Üç Büyüklerin Belalısı Anadolu Golcüleri

Anadolu takımlarında forma giyen golcüler için en önemli vitrin, üç İstanbul büyüğüne karşı oynadıkları maçlardır. Ama bazıları o büyük maçları biraz fazla seviyordu… Dört büyüklerde hiç forma giymemiş olmalarına rağmen, attıkları gollerle üç İstanbul büyüğünün başına iş açmış gol ustalarını sıralayalım. (Hepsi TFF sitesinden manuel olarak kontrol edilmiştir)

Cenk İşler, 27 gol
Futbol literatürüne “leblebici” olarak geçmiş klasik ceza sahası golcülerinin en iyi örneklerinden biri Cenk İşler’di. Cenk, uzun yıllar boyunca birçok Anadolu takımında forma giymiş ve büyük maçlarda adından hep söz ettirmişti. Üç büyüklere karşı 27 gol, bu nedir yahu…

Cafer Aydın, 14 gol
Aslında Cafer Aydın denilince akla daha çok onun hakemle, rakip taraftarlarla takıştığı sinirli, el kol hareketleri yaptığı halleri gelir. Ama o, aynı zamanda Anadolu’nun çok önemli golcülerinden biriydi. Üç büyüklere karşı oynadığı maçlarda 14 gol atarak, belki de birçok şampiyonluğu etkileyen isim olmayı başarmıştı. 

Okan Yılmaz, 13 gol
Bursaspor formasıyla gol kralı da olan Okan Yılmaz, Türkiye liglerinde resmi olarak 134 gol atmış bir isim. Üç büyüklerin kalesini de 13 kez bulmuş, elbette bu gollerin hepsi Bursaspor dönemine ait.

Andre Kona, 13 gol
Gençlerbirliği’nin unutulmaz santrforu, İlhan Cavcav’ın Afrikalı forvet aşkını başlatan adam… Kona, Süper Lig’de forma giyen en özel santrforlardan, zira lig tarihinde 97 golü var. 74 golle de Gençlerbirliği’nin hali hazırda hala en golcü oyuncusu. Kongolu golcünün üç büyüklere karşı da 13 golü mevcut.

Okan Öztürk, 11 gol
Merzifonspor'la başlayıp, Bozüyükspor'la sonlanan, bolça Anadolu turuna çıkılmış bir kariyer... Okan Öztürk, hem alt liglerin hem de Süper Lig'in klas golcüleri arasındaydı. Üç büyüklere attığı 11 golle de o golcülüğünü kanıtladı.

Theofanis Gekas, 10 gol
En güzel günlerini Akhisar’da geçiren, adına besteler yapılan Theofanis Gekas, üç büyüklerin en tescilli belalılarından biri. Yunan oyuncunun bu maçlarda 10 golü var. Kaleciyle birebir pozisyonlarda neredeyse kaçırmayan Gekas, ilerleyen yaşına rağmen “tehlikeli forvet” etiketini kolay kolay kaybetmedi.

Zdravko Lazarov, 9 gol
Üç büyüklere karşı 9 golü olmasına rağmen, aslında onu sadece “golcü” olarak görmek haksızlık. Lazarov, birçok özelliği kendisinde barındıran, gittiği her takımın çehresini değiştiren bir oyuncuydu. Bulgaristan milli takımına da yükselmeyi başarmış olan Lazarov, Anadolu kulüplerinde forma giyen en kaliteli yabancılardan biriydi.

Fernand Coulibaly, 8 gol
Coulibaly denince, 90’lı yılları hatırlayan futbolseverlerin gözünde hemen o örülmüş uzun saçları canlanır. Klasik, kısa ama hızlı, gol bölgelerinde etkili siyahi golcülerin örneklerindendi. Anadolu’da birçok takımı gezse de en çok Gaziantepspor’daki performansıyla hatırlanır. Üç büyüklerin kalesine de 8 kez sarsmışlığı var.

Taner Gülleri, 7 gol
Listedeki diğer isimlerle karşılaştırınca gol sayısı biraz az gözüküyor olabilir. Ama onun şöyle bir farklı var, Süper Lig'de adam akıllı sadece bir sezon oynayabildi ve üç büyüklere karşı attığı 7 gol, aynı sezonda. Galiba başka söze gerek yok...

Bonus: Edin Visca, 7 gol
Belki mevki olarak "golcü" kategorisinde olmasa da bu listede yer almayı hak etti... Başakşehir'in Boşnak sağ kanadı 2012'de ülkemize ilk adımını attı ve her geçen sezon üzerine koydu. Şu sıralar adı büyük transfer söylentileriyle anılan Visca, "kenar forvet" rolüyle büyüklere her zaman ciddi sorunlar çıkarmayı başardı. Boşnak oyuncunun şu ana kadar üç büyüklere karşı 7 golü bulunuyor.

*Bu yazı ilk olarak RedBull.com’da yayınlanmıştır.

Top 7: Beşiktaş’ta Sezonun Oyuncuları (2017)

30 yaşından daha küçük olan Beşiktaşlılar, iki yıl üst üste şampiyon olmanın tadını ilk kez yaşayacaklar. Muhtemelen sadece birkaç saat sonra. Sadece şampiyonluk anlamında değil, oynanan oyun kalitesi ve o kalitenin Avrupa’da gayet sert rakiplere karşı da (Napoli, Benfica, Lyon) pek değişmemesi de oldukça değerli. Her fark yaratan takımda olduğu gibi, bu yapının da içinde sivrilen 7 oyuncu var. Hiçbiri torpilli değil, kimse listede daha yukarılara çıkmak için bana el altından baklava vermedi. Her birinin açıklaması var.

1. Atiba Hutchinson

Ne kadar değerli bir adam olduğu Şenol Güneş döneminden yani, pozisyonu net şekilde belirlenmesinden sonra ortaya çıktı. Sağ bek, sol bek de dahil olmak üzere nereye lazımsa oraya kaydırılan adam olmaktan çıktı, sadece ve sadece “orta saha” oldu. Orada oynadıkça hücum katkısı da günden güne gelişti, evet 32 yaşından sonra bile bu anlamda daha bir sivrilir oldu. Onda en çok sevdiğim özellik ise defansif orta sahanın “formasını çamura bulayan, oraya buraya kayarak müdahale yapan adam”dan ibaret olmadığının kanıtlaması. Bazen hiç yere yatmadan, sadece zekasıyla bile top kazanma rekoru kırıyor. Onu tek bir sözle özetlemiştim daha önceden aslında: “Ülkede kendimi güvende hissettiğim tek an, Atiba’nın dönen topları geri aldığı an.” Eğer 25 yaşında olsaydı, şu haliyle net 30 milyondu.


2. Marcelo Guedes

Beşiktaş’ın son dönemde maliyet/kalite olarak en başarılı transferi. Gerçekten eksiksiz bir stoper. Pozisyon alışı, hamle zamanlaması, hava toplarındaki başarısı yanı sıra topu da oyuna çok iyi sokuyor. Yanında oynayan stoperlerden pek hayır görmedi, buna rağmen fark yarattı. Tek başına o alanı toparladı.

3. Adriano Correia

Muhtemelen Caner sakatlanmasaydı onu daha çok rotasyon oyuncusu olarak, sıklıkla sol önde oynarken görecektik. İlk günlerinde daha çok bu şekilde kullanılıyor ve Recrativo Huelva’dan gelmiş bir Brezilyalı havasını veriyordu. Ancak düzenli şekilde bek oynayınca, Barcelonalı Adriano’ya geri döndü. Sadece bek değildi, orta sahaya kayarak orada pas opsiyonu oluşturması ve aldığı her topla derslik kararlarıyla çok daha fazlasıydı.

4. Anderson Talisca

İlk önce ona mevki bulmakta biraz zorlandı Beşiktaş. Ki aslında hala “modern futbolda” tam olarak bir mevkisi yok. Kesinlikle bir Sosa değildi ama farklı anlamda fark yarattı. Sosa gibi orta sahaya yaklaşan ve takımın oyun, pas kalitesini artıran bir oyuncu olamadı. Ama o direkt tabela değiştirmeyi tercih etti, bu da yetti zaten. Daha önce bu ligde Alex’in, Jaja’nın forvet arkasında yaptığını o da yaptı. Sakatlık olmasaydı gol krallığına bile oynayabilirdi.

5. Oğuzhan Özyakup

Geçen sezonun sıralamasını yapacak olsam, ilk sıraya koyardım. Ama bu kez  maalesef durum farklı. Bunun da nedeni “Sosa’sızlık”. Arjantinlinin yokluğunu en çok Oğuzhan çekti. Zaman zaman Atiba’nın yanındaki yerinden oldu. Talisca’yla oynarken de ona geride daha fazla yük bindiği için ceza sahası etrafına daha az yanaştı. Geçen sezon skoru daha sık değiştirirken, bu kez daha bir merkez oyuncusu olarak kaldı. Yine de topu aldıktan sonra yüzünü rakip kaleye dönebilen bir orta saha olarak çok değerli, hatta Beşiktaş’ın elindeki oyuncuların her şeye rağmen en değerlisi.

6. Fabri

Eğer Tolga Zengin’den sonra kaleye geçen bir isim olmasaydı bu listeye girer miydi bilmiyorum… Ama girerdi herhalde. Kaleciliği standardın biraz üzerindeydi. Asıl farkı (arada patlasa da) topla ilişkisiyle yarattı. Beşiktaş gibi topu hakimiyetinde tutmak isteyen bir takımın kalecisinin de ayağının iyi olması çok önemli. Tolga varken stoperler geri pas atmaktan kaçınıyordu, Fabri’yle ise verkaça bile girdiler.

7. Vincent Aboubakar

Gidip 15 yaşındaki çocuğa uyup kafa atmasaydı ve Lyon eşleşmesinde sahada olsaydı, yeri çok daha yukarılarda olurdu. Şimdi haklı olarak “bundan daha fazla gol atan Cenk nerede?” denilebilir ama şöyle bir detay vereyim: Aboubakar’ın ligde attığı 11 gol var ve neredeyse hepsi kritik. 11 golün 8’i, takımının o maçtaki ilk golü ve hepsi penaltısız. Avrupa’da da 6 gol atarak ciddi fark yarattı. Attığı gollerin dışında, fiziğiyle rakip ceza sahasında stoperleri döven, mikser görevi yapan bir adamı Didier Drogba’dan sonra görmemiştim. “Çok gol kaçırıyor” yaftası da biraz fazla üzerinde kaldı. Attığı saçma ve yoktan var ettiği golleri de baz alırsak, dengeliyor zaten.

Bonus: Ryan Babel

Devre arasında geldiği için kategori dışı ama sene başından beri takımda olsaydı, net şekilde çift haneli gol sayısına ulaşmış bir kenar forvet olarak listeye rahatlıkla girerdi. Takım savunmasına katkısı da ciddi şekilde iyi. Ama tabii en büyük farklı, topsuz koşularda var olan, hep kendi içe hareketlenmeleriyle hem de ters kanattan gelen ortalarda gole yakın olan bir kenar forvet niteliği taşımasıyla yaratıyor. Dünyayı topsuz koşusu iyi olan kenar forvetler kurtacak…

Nasıl Bir Film: Al final Del tunel (2016)





El Cuerpo’dan sonra İspanyol sinemasında, özellikle gerilim filmleri kategorisinde izlenmedik film bırakmadıktan sonra Al final del tunel ilaç gibi geldi diyebilirim. Gerçi bu yapım İspanyol oyunculardan destek almış bir Arjantin filmi. Ancak konunun orjinalliği, temposu, sürükleyiciliği anlamında İspanyol gerilim, suç filmleriyle birçok benzerlik taşıyor.

Filmdeki kahramanımız Joaquin, ailesini kaybetmiş, tekerlekli sandalyeye bağlı bir bilgisayar uzmanı. Kiraya verdiği üst kata, kız çocuğuyla birlikte bir kadın taşınıyor. Ancak asıl mevzular yan dairede kopuyor. Oradan “o sakat adam durumu çakmadı değil mi?” gibi sesler duyunca, bilgisayar yeteneklerini konuşturarak, orada neler olup bittiğine daha yakından şahit oluyor ve olaylar gelişiyor.
Çok iyi bir tempoya sahip film, 2 saati bu kadar iyi dolduran filme az rastlanır. Hele de suç, gerilim türünü sevenler kaçırmasın derim.

Spoiler: Aşağıdaki kısmı filmi izledikten sonra okusanız daha iyi.
Ne zaman ki “eee, bu niye polisi aramıyor ki, artis mi?” sorusuna, Joaquin’in o çalınacak parada gözü olduğunu öğrenince cevap bulduk, işte o zaman film baya değişti. Sonrası aktı, gitti resmen. Parçalar birbirine çok iyi oturmuştu, kaybolan saatin bile farklı bir anlamı çıktı. Ki o saati ararlarken sanki kamera fark edilecek gibiydi, güzel ters köşe.

Bu tip filmlere “psikolojisi bozulmuş küçük çocuk” konması biraz zorlama oluyor ama Betty’nin de kaos sahneleri için rolü büyüktü şaka maka. Yine de Joaquin, “yooo onlar gittiler” derken uyuz uyuz arkada belirmesi çok sinir bozucuydu, kabul edin. Yalnız ben en çok da Galereto karakterini tuttum. Kötü adam sıfatı bu kadar mı oturur. Tekel bayiine sigara almaya gitse, kasayı teslim edersin. Öyle bir tip var.

Nasıl Bir Film: Bolgen (2015)


Sizi bilmem ama felaket filmleri benim oldukça ilgimi çekiyor. Keza hayatta kalma filmleri de öyle. Evde sıcak sıcak otururken, oradaki zorlu koşulları, mücadeleyi falan izleyip, "orada atsa kendini denize kurtulurdu aslında..." gibi akıl vermek güzel tabii. Norveç yapımı Bolgen de bir felaket filmi.

Film, her zaman için tsunami riski taşıyan bir kasabayı konu alıyor. Eski bir uzman olan Kristian, dağın hareketlerinden kuşkulanarak, sürekli farkındalık yaratmaya çalışıyor. Çünkü şayet korktuğu şey olursa, 85 metre yükseklikteki bir tsunami kasabayı yutacak ve insanların o dalgadan kaçması için sadece 10 dakikası olacak.

Efektlerle çok boğulmasa da (ki bence bu daha güzel bir şey) filmde bazı sahneler görsel anlamda oldukça etkileyici. Hatta Norveç’in doğası bile başlı başına filmi izleme sebebi. "Ailesini kurtarmaya çalışırken Superman'e bağlayan baba" gibi klişeleşmiş bir olgu içerse de; her dakikası dolu, çok abartıya kaçmayan, gayet izlenebilir bir film olmuş.

Spoiler uyarısı: Alttaki paragrafı filmi izledikten sonra okusanız daha iyi.

Filmde en çok dikkatimi çeken şey, kaçış anında arabaların sol şeridi işgal etmemesi oldu. 10 dakika içinde kasaba yok olacak, abiler hala trafik kuralları derdinde. Kornaya basıyorlar falan. “Felaket anında da olsa trafik kurallarına uyun!” gibi bir kamu spotumuydu, yoksa hakikaten insanlar orada böyle mi bilemedim. Burada olsa bırak sol şeridi, arabaların üstünden üçüncü bir şerit açılır o hengamede. 

Kahramanımız arabanın içindeyken, dalganın arabayı yuttuğu sahne baya iyiydi. Keza salla şehre geri dönüşü ve orada karşılaştığı manzaralar falan, baya gerçekçiydi. İyi filmdi iyi. Ayrıca, finalde babasını kurtarmış gibi olsa da o çocuğa hala uyuz oluyorum.