kalıcıdır. “Ürkmeyen” teknik direktör gelse, bu kez de “bu adamlar niye yok” bayramı başlayacak… Ürken teknik direktör de böyle yapıyor işte. En temizi, hocanın rahatlıkla hamle yapacağı, 11 yazacağı denk bir kadro oluşturmak… Ocak’ta bu tip hamleler gelmezse, aynı filmi izler dururuz. Ama gelmesini de pek beklemiyorum, çok lazımmış gibi Almeida’nın diğer yarısı da alınmış falan. Bize kalsa futbolu bıraktıp, Pazartesi bir konfeksiyon atöylesine yazdıracağımız Edu'dan fazlası yok, eksiği var. Bundesliga'ysa, o da Bundesliga'dan gelme. Pektemek'le karşılaştırmıyorum bile... Üstelik kaça alındığını da bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, puan kaybı çok dert değil; play-off'a kafa attıktan sonra asıl mesele başlıyor zaten. Ama aynı nedenlerle kaybettiğini bilmek, bunu maç anında da tekrar tekrar yaşamak; Beşiktaş'ın birçok açıdan çiftliğe dönüştürülmesini görmek can sıkıcı oluyor işte. İyi bayramlar tekrar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-8041977174796771697?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/8041977174796771697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=8041977174796771697&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8041977174796771697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8041977174796771697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/gecilemeyen-yasaklar.html' title='Geçilemeyen Yasaklar'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-9vQl27U5LHY/TrepzVfB1MI/AAAAAAAACi4/KJGO2w3gYFo/s72-c/ernst.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-382748710083694890</id><published>2011-11-06T03:17:00.011+02:00</published><updated>2011-11-06T13:27:14.069+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Bayramda Beşiktaş</title><content type='html'>Benim için bayram; ne çok sevdiğinin, sevildiğinin farkına varmaktır. Genelde uzun zamandır görülmeyen yüzler görülür, uzun zamandır duyulmayan sesler duyulur. Arada “neden daha sık görüşmeyiz ki?” diye sorarsın kendine, ama yine de bir diğer bayrama kadar ertelersin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumda kurban bayramı yaza denk gelirdi; bu iki kötü, iki iyi haber demekti. Kötü haberin birincisi; zaten yaz tatilinin içine girmesi sebebiyle, ekstradan yatışın ortadan kalmasıydı. İkincisi ise, maç yaptığımız boş arsaların hayvan mezarlığına dönmesiydi… Bir keresinde sağdan topu atıp, Pato gibi uzamış; kime orta yapayım diye içeri keserken, kendimi bağırsak çukurunda bulmuştum… Teknik kapasitesi yüksek oyuncular için, zemin pek elverişli olmuyordu yani.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ti6igGCqwa8/TrZu_KEhSyI/AAAAAAAACis/dovKC2DEu_Q/s1600/bayram-besiktas.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ti6igGCqwa8/TrZu_KEhSyI/AAAAAAAACis/dovKC2DEu_Q/s400/bayram-besiktas.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5671842812033846050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İyi haberlere gelince… İlki, havanın güzel olmasıyla bayramlık seçiminin kolay olması: bir şort, bir tişört tamamdır. Yeni olduğu için de beyazlarından seçer, Andre Aggassi gibi dolaşırdık mahallede. İkinci iyi haber ise; yine havanın güzel olması sebebiyle, ziyaretlerin bir tamam gerçekleşmesiydi. Bunun açılımı; harçlık hasılatının macro seviyede yükselmesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramlarda bir Beşiktaş maçının denk gelmesi, resmin tamamlanmasıdır aslında. Her sevdiğini görmüş oluyorsun, onun harçlığı da vereceği galibiyet oluyordu işte… Ama hatırladığım kadarıyla pek öyle bir durum olmadı. Bayrama denk gelen bir Galatasaray derbisini hatırlıyorum, ev epey kalabalık ve herkes Beşiktaşlı. Erdal Keser, Nasri vari bir slalom yapmış, 1-0 kaybetmiştik. O hüzün, cepteki hasılatın verdiği mutluluğun önüne geçmişti kesinlikle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, çok uzattık. Anlatıyorum ama buradan “çocukluğunu özleyen tip” imajı çıkmasın. Güzel geçti, özlemedim de değil; ama bir sakız parasına denk gelen meblağ istediğinde bile 10 kere “naapcan? ne alcan??” sorularıyla karşılaşmak, camdan inen sepetle birlikte “küçüüüük!!!” sesinin verdiği gerilimi tekrar yaşamak istemiyorum, böyle iyi… Hele şu "ekmek almaya yollanası, eline çöp poşeti tutuşturulası, belediye otobüsünde oturtulmayası" küçüklük etkiketinden kurtulmak için, erkenden jileti vurmuştum sakala, bıyığa. Yine sonuç hüsran...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ilk günden bayramlaşıyoruz Beşiktaş’la, hazır Perşembe akşamı arayı ısıtmışken… O maç sonrası pek taktik konuşacak hal kalmamıştı, bu maç öncesi de aynı hissiyatım sürmekte. Zaten diyeceğim şeyler belli, çıkacak 11 belli. Belki insafa gelinir de İsmail dinlendirilir, Tanju başlar; geriye kalanın Dinamo Kiev 11’i olması bekleniyor…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4_WceAuxn-s/TrXi3L8s_-I/AAAAAAAACig/nhJZcLktb50/s1600/BJK-GB%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4_WceAuxn-s/TrXi3L8s_-I/AAAAAAAACig/nhJZcLktb50/s400/BJK-GB%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5671688743471087586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Olsun da zaten; Hilbert – Sivok – Egemen – İsmail 4’lüsünü Dalton Kardeşler, Necip Ernst Veli üçlüsünü de Mazhar – Fuat – Özkan gibi kanıksayalım. Bir ismi saydığında, hemen diğeri gelsin… Emre, Okan, Suat mesela. Bunu; Suat, Emre, Okan olarak sayanı bile yoktu... Beşiktaş en son belirli bir ortasahaya geçtiğinde şampiyon olmuştu: CissErnst, önünde Tello. Bir önceki de Tayfur - Guinti, önlerinde Pancu işte... Del Bosque bir ara Tayfur - Ahmet Yıldırım ortasahasıyla istikrar sağladı, adamın elinde başka net ortasaha yoktu. Keza Tigana da, kendisi yarattı Serdar Kurtuluş'la falan... Ertuğrul Sağlam'a sorsan o dönemde, ortasaha manasız bir bölgeydi. Bazen ilaç için tek Cisse'yi falan bırakırdı öyle ortaya. Rakip de, Cisse'nin etrafında buluşur; dönen topları aldırmazdı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, ortasaha önemli. Maç alır, maç verir bu mevki... Beşiktaş'ın Necip - Ernst - Veli'si maç almaya başladı, kesinlikle üzerinde durulası bir üçlü. Gerçi Kiev maçında Aurelio başladı ama Necip’in girmesi uzun sürmedi. Ben Carlos’un, lig maçlarında pek fazla Aurelio’ya dönüş yapacağını sanmıyorum. Kötülüğünden değil, yaşına göre oldukça formda. Ama Badi Ekrem avatarlığına biraz ters düşüyor enerjisiyle… Ernst – Necip olunca, rakip daha bir taca vurma telaşı içine girebilir. Veli zaten, bu aralar Süreyya Abi kadar kalıcı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi kendi 11’imi yazmadan durmam, tanırsınız artık… Almeida ve Quaresma’ya “kritik maça çıkıyorsunuz ülke olarak gençler” süsü verip, kulübe yolunu gösteriyorum. Zaten bu maçta pek kasacaklarını sanmıyorum, rotasyonun vaktidir... Pektemek ve Holosko ile, ortasahanın hareketliliğine uygun tipte bir hücum hattı kurmak oldukça mantıklı olurdu; aslında sadece rotasyon değil, A Planı için de düşünülesi bir hamle...  Şöyle bir düzeni görsem, asıl bayramı o zaman yaşayacağım. Çünkü biliyorum ki çok şey değişecek… Orta sahadan Veli ve ara – ara Necip’le, ceza sahasına destek almaya başladı Beşiktaş. Buna bir de golcülük duruşuna sahip Pektemek ve en bitik haliyle bile, olması gereken yere koşmaktan geri kalmayan Holosko eklenirse; bir diğer kanattan gelecek topları, cezasahasında en az 3 adam bekliyor olacak. Bu durumda da değil İsmail, Simao, Quaresma; Erhan Güven ortalasa ortalık karışır… Beşiktaş’ın, normal oyun akışı içinde karambola düşen bir topu gol yapmışlığı yok ne zamandır; çünkü forvet ıssız, adam kessen kimsenin ruhu duymaz… Defans, ortasaha rayına oturdu; bir de şu hücumsal problem çözülse, 1-0’ı kolayca 2-0 yapabilecek takım olsa Beşiktaş, işte o zaman… Orasını siz doldurun keyfinize göre, saat geç oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bayramlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-382748710083694890?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/382748710083694890/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=382748710083694890&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/382748710083694890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/382748710083694890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/bayramda-besiktas.html' title='Bayramda Beşiktaş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Ti6igGCqwa8/TrZu_KEhSyI/AAAAAAAACis/dovKC2DEu_Q/s72-c/bayram-besiktas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-414928005729519307</id><published>2011-11-04T01:47:00.003+02:00</published><updated>2011-11-04T01:51:40.840+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Ligi'/><title type='text'>Beşiktaş’sın Sen</title><content type='html'>Maç öncesi yazısını, “Ne yaparsan yap, seni Pascal’lı maçla hatırlayacağım Dinamo Kiev!” cümlesiyle bitirmiştim. Çok büyük konuşmuşum… Artık Dinamo Kiev bile değil; Dinamo Tiflis deseler, gözümün önüne Amerikan başkanı dâhil herkesin, kale alanında Beşiktaş’a gol atmaya çalıştığı sahne gelecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir zamanda, skor olarak olmasa da yaşananlar açısından o kadar farklı bir galibiyet yaşadık ki; Beşiktaşlıya tam anlamıyla “ilaç” gibi geldiğine eminim. Nitekim ben serum yemiş gibi oldum şuan, İsmail’e verilenden… Puan durumuna en son baktım, o açıdan da mükemmel olmuş. Ama benim için öncelikli güzellik, sahada yeniden Beşiktaş emarelerini görmemizdi. En ufak detaylar bile, hemen her futbolcunun “umurundaydı”… Zaten Beşiktaşlıyı üzen şey mağlubiyetler değildi ki… Mağlup olma şekliydi asıl rahatsızlık verici olan . Bazılarının eli belindeyken, bazılarının gol yememe gayretinde oluşu gibi durumlar… Son dönemin 11’lerinde Beşiktaş profiline uyan oyuncular egemenlik gösterirken, bugün ise zirve oldu… Portekiz eşrafı da, yeterince benliğini koydu maça.  Malum pozisyon sonrasında, tribünler rahatlama efekti olarak “şampiyon Beşiktaş” diye girdi ama asıl uygun olanı şuydu aslında: “Beşiktaş’sın sen, bizim canımız!” Çünkü Beşiktaş demek topu kıçıyla tutmadaki yetenek değil; kaleye giden topa göğüs, kafa, bacak, ciğer, dalak koymaktı…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DI3qwZOkLZc/TrMomfUhFjI/AAAAAAAACiI/VykZ9-F4xxU/s1600/ege-man.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-DI3qwZOkLZc/TrMomfUhFjI/AAAAAAAACiI/VykZ9-F4xxU/s400/ege-man.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5670920997497280050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Golün sahibi bile, böyle bir apoleti hak edecek oyuncular listesinde başı çeken adamdı. Bir diğeri de Veli’ydi, o da başka pozisyonun kahramanı oldu. Sanki senaryosu yazılmış bir maçtı yani… Yukarıdaki fotoğrafın adını Egemen değil, Egeman koydum zaten. Gerçi bugün Beşiktaş savunması sağdan, sola; yukarıdan, aşağıya iyiydi gayet.  İsmail de ağır hasta olduğunu, ancak full konsantre olduğu maçın sonlanmasıyla farkına vardı; öksürük komasına girdi çocuk. “Sen değil, en ufak hatanda seni yuhalamaya hazır kıta bekleyenler bu hale düşsün” diye beddua edesim var ama bu gece başka gece olsun, dokundurmadan yazayım diyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa o top, devasa japon balığı Shovkovskiy’le birlikte içeri gitseydi, başka diyeceklerim de vardı aslında. Almeida’nın takriben 70. dakika civarı dili 3 metre dışarı çıkmışken, ancak kendisinden değiştirme talebi gelince orayı tazeleştirdi mesela Carlos. Ki, Edu’nun ısınması, giyinmesi, formasını ütülemesi falan derken 5 dakika daha geçti. Bir de, Quaresma 80 civarı kenara baktı “hayır!” dedi; orada kenardan “seni alayım mı kenara?” önerisi mi geldi, yoksa ben mi paranoyaklaşmaya başladım bilmiyorum… Çünkü Holosko – Quaresma değişimi de şarttı o aralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şu da var; Quaresma bu maçta, özellikle topsuz oyun olarak Beşiktaş’taki en faydalı işlerini yaptı diyebiliriz. İyi de oynadı. Bazen mahalle maçlarındaki top sahibi gibi, her frikiğe, taca, kornere atladığı da oldu; hele ters açı olsa da, kaleye çok yakın yerdeki frikiği Simao’ya bırakmadı ya… Neyse. Sonunda lütfetti de, bir korneri Simao kullandı; Egemen’in uçuş mesafesine indirdi topu.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1S0tBBQA52w/TrMoZH1peDI/AAAAAAAACh8/Ru54ItQJ9Sw/s1600/besiktas.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 227px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-1S0tBBQA52w/TrMoZH1peDI/AAAAAAAACh8/Ru54ItQJ9Sw/s400/besiktas.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5670920767855491122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sonrasında yine farkı ikiye çıkaracak trivela da geldi kendisinden; Almeida’nın ağzına ağzına… Bitik olmasa, çok rahat gol yapardı onu Hugo. “Peki, ilk yarıdaki kafa pozisyonunda da mı yorgundu?” diyen adama, sen de haklısın derim… Maç da, böylesine güzel bir skorla bitince; malum "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" sendromunu yaşayıp, olumsuzlukları unuttum diyebilirim… Olumsuzluk dediğim de bu kadardı aslında, fazlası yok. Takım gücü elverdiği şekilde oynadı, ben Beşiktaş’ın maç boyunca gole bu kadar yakın olacağını hiç düşünmemiştim mesela…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verilen pozisyon da, Milevskiy’nin kafası dışında pek yok… Son olayları saymıyorum; o zaten bir Beşiktaş klasiği… 4 attığı Slavia maçında da, Prag’dan gelen topu kalesinde gören bir takımdır Beşiktaş… Nabız 2500’e çıkmadan, bir Beşiktaş maçı bitmemeli. Sonuç olarak, elde güzel bir avantaj var. Stoke City İnönü’ye, çıkış biletini cebine koymuş şekilde gelebilir. Ondan önce, İsrail’den alınacak galibiyetle bu ters gruptan, 1 maç öncesinde çıkılabilir vesaire… Önemli olan, takımdaki bu özgüven ve özverinin kalıcı olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerimi, son dakikadaki karambolle alakalı olarak atılan ve twitter dünyasını sarsan bir Beşiktaşlı mesajıyla son veriyorum: “Topun gittiği noktayı dikkatlice izleyin, Arapça Allah yazdığını göreceksiniz…”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-414928005729519307?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/414928005729519307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=414928005729519307&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/414928005729519307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/414928005729519307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/besiktassn-sen.html' title='Beşiktaş’sın Sen'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-DI3qwZOkLZc/TrMomfUhFjI/AAAAAAAACiI/VykZ9-F4xxU/s72-c/ege-man.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5474357404971628265</id><published>2011-11-03T03:52:00.006+02:00</published><updated>2011-11-03T09:46:11.380+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş – Dinamo Kiev</title><content type='html'>Bu aralar, en az bir Sivasspor kadar sık karşılaşıyoruz Dinamo Kiev’le. Hemen her kura çekiminde söylenen “tanıdığımız bir takım” tanımına tam uygun… Gerçi 2005’deki ön elemede Malmö çıkınca, Recep’in kendi kalesine vole yapıştırdığı 15 sene önceki eşleşmeye selam çakıp “Beşiktaş bu takımı tanıyor” diyen bir spor yorumcusu da mevcuttu, kimdi tam hatırlamıyorum ama… Genelde bu “tanıdık takım” etiketi, avantaj manasında verilir, Maccabi gibi takımlardan çekinmek gelenektir. Kapalı kutudur çünkü onlar… Ama gelin görün ki, kapalı kutuyu açınca içinden 5 gol çıktı; daha geçen sene 2 maç yaparak baya bir tanıdığımız Dinamo Kiev ise maçın başından sonuna kadar kalemizi dövdü, biz de izledik… Geyikten öte bir şey değildir yani bu; zayıf takım her zaman iyidir, isterse dün kurulmuş olsun. Zaten gönderirsin yardımcını 2 maç izler, her takım tanıdık olur.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-w9n5gzTtmbc/TrHz7suuK4I/AAAAAAAAChA/Vq712x6NUE0/s1600/mo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-w9n5gzTtmbc/TrHz7suuK4I/AAAAAAAAChA/Vq712x6NUE0/s400/mo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5670581612781120386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dinamo Kiev gibi, belli bir standardın üzerine çıkmış takımlarla ancak onların yaptığı şekilde, yani takım olarak iyi işleyen bir kurguyla başa çıkılabilir. Bireysel oyuncularla ürkütemezsiniz böyle rakipleri… Beşiktaş için ise, son iki senedir takım olarak iyi oynayıp, iyi de sonuç aldığı maç denince hemen akla şu üçlü gelir: 1-0’lık Bursaspor maçı, 1-2’lik son Sami Yen deplasmanı, 1-1’lik Porto deplasmanı… Bu üç maçının ortak özelliği, Quaresma’nın oynamamasıdır. Çünkü Quaresma varken iki şey olmuyor: takım halinde hücum, takım halinde savunma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rocky, meşhur olduktan sonra “vefa İstanbul’da bir semt adıymış” misali, kendisine gider yapacak Tommy isimli dengesizi sokaktan toplamıştı hatırlasanız.Ona boksu öğretirken şöyle bir şey demişti: “yumruk atmadan önce omzunu hareket ettiriyorsun, hangi taraftan geleceğin belli oluyor”. Quaresma’lı Beşiktaş da biraz öyle… Hücum ederken gözler onu arıyor takımda, ve mutlaka en son topa dokunanlardan biri kendisi oluyor. Hücum yönü belli… Rakip de, Quaresma karşısında kademeli savunma yapınca; sadece onu değil, Beşiktaş’ı da kilitlemiş oluyor. Halbuki o olmasa, Beşiktaş daha bilinmezli bir takım olabilir. Ne bileyim; Holosko adamın içinden geçemez, ama top geçer arkadan Hilbert bindirmiş olur, ortalar Pektemek karıştırır, Veli tamamlar falan… Aynı zamanda topsuz oyunu da, takımca yapmış olur Beşiktaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu durumu gerektiren şey, Quaresma’nın kötü futbolcu olmasından değil tabi. Realite bu olsa da… Schuster sonrası, Quaresma’nın daha da etkisizleşmesi için her şey yapılıyor üstlüne üstlük. Defans geriye çekildi, ceza sahasına koşu yapacak adam sayısı azaldı vesaire. Yoksa Quaresma’nın iyi şekillenmiş takım içersinde, iyi oynadığı Avrupa maçı yok değil. Hatta o olmasaydı, geçen sene belki gruplara bile kalamayacaktık… Flash back yapayım hemen: Deplasmandaki maçta Plzen yardır yadır gelirken, hiç yoktan penaltı yarattı 1-1. İçerdeki maç, adamın suratına kırmızıyı yedirtti, üzerine trivela tavana takıldı, bir de Delgado’ya asist, tur geldi… Keza Helsinki’ye attığı olağan üstü golle skor daha bir avantajlı hale geldi. Yine deplasmanda daha 2. dakikada o uzun şutla attığı golü göndermese, maçın gayet sakata geleceği Helsinki’nin ceza sahamızdan çıkmamasıyla belli oldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o zaman Beşiktaş daha takımdı, daha yeni olmasına rağmen. Daha önde oynuyordu, ceza sahasını zorlayan daha çok adam vardı, Quaresma bu kadar “tek hücum seçeneği” pozisyonunda değildi. Aynı zamanda Quaresma da, bu pazıbandını taktıktan sonraki kadar bireysel değildi… Çok şey değişti, ama yine de “hala” iyi kullanılabilir. Onun da nasıl olacağını çok fazla yazdık, tekrar gerek yok… Ama olmayacak, Beşiktaş yine hem Simao, hem Quaresma’yla çıkacak ve ceza sahası içersinde, çevresinde tek forvet göreceğiz. Bu durumda Quaresma’nın skora katkısı, ancak jeneriklik bir gol ya da asistle olacak; ama yine de istisnalar kaideyi bozmayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tek forvet de, en azından Pektemek olsa da; farklı şeyler beklesek… İlk başlarda top tutamıyordu, ama maç temposu arttıkça kendine gelmiş. Son Beşiktaş golünde, nefis bir orta forvet oyunu izledik. Sırtı dönük aldı, iki kişi arasından çıktı ve Quaresma’ya aktardı, o top asist oldu. Asıl güzel tarafı, orta sahaya yakınken yaptığı bu servis sonrası, hemen ceza sahasına geri koşmasıydı Pektemek’in. Misal Almeida, kendini pozisyon icabı sola falan atınca, bi’ 6 dakika orada kalıyor…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DJ3SVt0f13w/TrJGpV2eR-I/AAAAAAAAChw/urfILN8UT90/s1600/BJK-KIEV%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-DJ3SVt0f13w/TrJGpV2eR-I/AAAAAAAAChw/urfILN8UT90/s400/BJK-KIEV%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5670672556867078114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ayrıca Pektemek, daha bir “tilki” forvet olmasının yanında gol vuruşu açısından da daha golcü. Necip’in son maçta, direkt gole yönelik iki adet pası vardı. Birinde geç uyandı, diğerinde ise fantezi bir vuruş yaptı Hugo. Oralarda Pektemek daha sonuç alıcı işler yapardı sanki… Ve her zaman söylediğim gibi, gol olarak katkı sağlayamasa bile “oyunun her zaman içinde” oluşu en önemli özelliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu maçta o tek forvet kim olacaksa, ona çok iş düşecek. Yine kanatlardan pek 2. forvet katkısı gelmeyecek çünkü… Orta sahadan ise, ceza sahası koşularını yine Veli’den bekliyorum. Tıpkı geçen sene Ersan’ın yaptığı gibi, formayı aldı ve vereceğe pek benzemiyor. Uzun zamandır da golün eşiğinde dolaşıyor, yarın akşam içine düşse bari… İsmail’in hastalığı geçmiş, Aurelio da antrenmana katılmış. Ama Carlos’un yeni düzelen adamları oynatmama geleneği var. Tanju dedim aslında ama, gelen yorumlarla düzeltiyorum; çünkü adı UEFA listesinde yok.  Zamanında Alves'in adının verdiliği yerde, içinde tek solbekin olduğu kadro verilince, böyle bir sıkıntının olacağı apaçık belliydi. İsmail oynayamazsa, mecburen Sidnei stopere, Egemen de solbeke geçecek... Hazır solbek stoperken, Quaresma da oralarda takılsa daha iyi olur. Hem, Hilbert’in Simao ile arkaya kaçma fırsatı daha fazla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene 2002, kalabalıktan anca yeni açık en üst taraftan bir yer edinmiş, rüzgarı içimize çekerek maçı izliyoruz. Pascal bir aşırtma deniyor, ama kaleci Reva yerinde... İşaret parmağıyla kafasını işaret edip "yer miyim lan ben bunları?" hareketini çekiyor; ama aynı maçta Pascal, yine topun dibine giriyor, sonuç malum... Maç zor. Sağolsun Demirören, kaybetme zevkimizi bile elimizden aldı. Oysa yenilmek bile güzeldi, yeterki Beşiktaş maçı olsun... Neyse, yine amatör duygularla kazanma umutlarıyla izleyeceğiz maçı. Sonrasına bakarız, kaybetme şansımız yüksek. Ama ne yapsan; adın geçtiğinde seni Pascal'lı maçla hatırlayacağım Dinamo Kiev...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi maçlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5474357404971628265?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5474357404971628265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5474357404971628265&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5474357404971628265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5474357404971628265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/11/mac-oncesi-besiktas-dinamo-kiev.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş – Dinamo Kiev'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-w9n5gzTtmbc/TrHz7suuK4I/AAAAAAAAChA/Vq712x6NUE0/s72-c/mo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-8957616392675737862</id><published>2011-10-31T04:15:00.008+02:00</published><updated>2011-10-31T17:55:39.880+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Üçüncü Gol</title><content type='html'>İlk 8 haftayı çok beğendiğimiz için, devamını çekmişler... Yine benzer hikâyelerle geçen bir maç oldu. Beşiktaş, farkı ikiye çıkaramadığı her maçta bu sıkıntıları yaşadı, yaşayacak… Daha yeni yeni oynamaya başlayan Hilbert’in, bekten yaptığı hücum koşularıyla bulduğu gol sayısı: 2. Quaresma ve Simao’nun kanattan yaptığı hücum koşularıyla buldukları gol sayısı: sıfır… “Fark neden anca 90+3’de ikiye çıkıyor?” sorusunun birinci cevabı burada yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci cevabı ise, uzatmalarda atılan üçüncü golün bizzat kendisindedir. Quaresma o trivelayı ilk yarıda yapsaydı; top paralel giderdi. Top paralel gidip auta doğru çıkarken, Almeida’yı ise yerde kayarken izlerdik… Keza Veli’nin ortasına, 60 metre geriden Hilbert yetişmeseydi; öyle bir sahne olacaktı.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lGLv3W5RRk0/Tq4FBlFrzXI/AAAAAAAACgo/LwJ7WBg5bE4/s1600/hilbert.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 338px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-lGLv3W5RRk0/Tq4FBlFrzXI/AAAAAAAACgo/LwJ7WBg5bE4/s400/hilbert.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669474505599995250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Savunma ve orta sahada doğrular bulunuyor ve ufaktan istikrar sağlanıyor gibi. Özellikle bugünkü orta saha kurgusu, kesinlikle üzerinde durulası bir kurguydu. Ernst’in rolü çok özel, klas uzun paslar atmaya devam etti bu maçta da. Veli’ye attığı top gözden kaçmadı, ama daha fenasını Fenerbahçe maçında Quaresma’ya atmıştı, o top asist olmuştu… Hep enerji, mücadele denince akla gelir ama bu konuda da boş değildir. Necip de öyle… Almeida’nın çaprazdan birebir kaldığı pozisyonda, nefis lob topu bırakan oydu sanırım. Keza yine &lt;a href="http://p.twimg.com/AdGCRqRCIAA2np2.jpg:large"&gt;Almeida'nın tribe bağladığı&lt;/a&gt; pozisyonda da, mükemmel zamanlamayla bırakmıştı topu... Ama en özel rol Veli’nin; değişilmez 11 oyuncusu olma yolunda kendisi. Beşiktaş bu maçta ara ara “bütünlük” gösterdiyse, ana etkeni Veli’ydi… Bu üçlü orta saha genel olarak hem mücadeleci, hem de hücumcudur aslında yeterince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama geride bulunan tüm bu doğrular, hücumdaki kopukluk çözülmedikçe bir anlamı kalmıyor. Zihnimdeki futbol kılavuzunu açtığımda ise bunun çözümünü şöyle görüyorum: “hücum geriye gelmiyorsa, geridekiler hücuma gitsin”… Schuster’in de yaptığı buydu, zaten hücumdaki yetenekli oyuncuları anlamlı kılmak da (özellikle Quaresma) önde presle gerçekleşir ancak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem savunma, hem de ortasaha olarak çok uygun oyuncularla donatılmasına rağmen; maç boyunca hiç etkili pres yapmadı Beşiktaş nedense… Presten kastım, Almeida’nın kaleciye basması falan değil; takım halinde, rakibin pas yollarını tıkayacak şekilde alan daraltmak… Mersin maçının ilk yarısında örneği sunulmuştu nitekim.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-U0GTTztUI6Y/Tq4FGoqHurI/AAAAAAAACg0/tk2PF_hWZII/s1600/q7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-U0GTTztUI6Y/Tq4FGoqHurI/AAAAAAAACg0/tk2PF_hWZII/s400/q7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669474592457472690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İşte o zaman, Beşiktaş ani top kapmalara başlar; her atak sıfırdan başlamaz. Quaresma da 3 kişi arasından çıkmak yerine, tek oyuncuyu ekarte ettikten sonra bile öldürücü bölgede bulur kendisini. Yine “üçüncü gol” öncesinde olduğu gibi… Necip kaptırdığı topu geri aldı, hemen Pektemek'e aktardı ve onun pasında Quaresma 1'e 1 yakaladı. Takım topu ileride kazandıkça bu tip pozisyonlar artacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yap-boz bununla sınırlı değil tabi. O üçüncü goldeki bir diğer sihirli tüyo ise, cepheden Pektemek’in, uzak direkte ise Holosko’nun yaptığı koşudur… Quaresma’nın o ortası, ayaktan çıkış anı olarak estetik gözükebilir. Ama asıl güzelliği, gittiği noktadır esasında… Kaleci ile defansın arasına bir bölgeye kavisli yolladı. İşte bu toplara Almeida pek yetişemiyor, genelde ağzının içine atmak gerekebiliyor. Pektemek’in yetişme ihtimali daha fazla, keza Mersin’de attığı golde görüldüğü üzere “pozisyon alışı” açısından da daha bir golcü… Ama o da yeri gelir, bu toplara yetişemez; işte uzak direk koşuşu yapacak forvet burada devreye giriyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simao, bu tip pozisyonlarda bırakın uzak direği; ceza sahası içinde bile gözükmez. Aymazlığından değil, futbolculuk yapısından. Keza Quaresma da öyle… “Önce en kaliteli adamlar yazılır” diye bir şey yoktur futbolda, mesele takımca “eksiksiz” olmaktır. Şeye benzer bu, “bizim çocuğun matematiği süper, ama edebiyattan, tarihten falan hiç çakmıyor." Olmamış o çocuk işte… Beşiktaş’ın hücum hattı da böyle, çok yetenekliler, aynı dili konuşuyorlar falan ama bir bütünlük yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç Pektemek, Holosko'ya bile gitmeden; Quaresma - Akyüz - Edu üçlüsü bile bugünkü hücum hattına nazaran daha zor kontrol edilir bir üçlü olurdu. Ama isim isim olarak en kaliteli oyuncular mı? Hayır. Ama bütünlük olarak daha kaliteli... O yüzden, her maç önü-sonunda belirttiğimiz üzere; bu takım Simao ve Quaresma’yı sırayla kullanmak zorundadır. Aksi taktirde ikisi de yalan olacak. Geçenlerde Simao yuhalanıyordu, Fener’e attığı gol sonrası biraz duruldu gibi. Şimdi Quaresma “gel sen oyna bilader” demeye başladı numaralıya. Mimlenmek üzere yani… Bu tribünde de biri mimlendi mi, daha da hayır beklemeyin… Biz de yeri geldi, dokundurduk ama o kadar da ayağa düşecek bir adam değil Quaresma. O yüzden Carloscan, bence otur bi’ üçüncü golü tekrar izle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-8957616392675737862?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/8957616392675737862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=8957616392675737862&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8957616392675737862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8957616392675737862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/ucuncu-gol.html' title='Üçüncü Gol'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-lGLv3W5RRk0/Tq4FBlFrzXI/AAAAAAAACgo/LwJ7WBg5bE4/s72-c/hilbert.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-3111812270920485029</id><published>2011-10-30T12:23:00.008+02:00</published><updated>2011-10-30T13:55:43.970+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş – Sivasspor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-HamSePxoIlY/Tq0lrxOxmmI/AAAAAAAACgQ/UuQFgis8lBg/s1600/bjkant.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-HamSePxoIlY/Tq0lrxOxmmI/AAAAAAAACgQ/UuQFgis8lBg/s400/bjkant.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669228939809233506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Mersin maçında yarım saatlik baskı, gol ve sonrasında kontra atak düzeni; güzel işledi… Fenerbahçe maçında genelde kontra atak düzeni, ara-ara ortasaha önünde baskı; Quaresma dışında fena işlemedi… Ancak şimdiki rakip; son deplasmanında 6 gol yemiş, bu maçta öncelikle tekrar kötü bir skor görmek istemeyen, peşinen kendi yarı alanında gömülecek ve sert oynayacak bir takım: Sivasspor. Son iki maçında iyi görüntü veren Beşiktaş’ın, farklı bir şey yapması gerekiyor bu akşam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almeida döndü, ama Pektemek de formda… Eğer kâğıda Simao ve Quaresma ismi yine tükenmez kalemle yazılacaksa; bu maçtaki ceza sahası kalabalığına ulaşmak adına hem Almeida’nın, hem de Pektemek’in sahada olması gerekiyor. Biri uç, diğeri ikinci forvet olmak üzere…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak hem orta sahadan bir sayı düşürüp, hem de yine kanatların Quaresma ve Simao’ya teslim edildiği maçlarda, Beşiktaş’ın topsuz oyunda ne hallere düştüğüne de defalarca şahit olduk. Bir noktadan sonra, takım iki bölüme ayrılıyor; hem savunma çok fazla yalnız kalıyor, hem de her atak sıfırdan başladığından hücumdaki oyuncuların da bir değeri kalmıyor… İki taraflı etkisizlik oluyor yani sonuç olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem iki forvet, hem de Simao – Quaresma’lı kanatla oynamak istiyorsa; Beşiktaş’ın maç boyunca savunma çizgisini çok önlerde tutması, ve topun kaybedildiği yere anında pres yapması gerekiyor. Ancak bu da “he” diyince olacak bir şey değil tabi… Top kazanıldıktan sonra aktif dinlenme yapacak kadar, biraz top çevirmek şart oluyor. Beşiktaş’ın ortasaha oyuncuları arasında, telaş yapmadan olumlu pas yapabilecek isimler sırayla: Guti, Fernandes, Aurelio. “Schuster’in dediğine” hoş geldik…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-RqrmjFKEOHk/Tq0mCozgAMI/AAAAAAAACgc/X0buxVv9c30/s1600/BJK433sivas%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-RqrmjFKEOHk/Tq0mCozgAMI/AAAAAAAACgc/X0buxVv9c30/s400/BJK433sivas%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669229332684341442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Soğukkanlı ve yetenekli ortasaha oyuncuları çok temposuz, tempo bakımından sıcakkanlı orta sahalar ise topla oynayamaya gelince telaşlı… Öyle bir dengesizlik var. O yüzden, en makulü “tempo” yapacak, ama topu verdiğinde de eli belinde olmayacak isimlerle oynamak. O yüzden Fernandes ve Guti’nin halen 18’de olmamasını anlıyorum. Ama Quaresma’nın hem bu mantıkla, hem de son maç performansıyla ezbere 11 yazılması çifte standart olur. Zaten taktiksel anlamda da tek çıkış: Simao ve Quaresma’dan birinin oturmasıdır… Gerçi Guti ve Fernandes'in kadro dışı sebepleri "futbol sahasının ötesinde" gibi geliyor bana. O zaman bilemeyiz, boş konuşmuş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır hafta arası Kiev maçı varken, Quaresma'ya “dinlendiriyorum” süsü verilir ve böyle bir hücum üçlüsü ile çıkabilir Sivas karşısına Beşiktaş… Kanatlarda hem delici, ters açıdan şutör bir adam var (Simao), hem de Almeida’nın dibine yanaşacak bir ikinci forvet (Pektemek). Ortasaha 3’lüsü zaten, Badi Ekrem’in avatarı… Veli orta sahanın içinde de oynayabileceğini gösterdi, yetenekli de gayet; görmezden gelmemek lazım… İyi de şut becerisi var ve bunu en iyi göstereceği yer orta sahadır aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem topsuz oyunda düşmeyecek, hem de gerekli zamanda baskı yapacak, her şekilde golü bulmaya müsait bir takım olurdu bence bu 11’le Beşiktaş. Ama tutmayacak bir 11 aynı zamanda her zamanki gibi. Bakalım, akşam ne ile karşılaşacağız… "Amrabat, Caner;..." sırası Grosicki'ye gelmesin de.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-3111812270920485029?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/3111812270920485029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=3111812270920485029&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3111812270920485029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3111812270920485029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/mac-oncesi-besiktas-sivasspor.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş – Sivasspor'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-HamSePxoIlY/Tq0lrxOxmmI/AAAAAAAACgQ/UuQFgis8lBg/s72-c/bjkant.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-4636151762732947389</id><published>2011-10-28T11:46:00.006+03:00</published><updated>2011-10-28T12:03:39.079+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Portekizcede Maden</title><content type='html'>Beşiktaş, yine İnönü’de bir Fenerbahçe maçını kazanamadı. Ama güzel olan şey, 88. dakikaya kadar kazanmaya çok yakın olmasının yanında, takımın “ne yaptığını biliyor” oluşuydu. Mersin maçı sonrasında da üzerinde durduğumuz gibi; Beşiktaş bu yapısıyla “topa sahip olan taraf” olamaz. Ya baskı yapan, ya da alanına çekilip baskı yiyen taraf olur… Genelde top Fenerbahçe’deydi, ama Beşiktaş da ne zaman ayağını frenden çekse gol ya da etkili pozisyon buldu. Tipik bir Portekiz takımıydı Beşiktaş, ama esas uygulayıcıları Türk ve Almanlardan oluşuyordu.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1CGrgC1CW20/TqptSzB4D7I/AAAAAAAACf4/4iz6mFBVIO8/s1600/simaoo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 231px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-1CGrgC1CW20/TqptSzB4D7I/AAAAAAAACf4/4iz6mFBVIO8/s400/simaoo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668463250702340018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Simao’nun hakkını yememek gerek, maçın en iyilerindendi. Attığı gol için değil; daha çok bu taktik disipline 90 dakika boyunca sadık kaldığı için. Tamam, ben de pek inanmadım; attığı gol için de olabilir… Uzun süre olmuştu Beşiktaş’ta bir oyuncunun köyünden şut atıp, golü bulması. O neydi yahu? Simao geldiğinde kendisi için, “topsuz koşuları yoktur ama; frikik, uzun şuttan falan ekstra goller bulur” demiştik; frikiklerini gördük geçen sene ama uzun şutuna 30 haftada anca tanık olduk. Daha sık denemesi lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gol öncesi önde basan Ernst’i, ilk yarı boyunca ortasahayı pek geçtiğini göremedik daha sonra. Çünkü Beşiktaş golü bulduktan sonra bu kez bekleme konuma geçmiş ve sıkı bir alan savunmasıyla topu Fenerbahçe’ye vermişti. Ancak ortada çok sağlıklı bir görüntü oluşmadı, Fenerbahçe hemen her atağını etkili sonlandırmaya başladı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alan savunmasını bir sandal gibi düşünün; sürekli dengede olması ve hiçbir açığı bulunmaması lazım. En ufak bir delikte, su alır ve batar çünkü… Beşiktaş’ın alan savunmasındaki arızalı tarafı da Quaresma’ydı. Zaten Aykut Kocaman da bunun farkındaydı… Maç öncesi direk şu talimat verilmiş; “Quaresma hangi kanattaysa, o bölgedeki bekin üstüne 2’li oyunlar gerçekleştirin, orada kümelenin…”  Tüm maçta görüntü buydu, Fenerbahçe için Portekizcede maden Quaresma demekti…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VrxKnV7WaiM/TqptJyc0obI/AAAAAAAACfs/K99iWuczNBg/s1600/BJK-FB-BJK4141%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-VrxKnV7WaiM/TqptJyc0obI/AAAAAAAACfs/K99iWuczNBg/s400/BJK-FB-BJK4141%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668463095928103346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beşiktaş geride beklerken, Quaresma’nın olduğu bölgeden Fenerbahçe geliyor; Beşiktaş da mecburen orta sahasındaki adamları oraya aktarıyordu (genellikle Ernst). Diğer kanatta ise salgın hastalık vardı herhalde,  tahliye alanı gibi kalıyordu çünkü... Oturup piknik yapsan, hakem maçı durdurmazdı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma dışında, herkes görevini eksiksiz ve en iyi şekilde yaptı. Ama normal olan bu, Quaresma böyle bir taktik disipline sahip takımlara ayak uyduramadığı, amatör futbolcu mentaline sahip olduğu için burada… O gelmeden önce de durumu buydu ve Beşiktaş, Beşiktaşlılar bunu kabullenip Quaresma’ya sahip çıktı. Yani, “adam hiç savunmasına yardımcı değil” cümlesi bir tespit değil; ben de takımın neden savunmaya çekilmesine rağmen pozisyon verdiğini anlatmak istedim zaten, konuyu Quaresma’ya getirmek değildi amaç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carvalhal’in derbi planı yerindeydi ama Quaresma’yla bu işin sınırlı kalacağını bilmesi gerekiyor. Maç öncesinde yazdığım üzere; madem vazgeçilemiyor, Quaresma’yı daha cephede ve hücuma yakın oynatmak gerekir ki; takım da buna göre savunmada pozisyon alsın. Yoksa tüm dengeler birbirine giriyor… Aksi taktirde, böyle kullanılacaksa para ediyorken elini sıkmak gerekecek. Ki Beşiktaş’ın tamamen sağlıklı, Fenerbahçe’de olduğu gibi birkaç isimin değişmesiyle bile, aynı seviyede devam eden bir sistem oluşturabilmesi için bu şart gözüküyor… Önce takım olmak, sonra belki üzerine bir-iki yıldız süslemesi... Ama artık ona da gerek yok.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7mW3V5S_8CA/TqpteQ_cMiI/AAAAAAAACgE/I2CqkfHM16M/s1600/almeida-q7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 321px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-7mW3V5S_8CA/TqpteQ_cMiI/AAAAAAAACgE/I2CqkfHM16M/s400/almeida-q7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668463447723749922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Keza bu maçta da, seremoniden itibaren “Quaresma çıksın, Holosko girsin; olmadı Necip girsin, Veli kenara geçsin” demeye başladım. Ancak 85. dakikada oldu öyle bir düzen, ben de gollerden ziyade bu Holosko – Quaresma değişikliği sonrası “maç geldi” dedim, ama o atılış açısından güzel, yeniliş açısından saçma duran topu hesaba katmadık tabi. Cenk kurduğu barajla kimi koruyordu, hala çözebilmiş değilim. Arkadaki fotoğrafçılardan biri yakınıydı herhalde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almeida oyuna girdikten sonra güzel bir top indirdi orta sahada, sonra güzel de bir gol attı. Ama bu takımın “tek forveti” güçlü olduktan sonra Pektemek’tir her türlü, bunu kanıtladı. Almeida ve Pektemek, Quaresma ve Simao’dan birinin oturması şartıyla (bu maçtan sonra Simao öne geçti haliyle) 4-3-3 ya da 4-4-2 varyasyonlarında beraber oynayabilirler, hatta oynamalılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, Beşiktaş futbol takımı olarak çok olumsuz değil şu sıralar, Mersin maçından itibaren ciddi bir taktiksel, arzusal kıpırdanma var. Bu biraz da Veli’nin takıma girmesiyle başladı, artık çıkmaması da lazım. Japon çizgi filmlerindekine benzer bir futbolcu tipi var zaten elemanda… Çok sevmeye başladım. Bugün direk orta sahanın içinde oynadı, gayet iyiydi. Her türlü sistemde iş yapar, ciddi bir joker…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazanılsaydı, güzel olurdu ama play-off muhabbeti sebebiyle, çok da sorun değil. İlk 4’de kalındıktan sonra, oradaki maçlar asıl mesele zaten. En azından defans artık oturdu, savunma dörtlüsü denince direk sağdan sola otomatikman sayacağımız bir 4’lü var artık sanırım. Kiev, Mersin, Fenerbahçe serisinde 3 gol yendi, 2’si duran top. “Savunma şampiyon yapar” klişesi hayat bulsa bari…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-4636151762732947389?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/4636151762732947389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=4636151762732947389&amp;isPopup=true' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4636151762732947389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4636151762732947389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/portekizcede-maden.html' title='Portekizcede Maden'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-1CGrgC1CW20/TqptSzB4D7I/AAAAAAAACf4/4iz6mFBVIO8/s72-c/simaoo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7180519384295286321</id><published>2011-10-27T11:03:00.007+03:00</published><updated>2011-10-27T14:28:45.808+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Derbi Öncesi: Beşiktaş – Fenerbahçe</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-7_kdiCc_MDA/TqkQs-LhQsI/AAAAAAAACew/0LPOehVo95g/s1600/derbi-oncesi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 233px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-7_kdiCc_MDA/TqkQs-LhQsI/AAAAAAAACew/0LPOehVo95g/s400/derbi-oncesi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668079970814083778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçenlerde şöyle bir geçmiş derbileri hatırlayayım dedim; İnönü’de en az 8 mağlubiyet geldi aklıma bir çırpıda… Oğuz’la Boliç’in çıldırdığı , son Ferrari sapıtmasına kadarki süreçte 8 kez mağlup oldu Beşiktaş İnönü’de. Bunun yanı sıra, Kadıköy’deki mağlubiyetler de 4’le sınırlı son dönemde. Johnson’un Ahmet Dursun’un ayağını eline vermeye çalıştığı, sonrasında Ahmet’in kırmızı gördüğü, Yasin’in gol attığı maçla başlıyor; Batuhan’ın egoistliği, sayılmayan Higuain golü; sonraki maç Cisse’nin erken atılışı; bir sonraki maç Bobo’nun penaltı kaçırışı… Bu mağlubiyetlerde de hep bir şeyler ters gitmiş olmasına rağmen, teslimiyetçi olunmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak İnönü’deki maçlarda, takriben 10. dakikada o maçta yenileceğimizi anlıyorum. Hem taktiksel çarpıklık, hem de oyuncuların ruh hali onu işaret ediyor genelde. Demek ki bir şeyler yanlış yapılıyor, İnönü’de kazanılan maçlarda ise demek ki bir şeyler; farklı ve doğru yapılmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100. yılda birçok konuda Beşiktaş, Fenerbahçe’nin önündeydi. Onu saymazsak, Beşiktaş’ın son dönemde Fenerbahçe’ye karşı 3 galibiyeti var. Del Bosque zamanında kazanılan, Carew’in gol attığı maç; Delgado’nun getirip, Bobo’nun tamamladığı Türkiye Kupası yarı final ilk maçı; bir de Fink’le 3-0… Bu maçlardaki Beşiktaş’ın ortak özelliği; “rakibi boğayım, döner bıçaklarıyla dalayım, daha ilk yarıda 3-0 olsun” gibi saldıray bir mantıktan ziyade, topsuz oyunda çok dengeli bir takım tertibi ortaya koyması ve bulunacak az ama öz pozisyonlardan sonuç almasıydı…Bu maçta da aynı mantığın yürürlüğe girmesi gerekiyor, ki Fenerbahçe de bu işi çok iyi yapıyor…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BZaOVI10y00/TqkRmuN7IqI/AAAAAAAACfU/8Jtw9IIGxWg/s1600/Fener2%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-BZaOVI10y00/TqkRmuN7IqI/AAAAAAAACfU/8Jtw9IIGxWg/s400/Fener2%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668080962961613474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Öncelikle Fenerbahçe’nin olası kadrosundan girelim konuya. Geçen seneden, bu seneye doğru zayıflayan iki bölgesi var Fenerbahçe’nin; birincisi Lugano, ikincisi Niang… Niang, Fenerbahçe’nin “az ama öz pozisyondan sonuç alma” stratejisi için çok özel bir forvet olmasının yanında, top taşıma özelliğiyle de önemli katkılar yapıyordu. Şimdi o yokken, Fenerbahçe’nin hücumdaki top taşıyıcısı sadece sol kanadı oluyor… Stoch, Dia ya da Caner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Topuz ve Volkan oynayacak duruma gelmiş, ama Kesimal yetişememiş gözüküyor. Beşiktaş için en iyi haber budur sanırım, savunmada Bekir var… Forvette Bienvenu mü, yoksa Semih mi oynar? O biraz karışık. Ama nispeten daha hareketli, kanalları zorlayan bir oyuncu olduğundna Bienvenu tercih edilir herhalde. Stoch yerine Caner tercihi de gelebilir. Sol kanat ve forvet konusunda bir bilinmezlik var gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carvalhal ise yine Fernandes’le Guti’ye “maç Lig TV’de izlenir” demiş. Son yıllardaki Fenerbahçe mağlubiyetlerinde, %70’lik katkı payını “narin ortasahalar” sağlamıştı… Bu maçtaki ortasahanın sert olacağı kesin. Ya Kiev maçındaki gibi bir 3’lü olacak, (Ernst – Aurelio – Necip ) ya da son Mersin maçındaki gibi 2&amp;lt;&amp;gt;1 dizilecek ortasahada, Ernst – Necip ve önlerinde Veli ile çıkılacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aurelio’nun sahada oluşu bazı konularda çok faydalı. Ama bazı da yan etkileri var… Savunmaya göre pozisyon aldığından, ortasaha ile arasını açabiliyor ve önde karşılamak yerine, stoperler arasında pozisyon alışları bazen sorun çıkartabiliyor… Alex, karşısında gömülmüş bir takım bulunca mutlaka kendisine bir gol açısı buluyor mesela… Bu adama, bire bir markaj da para etmedi (1-0’lık son Kadıköy mağlubiyetinde Toraman’a verilmişti bu görev) savunma arasına ekstradan ortasaha oyuncusu konması da para etmedi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden benim önerim şu; hem Alex’in bu özelliğinden daha az zarar almak, onu kaleden tutmak için; hem de Fenerbahçe’nin top taşıyıcı oyuncu azlığından faydalanmak için bu maçta savunmayı önde kurmak, ortasahada basmak gerek diye düşünüyorum…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-N_Kf1c_JUSk/TqkQ-Wh8xCI/AAAAAAAACfI/OJWB6CD8skg/s1600/BJK-FB-BJK4231%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-N_Kf1c_JUSk/TqkQ-Wh8xCI/AAAAAAAACfI/OJWB6CD8skg/s400/BJK-FB-BJK4231%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668080269408388130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Quaresma iki Fener derbisi yaşadı, ikisinde de 5 üzerinden 2 yıldızlık performans gösteremedi… Kenarda oynadığında, yiyorlar onu; bu bir gerçek. Ama kontrolü daha az, Bekir’le birebir oynama olasılığı daha yüksek bir bölge var; ikinci forvet… Varsın topsuz koşu yapmasın, sırf markajdan kurtulmuş şekilde, cepheden top almasıyla bile büyük dert açabilir Fenerbahçe’ye. Attığı jeneriklik gollerin de birçoğu, cepheden alıp gittiği pozisyonlarda geldi nitekim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda topsuz oyunda da daha bir denge olur. Sağda Hilbert – Holosko kemik gibi, keza soluna göre, sağda daha bir tek adamla (Gökhan) hücum yapılan bölgede İsmail – Veli de topsuz oyun için gayet yeterlidir. Her yönüyle sert, dinamik ve çabuk hücuma kalkan bir takıma döner Beşiktaş bu 11’le… Forvette de tercihim; bu dinamik yapıya daha bir uygun olduğu için; gol koşuları ve vuruşları daha net olduğu için Pektemek olurdu. Almeida’nın da tam hazır olup, olmadığını bilmiyoruz. Maçsızlık kötüdür çünkü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, söyleyeceklerim bu kadar. Zaten az bir şey kaldı, dün hiç fırsatım olmadı yazı bugüne kadar sarktı, kusura bakmayın. İyi maçlar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-7180519384295286321?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/7180519384295286321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=7180519384295286321&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7180519384295286321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7180519384295286321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/derbi-oncesi-besiktas-fenerbahce.html' title='Derbi Öncesi: Beşiktaş – Fenerbahçe'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7_kdiCc_MDA/TqkQs-LhQsI/AAAAAAAACew/0LPOehVo95g/s72-c/derbi-oncesi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-1586574406127602557</id><published>2011-10-26T02:41:00.013+03:00</published><updated>2011-10-26T21:40:38.860+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çizme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Juve'/><title type='text'>Forza Juve Alé!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--pW9u6QS5Cw/TqdLRYqJDZI/AAAAAAAACeM/NYwxQmFxYAk/s1600/matri.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/--pW9u6QS5Cw/TqdLRYqJDZI/AAAAAAAACeM/NYwxQmFxYAk/s400/matri.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5667581418118122898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yaz sonunda &lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2011/08/yine-yeni-juventus.html"&gt;“yine, yeni Juventus” &lt;/a&gt;demiştik, ama hiç de öyle gözükmüyorlar… Aslında gerçekten çok yeniler; stadyum, teknik direktör, oyun anlayışı, iskeleti oluşturan futbolcular vesaire… Üstelik zor da bir sistemi deniyorlar: asimetrik 4-4-2. Bu sistemde hem topa sahip olup, sık ve kalabalık hücum yapmak; hem de bunu yaparken, topsuz oyun dengesini oturtmak zordur. Birkaç yıl ister… Ama Conte, daha 2 ay olmadan takımına çok yol aldırmış. Sanki en az 3 sezondur aynı takımla oynuyormuş gibi Juventus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağbek Lichtsteiner’i, en az sağ açık Pepe kadar önde top alırken görüyoruz. Keza, Marchisio’nun ceza sahasına yaptığı koşu sayıları, ikinci forvet oynayan Vucinic’le eşit neredeyse… Bu da takımın, birbirine ne yakın oynadığını gösteriyor. O yüzden kağıt üzerindeki 4-4-2, yeri geldiği zaman 4-6-0, yeri geldiği zaman da 2-4-4 oluyor kolaylıkla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu esnekliği sağlamak için, topa da sahip olmak gerekiyor. Orada da devreye giren isim Pirlo Başkan… Juve, yıldız sıfatıyla hem gayet overrated, hem de sistemiyle alakasız oyunculara para döküp duruyordu. Nihayet, net bir şekilde takıma level atlatacak bir isim buldular. Üstelik beleşe… Keza, bir diğer ortasaha Vidal de pas becerisi çok yüksek bir oyuncu. Bielsa, Şili milli takımında onu sol stoper gibi oynatıp, geriden oyun kurduruyordu nitekim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortasaha Pirlo – Vidal’den oluşunca, Marchisio içe kat eden sol kanat oyuncusu olarak devreye giriyor. Capello’nun İngiltere’de, Milner’ı kullanışı gibi… Bir de üzerine Vucinic’in arkaya gelip, pas oyununa katkı sağlaması da çabası. Ara ara Barcelona esintileri sunmuyor değil Juve, hatta Milan’a atılan ilk gol öyleydi. İnanmıyorsanız, &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=udX2lmVxZYo"&gt;tıklayın&lt;/a&gt;…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-TlTIxcySHhc/TqdL5jBeFdI/AAAAAAAACeY/6Ev0Y5MajFw/s1600/juve2%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-TlTIxcySHhc/TqdL5jBeFdI/AAAAAAAACeY/6Ev0Y5MajFw/s400/juve2%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5667582108095092178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;“İş bitirici” konumunda ise, blogun açılışından itibaren kendisine dilendiğim Matri var. Onu, bu seviyeye yükselmiş görmek sevindirici. Sırf ilk adıyla bile, Juventus’da oynamayı doğuştan hak etmişti zaten: Alessandro… Reyisin adı geçmişken; gençliğimin, hatta çocukluğumun (Euro 96’da oynayacak topçuların çıkartmasını veriyor diye, Pepsi içe içe midemizi delecektik. Ve Del Piero o zaman da kadrodaydı…) kahramanı, futbolu sene sonunda bırakacağını açıkladı geçenlerde. Kaçınılmaz ve yıkıcı bir gün yaklaşıyor benim için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genoa maçında Del Piero kenarda ısınıyorken, kameralar en ufak fırsatta onu gösteriyordu. Bunca yıla rağmen, yüzünü hiç eskitmeyişi, insanlara aşıladığı sonsuz doyumsuzluk böyle bir şey işte… Evet, 10'suz asla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Genoa maçında da çok iyiydi Juventus, klasik büyük takım tetikçisi Caracciolo 2 puanı yürüttü gitti… Birçok konuda olduğu gibi, maçı koparamama noktasında da bu Juventus, bildiğimiz Beşiktaş aslında… Bu akşam 45 dakika boyunca; Fiorentina cezasahası önünde ve içinde Alman kale oynadılar resmen. 14 gol girişiminden, bir kez sonuç aldılar. Juve Arena ayağa kalkıp, alkışladı ilk yarı biterken... Ama ikinci yarı, tamamen farklı bir görüntü: Fiorentina bağır çağır bastırdı ve takımın sürükleyicisi Jovetic plaseyi çatala ateşledi. "Yine mi?" diye beklerken Pepe, alakasız bir pozisyonu zorladı; ekmeğini maden ocağından çıkarttı ve Matri stadı yıktı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuanda Serie A’nın en “ne yaptığını bilen”, en dengeli takımı Juventus, Lazio ile birlikte… Milan’da ise Ibrahimovic ve bilumum yetenek transferiyle başlayan, şampiyonlukla perçinleşen “kendine güven” olayı hala sürmekte… Ve Milan’ın en bariz farkı; “winner oyuncu” denen varlıkların fazlalığı. Juventus'ta 15 senedir winner denince aynı adam akla geliyor, o da artık yoruldu...&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-gda-VyWbPm4/TqdMTjRMkhI/AAAAAAAACek/ae5BwQ5Wqgc/s1600/mai-senza.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-gda-VyWbPm4/TqdMTjRMkhI/AAAAAAAACek/ae5BwQ5Wqgc/s400/mai-senza.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5667582554837651986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ama o Milan’ı, son dakikalarda da olsa; maçın genelinde çok üstün oynayarak geçti Juventus. Aslında takım ve sistem için önemli bir testti. Şimdi aynı şekilde ciddi bir test periyodu yaşanacak: sırasıyla Inter ve Napoli deplasmanı, sonra Pelermo içeride, Lazio dışarıda… 3 deplasman da çok çok zor, keza Palermo da Della Alpi’yi pek bir severdi, Juve Arena ile ilişkisi nasıl olacak bakacağız… Sonuç olarak, yeni Juventus dediğimiz ekip; bize aslında çok çok eski Juventus’u andırıyor. Belki isim olarak sonuç alıcı adam fazlalığı yok, ama bu kez takım olarak öne çıkıyorlar ve maç kazanmayı öğreniyorlar… Başlık da bu sebeple; eski Juventus’a pek bir yakışan &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=YvBkWCsG0_4"&gt;“Forza Juve alé”&lt;/a&gt; seslerini hak etmeye başladılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son not: Marchisio zaten favori oyuncularım listesindeydi, gole yakın ortasaha oyuncularını ayrı severim. Bu çocuk da, tıpkı Pancu gibi kritik anlarda bir şekilde golü bulan büyük futbolculardan. Pancu'yu da ayrı severdim zaten... &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=riwWnn9j0CM"&gt;Udinese'ye attığı gol&lt;/a&gt;, zirvedir mesela... Ama bugün birşey yaptı; yine klasik ceza sahası dalışlarından birini yaparken, hafif darbe yedi. Düşmedi, devam etti... Ama taraftarlar ve diğer oyuncular, o pozisyona takıldı, ortalık karışmaya başlayacaktı ki; eliyle "birşey yok..." hareketi çekti, herkes sus pus... Listemdeki yukarıya tırmanışı sürüyor yani, adamsın Claudio.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-1586574406127602557?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/1586574406127602557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=1586574406127602557&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/1586574406127602557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/1586574406127602557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/forza-juve-ale.html' title='Forza Juve Alé!'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/--pW9u6QS5Cw/TqdLRYqJDZI/AAAAAAAACeM/NYwxQmFxYAk/s72-c/matri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5135864328297216724</id><published>2011-10-25T03:57:00.005+03:00</published><updated>2011-10-25T04:26:02.149+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Serap Değil, Başlangıç Olsun</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Ai0B5LuZJGk/TqYJ8hKxXEI/AAAAAAAACdQ/jVWIr2I_x9k/s1600/musti-hilbo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ai0B5LuZJGk/TqYJ8hKxXEI/AAAAAAAACdQ/jVWIr2I_x9k/s400/musti-hilbo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5667228116392696898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;99’un Eylül’ü… Beşiktaş tam 6 gol atıyor, üstelik deplasmanda… Gollerin her biri, diğerinden daha güzel; Ahmet Dursun golcülüğüyle, “Ahmet Dursun Seba gitsin” tezahüratına zemin hazırlamaya devam ederken, Toshack’ın “büyük yetenek” kisvesiyle yukarı çıkarttığı Nihat da yavaş yavaş potansiyelini ortaya koyuyor. İki Vansporlu stoperi, kafa kafaya çarpıştırışı hala gözümün önünde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak o galibiyet sevinci, her zamankinden daha az enjekte oluyordu bünyeye. Çünkü her zamankinden daha “anlıktı”… Gece olunca, yine kendi yatağımızda uyumaya korkar hale gelecek; mutlaka bir ışığı açık bırakacak ve en ufak tereddütte gözümüz “sallanıyor mu?” sorusuyla ahizeye bakacaktı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün, afetin çok çok uzağında olan Van, bugünlerde bize terörden sonra bir ülke gerçeğini daha hatırlattı. Üstelik belli bir bölgesi için değil, altı fay hattıyla döşenmiş ülkemizin tamamını ilgilendiren ve çözümü de imkânsız olan gerçek… Dünya var oldukça, birlikte yaşayacağız bu gerçekle. Alınacak tedbirlerle daha az korkutucu hale gelebilir, o kadar… Dileğim o ki; bir dahaki yaşanacak kaçınılmaz deprem sonrası, halkımızın duyarlılığından, yardım severliğinden daha fazla; depreme alınmış önemlerle ve yaşanan az kayıplarla övünürüz. Giden canlar için zor bir ölüm, kalanlar için zor bir yaşamı beraberinde getirir bu afet… Hele ki, Van gibi bir coğrafyada evsiz kalmak çok güç olsa gerek… Askerken birkaç gün Van’daki birlikte kalmıştım. Ağustos’un ortasında bile, geceleri dışarıda durulmuyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz bu sebeple, biraz da son dönemdeki Beşiktaş görüntüsü nedeniyle; “hissiz” beklediğim nadir maçlardan biriyle karşı karşıyaydım… Bir de üzerine, Carvalhal klasik ezberimsi 11’lerinden birini çıkartsaydı, hiç çekilmez maç olurdu… Ama Fernandes’in İstanbul’da kalması, bu maçta farklı bir şey deneneceğine işaretti. Öyle de oldu; Beşiktaş son galibiyetini aldığı Antalyaspor maçına benzer bir formasyon ve genelde dinamik oyunculardan oluşan 11’le sahadaydı. Bir tek Simao’ya itiraz edebilirdim, ancak Simao – Quaresma ikilisi sahada olacaksa; ancak böyle bir formasyon ve oyun anlayışıyla anlamlı olurdu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bariz iki fark vardı takımda. Birincisi; hücumdaki değişken ve hareketli yapı… Pektemek’in arkasındaki 3’lü, kesinlikle durağan değildi. Sürekli alan değiştiren, rakip savunmanın boşalttığı bölgeleri değerlendiren bir mantık vardı. Bu yapıda Pektemek de tehlikeli bir hal aldı, rakip savunmacıların kucağında erimedi bu kez… Hücumdaki çeşitlilik, stoperler için kafa karışması sebebiydi. Bu kafa karışıklığını da, Pektemek gibi iyi pozisyon alan golcüler mutlaka değerlendirir. Öyle de oldu, 1’de 1 yaptı…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-G-I7QiDtPlg/TqYJxok8eUI/AAAAAAAACdE/9a3A55U5rWA/s1600/BJK2011-12-4231-miy%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İkincisi ise asıl kritik olanı: topun kaybedildiği yere baskı… Gole kadar sürdü, ama maçı getiren etken buydu. Beşiktaş maçın başlamasından itibaren golü aradı, bunun için ataklar geliştirildi; başarısız olunduğunda “geri basmak” yerine topa basıldı, öyle bir zamanda gol de bulundu… Ancak bunu 90 dakikaya yaymak için, Barcelona gibi topu aldığında da aktif dinlenme yapacak pas oyunu da gerekli. Ancak mevcut takımın bunu yürürlüğe sokması zor; ortasaha daha çok adama basmayı bilir, hücumcular da alıp gitmeyi… O yüzden en makul yolu; enerjin varken bas, golü bul. Sonra set savunmasıyla alanına çekil, kontrayı bekle. Beşiktaş da bugün bunu yaptı, Fenerbahçe çok uzun zamandır bunu yapıyor…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-G-I7QiDtPlg/TqYJxok8eUI/AAAAAAAACdE/9a3A55U5rWA/s1600/BJK2011-12-4231-miy%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-G-I7QiDtPlg/TqYJxok8eUI/AAAAAAAACdE/9a3A55U5rWA/s400/BJK2011-12-4231-miy%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5667227929402964290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında savunmanın çok derine çekilmesine karşıyımdır, genelde becerilemediği için. Ama bu kez Beşiktaş derinde alan savunmasını becerdi; neredeyse hiç pozisyon vermedi. Bunun yanı sıra, çok klas kontralara kalktı ve hücumda da yeterli sayıda çoğaldı. Kalenin ağzındaki pozisyonlardan biri gol olsa, Mersin gibi bir deplasmandan farklı da dönülebilirdi… Yenen pozisyonlar ise klasik; duran toplar… Sonuç olarak, bu moralle, bu yorgunlukla bundan iyisi Şam’da kayısı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde durulabilir, geliştirilebilir bir sistemi var artık Beşiktaş’ın. Üstelik kafamda oluşturduğum 5 doğrudan, en azından 4’ü yapıldı. Bunlar; Hilbert – Sivok – Egemen – İsmail dörtlüsüne, barışta ve savaşta dokunmamak; Aurelio – Ernst – Necip 3’lüsünden en azından ikisini sahaya sürmek, eğer 2’li ortasaha oynanacaksa (bugünkü gibi) Ernst – Necip’ten şaşmamak; 2 Portekizli sınırı (bu Noat’tan çıktı aslında) ve Quaresma – Simao’dan yalnızca birine şans vermek… Sadece sonu tutmadı, her zamanki gibi. Ama biraz doğru yapılsa, bu takımın maç kazanamaması için hiçbir nedeni yok. Kayseri maçında bu doğrulardan hiç biri yoktu, dümdüz ettiler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi “geliştirilebilir” dedik, onu biraz açalım… Her ne kadar, Simao ve Quaresma’yı aynı anda oynatmak için en ideal sistem desek de; yine bu sistemin de en idealini bulmak için birini oturtmak gerekiyor… Simao bugün topsuz oyunda iyiydi nispeten, ama her zaman böyle olmaz. Beşiktaş, “geriye fazla dönme, ama atıl alana düşen topları al ve yürü git kaleye…” lüksünü sadece Quaresma’ya vermeli. (Bkz: bir önceki konu). Sonrası, kendiliğinden doğruyu bulur zaten… Bu sistemin doğrusu da Holosko’dur. Sırf, topsuz oyun dengesini sağlamak için bile Holosko bu 4-2-3-1’de oynar yani… Fenerbahçe bu dengeyi sağlamak için Mehmet Topuz’u sağa koydu, adam 1 gol attı; gık diyen yok. O yüzden Holosko isterse yine adamın içinden geçsin, boş pozisyonlarda patlasın, fark etmez. Sistemin doğrusu adına oynar, skora katkısı ekstrası olur ki; mutlaka 1 golden çok daha fazlasını da verir zaten…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem mücadele olarak, hem de futbol doğruları olarak; Beşiktaş umut vaat ediği bir maçı geride bıraktı… Ancak çoktandır durum böyle; ihtiyaç duyulan anda “serap misali”, böyle bir maç gözümüzün önüne geliyor ve yeniden normale dönüyoruz… Şu maç serap olmaktan çıksın da, bir başlangıç olsun artık. Beşiktaş’ın normali bu olsun, “ne zaman yiyecek?” futbolu değil…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perşembe günü Fenerbahçe derbisi var. Geçen şöyle bir eskiye döndüm kafamda, en az 8-9 tane İnönü’de yaşanmış Fener mağlubiyeti hatırladım arkadaş… Boliç’le Oğuz’un çılgın attığı maçtan tut, son Ferrari faciasına kadar. Son Beşiktaş görüntüsü, bu geleneği bozacak gibi. Ama aynı şekilde, Carlos da doğru yaptığı şeyi bozacak potansiyele sahip bir hoca… Aynı sistemde, sadece bir oyuncu değişikliğiyle Fenerbahçe maçını getirecek formül bulunur, onu da maç öncesi yazısına bırakayım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu Hilbert’i yeni keşfettin ya, minarenin dibinde “bilader buralarda bi camii varmış?” diye adres soran adamla eş değersin gözümde hocam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dip not:&lt;/span&gt; Saha içinde durumlar böyle, bazen "Beşiktaş" görüntüsü veriyor. Ancak saha dışında Beşiktaş, Beşiktaş olmaktan çıkıyor zamanla, çıkarılıyor... Buna karşı mücadele vermek için Önce Beşiktaş oluşumu, kesinlikle denemeye değer bir yöntem bulmuş. En azından ses getirir gözüküyor... Bkz: &lt;a href="http://oncebesiktas.com/haydi-hesap-sormaya/"&gt;"Önce Beşiktaş: Haydi Hesap Sormaya"&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5135864328297216724?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5135864328297216724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5135864328297216724&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5135864328297216724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5135864328297216724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/serap-degil-baslangc-olsun.html' title='Serap Değil, Başlangıç Olsun'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Ai0B5LuZJGk/TqYJ8hKxXEI/AAAAAAAACdQ/jVWIr2I_x9k/s72-c/musti-hilbo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5129244944808884501</id><published>2011-10-21T20:56:00.006+03:00</published><updated>2011-10-22T00:29:52.313+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Sistem Geri Yükleme: 17.08.2010</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-VSt7RQMjvPE/TqHkMAcDayI/AAAAAAAACc4/ixZkLmS8XQQ/s1600/bjk433%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Son yazıda bir cümle vardı: “İşin acı tarafı da şu; aslında kadro manasında iyi bir takım olmak için çok fazla meşakkate gerek yok, çok yakında duruyor ama uzanıp alamıyoruz…” Bunu biraz açayım, içimde hala taktiksel zırva yapacağım 3 gram heves kalmışken, biraz döküleyim diyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biz nerede yanlış yaptık?” sorusuna cevap bulmak için, en derin noktayı yakalamak istersek geçmişte kayboluruz. O kadar zincirleme neden var ki… O yüzden yine en yakına bakalım; büyük yanlışın Quaresma üzerinden Portekizleşme, akabinde bu gazla Mendes’leşme olduğunu görürüz. O nedenle bugünlere patlayan kabağın bir kısmı Quaresma’ya da dokunuyor, “kurtulmak lazım” denen saflara katılıyor o da…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MRNQpG41RDM/TqGyW7HNTaI/AAAAAAAACcg/1Sgj35IkgLw/s1600/quaresma-in%25C3%25B6n%25C3%25BC.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 281px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-MRNQpG41RDM/TqGyW7HNTaI/AAAAAAAACcg/1Sgj35IkgLw/s400/quaresma-in%25C3%25B6n%25C3%25BC.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5666005913103584674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hâlbuki gelişline hiç karşı değildim şahsen, üstelik çok istiyordum; istiyorduk… Aksini düşünen az insan vardı, çoğunluğun gözü bir demet futbol arıyordu; Quaresma iyi seçimdi. Ancak Quaresma’nın anlamlı olması için, geriye kalan oyuncu kısmının “takım” olması gerekiyordu. Yahu, takım olduktan sonra Trabzonspor, Alanzinho gibi bir adamı bile kaldırabiliyor ki; bahsedilen adam Quaresma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kaç kez Quaresma’yı, iyi bir takımın içinde kullandık ve onun yapacağı yetenek girişimlerini anlamlı kıldık? İlk kez İnönü’deki Plzen maçıyla oldu, sonrasında ise Helsinki… Özellikle Helsinki maçı oldukça çarpıcı bir örnek… Beşiktaşlı oyuncuların, sahada ne yaptığını bildiği; herkesin belirli bir sorumluluk alanına sahip olduğu; mesafelerini yakın tutan takım yapısıyla ortasahasında rahatlıkla Guti’ye yer açabildiği ve haliyle Quaresma’dan da maksimum faydalanacak bir yapıya sahip olunmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine koyulamadı işte… Ocak’taki Portekizli furyası ve Mendes ortaklığının başlamasıyla; “sistem takımı olmak” 1. tercih olmaktan çıktı maalesef ve bugünlerde halen çekilen sıkıntının temelleri atıldı. Artık ne sahaya çıkan 11, ne de yapılan “yapılacak” transferler, belli bir futbol amacına yönelik değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saha dışı berbat durumda, ama saha içi sorunların çözümü o kadar uzakta değil. Sistemi geri yükleyeceksin; o ilk Helsinki maçına kadar. Birisine “özgür rol” vereceksen, yine bu sadece Quaresma olacak; geriye kalan kısım takım gibi topun arkasına geçecek ve rakip cezasahası için de takım gibi çoğalacak… Simao, Quaresma’nın yedeği olacak yani en fazla.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-VSt7RQMjvPE/TqHkMAcDayI/AAAAAAAACc4/ixZkLmS8XQQ/s1600/bjk433%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-VSt7RQMjvPE/TqHkMAcDayI/AAAAAAAACc4/ixZkLmS8XQQ/s400/bjk433%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5666060701136022306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Mevcut durumda, en yakın adama 20 metre uzaklıkta kalan tek santrafordan Mandrake olması bekleniyor. Bakın, David Villa falan demiyorum. Çünkü bu düzende her santrafor öğütülür, hokkabaz olmadıkça... Savunmasını önde kurarak, hücumla mesafesini düşürmüş; cezasahası içine koşu yapacak adam sayısını arttırmış takım ortaya çıkarsa, Mustafa Pektemek de rahatlıkla orta forvet oynayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilbert, Sivok, Egemen, İsmail dörtlüsü, Dalton Kardeşler kadar ayrılmaz bir bütündür gözümde. Ortasahadaki temel kural ise; Aurelio, Necip, Ernst üçlüsünden, en az ikisinin sahada olmasıdır. Hatta üçü birden de oynayabilir… Bu ortasahanın top kazanma ihtimali yüksektir çünkü önde bastığı takdirde; Quaresma’yı anlamı kılması gereken bir takımın da “ani” top kazanışlarını arttırması gerekir. Beşiktaş’ın en büyük sorunlarından biridir, birincisidir hatta: her atak sıfırdan başlıyor… Hücumcuların, yerleşik alan savunması yerine; dengesiz yakalanmış, çarpık defansla daha sık karşılaşması gerekir. Bu ortasaha belki, 30 metreden adamın ağzına pas atamaz. Ama bu şekilde çok ciddi ofansif katkılar verebilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takım yakın oynadıktan, ortasaha öncelikle “ayakta” kaldıktan sonra; Fernandes ya da maçına göre Guti’den faydalanılır rahatlıkla. Hatta Onur da, ama sırayla… Kayseri maçında, bu ikiliyle ortasaha kurulmayacağı test edildi, acı sonuçla karşılaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere, saha içindeki durumları düzeltmek o kadar da zor değil. Sorun saha dışındaki saçmalıkların, artık saha içini de birebir ilgilendiriyor oluşu... Sadece isime değil, futbolcuya bakılsın; “Kim ne der?” diye düşünülmeden, “kim ne yapar?” sorusuyla 11 yazılsın, Beşiktaş en azından futbol takımı olarak yeniden neşelenmeye başlar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5129244944808884501?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5129244944808884501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5129244944808884501&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5129244944808884501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5129244944808884501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/sistem-geri-yukleme-17082010.html' title='Sistem Geri Yükleme: 17.08.2010'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-MRNQpG41RDM/TqGyW7HNTaI/AAAAAAAACcg/1Sgj35IkgLw/s72-c/quaresma-in%25C3%25B6n%25C3%25BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-6902657797771636625</id><published>2011-10-21T17:02:00.008+03:00</published><updated>2011-10-21T17:53:38.933+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Umutluluk Özlemi</title><content type='html'>Bir gün uyanıyorsun; Çukurca’da şehit haberleri, üstelik rakam da korkunç. Artık “üzücü” kelimesi hafif, benim için umut kırıcı. Ve daha kötüsü de bu habere şaşırmamak, benim gibi askerliğini orada yapmış her insan için durum böyledir. Çünkü orada asker olmanın eş anlamı “ölümü beklemektir”, savunma sistemi budur. Biz de bekledik, ama durumlar bu kadar hararetli değildi. Gerçi 6-7 kez havan atışı yapıp, tutturamadılar… Ama geçen gün Çukurca’da basılan birliklerden biri de, iki yıl önce benim de orada olduğum üs bölgesiymiş.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7OBzOFcdwpM/TqF737ShZzI/AAAAAAAACcI/KfacUDoq_fI/s1600/SS858573.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-7OBzOFcdwpM/TqF737ShZzI/AAAAAAAACcI/KfacUDoq_fI/s400/SS858573.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5665946006947194674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Belki de bıraktığım yatakta uyuyan, teslim ettiğim ve numarasını halen ezbere bildiğim G3’ümü taşıyan biri vardı şehitlerin arasında. Bu his berbat… Aramızdaki tek fark da, terör örgütünün bu planı 2009’da değil de 2011’in bu aylarında yapmış olmasıdır; işte bunu bilmek daha da berbat… Bunu detaylandıracak olan ben değilim, bana düşmez de zaten. O yüzden Osman Pamukoğlu’nun dün akşam CNNTürk’de yaptığı açıklamayı yazayım: “Ülkenin 4’de 1’i güvende değil, Çukurca zaten tamamen PKK’nın kontrolü altında.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında bakıyorsun, metropoldeki adam “sınır ötesi” istiyor. Ne olacak sonra? Daha dün “şafak olmuş coni moni” geyiklerini yaptığı arkadaşı, bugün toprağa verilmiş; morali sıfıra inmiş; birçoğu aldığı 100 küsür liralık sınır tazminatını, eve gönderdiği mektubun içine sıkıştıracak kadar gariban çocuk, sınırımızın içinde ve“güvenli” denilen yerde 8 ayrı noktayı vurmuş örgütün kucağına gidecek. Üstelik plan, program olmadan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi K.Irak’ı haritadan sildin diyelim; bu sıfır noktasında, askerin kendi taşıdığı taşlarla, kendi doldurulduğu kum torbalarıyla kurulmuş amatör mevziler içersinde yapılan savunma devam ettikçe, bu şehit haberlerinin sonu olacak mı? Ya da şöyle diyeyim, hiç böyle haber duydunuz mu: “200 terörist, karakola baskın yapacakken fark edildi ve 100’ü etkisiz hale getirildi…” ? Duymadınız, mümkün değil çünkü. Ki zaten, 90’ların sonuna doğru Kuzey Irak baya bir temizlenmişti söylenene göre, iş Apo’nun yakalanışa kadar gitmişti hatta. Hakikaten de o dönem sonrası baskınlar yok denecek kadar azaldı. Ama görüldü ki, bu iş diplomatik olarak çözülmedikçe yenileri çıkacak ortaya ve biz bu kısır döngü içersinde yine şehitler vereceğiz maalesef.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pZ9oDzUPuPk/TqF8ImPHxMI/AAAAAAAACcU/ECza5WjkTkQ/s1600/kiev-bjk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 305px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-pZ9oDzUPuPk/TqF8ImPHxMI/AAAAAAAACcU/ECza5WjkTkQ/s400/kiev-bjk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5665946293353563330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neyse, daha fazla canınızı sıkmadan Beşiktaş’a geçeyim. Pardon, “Beşiktaş’a geçip, canınızı biraz daha sıkayım” olacaktı o cümle. Neyse ki “bari Beşiktaş’la moral bulalım” diyecek iyimser safta değildim bu kez. Geçtiğimiz yaz Paris’te, gizlice, sadece yakınlarının katıldığı törenle futbolu bırakmış Simao’yu bir kez daha 11’de görmek, beni iyice hissizleştirdi. Kadro kağıda yazılırken, bazı isimler tükenmez, kalan kısım ise kurşun kalemle yazılıyor. Ama normal; yönetimin ayrı tuttuğu Portekizlileri, zaten takıma gelişinin birinci sebebi Portekiz vatandaşlığı olan bir hocanın da ayrı tutması doğal…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç da şöyle geçti işte; Sivok, Hilbert ve Aurelio savunmayı muazzam yaptı, Egemen, Ernst, Necip idare etti, İsmail bu sezonki çıkışına yakışmayacak derecede kötüydü. Önde ise Edu’nun şapkadan tavşan çıkarması beklendi, belli bir süre sonra Holosko’dan. Kenar ortalarda sadece bir kez cezasahasında 3 kişi vardı, orada da Ernst pozisyona girdi; onun haricinde Beşiktaş atacağı golü değil, yiyeceği golü bekledi ve 94 dakika sonra buldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinde iki oyuncu değiştirme hakkı varken, bu hakkı oyunu dinamikleştirmek adına kullanmayıp; sadece birini, onu da “zaman geçirmek için” kullanan bir güruh 1 puan da almamalı zaten, alamadı da. Üzüldüm, o ayrı. Özellikle de savunmacıların emeğine çok üzüldüm. Ancak, Beşiktaş’ın içersindeki çirkin yüzlere fondöten sürecek her türlü puana karşı olur hale geldim…  Birkaç adamın oyuncağı olmuşuz, orasını &lt;a href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/10/semboller.html"&gt;Noat’tan okuyun&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, şimdi Beşiktaş adına çözüm için “Carvalhal hoca değil, gitsin” desem; sınır ötesi isteyen insanla aynı kefede, aynı manasızlıkta olurum. Bu kadar basit değil çözüm çünkü, bataklık kurumadıktan sonra… İşin acı tarafı da şu; aslında kadro manasında iyi bir takım olmak için çok fazla meşakkate gerek yok, çok yakında duruyor ama uzanıp alamıyoruz… Keza alt yapıda da, Beşiktaş tarihinde görülmemiş bir “yetenek birikimi” mevcut. Ama onlar da umutsuz, birçoğu halen amatör. Profesyonel olanlardan ise, 800 TL maaş alan ağabeyinin verdiği harçlıkla geçineni var… Bunun yanında da, ne olduğu halen belli olmayan ve bir gün önce değeri 500 bin gözüken Portekizli bir çocuğun yarısı 3.1 milyon Euro’ya alınıyor. Hepsi aynı neden, aynı ana soruna varıyor. Ben daha ne anlatayım ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-6902657797771636625?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/6902657797771636625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=6902657797771636625&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6902657797771636625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6902657797771636625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/umutluluk-ozlemi.html' title='Umutluluk Özlemi'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7OBzOFcdwpM/TqF737ShZzI/AAAAAAAACcI/KfacUDoq_fI/s72-c/SS858573.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5795155501316866067</id><published>2011-10-17T15:49:00.009+03:00</published><updated>2011-10-17T16:47:57.446+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Beşiktaş’a Dönüş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-dtYAkvk0L64/TpwkhuPzA3I/AAAAAAAACbA/hWcrLMbnffI/s1600/besiktas2009.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-dtYAkvk0L64/TpwkhuPzA3I/AAAAAAAACbA/hWcrLMbnffI/s400/besiktas2009.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664442593093813106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Son şampiyonluğun üzerinden 2 yıldan fazla bir süre geçti. Artık o dönemde, tıpkı 100. yıl gibi örneklemeler arasında sunulacak, geçmiş bir başarı olarak duruyor bir yerlerde. Çok eskiye gitmeye gerek yok yani… O günün resmine bakarak, bugünkü durumun arasındaki farkları görebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle tribünle, takım arasındaki ilişki farklıydı. Taraftar, belli bir oyuncu kesimi için değil tamamen Beşiktaş’ı görmek için maça gidiyordu. Çünkü, “o yoksa bu maç izlenmez…” denilecek biri yoktu isim olarak. Yine isim olarak, kadronun insanı beklenti içine sokacak bir durumu yoktu. Takımı sürükleyen adamlar Yusuf’tu, Tello’ydu, Ekrem’di, Sivok’tu, Ernst’ti, Cisse’ydi, Holosko’ydu, Bobo’ydu vesaire… Bu durum, sanki taraftarı oyuna etki etmesi adına güdümlendirmişti. Tribün tarihinde en sevdiklerim arasında, “gel bu sene son verelim dertlere” diye biten tezahürat da o dönemde patlamıştı ve sadece sözde değil, samimi olarak da o duygu sahaya veriliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tüm zamanlar için de geçerli bir durumdu bu. Taraftarın, takımla bütünleştiği yılların ortak özelliği: beklenti içersine girilmeyen, Beşiktaş isminin, futbolcu isimlerinin önüne geçtiği dönemler olmasıdır…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qSxsVVfY7Vk/TpwkmmsZp_I/AAAAAAAACbM/WuvsVhyewmU/s1600/pascal.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 332px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-qSxsVVfY7Vk/TpwkmmsZp_I/AAAAAAAACbM/WuvsVhyewmU/s400/pascal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664442676965648370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aynı şekilde futbolcular için de geçerlidir bu durum. Beşiktaş’ta adı güzel hatırlanan yabancıların ortak özelliği, ya hiç fikir sahibi olunmayan ya da geldiğinde burun kıvrılan oyuncular olması. Adı hala inlenen Pascal Nouma mesela… 2000 yılının açılış maçında, PAF takıma attığı şahane kafa golü sonrası bile bu kadar adı geçmiyordu tribünde. Çünkü kimse bilmiyordu, internet yaygın değildi henüz… Zamanında Weah’a partner olmuş, Ginola’nın önünde top oynamış, Fransa’nın gelecek vadeden isimleri arasında yer almış, sinirlerini kontrol edemediği için Fransa 98’de kadroya girememiş, daha birkaç ay evvel UEFA yarı finalinde Arsenal’e kafayı indirmiş bir adamdı aslında, ama farkında değildik. Farkında olmamızı kendisi sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, ikon olmuş tüm yabancı oyuncular da böyle yaptı Beşiktaş’ta zaten; iyi futbolcu olduklarını zamanla kendileri kanıtladı. Tırnaklarıyla kazıyarak… Sıfır kredileri varken, bunu kendileri 5000 seviyesine yükselterek… Mesela bana “en faydalı yabancı” dediklerinde aklıma halen Pancu düşer. Luce’nin yeğeni Pancu… Geldiğinde böyle söyleniyordu. Hala ortasaha dendiğinde “Guinti gibi adam” yaftası konur. “1.5 sene top oynamayan adam mı alanır?” geldiği zaman duyduğu şey buydu onunda. Bobo? Brezilyalı avukattan daha yeteneksiz, alındığı taktirde kulüp binasına yürüyüş yapılası çocuk. Keza Fabian Ernst’in de farkında olan insan çok azdı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene de durum böyle aslında. Son maçta en az laf edeceğimiz yabancı Edu’dur. Kemkümler arasında gelen bir adamdı o da. Dün 5 savunmacı arasında tekti, 3 gollük şut attı yine de kendi çabasıyla. Hele Gürcü stoperin solundan atıp, sağından geçişi vardı ki; kağnı değimliydi bu adam? Yerlilerden ise Aurelio ve Egemen. Aurelio, hala 5 dakika kötü oynasa “gitsin artık” dedirten bir adam, Egemen ise Ersan’ın alınması sonrası peşinen ıskarta adayıydı. Ben de dahil, öyle gördük… Kısaca, bu yıldız işi bize uymadı… Zaten hiç uymamıştı, uymayacaktı. En başta güzeldi, fırtınalı günler geçirdik. Ama yavaş yavaş ayrılma, yeniden Beşiktaş’a dönüş vaktidir.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-v8xOwRKsD60/TpwkwBUWWII/AAAAAAAACbY/kfZNltMxNVY/s1600/takimsavunmasi2.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 224px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-v8xOwRKsD60/TpwkwBUWWII/AAAAAAAACbY/kfZNltMxNVY/s400/takimsavunmasi2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664442838731348098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fotoğraf, yenilen ilk gol öncesi. 5 savunmacı Kayseri’ye direniyor, maç boyunca görüntü buydu. Toraman'ın kademesini alan adam Aurelio. Aslında sağ forvet orda kademe alaması lazım, o olmadı sağiç ortasahası. Ama ikisi de yok... Aurelio da 35 yaşında, bu adam şey mi? Neyse... Daha fenası, Edu da rakip kale önünde pres yaparken, şut atarken yalnızdı. Ortadaki 4 adam da, söylentilere göre sahadaymış… Beşiktaş, genelde vasat adamlara sahip olsa da; yenilecekse bile Beşiktaş gibi yenilen bir takımdı. Beni Kayserispor maçındaki görüntü, üzmekten beter etti, soğuttu her şeyden aslında. Leeds’ten 6 yiyip, “asıl bu maça gidilir” diyerek bir de Antep’ten 4 yiyen, ama yine de Beşiktaş’a küsmeyen bir adamdım ben. Ama şuan küsme noktasındayım, bir sonraki maçını iple çekmiyorum. Bir şeyler değişmezse, bu durum körüklenerek gidecek gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut durum zamanla değişecek bir şeydir, bir kere bulaşıldı çünkü. Aslında hata, geçen sene hem Schuster’e “bize geleceğin, saldıran takımını kur” diyip, hem de toplanan isimli oyuncuları kullan talimatı verince başladı, olmadı... Kafayı örttük, alt açık kaldı; altı örttük, kafa açıkta kaldı… En sonunda ne istediğimizi kendimizin de bilmediğinin farkına vardı, o da bıraktı kafa yormayı takım üzerinde. Aslında iyi fırsattı değişim adına, ama yıldız manyaklığıyla birçok şey gibi o oluşum da yalan oldu.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-HMpG1T8VbjE/Tpwx950xevI/AAAAAAAACb8/5iu5LIdedtk/s1600/BJK433-kiev%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-HMpG1T8VbjE/Tpwx950xevI/AAAAAAAACb8/5iu5LIdedtk/s400/BJK433-kiev%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664457370889190130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Carlos Carvalhal, bu durumu değiştirir mi bilemiyorum. Dinamo Kiev maçında, teknik direktörlük belgesi için mi yoksa Portekiz pasaportu için mi takımın başında göreceğiz. Son maçtan sonra, 1 değil 3 Portekizlinin birden kesilmemesi zayıflıktır çünkü. Guti’ye yapabildi ama zamanında, haksız da değildi… “Ama Avrupa’da iyi oynuyorlar” diye de kıvranmaya gerek yok. Kapalı kapılar ardında birbirini kesme noktasına gelmiş ama dışarına mutlu çift olarak gözüken evliliğe benziyor bu iş… Kiev’de “aha karakterli futbol” diyip, Mersin’de kaçıncı dakikada maçtan koparız diye bekleyeceğiz yine. Tecrübeyle sabittir. O yüzden, tüm yukarıda anlatılanlar ışığında “Beşiktaş” gibi bir 11 istiyorum Kiev’de, yenileceksek de öyle yenilelim. Şu sıralar bir şok gerekli takıma. Tigana’nın böyle bir durumda; Tottenham maçında Ricardinho’yu oturtup, Mehmet Sedef’i 11’e yazmasında olduğu gibi bir yüreğe ihtiyaç var. Hem isyan, hem de Dinamo Kiev öncesi maç yazısı birleşimi oldu. Değişen bir şeyler görmezsem, başka bir maç önü yazısı yazacağımı da sanmıyorum zaten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5795155501316866067?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5795155501316866067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5795155501316866067&amp;isPopup=true' title='46 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5795155501316866067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5795155501316866067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/besiktasa-donus.html' title='Beşiktaş’a Dönüş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dtYAkvk0L64/TpwkhuPzA3I/AAAAAAAACbA/hWcrLMbnffI/s72-c/besiktas2009.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>46</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-3646392932874120318</id><published>2011-10-15T21:33:00.005+03:00</published><updated>2011-10-15T23:41:17.689+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Bir Mağlubiyetten Fazlası</title><content type='html'>İnönü’de bir maç oynanıyor, 50. dakikadan itibaren Beşiktaş adına en iyi ihtimal; “berabere kalmak” olarak tescilleniyor… Top tamamen Kayseri’ye geçmiş, stoperlerin ve önündeki Aurelio’nun ne zamana kadar direneceğini bekliyoruz. Aslında takım da genel olarak bunu bekledi; bir kez bile ortasahanın önünde toplu pres yapılamadı, yapılmadı. Bu 0-0’da da böyleydi, 0-2’de de… Artık bu başka bir şey, taktiksel kavramlarla asla açıklanamaz.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XsJKiQCRfRo/TpnScP9Y2aI/AAAAAAAACa0/3fx_3l6DVjc/s1600/bjkks.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 286px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-XsJKiQCRfRo/TpnScP9Y2aI/AAAAAAAACa0/3fx_3l6DVjc/s400/bjkks.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663789389157292450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ama bu durum, ortadaki vahimiyetin birinci sebebi olmasa da, teknik direktörü de melek ilan etmez tabi. İlk Alania maçındaki seçimleriyle, Carvalhal’in takımı erken çözümleyeceğini düşünmüştüm. Ancak orada kaldı maalesef… Aslında Hilbert’in bu maçta 18 dışında kalmasıyla, maç önü yazısını yazmayı bile anlamlı bulmamıştım. Yazdıysam okuyucuya saygıdan, o kadar… Mesele takımdaki en iyi sağbek olduğunu düşünmem değil; o kadar ara verdikten sonra şimdiye kadar yapılan en sıkı maçta, çıkıp harika oynayan bir de bekten koşu yapıp (kanattaki adamlar bunu yapamıyor) golünü atan bir adam, sonrasında önce yedek, şimdi de 18 dışında kalıyor. Bu ayıptır, başka bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç başladıktan sonra biri Kapalı, diğeri Numaralı önüne açılan Simao – Quaresma ikilisinden yine vazgeçilmedi. Oysaki Guti – Fernandes tercihi yapılmışsa, bu ortasahanın anlamlı olması için ileride topsuz koşu yapan ve değişken bir hücum hattının olması gerekir. Simao yerine Pektemek olsa bile çok şey değişebilirdi. Aslında Quaresma’nın yerine de Holosko daha doğru olurdu bu ortasaha önünde. Hem topsuz oyun geri koşu dengesi, hem de toplu oyundaki enerjisi sebebiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama takımın mevcut haliyle gol bulma ihtimali; Edu’nun şapkadan tavşan çıkarma olayına ya da duran toplara kalmıştı. Çıkarıyordu da neredeyse… Aurelio, Beşiktaş forması altındaki en iyi maçlarından birini oynadı, bu kadar dönen top aldığı bir maç daha yoktur. O olmasa, durumlar daha da vahimdi esasında… Saygılar ona, biraz da stoperlere, en azından çaba gösteren Edu'ya… Toraman da 1 ay yokmuş, ona da geçmiş olsun. Gökhan, klasikleşmiş "bir Beşiktaş maçında, üstün yedek kaleci performansı" serisine yenisini ekledi. Vakt-i zamanında Ömer Çatkıç da bu şekilde parlamıştı, Ali Uluyol'un çıldırttığı Antep maçında... Guti'nin frikik ve Edu'nun sağ ayağıyla şutu çıkmazdı normalde. Ancak, Toraman'a yaptığı hareket penaltıydı. Penaltı değilse, kale alanında kalecilerin ağız-burun dağıtması serbest olsun, anlayalım. Normal bir çarpışma değildi bana göre, kontrolsüz hareketti gayet. Maçtan sonra vefat eden Beşiktaşlı babası için ağladı, "bunu görmeliydin baba..." der gibiydi. Zaten moral berbattı, iyice bitirdi beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla bir şey yazmaya gerek yok, gerçekten sıkıldım. 10-0’ın yıl dönümünde mağlup bile olmuyor artık Beşiktaş, bildiğin teslim oluyor… Üstelik çarpı bilmemkaç bütçeyle ve ekstra olarak gırtlağa dayanan borçla. Ne denir ki? Birkaç senedir canlı izlediğim A2 maçı, A Takım maçlarından fazla oluyor. Sanırım baya bir süre bu durum değişmeyecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-3646392932874120318?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/3646392932874120318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=3646392932874120318&amp;isPopup=true' title='73 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3646392932874120318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/3646392932874120318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/bir-maglubiyetten-fazlas.html' title='Bir Mağlubiyetten Fazlası'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-XsJKiQCRfRo/TpnScP9Y2aI/AAAAAAAACa0/3fx_3l6DVjc/s72-c/bjkks.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>73</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7425305310974220912</id><published>2011-10-15T13:53:00.004+03:00</published><updated>2011-10-16T03:03:55.713+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Maç Öncesi: Beşiktaş – Kayserispor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-r2dQeb1grlQ/Tplm1JpgEWI/AAAAAAAACac/ibfJC0exqeE/s1600/maconu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 276px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-r2dQeb1grlQ/Tplm1JpgEWI/AAAAAAAACac/ibfJC0exqeE/s400/maconu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663671069704196450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beşiktaş’ı özlememe rağmen, çelişkili bir şekilde maç önü yazısını yazmaya elim gitmedi şu saate kadar. Sebebini tam bilmiyorum, her maç sahada çaba içersinde olan yegane iki adamdan (Necip ve İsmail) yoksun olunacak, belki bu yüzdendir… Üzerine yine Hilbert kadro dışı kalmış. Belki de aynı şeylerden bahsedeceğim içindir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, Guti Reyis tekrar 18’de. Twitterda görünen o ki, çocuk gibi şen olmuş. Umarım futbolu yeterince özlemiştir. Madem kadroda, epey de dinleniyor; daha fazla özletmeyelim ve direk 11 formasını verelim derim. Lazım da zaten, o yokken rakip ceza sahasına pas ortalamamız bir hayli düşüyor yalan yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Alania maçında Guti – Necip – Fernandes gibi bir ortasahayla çıkılmıştı, topa sahip olma adına pek sorun yoktu belli bölümlerde. Tekrar yine böyle bir şey denemek lazım, Necip’in yerinde de yine uzun süredir dinlenen Ernst olabilir… Zaten baskı kurmasına kuramıyoruz, bari topa sahip olacak bir ortasaha kurgusunu deneyelim bu kez. O zaman sağbekte yerli oynamasının da anlamı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekoko’nun pek hücuma çıktığı yok artık. Bu durumda sağbekte Toraman’ın oynaması çok daha mantıklı, her konuda… Zaten son dönemde Toraman’ın etkili sağbek bindirmeleri, Ekoko’dan fazladır daha az süre almasına rağmen. Solbek de Tanju’dur, zaten A2 sürgünleri arasında yoktu, demek ki bu maç için düşünüldü.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-n9tyHn733Po/Tplm9-2oNgI/AAAAAAAACao/uvUQCqOZJjw/s1600/BJK433-kayseri%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-n9tyHn733Po/Tplm9-2oNgI/AAAAAAAACao/uvUQCqOZJjw/s400/BJK433-kayseri%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663671221425288706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine Alania maçındaki Pektemek rolü, yukarıdaki şablonda da geçerli… Aslında birçok konuda, o maçın taktiğine ve oyuncu seçimlerine benzedi. İlk maç olmasına rağmen, sezonun en iyi oynanan maçlarından da biriydi aslında o maç zaten… Oyuncuların hazır olamamasına rağmen, bir maç iyi emareler bırakmışsa; o maçta taktiksel ve oyuncu seçimleri doğruları var demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkan Kaş’ın maçı var şuan, o yüzden yazıyı acele tuttum. Ayrıca bir haber düşeyim, Turksat’ta yayın yapan İctimai TV, dün azarkeşlere bir müjde sundu: bu sezon çok meraklı geçen Serie A’nın yayın hukukunu ele geçirmişler… Artık daha sık Serie A yazılarını düşeriz.&lt;br /&gt;Ayrıca bugün 10-0’ın yıl dönümüymüş. Adanademirspor yerine, keşke başka bir rakibe atılmış olsa da böyle yıllarca bu rekor sabit kalsaydı. Neyse… Metin – Ali – Feyyaz tezahüratının patladığı maç…  Reyislere saygılar. Aşağıdaki videoyu ben hazırlamıştım zamanında, gencoyken uğraşıyormuşum böyle şeylerle. Gayet amatör bir klip ama fon müziği seçimim yetermiş yani… (Youtube'a yükleyen ben değilim ama)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/PQFNaXSfTFo" allowfullscreen="" frameborder="0" height="300" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-7425305310974220912?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/7425305310974220912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=7425305310974220912&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7425305310974220912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/7425305310974220912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/mac-oncesi-besiktas-kayserispor.html' title='Maç Öncesi: Beşiktaş – Kayserispor'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-r2dQeb1grlQ/Tplm1JpgEWI/AAAAAAAACac/ibfJC0exqeE/s72-c/maconu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-6271835430373764934</id><published>2011-10-14T17:40:00.003+03:00</published><updated>2011-10-14T17:49:11.008+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öz Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Beşiktaş A2’nin Golleri Üzerine</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-yk5cF535JPI/TphKIcnsJXI/AAAAAAAACaE/GtTcKkCVN1o/s1600/Besiktas%2BA2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-yk5cF535JPI/TphKIcnsJXI/AAAAAAAACaE/GtTcKkCVN1o/s400/Besiktas%2BA2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663358040400471410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Maçı maalesef izleyemedim, izleyemediğim için de üzüldüm açıkçası. Sırf Erkut’un golü için bile, evime göre karşı meridyende kalan tesislere gidilip yerinde izlenirmiş bu maç… Neyse ki &lt;a href="http://www.tff.org/default.aspx?pageID=340&amp;amp;ftxtID=13641"&gt;TFF golleri yayınlamış&lt;/a&gt;, biz de görmüş olduk. Gerçi resmi site de koymuş, muhtemelen BJK TV’nin kayıt ettiği her A2 maçının golleri yayınlanacak orada, güzel…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, Erkut diyorduk… A Takım’dan her hangi bir yıldız oyuncu, antrenman maçında böyle bir gol atmış olsa, spor haberlerine konu olurdu tüm gün… En başından başlamak gerek; rakibe “nasıl olsa buradan geçeceksin” diyip, koşu yolunda pozisyon alıyor, topu kaptıktan sonra cezasahası içersine gelene kadar her türlü çalım versiyonundan bir demet sunuyor ve baskı altındayken bile kalecinin ileriye çıktığını fark edip, müthiş bitiriyor… Kartpostal gibi bir gol… Ayrıca, topla yetenekli birçok oyuncu vardır ama “topu ayağına yakıştıran” oyuncu çok azdır, Erkut onlardan biri. Ama sözleşmesinin bitimine aylar kaldı. Bu durumdan haberdar Beşiktaşlı yetkili sayısı, muhtemelen Villareal’in gözlemci sayısından azdır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkut’un La Liga ihtimali çok yüksek, yetenek olarak bunu vaat ediyor. Yarısını La Liga’da bırakıp, diğer yarısını 3.1 milyona kopardığımız Alves de güzel gol atmış. Aslında çok rahat attığı için, bu güzel gol daha çok “kolay gol” gibi görünmüş. Sokakta top oynayan çocukların, oyununa karışan gaz ağabeyler gibi görünüyor dripling yaparken. Ama aslında yaşı, ülke standartlarında A2 yaşı… Fizik olarak sağlam bir gelişme söz konusu, zaten gol vuruşu da buna işaret ediyor. Adım mesafesi bile olmadan, topu direk çatala göndermek için sağlam bir iç kas gerekli dizde. Plase vuruştan ziyade, uzaktan sert şutlarına şahit olmuştuk videolarda. Demek ki her türlü şutörmüş, arada A Takım’da da görmek isteriz. Geliş şekli yanlış, o ayrı… Ama çıkıp bir iki olumlu iş yaparsa, bu 3.1 şiddetindeki geyiği önler en azından.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-jZ1DOuwoNcM/TphKQTxZ0II/AAAAAAAACaQ/dMw_hvZJCVs/s1600/alves.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 329px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-jZ1DOuwoNcM/TphKQTxZ0II/AAAAAAAACaQ/dMw_hvZJCVs/s400/alves.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663358175464247426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Mehmet Akyüz de, tip olarak da benzediği İbrahimoviç gibi gol atmış. Tabi oynadığı kategorinin zayıflığı, o şekilde yürümesinde direkt etkili. Ancak karşısında hiç rakip olmasa bile, topla bu şekilde dengeli gidemeyecek forvetleri de çok gördük… Akyüz, “kovalayan” oyuncu modeli, her rakip için can sıkıcı. Aslında şu saate kadar süre alamamış olması yazık. En azından Simao’nun sallandığı dönemde, kenar forvet olarak oynardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de yenilen gol var tabi, ama orada da övgü sunacağım bir isim mevcut: Atınç. Gayet pis gelen ortayı, sol ayağının üst&amp;amp;dışıyla uzaklaştırmak oldukça maharet ister. Aslında savunma oyuncularına, topu sakat bölgeye sektirmeyin diye talimat verilir genelde ama burada başka şansı yoktu, aksi halde kendi kalesinin tavanına takabilirdi topu. U19’a çağrılmış, Sezer Özmen bir yukarı çıktığına göre artık bu kategoride 11 adamı olur diye tahmin ediyorum. Muhammed ve yeni solbek Ümit Karaal da, Makedonya’daki U17 Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu maçları için çağrılmış. Grup güzel, lider olarak çıkarlar Elit Tur’a muhtemelen. Muhammed’in Avrupa Şampiyonası gibi bir piyasaya çıkmasını isterim, sonucu ne olursa olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://cartalete.blogspot.com/2011/04/sar-mrkela-erkut-senturk.html"&gt;Erkut'un profil yazısı: Sarı Mrkela: Erkut Şentürk&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-6271835430373764934?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/6271835430373764934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=6271835430373764934&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6271835430373764934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6271835430373764934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/besiktas-a2nin-golleri-uzerine.html' title='Beşiktaş A2’nin Golleri Üzerine'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-yk5cF535JPI/TphKIcnsJXI/AAAAAAAACaE/GtTcKkCVN1o/s72-c/Besiktas%2BA2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5761330102319896296</id><published>2011-10-11T05:02:00.008+03:00</published><updated>2011-10-11T14:37:09.753+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öz Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>‘Fergie Görmesin!’ Hüseyin Cankurt Atasoy</title><content type='html'>2010’un ilk baharında; Burak Yılmaz’lı, Kadir Ari’li, Furkan İyde’li, Erkut Şentürk’lü U16 takımının final maçı vardı Denizlispor’a karşı, üstelik televizyondan da yayınlanıyordu. Mustafa Denizli’nin şampiyonluk seremonisine çıkarttığı Erkut başta olmak üzere, sıkça adını duyduğum ve yukarına bahsettiğim isimleri izlemek için çok iyi fırsat doğmuştu kendi adıma. Sonuç olarak Beşiktaş U16 şampiyon olacaktı. Ben ise, nefis bir takım oyunu ortaya koyan çocukların hemen hepsini beğenecek, ama o ana kadar adını hiç duymadığım bir oyuncuyu çok özel bir noktaya koyacaktım: Cankurt Atasoy.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6xLTIhvQBy0/TpOkBYKWGgI/AAAAAAAACZs/gEgj0NPLkQA/s1600/cankurt%2Batasoy%2B2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 298px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-6xLTIhvQBy0/TpOkBYKWGgI/AAAAAAAACZs/gEgj0NPLkQA/s400/cankurt%2Batasoy%2B2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5662049500107512322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Finalde çok iyi bir “defansif ortasaha” gösterisi sunmuştu Cankurt. Fiziğiyle sahada belirgin şekilde sırıtıyordu, sanki 23 Nisan vesilesiyle Norveç’ten getirilmişti… Futbolda oyun zekası olmadıkça, fiziki güç bir anlam teşkil etmez. Ama Cankurt’ta oyun zekası da çok belirgindi… Bunun yanı sıra ayağına da hakim gözüküyordu ki, takımın “leblebicisi” Recep Akkemik 15 gol atarken, Cankurt’un o sezon 10 gole sahip olduğu bilgisine henüz ulaşmamıştım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sezon sonra U18 formasıyla onu daha fazla izleme şansına eriştim ve attığı 10 golün, hiç de tesadüf olmadığını anlamam uzun sürmedi. Sıçrama ve zamanlama yeteneği çok iyi, ayrıca kafa hakimiyeti de… Bu durum ona, fizik olarak da üstünlük sağladığı alt yaş gruplarında oldukça fazla kafa golü imkanı sağlıyor. Ama bununla da sınırlı değil… Kendisi duran top konusunda Hierro model bir savunmacıdır; ya içeri girer kafa vurur, ya da frikiği, penaltıyı kendisi kullanır… İzlediğim bir maçta penaltı attı, kaleciye göre vurup terse yatırdı gayet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Savunmacı” diyorum, çünkü kendisini defansif ortasaha olarak tanısak da; U18’de stoper olarak devam etti ki, aslında duruma göre ortasaha da oynayabilen stopermiş zaten. Bir aralar Alex Ferguson bu tip savunmacıları çok severdi; O’Shea, Wes Brown gibi adamları stoper, bek, defansif ortasaha şeklinde dolaştırırdı… Bu konuda biraz değişmişe benziyor ama yine de Cankurt’u görmesin! İçindeki “komple defans” arzusu tekrar depreşebilir…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4KqjyX5lG2U/TpOkNvEvpgI/AAAAAAAACZ4/e0w8PSqNFD8/s1600/cankurt-atasoy.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 298px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-4KqjyX5lG2U/TpOkNvEvpgI/AAAAAAAACZ4/e0w8PSqNFD8/s400/cankurt-atasoy.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5662049712416466434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hemen her özkaynak yazısında “abartıyor mu acaba?” hissini uyandırabilirim. Aslında, bu tip yazıları zevkle yazdığım için size öyle geliyor, dikkat ederseniz sonuç olarak hiçbir oyuncuya “yardırır gider” şeklinde net konuşmuyorum. Sadece genel oyuncu profili üzerinden gidip, öne çıkan özelliklerinden bahsederek “gerisi ona kalmış” tarzında son noktayı koyuyorum. Ancak Cankurt için net konuşabilirim. Çok farklı özellikleri var, birçok konuda Avrupai. Fiziki gelişimi de oldukça hızlı gidiyor… En tepedeki fotoğrafın üzerinden 1.5 yıl geçmiş, henüz 16 yaşını doldurmamış haliyle bile “adam” görüntüsünde. Şimdiler de daha da kuvvetlenmiş ki, sene başında A Takım’la da antrenmanlara çıktı. Bunda Silivri çocuğu olmasının da etkisi büyüktür, 3 yaşından beri yüzüyordur herhalde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, Beşiktaş’ta çok fazla potansiyel stoper mevcut. Sezer Özmen, Atınç Nukan, her ne kadar onu süpürücü ortasaha olarak görsek de Furkan Şeker, Burak Yılmaz;… Ama içlerinden en parlağını Cankurt olarak görüyorum. Bir stoperde; kafa hakimiyeti, ayak hakimiyeti, fizik, mental, taktik futbol birleşimi pek rastlanır bir şey değil. Hele ki bizim ülkede… En az anti göz pası timi (Muhammed, Erkut, Hasan Türk) ve 3*100 bayrak yarışı yapsa, sırıtmayacak hücum hattı (Ömer, Kadir, Ali İhsan) kadar, Cankurt - Atınç tandemini de zevkle izleyeceğinize eminim bu sene...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not: &lt;/span&gt;Daha önce Cankurt ile alakalı yazının yorum sayfasında geçen, twitter hesabıyla alakalı kötü olayı mutlaka bilenler vardır. O nedenle,  bu konuda blog takipçilerine açıklama yapmak zorundayım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O twetler üzerine kendisiyle irtibata geçmiştim, ama bir şaşkınlık belirdi kendisinde; neden bahsettiğimi anlamamış gibiydi… Daha sonra, onları kendisinin yazmadığını, bir arkadaşının yazmış olabileceğini söyledi. Ki, takipçileri arasında BJK TV muhabirlerinden biri de vardı. İnsanın bu durumda o twetleri atması için manyak olması gerekir ki, çağrıldığı dönemde alt yaş milli takımlarında kaptanlık yapmış bir çocuğun aklı başında olduğu kesindir herhalde… Kendisini tanıyanlar da, bu duruma şaşırmıştı zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gerçekten o twetlerinin başkasının atmış olma ihtimaline inanıyorum. Biz de “liseliyken”, bir arkadaşın telefonundan, sınıftaki bir kıza sms’le “ilanı aşk” etmiştik. Durumu toparlayana, kıza “valla biz attık” diyene kadar okul bitti zaten… İnsan o yaşlarda böyle saçmalıklar yapıyor. Belki de, onun telefonundan login olduğu için o da farkında değildir Cankurt’un ağzından yazdığının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Sonuç olarak hem ben, hem muhabir arkadaşımız bu durumu sorguladı hatta U18 hocasının kulağına da gitti olay. Savunması haklı görülmüş ki, Beşiktaş A2’de devam ediyor kendisi. Zaten yeterince sıkıntı yaşamıştır… O nedenle, bu blogda patlayan olayın, yine bu blogda açıklığa kavuşması ve kapanması iyi olacak… O yüzden, bu konu altında mümkün olduğu kadar Cankurt'un futbolculuk kısmında kalalım lütfen.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5761330102319896296?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5761330102319896296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5761330102319896296&amp;isPopup=true' title='41 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5761330102319896296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5761330102319896296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/fergei-gormesin-huseyin-cankurt-atasoy.html' title='‘Fergie Görmesin!’ Hüseyin Cankurt Atasoy'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-6xLTIhvQBy0/TpOkBYKWGgI/AAAAAAAACZs/gEgj0NPLkQA/s72-c/cankurt%2Batasoy%2B2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>41</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-4748900472467376844</id><published>2011-10-10T03:28:00.006+03:00</published><updated>2011-10-10T16:03:57.207+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Futbolu'/><title type='text'>Alper Potuk</title><content type='html'>Dünden beri Ümit Milli Takım’ın maç yazısını yazmak istiyordum aslında, ama bir isim dışında üzerine çok konuşulacak emareler bulamamıştım. Alper Potuk;  sahada farklı bir şeyler yapan, maçın rengini büyük ölçüde değiştiren yegane adamdı. O yüzden maça odaklanmak yerine, yazının ana hatlarını bu isimle çizmek çok daha doğru olacak sanırım…&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-OtfASg2X72k/TpI8i1mH7dI/AAAAAAAACZk/yeZELJ7JfqM/s1600/u-21.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-OtfASg2X72k/TpI8i1mH7dI/AAAAAAAACZk/yeZELJ7JfqM/s400/u-21.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661654250758335954" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türk futbolunda ciddi eksikler olduğu kesin. Başka bölgelerde sıradan gözüken bazı temel kavramlar, kendi seviyemizde çok üstün özellik gibi gözükebiliyor. Bu eksiklerden biri, yüzünü rakip kaleye dönen orta saha oyuncusudur sanırım. Daha da açığı: topu aldığında telaş yapmadan ekseni etrafında dönen, öncelikle ileriye hamle yapmayı düşünen, bir opsiyon bulamadığında basit oynayan oyuncu modeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Milli Takım’da da bu tarz bir oyuncu eksikliği yaşanıyordu. Raşit Hoca hazırlık maçlarından bu yana, takımına öncelikle “takım savunmasını” birinci prensip edindirmiş, topsuz oyunda pek sıkıntı yoktu o nedenle. Ama hücum aksiyonları için, birilerinin sorumluluk alması gerekiyordu. Aksi halde 90 dakika kısır döngü izleyeceğimiz kesindi... O sorumluluğu da Alper Potuk aldı, ve “yüzünü rakip kaleye dönen” orta saha modelini uygulamaya koydu… Aslında yine sahada olan Necip’ten de aynı beklenti içersindeydim, üstelik Hiddink de tribündeyken. Ama o, kendisine verilmiş görevleri ifşa etti, ekstraya karışmadı…  Teknik olarak daha fazlasını verebilecek bir oyuncudur Necip.  Ve bir seviye üste çıkmak için de kendisini bu doğrultuda geliştirmelidir mutlaka. Yoksa yaşına göre fizik, devamlılık vesaire tamamdır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalık savunma yapmasına rağmen, rakibine çok kolay gol pozisyonu sağlamak da Türk futbolunun eksikliklerinden biri. Ümit Milli Takım’da da bu konuda bir farklılık yok, Macaristan nadir ama etkili geldi, golü de buldu… Maç sıkıntıya doğru seyrederken Alper Potuk’tan, aslında yine ülke futbolu eksikliklerinden birine nazire yaparcasına harika bir gol geldi: seken topu şutla tamamlama…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-huxo2yn1wX0/TpI8cXD80AI/AAAAAAAACZc/Yy1lQK4mU8k/s1600/u21.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-huxo2yn1wX0/TpI8cXD80AI/AAAAAAAACZc/Yy1lQK4mU8k/s400/u21.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661654139482722306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Velhasıl Alper güzel çocuk, fizik olarak önemli bir eksikliği var sadece. Ancak takımının pas ortalamasına büyük katkı yaptığından, o eksikliği de görmezden gelinebilir. Misal, Selçuk İnan da fizik olarak kuvvetli değildir ama o varken, takımının rakip kaleye gitme şansı daha fazladır. Keza Guti için de aynı şeyler geçerli… Fizik önemlidir, ama her şey değildir. Sonuçta futbolun temel amacı, rakip kale içersine topu geçirmek… Bunun için de, ne kadar rakip kaleye gidilirse, o kadar şans yükselir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında hem fizik, hem de teknik olarak çok farklı bir yetenekmiş gibi gözüken Orhan Gülle, Antep’te hatırı sayılır süre de almasına rağmen gelişiminde kat etmemiş gözüküyor. Hatta A2’de izlediğim Orhan Gülle’den de geride… Kendini ispat çabasından mıdır bilemem ama takımından çok kopuk oynuyor, U19’da da böyleydi… U19’dan, acilen Ümit Milli’ye aktarılması gereken oyuncu Gökay İravul’dur bana göre. Necip – Gökay – Alper orta sahası oldukça fazla şey umut ediyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya maçını merak ediyorum, birbirine yakın tarzda oyun yapısı var her iki takımın. Gökay hamlesi dışında, hem Beşiktaşlı olarak son durumundan merakımı hem de Ümit Milli Takımı’nın “delici oyuncu” eksikliğini gidermek adına Burak Kaplan’ı da görmek isterdim… Nasıl göreceğiz o da meçhul tabi, maç Salı 18:00’de. A Milli maçından 2 saat önce, o yüzden yayın olmaması muhtemel. İtalya'dan Rai3 kanalı veriyormuş ama maçı, internetten kovalayacağız artık…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-4748900472467376844?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/4748900472467376844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=4748900472467376844&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4748900472467376844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4748900472467376844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/alper-potuk.html' title='Alper Potuk'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-OtfASg2X72k/TpI8i1mH7dI/AAAAAAAACZk/yeZELJ7JfqM/s72-c/u-21.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-2027866753464424606</id><published>2011-10-08T04:44:00.004+03:00</published><updated>2011-10-08T13:38:20.838+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Futbolu'/><title type='text'>Almanya’ya Neden Kaybettik?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-h9XRBfALH-8/To-q_Mx4_fI/AAAAAAAACZM/qwFKa3wkfyg/s1600/burak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 286px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-h9XRBfALH-8/To-q_Mx4_fI/AAAAAAAACZM/qwFKa3wkfyg/s400/burak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5660931259366964722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hiddink’in bu maça özel stratejisi yanlış değildi bana göre, sürekli dile getirdiği “kontrollü atak” sözcüğünün, hayata geçişini izledik ilk yarının başlarında. Ortasaha süpürücüsü Aurelio dahil, defans 4’lüsü hücuma hiç katılmıyor, geriye kalan 5 oyuncunun hızlı çıkışlarıyla gol aranıyordu… Plan iyi de işliyor gibiydi, top Almanya’da daha fazla kalmasına rağmen; ilk iki gollük pozisyon bizdendi. Gökhan Gönül’ü sıradanlaştırmaktan başka bir sorun yoktu görünürde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, en başta görünmese de; ilerleyen zamanda maçı tamamen Almanya egemenliğine bırakacak bir durum vardı ortada. Arkadaki 5’li ile, öndeki oyuncuların arasındaki mesafe… Defansı bu kadar gömülü tutmanın çok manası yoktu, yine savunma düzeni aynı hizada ve disiplinde olmakla birlikte daha önde tutulabilirdi. Çünkü derinde tutulan bir savunmanın anlamlı olması için, takım halinde gömülü oynamak gerekiyor, ama öyle bir şey yoktu… Savunmadaki oyuncular sıklıkla birebir kaldı, ilk gol de böyle geldi. Gomez sadece topu çekerek, Servet'i ekarte etmiş oldu, aslında çalım bile değildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu kopukluk yorgunluğu, milli takımı fiziksel olarak bitirdi yavaş yavaş, bununla beraber yenilen gol de tüm planları sildi… İkinci yarıda Arda’nın Mertesacker’den hava topu almaya çalıştığı bir görüntü var; Hiddink’in geriye düştükten sonra bir planı olmadığına, ya da olsa bile bunun hiç uygulanmadığına belge niteliğinde. 1.93 boy ortalamalı stoperler arasına orta yapıp durduk… Üstelik ileride çoğalma sıkıntısı varken. Zaten bir kez kalabalık göründük cezasahası içinde, orada da gol oldu. Sağbek ortaladı, solbek golü yaptı… İşin ilginç tarafı da, kaleciyi dışarıda bırakıp “bu maçta Türkiye’den kim gol atamaz?” bahisi açılsa,  liste başı Hakan Balta olurdu herhalde. Aslında gayet zor bir toptu, ama çok iyi kondurdu ayak içini…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama skorun rahatlığı olmasa, oraya kadar gelen Müler kademede uyur muydu yine? O da var tabii… Zaten hemen akabinde yine Hakan Balta’nın arka direkte boş kaldığı ve Kazım’ın topu aktaramadığı pozisyondan sonra, sahadaki Almanya egemenliği tekrar başladı. Sanki 1-2 değil de, 2-1 yapmıştık skoru… Bağıra çağıra üçüncüyü buldular, sonrası malum. Rıdvan “eyvah eyvah” demekten sıkılıp, kulaklığı çıkarttı muhtemelen Hiddink’le alakalı off the record yorumlar yapmak için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En başta dediğim gibi Hiddink’in planı bazı oyuncu tercihleri dışında hatalı sayılmazdı. Mesela en başta Hamit, Sabri’nin yerinde ortasaha olsa da; Gökhan Töre maç 0-0’ken, “kontrollü ataklar” sırasında sahada olmuş olsa durum farklı olabilirdi. Kişisel görüşüm, maçın seyri farklı olsa da sonuç aynı kalırdı aslında…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2PMtNEviSgg/To-rDp5uiJI/AAAAAAAACZU/LJk-V5JrnLU/s1600/gokhan%2Btore.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 348px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-2PMtNEviSgg/To-rDp5uiJI/AAAAAAAACZU/LJk-V5JrnLU/s400/gokhan%2Btore.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5660931335903938706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Almanya ise bildiğini oynadı, yarın İspanya ile oynasalar yine aynı planla sahada olacaklar…  Garantileyerek geldikleri ve 9’da 9 yapmaktan başka bir amaç gütmedikleri maçta da böyleler, Dünya Şampiyonu gelse yine böyle olacaklar, tabi sadece daha ciddiye alacaklar o kadar… Hani hep “Almanya’yla aramızdaki fark?” gibi tartışmalar döner ya, farkı buradan görebiliriz. Herhangi bir kulüp takımının sistem devamı değiller, tamamen milli takım olarak bir ekol oluşturmuş durumdalar. O yüzden çok saygı duyulası bir takım Almanya… Bana öyle geliyor ki, saha kenarına annelerini getirip “oğlum terleme sakın!” baskısını da yaptırsalar, bu takım Belçika’ya kaybetmez. Öyle alışmışlar çünkü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi seviyemizi ölçmek için de, şu kritik soruyu sorabiliriz: “Almanya’ya neden kaybettik?”… Buna maalesef somut bir cevap bulamıyoruz, işin vahim tarafı burada yatıyor... Çünkü direk yenildik, her şeyiyle. Bir gol yediğimizde, tüm disiplinden &amp;amp; planlardan koptuğumuz için, maçın her anında aynı ölçüde oynayacak güce sahip olmadığımız için, hücumda çabuk çoğalamadığımız, kaleye hızlı gidemediğimiz için, şut yemeden herhangi bir atağı kolay kolay savuşturamadığımız için, kısaca Almanya olamadığımız için yenildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Play-off’lara kalırız, o ayrı… Ama Hiddink buraya gelirken, beklentimiz Almanya kadar olmasa da; “Türkiye!” denince aklımıza düşecek bir oyun planı, ekol, ‘takım’ oluşturmasıydı. Ancak halen bir emare göremiyoruz… Bir 11 açıklanıyor, sahada nasıl şekil alacaklarını ancak maç başlayınca görebiliyoruz vesaire... Eğer bu karmaşıklık, düzensizlik, Kazakistan maçını bile 97’de alacak kadarki bilinmezlik bir ekol sayılıyorsa, o zaman başarmışız demektir tabi. Yahu Copa America'da izlediğim Costa Rica bile, hemen fark edilecek bir oyun tarzına sahipti; üstelik çoluk çocukla. "Almanya'ya 3 atmamız lazım" demiyorum, ama ortada bir Türkiye sistemi olsun, yine 3 yenilsin... Aksi halde, madem yine doğaçlama futbol oynayacaksak, Tuncay'dan falan vazgeçmemek lazım... Sonuç olarak işi doğaçlamaya bırakıyoruz çünkü, en baştan ona göre isimlerle çıkalım bari, hiç kasmadan....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-2027866753464424606?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/2027866753464424606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=2027866753464424606&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/2027866753464424606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/2027866753464424606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/almanyaya-neden-kaybettik.html' title='Almanya’ya Neden Kaybettik?'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-h9XRBfALH-8/To-q_Mx4_fI/AAAAAAAACZM/qwFKa3wkfyg/s72-c/burak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-161635878281256954</id><published>2011-10-04T01:08:00.004+03:00</published><updated>2011-10-04T01:22:38.853+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Hocam Zil Çaldı!</title><content type='html'>Şimdi “takım yorgun” diyeceğim de, 15 gün dinlendikten sonra çıkılan Eskişehir deplasmanında da durum buna benzerdi. Orada da, İsmail’in taştan çıkarttığı ekmek dışında pozisyon yoktu, bugünde takım birilerinin taştan ekmek çıkarmasını bekledi… Hem zihin, hem de fiziksel olarak bir yorgunluk olduğu gerçek. Ama aynı gerçeklik, bazı oyuncuların iddaa bülteni misali maç seçtiği konusunda da bakidir maalesef… Mücadele ve “maçı isteme” açısından bu kadar siyah-beyaz maçların yaşanması tesadüf olamaz.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5iWSO4BWye4/Tooyn9a9HwI/AAAAAAAACZE/O-xYItQObvE/s1600/bjkant.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-5iWSO4BWye4/Tooyn9a9HwI/AAAAAAAACZE/O-xYItQObvE/s400/bjkant.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5659391543828356866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İlk 11’e çok laf edemezdim, klasik Ekrem ve Aurelio – Ernst seçimi gibi bazı nüanslar dışında. Takımda özverili oynayacak oyuncu adedi fazla gibiydi, Portekizlilerin onları hareketlendirmesine bakardı… Ama Simao’nun bitkinliği, Fernandes’in “genişliği” sürüyordu. Yine iş, aslında yardımcı oyuncu olarak öne çıkması gereken isimlere kalmıştı. Durum böyle olunca Holosko, yine civa adam olmaya çalıştı; Pektemek, yalnız kaldı ve fiziki durumu sebebiyle geride kalan oyunculara zaman kazandıracak topları da tutamadı; Necip – İsmail yine her maç olduğu gibi en azından çabaladılar,  “arandılar” ama buldukları şey kırmızı kart oldu vesaire…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aurelio’nun performansı, defansın alacağı pozisyonla birebir alakalı aslında. Defans çok geride takıldı maçın ilk yarısında. Aurelio arada, hücumcular da çok ileride kaldı bu durumda… Zaten yorgun olan adamların geriye koşma mesafeleri uzadı, topu aldıklarında da hem kaleden uzak kaldılar hem de dirençten… Fernandes kötüydü, aynı zamanda “rahattı”. Beni rahatsız eden nokta da bu aslında… Her pası adamın ağzına atacak diye bir şey yok, ama kötü giden pasından sonra pozisyonuna koşmak yerine sabit kalmayı yeğliyor, bu görüntüyü sevmiyorum. Necip ikinci yarıya çok iyi başlamıştı, takımın “dalgınlığı” her şekilde ona patladı diyebiliriz. Kırmızı yediği pozisyonda stoperlerin, özellikle Egemen’in ciddi hatası vardı. Hızını almış oyuncunun önünde durmak yerine, ofsayt taktiğine kalkıştı. Hani hiç topu alamasa, direk kendisi topla giden adamı indirse; Necip hemen dibinde olduğu için sarı kart yerdi… İkinci kırmızıda da yan hakem hatası var. Ancak kırmızıları bile bu kadar tereddütsüz ve sıfır toleranssız çıkarabilen bir hocayı, Orhan Gülle’ye gelecek 2. sarıda da görmek isterdik…&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-LMQWCb7ZwRU/TooygUY86YI/AAAAAAAACY8/qkZZI8Hn79w/s1600/pektemek.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-LMQWCb7ZwRU/TooygUY86YI/AAAAAAAACY8/qkZZI8Hn79w/s400/pektemek.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5659391412555016578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Carlos Ağabey’e bir şey diyemem fazla, kötü oyunun ana sebebi o değil. Ancak maç oynanırken zamanla görüldü ki, burada daha “aç” oyuncuları tercih etmek uygun düşermiş. Mesela Antalya maçında denediği, Ernst – Necip ortasahasının önünde hareketli 4 hücumculu bir Beşiktaş, daha farklı şeyler ortaya koyabilirdi. Bir de, en azından Almeida dönene kadar bu takımın Edu’ya ihtiyacı var, gerçi ben Almeida’ya da tercih edebilirim onu… Çünkü takım zaman zaman kopuk oynuyor ve hücumda “kavga verecek” adam arıyor. Ki Edu, aslında sadece güreşçi santraforlardan da değil, teknik ve hızlı da bir oyuncudur. Pektemek de, Edu ile daha anlamlı olur, daha rahat pozisyonlarda topla buluşur diye düşünüyorum. Kuvvetini kazanana kadar, onu stoper kucağından uzak tutmak gerek… Hani sahada Guti olsa, araya bir koşu yapar diyeceğim de; öyle bir şey de söz konusu değildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Analizini yapmakta zorlandığım maçlardan biri oldu, zira üzerine konuşulacak pek bir şey yaşanmadı futbol adına. Sıkıcı giden derste, kulağı zilde olan öğrenciler gibi bakıyordu oyuncuların gözleri… 9 kişi ile en azından yenilmeden bu molaya girmek, hiç yoktan iyidir. Dönüşte sıkıntının yorgunluk mu yoksa “can istenince oynama” durumu mu olduğu anlaşılır. Rüştü’ye teşekkürler, ben Stoke City maçından sonra 10 gün yatar demiştim ama adam kalkıp puanı aldırdı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senenin, önceki seneden en büyük farkı kadro derinliğidir sanırım. Ama bunu tam olarak uygun kullanamadık, bugün fırsatıymış. Yedek ağırlıklı çıkılsa belki 1 puan da alınamayabilirdi, ama takımın daha canlı olacağı kesindi. Zira Beşiktaş bugünkü haliyle, “maçı alabilirim!” sinyalini hiçbir dakika veremedi… Neyse, bir nefes alsınlar bakalım, ara zamanında geldi. Zaten ben "yahu nerden çıktı bu milli takım arası? tam da havayı bulmuşken..." demeyi unuttum. Hep zamanında geliyor bu ara arkadaş.... Bir de, Alves'in yarısını aldık diye 15 maç oynatma sınırı falan mı var? Şu dönemde göremeyeceksek, ne zaman fırsatını bulacak merak ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-161635878281256954?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/161635878281256954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=161635878281256954&amp;isPopup=true' title='55 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/161635878281256954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/161635878281256954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/hocam-zil-cald.html' title='Hocam Zil Çaldı!'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-5iWSO4BWye4/Tooyn9a9HwI/AAAAAAAACZE/O-xYItQObvE/s72-c/bjkant.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>55</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-5391532041922622978</id><published>2011-10-03T02:23:00.005+03:00</published><updated>2011-10-03T02:37:37.116+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><title type='text'>Beyler, Milli Takıma Gitmeyen Var Mı?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-g7PK_ceymeM/TojyrehESjI/AAAAAAAACYs/1WrBUWN0s98/s1600/bjk-gzn.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-g7PK_ceymeM/TojyrehESjI/AAAAAAAACYs/1WrBUWN0s98/s400/bjk-gzn.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5659039760531081778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Akşam vakti, milli takıma davet edilen Quaresma’nın sadece hayranlarıyla fotoğraf çektirmek için Antep’e gittiği anlaşıldı, biraz bulandı ortalık… Federasyonun fikstür düzenlenirken yaşadığı kafa karışıklığı meyvelerini veriyor yavaş yavaş. Football Manager oynayan insan bile, milli takımlara giden oyuncuların belli bir süre önce “cebren” kadroya çağrıldığını bilir. O yüzden zaten, yarın milli takıma oyuncu göndermesi muhtemel üst düzey takımların hiçbir maçı yok Avrupa’da, Beşiktaş hariç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında daha fenası da olabilirdi. Fernandes de ara-ara milli takıma alınan bir oyuncu, Hugo sakat olmasa zaten orada… Sivok, Holosko, Ekrem, Quaresma isimleri çoğaltılabilirdi yani… Peki, bundan Carvalhal’in ve kampa katılacak futbolcuların haberi yok muydu? Elbette vardır… Ancak Carvalhal şöyle çıkaracağı 11’e bir bakmıştır, muhtemelen kamptan ayrılacak oyuncular içersinde bir tek Quaresma vardır o 11’de… Şimdi gidip, önceden federasyona durumu bildirse, onların yapacağı tek kıyak maçı Pazar’a almak olurdu. Carvalhal de 1 adamı oynatmak yerine, 1 gün daha dinlenmiş 11 oyuncuyla maça çıkmayı yeğlemiştir. Şimdi muhtemelen erteleme talebi yapılır yarın, “ya tutarsa?” manasında… Ama tutmasa da, bu maçın Pazar’a alınmaması Carlos Hoca’nın isteğiyledir bence. Yani ben olsam, öyle yapardım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ki benim düşündüğüm 11’de de, kamp için ülkelerine gidecek oyunculardan bir tek Holosko vardı… Bu maçta, yeniden milli takıma çağrılan Quaresma’nın pek motivasyonlu oynayacağını sanmıyordum. Silik kaldığı deplasman maçlarına bir yenisini daha eklerdi, bunun için yeterli sebebi vardı belki de. Ekrem desen, bana kalsa her hafta milli takım kampına çağrılsın, sorun yok…&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-AyW1pkkpqKg/Tojy2Y98RoI/AAAAAAAACY0/4TcGnRFQzfM/s1600/BJK433-gzant2%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-AyW1pkkpqKg/Tojy2Y98RoI/AAAAAAAACY0/4TcGnRFQzfM/s400/BJK433-gzant2%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5659039948020139650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Holosko güzel olurdu, ama o bölge Pektemek ya da Veli ile tolere edilebilir. Pektemek – Edu – Simao 3’lüsü, Beşiktaş için ideal hücum kurgularından birisi… Benim için bir eksiklik değil. Ortasahada Necip ve Fernandes yine elzem, arkalarında bu kez Ernst’i görmeyi yeğlerim. Aurelio’yu beğenmediğimden değil, çok maç bindi bu aralar. Geçen sene yine aynı dönemde çok yük binmiş, bir Almanya maçında arka adalesini tutarak yere uzanmıştı. Yine aynı sahneyi görmek istemem…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilbert alternatifsiz kaldı, benim için alternatifleri varken de alternatifsizdi ama şimdi kağıt üstünde de öyle… Yine kampa gidecek olan Sivok’un yerine, normal şartlarda da Sidnei’yi düşünürdüm. Sivok’a nazaran daha pasör, boş bölgeleri daha iyi dolduran ve pek göstermese de daha “atlet” bir oyuncu… O yüzden, kazanılması gereken maçlarda mutlaka Sidnei.. Egemen ve İsmail, daha uzun süre savunmanın solunu götüreceğe benzerler. Normal şartlarda bu düzenin milli takımda da devam etmesi gerek aslında, Cuma günü göreceğiz… Rüştü, Stoke City’den yediği dayağı halen atlatamamıştır bence. O yüzden Cenk, gerçi her zaman Cenk’ti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, bu maç bu hafta oynanacaktı mecburen. Pazar eksiksiz oynamaktansa, Pazartesi bu eksiklerle oynamak daha iyidir, ben şikayetçi değilim. Ama bu durum, fikstür düzenlemesindeki saçmalığı masum gösteremez… Ki zaten bu daha iyi günlerimiz, Beşiktaş ve Trabzon gruplardan çıkarsa, çorba içmeye vakitleri olmayacak ikinci devrede… Şaka değil, Beşiktaş, Avrupa’da geçen seneki başarısının bir tık üstünü gerçekleştirirse; Türkiye Kupası’nı oynaması mümkün değil play-off dalgası yüzünden… Bütün hafta aralarında maç var. Nasıl toparlayacaklar bu işi bilmiyorum. “Kardeşim siz kupayı verdiniz, zamansız oldu biraz, kupa arafa düştü bulamıyoruz… Bu sene almıyoruz o yüzden sizi” diyip, sıyrılsınlar bence aradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadroda kalmış zaten neredeyse 11 kişi, tuttururuz herhalde bu kez değil mi 11’i? Bence yine tutmaz, ıskalayacağım yeri de söyleyeyim: Antalyaspor karşısındaki sistemle Veli oynar, Simao forvet arkasına geçer gibi hissediyorum. İyi maçlar, oynanırsa tabi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-5391532041922622978?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/5391532041922622978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=5391532041922622978&amp;isPopup=true' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5391532041922622978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/5391532041922622978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/beyler-milli-takma-gitmeyen-var-m.html' title='Beyler, Milli Takıma Gitmeyen Var Mı?'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-g7PK_ceymeM/TojyrehESjI/AAAAAAAACYs/1WrBUWN0s98/s72-c/bjk-gzn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-8974926175677579379</id><published>2011-10-02T05:01:00.001+03:00</published><updated>2011-10-02T05:03:09.250+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çizme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Napoli'/><title type='text'>Defansif &amp; Kenar Forvet: Maggio</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-kgm7kEZbutA/TofGRSIfMuI/AAAAAAAACYk/PTZMWEXhcKg/s1600/maggio.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 256px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-kgm7kEZbutA/TofGRSIfMuI/AAAAAAAACYk/PTZMWEXhcKg/s400/maggio.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5658709457041830626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu yıl, Napoli’nin rüştünü ispat ettiği yıl olacak gibi gözüküyor… “Maradonalı Napoli” geri dönüşünden de öte durumdalar, hem takım hem de kulüp yapısı bazında. O günleri görmedim, ama anlatılanlara göre direkt olarak Maradona’nın taşıdığı bir takımmış 80’li yılların Napoli’si. Bugün ise, geçen yılki başarının %70 hissesine sahip olan Cavani sahada yoktu, ama Napoli yine vardı… Onların ortaya koyduğu takım oyunu, hem Inter’i hem de futboldaki “teknik direktör değişimi sonrası coşma” klişesini yendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakem yardımı da olmadı değil. Maç dengede gibi giderken Maggio, klasik koşu patlamalarından birini yaptı, faul cezasahası dışında gibiydi ama penaltı çalındı ve üzerine Obi ikinci sarıyı gördü. Penalıyı Hamsik kaçırdı ama “vuruştan önce” cezasahasına diren Campagnaro topu tamamladı. Top içeri girene kadar hakem hatası sürdü yani… Bu dakikadan sonra, zaten ufak ufak maça dişini geçiren Napoli’nin, Inter’e puan dahi verme ihtimali yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarafta, Mourinho’dan sonra nasıl bir teknik direktör istediğini bilmeyen; sürekli farklı sistemlere bağlı, farklı futbol anlayışları olan hocaları getirip, kovan ve takımın ayarı tamamen kayan bir Inter… Diğer tarafta, kendi tabirleriyle “Napoli şehrine bir rüya gördüren”, uzun zaman sonra şampiyonluk havasını solutan takımını bozmayan; genelde kadroyu derinleştirici oyunculara yönelip, ilk 11’ine sadece Gökhan İnler hamlesini yapan, kısaca “ne istediğini bilen” bir Napoli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yönetimin farkı, adeta sahaya yansımıştı. Inter ne yapması gerektiğini bilmiyordu, Napoli ise tam tersi… Oyuncular artık ne zaman hücuma katılacaklarını, top rakibe geçtiğinde ne tarafta pozisyon alacaklarını ezberlemişlerdi. Bu takım oyununda, hemen herkes değerli. Bugün rakibin Inter oluşuyla belki hissedilmese de, “kazanılması gereken” maçlarda mutlaka ihtiyaç duyulacak “El Matador” Cavani’sinden, De Sanctis’ine kadar… Ama her koşulda en kritik oyuncuları şüphesiz Maggio.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6CvOsif1jjA/TofGK6qPOfI/AAAAAAAACYc/nBMvdt7cl_I/s1600/napoli.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 260px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-6CvOsif1jjA/TofGK6qPOfI/AAAAAAAACYc/nBMvdt7cl_I/s400/napoli.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5658709347661724146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bazen oyuncu sistemleri, bazen de sistemler oyuncuları yüceltir… Maggio burada ikinci seçenekte. Aslında 29 yaşında, uzun zamandır Serie A’da takılan bir isimdir kendisi. Ancak Napoli’nin 3-4-2-1 sistemi içersinde, sıradan bir oyuncudan “büyük” oyuncuya geçiş yaptı şüphesiz. Hani şöyle bir “futbolcu üretme” makinesi olsa ve 3-4-2-1 sisteminin sağında gereksinim duyulacak özellikler yazılsa, kapak açılır ve dumanlar içersinde Maggio çıkardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem uzun süre sağbek, hem de sağ açık olarak oynadı. Bu hem defansif özelliklerini, hem de hücuma çıkış zamanlamasını geliştirdi… Boyu uzun, fiziği güçlü, buna rağmen oldukça hızlı da sayılır… Burak Yılmaz’ın, daha ciğerli ve defansif versiyonu diyebiliriz. Napoli’de belki de tek alternatifsiz isim, artık Cavani’siz bile planları var ama Maggio’suz zor… Bugün de Inter’e karşı hem penaltı + kırmızıyı sağladı hem de fişi çeken golü yazdı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çıkışı sonrası, İtalyan Milli Takımı’nda da sağbek olarak sürekli oynamaya başladı. Kendisine özgü bir mevki yaratan bu adamı merakla izlemeye devam edeceğim…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-8974926175677579379?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/8974926175677579379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=8974926175677579379&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8974926175677579379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/8974926175677579379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/10/defansif-kenar-forvet-maggio.html' title='Defansif &amp; Kenar Forvet: Maggio'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-kgm7kEZbutA/TofGRSIfMuI/AAAAAAAACYk/PTZMWEXhcKg/s72-c/maggio.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-4583715151897204421</id><published>2011-09-30T03:55:00.013+03:00</published><updated>2011-10-01T03:57:06.960+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Ligi'/><title type='text'>Karakterli Futbol</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-rxOdREdZcyE/ToUVC1mduPI/AAAAAAAACYE/x3VbsNajiZU/s1600/hilbo-gol.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-rxOdREdZcyE/ToUVC1mduPI/AAAAAAAACYE/x3VbsNajiZU/s400/hilbo-gol.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657951645353228530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neredeyse oluyordu… İngilizlerin bile tam olarak çare bulamadığı, grup kuralarından bu yana en çok çekinilen, oldukça farklı bir spor yapılan deplasmandan çok güzel bir skorla dönülebilir, bu yazı daha keyifli yazılabilirdi… Keyifsizim, üzgünüm de ama “umutsuzum” diyemem, asıl özel tarafı budur maçın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç öncesi yazısında, “Beşiktaş direncini koysun, sonuç çok mühim değil” diye not düşmüştüm, fazlası oldu… Direncinin yanında, sağlam bir oyun karakterine de sahipti Beşiktaş. Ne yapması gerektiğini biliyordu, maçtan önce çokça değinilmiş bir oyun planı olduğu belliydi. Quaresma dahil olmak üzere, tüm futbolcular da buna uyuyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma’nın “bencil” görünen şutları bile, bu kez plan dahilindeydi aslında. Rakip bu sezon 6. resmi maçını oynuyordu iç sahada ve daha önce sadece 2 gol yemişti. Biri Thun’dan, 4-0'ken 4-1 yapmışlar… Golü merak edip izledim, maç 2-0 olsa Stoke City defansının o topa vurdurması imkansız, tamamen rehavet golü. Diğeri gol ise Nani’den, 2’ye 1’le kaleye yaklaşılmış ve çok iyi atılmış bir şutla bulunan gol…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dar alanda ve oldukça derinde bir alan savunması yapan Stoke City için bu istatistik oldukça gerçekçiydi. “Forvet yutan” bu tarzlarına ne Torres, ne Chicharito, ne Berbatov, ne Pavlychenko ne de Suarez çare olabilmişti. Bu maçta savunmanın göbeğinde gol aramak manasızdı, o yüzden Edu tıpkı zamanında Luce’nin İlhan Mansız’la yaptığı gibi “yem olarak” sahaya atılmıştı… Fiziki mücadele açısından sinmemesi, savunmanın dikkatini merkezden uzaklaştırmaması asli göreviydi Edu’nun. Zaten Hilbert'in golünü tekrar izlerseniz, sol stoperi alıp götürenin ve o boşluğu dolaylı yoldan oluşturanın Edu olduğu görülecektir. &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=iUbcA3NKxys"&gt;(Buraya tıklayıp bakabilirsiniz: 7. saniyede Edu sol stoperi attaaya götürüyor...)&lt;/a&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-dGf82QZ7Feg/ToUU26WpGgI/AAAAAAAACX8/R2EXXmHch1w/s1600/BJK433-stoke2%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-dGf82QZ7Feg/ToUU26WpGgI/AAAAAAAACX8/R2EXXmHch1w/s400/BJK433-stoke2%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657951440470612482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Simao ve Quaresma ise “Nani’lik” yapacak ve en ufak bir savunma dalgınlığında golü arayacaklardı… Bulunan gol de, tam kafamda canlandırdığım gibi oldu aslında… Ortasahada müthiş ayağa paslar, sağbek Hilbert’in gerekli bindirmeyi yapması adına zaman kazandırdı. Quaresma, alan savunmasındaki açığı ve Hilbert’in koşuşunu görür görmez nefis bıraktı ve o Hilbert’ten kusursuz bir gol vuruşu geldi… Tek kelimeyle “lezzetli” bir goldü… O anda aldığım zevki, hemen gidip bir kuyumcuya bozdursam, adam kalkıp 5 bin lira verirdi eminim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kursakta kalması uzun sürmedi. Özellikle ilk yarıda, Stoke City’nin sadece duran toplarda “eyvah” dedirteceği belliydi… Yine öyle bir kornerde, top daha ağlara gitmeden Crouch’u havada gören bir grup Stoke taraftarı “yeahh” demeye başladı… Asıl koyan şey ise, atılan o güzel golün üzerinden çok fazla geçmeden cevabın gelmiş olmasıydı. Mesaj şuydu: “Siz 8 pas yapın, araya adam kaçırın, trivelayla köşeyi bulun = 1 gol. Biz topu kaldırırız, arkadaşın biri kafayı vurur= 1 gol. Kasmayın gençler…” Direk can sıkıcı yani…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç biraz 0-1 gitse, oyuncuların morali ve kendine güveni artarak devam eder; o gol pozisyonunun karbon kopyalarından birkaç tane daha yakalanabilirdi. Yine de dağılmadı ama takım, karakterli futbol plan dahilinde devam etti. Quaresma oldukça gollük bir şut attı, hatta koltuğumda sevinme feyki attım ama çok az farkla dışarı çıktı. Sanırım tekrarı olmadı o pozisyonun, ilk yarıda sağ çaprazdan, sol direğe atılan şut… Kale arkasındaki taraftarlar sağlam “uuuu” efekti verdiğine göre, yalayıp geçmişti direği…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında “gollük olmayan” şutu, bir kontrpiye hamleyle neredeyse çatala giriyordu… Onun dışında Fernandes’in de etkili bir şutu vardı uzaktan. Plan tutabilirdi yani, olmadı. Stoke City’nin ve Crouch’un planları tuttu ama maalesef. Sivok’un elini hissedip, belini bükerek fırlattı kendini yere Crouch ve 2-1.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3FWugnUQKf8/ToUVWSChBuI/AAAAAAAACYU/qcgd4Eoo1_M/s1600/stoke.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 269px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-3FWugnUQKf8/ToUVWSChBuI/AAAAAAAACYU/qcgd4Eoo1_M/s400/stoke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657951979404592866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Carlos Başkan nihayet Hilbert tercihiyle voltranı tamamladı, artık kendisine gönül rahatlığıyla “güzel hoca” diyebilirim artık… Ayrıca bu blogda da bir ilk yaşattı. Normalde temenni 11’lerinde önce Necip yazılır, sonra 10 kişi boşluklara serpiştirilirdi. Ama gerçekte durum böyle olmazdı pek… Bu kez, biraz da Necip’i düşünüp, kötü bir oyunda ihaleyi yüklenmesin diye Ernst’i yazdım temenni 11’ine, ama sorumluluk sahibi olmasına rağmen Carlos Hoca bizden fazla güvendi Necip’e… Saygı duydum, haklı da çıktı… Necip, beklediğimden çok daha fazla kendine güvenli oynadı ilk yarıda özellikle, ikinci yarıda çoğu oyuncu gibi o da düştü biraz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normalde 11’de hatalar yapsa da, oyun içi hamlelerde başarı kaydeden Carvalhal, bu kez biraz hamle eksikliği yaşadı sanki… Stoke City oyuncu değişiklikleriyle takımı oldukça canlandırdı, Beşiktaş ise sallanan düzende devam etti… Bir Holosko hamlesi 1-1’ken yapılsa mesela, rakip savunmayı telaşa itebilirdi. Mesela Ernst Simao’nun yerine girebilir, Necip sol öne atılabilirdi… Hatta Quaresma’yı merkeze atarak, topu geriden aldırıp, Edu kenara çekilebilirdi. Bir hamle gerekliydi kısaca, ama gole kadar olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de kötü anlamda kimseyi öne çıkarmak istemem şu maçtan sonra. İyi anlamda da, Egemen bir hayli öne çıkar gibi… Zamanla posteri duvara asılacak bir adam halini alıyor… Taş gibi durdu savunmada, topla buluştuğu zaman da hep en iyi seçeneği kullandı ve uyguladı. Son dakikadaki röveşatası kazara girse zaten, hemen en yakın yetimhaneden bir çocuk evlat edinip, adını Egemen koyardım herhalde.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Rb-JBvqwiL4/ToUVKCk_nJI/AAAAAAAACYM/Juh-2Zo7a8s/s1600/neco.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 286px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Rb-JBvqwiL4/ToUVKCk_nJI/AAAAAAAACYM/Juh-2Zo7a8s/s400/neco.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657951769095806098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aylardır 11 yüzü görmemesi rağmen, özellikle savunmada sıkı bir performans gösteren Hilbert’e de ayrı parantez… Golünden ziyade, ters kademelerde Crouch’un önünden aldığı hava topları çok daha değerlidir, zaten 11’e yazma sebebi budur benim için. Pas oyununda en çok sırıtan adam oldu ama o kadar afallama doğal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma da bir başkaydı. Topu aldığı zaman insanı beklenti içine soktu, öyle bir günündeydi. Dediğim gibi, her zaman manasız gözüken şutlarına bile kızılacak durum yoktu bugün, plan o olmalıydı zaten… Her zaman değil, en azından bu tip değerli maçlarda takımla bütünlük oluştursun yeterlidir. Zaten Hilbert’i bu şekilde her zaman görebilecek bir oyuncu olsa, Chelsea, Barça, Inter formalarından en azından biri hala üzerindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivok da kritik müdahaleler yaptı, Fernandes ara-ara nasıl bir potansiyel olduğunu ortaya koydu vesaire… Gözüme kötü gelen kimse yoktu, bazı yan toplarda Rüştü hariç. Ki, zaten kaleciye markaj işini abartmalarından dolayı Rüştü’yü hiç görmüyordum duran toplarda, o ayrı… Adamı tost yaptılar her taçta &amp;amp; kornerde… İnönü’de pek tutmaz o iş, hakem daha sık faul çalar diye düşünüyorum. Zaten taçlarda Delap bu kadar açılırsa arkaya, ensesinin Beşiktaşlı balgamıyla tanışma ihtimaline 1’e 1.30 veriyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi oynanmış bir maç ama elde pek bir şey yok. Biraz ikili averaj avantajı var işte… Ama kendi adıma söyleyeyim, şu maçla güven ve umut kazandım. Aynı şey takım için de geçerli olabilir…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-4583715151897204421?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/4583715151897204421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=4583715151897204421&amp;isPopup=true' title='40 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4583715151897204421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/4583715151897204421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/09/karakterli-futbol.html' title='Karakterli Futbol'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-rxOdREdZcyE/ToUVC1mduPI/AAAAAAAACYE/x3VbsNajiZU/s72-c/hilbo-gol.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>40</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-6413869212969551349</id><published>2011-09-28T20:25:00.007+03:00</published><updated>2011-09-29T01:34:06.184+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Maç Önleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Ligi'/><title type='text'>Maç Öncesi: Stoke City – Beşiktaş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-wi_gCGzCJjE/ToNYp750gBI/AAAAAAAACXc/-ZTlYWVU8xc/s1600/quaresma-tr.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 397px; height: 302px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-wi_gCGzCJjE/ToNYp750gBI/AAAAAAAACXc/-ZTlYWVU8xc/s400/quaresma-tr.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657463034385563666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gün boyunca, ara-ara maçı kafamda oynattım kendimi Carvalhal’in yerine koyarak. Hatta bu empati işini öyle abarttım ki, eve girerken “olá!” diyerek merhabalaştım.  Şaşkın bakışlar içersinde yemeğimi yedikten sonra kafam daha iyi çalışmaya başladı. Vardığım sonuçla ise, Quaresma’yı direk affettim. Yapılacak bir şey yoktu… Hem bunun açılımını daha iyi yapmak hem de maçın öncesini daha bir yaşamak için, sözleri Stoke City’den açmak gerekiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahammül seviyem elverdikçe, Stoke City’nin yayınlanan maçlarını izleyemeye çalıştım. Aslında nasıl bir takım olduklarını ve neyi amaçladıklarını çözmek için, 5 maçını izlemeye gerek yok. 15 dakika bile yeterli… Türk takımlarından örnek verecek olursak, Bursaspor’la benzerlikleri var. Defans 4’lüsü ve önlerindeki 2 ortasahaları derinde (ortasahada Delap sabit, yanındaki oyuncu Whelan ya da Whitehead oluyor) ve alan savunması yaparak bekliyorlar, çok fazla ileri çıkış izinleri yok. Ancak hem uzun top, hem de hızlı kanat oyuncularını kullanarak; çabuk atağa kalkabiliyorlar… Hem uzun top oyunu hem de kanat akınları için oldukça iyi malzeme var ellerinde. Uzun zamandır Premier League tozu yutan, kanat denince akla gelen isimlerden ikisi Stoke City’de: Etherington ve Pennant.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Kgej3wJBs0Q/ToNY_DCFU4I/AAAAAAAACXs/oGKuIQNTO8k/s1600/STOKE%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Kgej3wJBs0Q/ToNY_DCFU4I/AAAAAAAACXs/oGKuIQNTO8k/s400/STOKE%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657463397076521858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Uzun toplar için de, elini biraz düzeltse basketbolda da rahatlıkla 3 numara oynayabilecek bir tip söz konusu: Peter Crouch. Aslında diğer forvetleri Jones, bana göre daha tehlikeli bir adamdı. O da uzun bir oyuncu oldukça, ama bunun yanında çok kuvvetli ve daha hareketli. Olmaması bir avantaj… Son maçlarda olduğu gibi, Beşiktaş karşısında da Crouch’un etrafında dolanan adam Walters olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Top oyundayken pek bilinmez bir takım değiller. Bekler dikkat kesilir, stoperler de Crouch’a yeterince top aldırılmazsa, Stoke karşısında iyi bir savunma yapılmış olunur. Ancak asıl olayları oyunda olmayan top, yani korner, frikik hatta taç… Mihajlovic’i hatırlarsanız, Inter, Lazio görecek kadar kaliteli bir oyuncu değildi, ancak belki de Dünya’nın gelmiş geçmiş en iyi frikik uzmanıydı. Sırf bu özelliğinin hatrına, forması hep ilk 11 duvarında asılıydı. Adam sırf Serie A’da 27 frikik golüne sahipti… Aynı durum Delap için de geçerli. Futbolculuğu desen, pek bir numara yok. Ancak taçlarda topu eline alınca durum değişiyor… Savunma 4’lüsü komple uzun ve bunlara Crouch da ekleniyor. Hatta ortasahadaki iki isim de pek kısa sayılmazlar… Bazen sağbekte Wilkinson oynuyor ama rotasyon sırası Huth’da gibi…Mourinho, Chelsea zamanlarında onu forvet olarak oynatıyordu acil gol arayışı ihtiyacında. Savunmacıya göre, gol bulma ihtimali bir hayli yüksek bir oyuncu o da. Carvalhal’in “THY’den yardım gerekecek!” cümlesi düşündürüp, güldürten cinsten yani…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JTmAooIPUnQ/ToNYvxwYiXI/AAAAAAAACXk/TtDvUBJQIzM/s1600/delap.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 262px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-JTmAooIPUnQ/ToNYvxwYiXI/AAAAAAAACXk/TtDvUBJQIzM/s400/delap.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657463134740842866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beşiktaş’ın da hesaplamalarını buradan başlatması gerekiyor. Takımı yeterince uzun tutmak gerek, yoksa oyun içersinde istediği kadar denge sağlansın; bir duran topla her şey biter… Ortasaha ve kanatlarda zaten çok uzun oyuncuya sahip değiliz, o yüzden işe beklerden başlamak gerek. Toraman yok, ama Hilbert kadroda. Tehlikenin farkında mısınız bilemem ama Ekrem de kadroda… Bu maçta Ekrem’i oynatmakla, Harlem’de sırf takı olarak üzerinde 50 kilo metal taşıyan bir abiye “ne ayaksın lan sen?” demenin hiçbir farklı yoktur intihar manasında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Crouch, stoperleri yanıltıcı hamleler yapıp, arka direğe hareketlendiği oluyor sıklıkla… O yüzden Crouch savunmasını sadece stoperler penceresinden bakmamak lazım, beklerle de eşleşebilir. Hem bu sebeple, hem de genel olarak takımın boyunu uzatmak adına Hilbert ve Egemen tercihi şart… Zaten tıpkı Stoke’un yapacağı gibi, Beşiktaş’ın da beklerini çok fazla çıkarmaması gerekecek. Benim için bu maçta bek oyuncuları, atıl bölgeye düşen topları alsın ve hemen ortasahaya aktarsın yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stoke City derinde ve oldukça “dar” bir çemberde alan savunması yapıyor. Zaten bek bindirmelerinin çok etkili olacağını sanmıyorum, aksine onların hızlı kontrataklarına zemin oluşturur. Beşiktaş’ın bu maçta yapması gereken, Stoke City’nin boş bırakacağı alanda sık pas yapmak ve zamanla kendine güvenini kazanmak… Temposuz futbol Beşiktaş’ın işine gelir, bakarsın maçın sonlarına doğru bir tane sıkışmış, Trabzon’un Inter’e yaptığı gibi kazanıp dönmüşsün…&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-1ToF0ODHP3A/ToNZh3oA3sI/AAAAAAAACX0/EuSz76FDTQE/s1600/BJK433-stoke%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-1ToF0ODHP3A/ToNZh3oA3sI/AAAAAAAACX0/EuSz76FDTQE/s400/BJK433-stoke%2Bcopy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657463995309809346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İşte tam bu noktada da Quaresma mevzusu açılıyor. Derinde bekleyen ve iyi alan savunması yapan takımlara en iyi çözüm; bireysel olarak bir oyuncunun 2’ye 1 gerçekleştirip, uzun şut kullanmasıdır. Nani de buna benzer bir gol attı hafta sonunda… Kabul etmek gerekir ki, bazen insanı çıldırtsa da, bu bahsettiğimiz akınları yapabilecek tek oyuncu Quaresma’dır Beşiktaş’ta. Zaten bu özelliği olmasaydı, Beşiktaş geçen yıl gruplara bile kalamayabilirdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viktoria Plzen’in gayet baskın oynadığı ilk yarıda, kalktığı dripling ve kazandırdığı penaltı. Rövanşında bireysel hamlesi ve tavana giden trivelası. Her iki Helsinki maçlarında attığı jeneriklik goller… Bunlardan sadece birini yapsa, Stoke City deplasmanında çok güzel bir skorla dönülebilir. Ayrıca, rakibin baltamtrak savunmasına kart problemi de yaşatabilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunları yapabilmesi için, mutlaka içeriye kat ederek ve imkanı varken 2’ye 1’leri gözden geçirerek oynaması lazımdır… Sıfıra inmesinin pek bir manası yok. Zaten Edu da, böyle bir oyun için uygun santrafor. Ayrıca Holosko’yu da sağ taç çizgisinden ayırmamak gerek. Solda hiç yapamıyor… Ha annesinden, ha sağ kanattan ayırmışsın; iki durumda da öksüz kalıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem rakipten, hem de çıkmasını istediğim 11’den yeterince bahsettiğimize göre maçı bekleyebiliriz. En başta dileğim, maç adına anlatacağımız güzel anılar olsun. Sinmiş bir Beşiktaş’ı görmek, mağlubiyetten daha acı… Direnç göreyim, gerisi önemli değil. Zaten o kadar da ürkütücü bir rakip değil Stoke City. Sadece biraz dikkat ve özgüvenle bu takım şampiyon Porto’dan puan aldı Dragao’da… Yine dileğim aynı: dikkat ve özgüven… İyi maçlar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/746637438547010278-6413869212969551349?l=cartalete.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartalete.blogspot.com/feeds/6413869212969551349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=746637438547010278&amp;postID=6413869212969551349&amp;isPopup=true' title='30 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6413869212969551349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/746637438547010278/posts/default/6413869212969551349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartalete.blogspot.com/2011/09/mac-oncesi-stoke-city-besiktas.html' title='Maç Öncesi: Stoke City – Beşiktaş'/><author><name>Cartalete</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17005489676599599708</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/SnHLeX6_68I/AAAAAAAAAGk/KvugG8ldNR4/S220/forzaava.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-wi_gCGzCJjE/ToNYp750gBI/AAAAAAAACXc/-ZTlYWVU8xc/s72-c/quaresma-tr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>30</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-746637438547010278.post-7613050774049309192</id><published>2011-09-26T04:36:00.009+03:00</published><updated>2011-09-26T13:52:00.602+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='
