5 Harf, Tek Kelime : Ernst !

Quaresma’nın yokluğunda ufak bir sistem değişikliğine gitmişti Schuster, Guti’nin yokluğunda da aynısı oldu… A planına bağımlı kalınmadı, Guti’nin rolü bir başkasına verilmedi direkt olarak ve bir B planına geçildi.

O B planı şöyleydi; mücadeleci, beklerinin oyuna katılımına daha fazla olanak sağlayan bir 3’lü ortasaha. Aurelio, derin vazife rolünde yine. Açılan boşluklarda kademe yapması, seken topları alması birinci görevi. Necip ve Ernst ise hücumlara katılmada, hatta cezasahasının içinde dolaşmada özgür kılınmış. Zaten, “savunması önde basan” ve birbirine yakın oynayan bir takımda, hemen herkes hücuma destek verebilir. Çünkü, “geri dönüş” mesafesi kısadır oyuncuların. Beşiktaş da böyle oynuyor sezon başından beri…

Tabata forvet arkası ve Quaresma ikinci forvet gibiydi; ama asla “statik” görevleri yoktu. Rakibin durumuna göre kolayca pozisyon değiştiriyorlardı. Buna asimetrik bir 4-3-3 diyebiliriz, “baklavalı ortasaha” tanısını koymaktan ziyade… Çünkü Tabata-Quaresma ve Bobo fazlasıyla değişken olabiliyordu maç içinde.Sağbekte Hilbert tercihi yapılmıştı, bence gayet mantıklıydı bu ortasaha ve oyun düzeninde. Beşiktaş önde oynadığı için, Hilbert’in olası “savunma” sorunları aza indirgeniyordu. Zaten sağiçteki Necip, böyle durumlarda kolayca bek kademesine girebiliyordu. Ama Hilbert’in “pozisyon alma” konusunda hiç de öyle savunma zaafları yoktu. Yenilen golde bile doğru yerdeydi, orada suçlu %99 Hakan’dı. Hilbert’in topu kafayla kendisine “geri pas” verebileceği mesafeye kadar açılmalıydı… Hücumsal anlamda bekte kesinlikle Hilbert gerekliydi. Sola nispeten Quaresma zaman zaman aksa da, sağda önemli bir boşluk oluşuyordu. O bölgede Hilbert ofansif katkılar sağlamalıydı, aksi halde Beşiktaş çözümsüz ve “ortaya sıkışmış” bir hal alabilirdi. İlk yarıda fazlasıyla “açık” gibi oynadı, çoğunlukla geriden gelip top alması gerekiyordu. Beşiktaş, sağdan Zapo’nun ayağıyla topu oyuna soktu genelde. Hatta Necip, bu gibi durumlarda Hilbert’in yapması gerekeni yaptı, Zapo’ya yanaşıp pas opsiyonu oluşturdu. Tabii bu durumlar Hilbert’in “açık oynama” alışkanlığından doğdu, tıpkı top kendi cezasahası önündeyken “iki kişiyi çalımlama” hevesinde olduğu gibi bazı tercih yanlışlarında bulundu. Yinelemek gerekirse; pozisyon alma ve savunma konusunda iyiydi. Zaten Alman alt yapılı bir “açık oyuncusu” bile, bu ülkede yetişen bir sağbekten daha iyi pozisyon bilgisine sahiptir… Bugün “yenilen golde hatalı olmamasına rağmen”, 2. gol sonrası Hakan’a koşuşu, bir bakıma sevincini paylaşarak özür dilemesiyle, “futbol sadece futbol değildir” dersinden 10 tam puanla geçti Hilbert.

Beşiktaş ilk yarıda gol bulamamış olmasına rağmen, “her an atacak” izlenimini sunuyordu, “zor pozisyon verir” güveniyle birlikte… Nitekim o gol de; ikinci yarıda çok gecikmeden geldi. 55. dakikada Hilbert beklenen sağbek katkısını sağladı, Ernst’in önüne çok iyi bir top attı; Ernst birinci sınıf bir gol pası verdi; Bobo da “bu takımın 1. santraforuyum” dercesine, önce çapraz koşuyla savunma dengesini bozdu, Ernst’e “topla rahat pozisyonda buluşma” imkanını sağladı, sonra tekrar içe koşu yaparak golünü attı.

Antalyaspor’un bu gole reaksiyon göstermesi çok zor gözüküyordu. Gole kadar bırakın pozisyon bulmayı, hiçbir atak girişiminde dahi bulunamıyordu. Beşiktaş’ın golünden sonra ufak bir dağılma yaşandı. Bu dakikalarda önce yine Hilbert’in getirdiği top, Tabata’nın kafası; Quaresma’nın Belçika maçını andıran trivelası ve yine Quaresma’nın sağdan ortasına, Bobo’nun kale önündeki kafası… 5 dakika içinde önemli pozisyonlar yaşandı, biri gol olabilir, fark açılabilirdi. Antalyaspor’un bu kadar silik kalmasında, öncelikle Beşiktaş’ın baskılı ve kalabalık ortasahalı oyun tarzı etkili olmuştur elbette. Bir de oyuncuların kafa olarak “bu maçtan puan çıkartılmasına inanmama” durumu vardı. Bu durum; maç sonu demeçlerinde de, maç içi hal ve hareketlerinde de belli oluyordu Antalyalı oyuncularda. Dijehoua’ya 11 başladı diyemem, çok erken sakatlandı çıktı. Veysel’i 11 oynadı diye değerlendirmek daha doğru olur. Maç öncesi, sağda Zitouni’yi ortaforvette de Necati’yi görevlendirmesini bekliyordum Mehmet Hoca’nın. Daha dengeli bir takım olabilirlerdi… En azından, Dijehoua sakatlandıktan sonra bu düzene geçmeliydiler diye düşünüyorum. Çünkü, “öne çıkmış” bir savunmada Veysel’in çok fazla katkı yapamayacağı bir gerçekti. Böyle bir tercih, Necati’yi de kaleden bir hayli uzak bıraktı. Zitouni 62’de sağiç Ertuğrul’un yerine oyuna dahil oldu, sağ kanada geçti. Bu durum Necati’nin forvete daha yakın olması ve bir anlamda 4-4-2’ye geçiş demekti. Bu değişiklikten 4 dakika sonra Antalyaspor’un golü geldi. Golde, bu değişikliğin katkısı oldu mu? Diye sorsanız, dolaylı yoldan olmuştur derim. En azından Antalya cezasahası yakınında daha kalabalıklaştı ve hataya zorladı. Zaten Antalya’nın gol bulma seçeneği iki ile sınırlıydı. Biri; Beşiktaş defansının olası hataları, diğeri de durantoplardı… Hakan hata yaptı, gol geldi. Bir durantopla da, 2. gol gelebilirdi, Hakan “erken uyandı” ve iyi çıkarttı…

Beşiktaş golden sonra telaşa kapılmadı ama moral olarak bir hayli düştü… Yenilen gol “normal bir gol olsa” bu kadar etki sağlamazdı, ancak kötü bir gol yenmesi takımın canını sıkmıştı açıkçası. Çok geçmeden Nobre hamlesi geldi, santraforlar ikilendi. İyice yorulan Tabata’nın yerine de Holosko sahadaydı ve 4-2-4 şeklini almıştı Beşiktaş. Yine ayağa oynamak istiyordu fakat moralin de etkisiyle çoğu atak girişimi sonuçsuz kaldı. Holosko bir pozisyonda kıpırdandı, sağdan attı-soldan geçti, Hilbert’e bıraktı, O’nun ortası sonrası zincirleme pozisyonlar yaşandı… İşte bu dakikalarda Guti’yi arıyordu Beşiktaş. Ortasahada sakinliğini bozmadan, yine etkili pas yapacak bir isim… O isim; 91. dakikada tıpkı ilk golde olduğu gibi Ernst oldu. Yine Bobo’ya bıraktı ara pasını, Bobo bacak arasını buldu. Son dakikada Deniz’in kaçırdığı top, “ivme indirme” tehlikesi yaratsa da; berabere kalınması durumunda çok üzüleceği bir maçtan, galip çıktı Beşiktaş. Maçın adamı şüphesiz Ernst’dir, her ne kadar Bobo; 11 başladığı üçüncü lig maçında “5. golünü” atmış olsa da…Takımda en çok “yorgun” olması gereken adamdı ama aynı zamanda en “ayakta kalan” adamı da O oldu. Bir defansif ortasahadan fazlası olduğunu gösterdi, bugün net bir “ortasahaydı”. Hatta bu lig için ondan da fazlaydı; kısaca Ernst’di, bir başkaydı…

Sonuç olarak; Beşiktaş 3 kez üst üste, son dakikalarda istediğini aldı. Ve bu goller, “kısmet golleri” olmasından öte, dakikaya bakılmaksızın inatla “ayağa oynayarak” gelinen gollerdi. CSKA maçındaki gol, bir durantop sonrası gelmişti. Fakat, o serbest vuruşun kazanılışında yine ayağa oynamanın etkisi vardı. Keza, Fenerbahçe maçında kazanılan penaltı öncesi de durum öyleydi… Schuster’in planları arasında: Necip – Aurelio – Ernst ortasahası, önlerinde oyun kuruculu ve “gezgin forvet Quaresma’lı” bir asimetrik 4-3-3’ün olmasına sevindim. Dünya Kupası'ndaki İspanya'ya beziyor biraz.... Bana göre sıkı Avrupa maçlarında Beşiktaş buna yakın bir düzende oynamalı. Guti, bugün Tabata’nın oynadığı rolde takıma dahil olduğunda işler değişecek, daha fazla pozisyon bulma adına imkan sağlanacaktır. Zaten, “dişli Avrupa maçları” diyoruz, bu gibi durumlarda rakipler de bu kadar kapalı oynamayacak ve Quaresma daha açık alanlar bulacaktır. Ernst bugün gösterdiği üzere, hücumda da etkili bir oyuncudur ve bu düzende "hücumcu" yönünü daha rahatlıkla ortaya koyabilir. Aynı durum Necip için de geçerli. Necip, PAF dönemlerinde yeri geldiği vakit "sol forvet" tadında bir rol üstlenebiliyordu. Tekniği, dribling ve pas kabiliyeti kendisine "iki yönlü ortasaha" dedirtecek kadar mevcuttur. Frikikle sonuçlanan, üç kişi arasından topla sıyrıldığı bir atak girişimi vardı bugün, muazzamdı...

Beşiktaş, kapanan bir rakibe karşı oynuyor olmasına ve “Guti’den yoksun” kalmasına rağmen yeterince pozisyon bulmuştur bugün bana göre. Nitekim, Messi’siz Barcelona; Sporting Gijon maçında toplasan 1.5 pozisyon yakalamıştır ama maçı almıştır… Asıl mesele, rakibe “baskın” olduğunu hissettirmek, “her an golü atabilirim” mesajını vermektir. Bununla beraber takım savunması, rakibe “zor pozisyon” bulduruyorsa o takım “olmuş” demektir….Beşiktaş da bu ortasahasıyla, mevzu bahis bir takım hüviyetine kavuşabilir. Türkiye’de maçlar bir şekilde kazanılır. Ancak Avrupa’da yol almak isteniyorsa, bugünkü maç düzeninin üstüne gitmek gerekir...


Maç Yazıları: Beşiktaş 2 - Antalyaspor 1

22 yorum:

Gökhan dedi ki...

ernst geçen sezonun 2.yarısında biraz sallanır gibi olmuştu sanki ama şu an en az şampiyon olduğumuz dönemki kadar iyi oynuyor. net bir şekilde takımın en iyi 3 oyuncusundan biri bence.

necip'ten hücuma biraz daha fazla katkı sağlayabilmesini bekliyordum ama kötü denemezdi tabii ki, hilbert için de söylediklerinin tamamına katılıyorum, sağ bek olarak ekrem'den fazlası var eksiği yok. üzülmez bugün fazla çıkamadı ileri.

tabata belki de biraz fazla şeyler yapmak istemesinden dolayı çok top kaybetti, guti de sahadayken yardımcı oyuncu gibi oynasa daha faydalı olacak heralde.

bobo da artık çok net golcü olmuştur benim için de. maç içinde çok fazla katkısı olmadı bence bu maç ankaragücü maçının aksine ama adam atıyor beyler :)

Cartalete dedi ki...

Gökhan;
Maçın tekrarını izlerken gördüm, bir pozisyonda Hilbert inanılmaz bir test kademe yapmış. Direk penaltı noktası üzerinden kesmiş topu ve rahat pozisyona çekerek, ayağa oynamış. Devamı pozisyon olmuş.

Hilbert analizini yaparken sezon başı, "belki 4-3-3 için net bir uzak forvet olamaz ama şayet bek oynayabiliyorsa, Beşiktaş'a sıkışan maçlarda çok yardıcı olur ve "iyi transfer" dedirtebilir" gibi birşey söylemiştim.

Gördük ki oynayabiliyor. Ekrem'den kesinlikle her anlamda daha önde.
Bence bu zayıf maçlarda Hilbert, sert maçlarda Toraman olmalı sağbekte.
Ayrıca, böyle baklava tarzı düzende, İsmail çok daha önem arzeder diğer tarafta.

stalker dedi ki...

haha avrupa mevzusunda pişti olmuşuz. çok hoşuma gitmedi bugünkü şablon ama avrupaiçin ideal gibi geldi bana da. guti'yi rakip kaleye yakın oynatırken arkayı da hayvani bir üçlüyle kapatmak.. dayı da iştahlanmıştır bence :) dış beklere çok iş düşüyor yalnız.

Cartalete dedi ki...

Aslında böyle maçlar için de kötü değil. Pozisyon sayısı az değil. Guti'siz nasıl bir şablon, 11 yaparsak yapalım en fazla bu kadar pozisyon bulabilirdik bence. Ama pozisyon verme olasılığımız da artardı...
Guti olduğu vakit, aynı düzende böyle maçları da açmak daha kolay olacaktır. Dediğin gibi beklere iş düşer; yine Hilbert'in biraz daha bek gibi oynaması ve İsmail'in performansı da önemli olur.

ubih dedi ki...

tabiri caizsse bu mac benim macim oldu.Uzun zamandir israrla kurdugum uclu Aurlio-Necip-Ernst orta sahasi sonunda karsimiza cikti.Benim kurgumdaki tek farklilik Gutinin ileri uclude olmayisiydi.Tabatanin yerine Gutinin olmasi macin sonucuna direk etki edecegi kestirmek zor degil.Her haliyle risk tasiyan cizgi savunmamizin onundeki bu dinamik uclu israrimin sebebi geri donusu daha cabuk ve ilerde nasil pres yapildigini bilen,olabilir top kayiplarinda rakibe gore hangi pozisyonda olunmasi gerektigini ve ters kademe hislerinin ve tecrubesinin maksimum olmasindan dolayidir.Bu cizgi savunmaya bu orta saha!Bunun matematik bilgisine veya bilme ihtiyacida yok.Bu uclunun onundede sonuca daha cabuk ulastiracak ayaklarin yani Gutinin,Quaresmanin ve Bobonun olusu maci alip goturur her sekilde.Bu sistem sizin on gordugunuz gibi sadece avrupa maclarinda degil yaklasik tum maclardada kullanilabilir.Cunku geride kurdugunuz riskli cizgi savunma ve ilerde mevcut creativ ozellikleri yuksek oyuncular ile dengeleniyor bu orta saha.Ben Gutinin karsi kaleye daha cok yakin olmasini istiyorum.Bu cocugun niteliklerinin maksimum gostermesi icin en ideal ve seyri zevki yuksek pozisyonu budur.Kafanizdaki birinci bolgeden nasil top cikar sorusuna cevap zaten Shusterin kurdugu cizgi savunma cevap veriyor.Zaten birinci bolgeyi ilerde kurarak hatlar arasini kisaltiyorsun.Beklerinde maksimum orta sahaya yakinlastigi duzende Ernst,Aurelio ve Necip bu isi bir sekilde cozuyor.Bu orta saha sayesinde topa maksimum sahip oluyor,rakipe sadece topu sisirmek kaliyor.Sisirmesse bizim topsuz oyunun prensleri sayesinde zaten kaybediyor.Bireysel yetenekleri guclu olan maksimum serbest Quaresma ve Gutiyle arkalarindaki en iyi orta saha kurgusu Aurelio-Necip-Ernstir.

ederlezi12 dedi ki...

Benim maç içinde üzüldüğüm nokta , Beşiktaş'ın net kaçırdığı 2-3 pozisyon sonrası ile yenilen saçma golden sonra Onur 'un oyuna girişinin ertelenmeseydi.Eğer ki skor 2-3 fark olsaydı sanırım Tabata yerine Onur oyuna girerdi tabii son dakikada girdi ama haliyle görünmedi.

alper dedi ki...

bu oyun ve bu 3 orta saha ile oynanacaksa kesinlikle sol bek köybaşı olmalıdır.en azından takıma bir yetenekli adam ilave edilmiş olur şablon ve kurgu değişmeden.

şu maçtan sonra anlaıdm ki Q7 inter-barcelonada falan taktik disiplin savunmaya yardım etmeme den dolayı değil düşük IQ ya sahip olduğu için oynayamamıştır.88 de ilkem in göz göre göre taça vuracağı bir topa alamayacağı belli olduğu halde kayarak atlamış ve pozisyonun auta çıkmasına vesile olmuştur ki bu bence zeka yetersizliğinin apaçık göstergesidir.

necip iy çocuk hoş çocuk istikbalimiz falan ama ondna en fazla derind egörev alan bir marco olur.bir enst olmaz yaratamayız diye düşünüyorum çünkü ayaklarının çok yumuşak olmadığı izlenimi bir kez daha oluştu bende dün.stop ettiği topların hep 2 metre önüne düşürmesi sanırım bend ebu kanıyı oluşturan.

maui dedi ki...

@cartalete
Millette üç orta sahadan tek bir adam çıkmazken biz de inanılmaz bir üçlü var; Necip-Ernst-Aurelio...
Fenerbahçe maçı öncesinde de konuşmuştuk, bu üçlü orta sahaları domine eder diye...
Aurelio'yu biraz geriye çekip, Ernst ve Necip'i sağ-sol dışa yakın bir şekilde yerleştirirsek bu işi çözeriz. Ama ofans biraz aksar dün akşamki gibi...
İlk yarıda Q7'nin ancak kendisinin atabildiği topuk paslarından bir tanesini Bobo'dan alıp sağdan daldığı ve direkte biten pozisyon dışında net bir girişim yok.
O pozisyonda ise top öldürücü bir noktaya gelmesine rağmen Tabata'nın uzakta olması bir tehlikeyi bitirdi.
Dolayısıyla savunma yönü taş gibi, hücum yönü Türkiye'de vasatın üzerinde bir takım görüntüsü çizdik.
Dünkü oyunda eğer Guti olsaydı pozisyon net pozisyon sayısı 10'dan fazla olurdu.
Necip'in içeri dalmaları yeni değil. Çocuk yakaladı mı yürüyor. önemli olan herkesi geçmek zorunda kalmadan orada kendisini içeri topsuz taşıyabilecek bir ekstra pası yapabileceği bir adam olması bu da yine Guti oluyor haliyle...
Hilbert konusunda geldiğinden bu yana aynı şeyi söylüyorum.
Made in Germany bir adamda yeteneğine göre birçok eksiklik olabilir, hepsinin ortak noktası işin alfabesini iyi bilmeleridir.
Bahsedilen ters kademe, Ernst'e tam yerinde verilen öldürücü pas, Tabata'nın saçmaladığı kafa vuruşu vs...
Adamın en büyük özelliği topu şişirmemesi. Bu da ekstra bir pas anlamına geliyor ki çok önemli bir olgu...
Goldeki rolünde de bence görevini çok iyi yerine getirdi ki tam benim önümde oldu biz bile Hakan'a çıkma diye bağırıyorduk o anda...
Neyse bu adam bence elimizdeki en iyi sağ bektir gerisi alternatiftir...
Bence asıl sorun yine tekrar ediyorum, forvetimizde yaşanacak...
Burada Tekke'nin gelişinin takıma yapacağı katkıyı merak ediyorum.
Bobo benim çok sevdiğim bir adam ama bazen hakikaten istikrarsızlığı ile beni daraltıyor.
Eğer iyi bir Tekke dönerse, Bobo-Nobre karışımı tarzıyla forvet sorunumuzu da çözeriz.
Bu maç perşembenin ve Trabzon'un provası oldu...
Eğer iki maçı da kazanırsak işte o vakit bu gemi, pupa yelken yürür...

Cartalete dedi ki...

ubih; Burak'a da (stalker)bir üstte bahsettiğim gibi; Beşiktaş Guti'siz her hangi bir düzenle de çıksa, bu pozisyonlardan fazlasını bulamazdı. Ama fazlasını verirdi rakibe...
Yani bence de bu düzenin üstüne her türlü gidilmeli. alper 'in de bahsettiği üzere, solbekte İsmail olduğu zaman o pozisyon bulma şansı biraz daha artar. Kaldı ki Guti; topu cezasahası çevresinde yakaladığı vakit, takımdaki en bitirici isimdir... Sadece asist olarak değil, gol katkısı da yapar önde oynadığı zaman.
Ayrıca alper, Necip'in ben yeterince topla yumuşak olduğunu düşünsem de, o bahsettiğim "ilk dokuşunuş" meselesi, Aurelio'nun bölgesinde daha önemli. Yeri geliyor, stoperlerin arasından topu oyuna sokmak zorunda kalıyor baskı altında. Yani oradaki bir top kontrolü yanlışlığı, rakibe direkt pozisyon imkanı verir. Bence oraya Onur Bayramoğlu'nu hazırlıyor Schuster.

ederlezi12 'nin bahsettiği üzere, Tabata'nın yerine oyuna girecekken, o saçma gol geldi. Girmiş olsayd, "paspaspaspaspas" bir bakacaktık ki maç bitmiş :)

maui; Avrupa'nın büyüklerine baktığımız vakit, çoğu takım böyle oynuyor zaten. Geçen yıl her kupayı alan Inter de, öyle bir maçta 10-15 pozisyon bulamıyordu. Az buluyordu ama yüzdeli oynuyordu. Bununla beraber çok az pozisyon veriyordu... İşte bu az pozisyonlarda "yüzdeli oynama" konusunda Bobo'ya güvenmiyorsun sanırım. O konuda Tekke tabiki daha tehlikeli olur, ama Bobo kadar "etkili" olabilir mi orası tartışılır...

Bu sistem geleceğimizdir.

bora dedi ki...

Dizilis, oyuncular vs. gibi detaylara girmeden once genel olarak bir iki kelam edeyim.

Somut analizlerle kanitlamak / desteklemek lazim tabii ama makro olarak kulube baktigimda bence 2012 UEFA kriterlerinin dayatmasini da goz onune alirsak oldukca saglam ve genc bir iskelet olusturmamiz mumkun. Bu surecte en onemli sey, altyapidan cikan oyunculara birinci onceligi taniyacak sekilde genc oyuncu transferlerinin yapilmasi. Ayrica yabanci transferinde en az 5 oyuncunun nokta transfer olarak takima kazandirildigi, yerli piyasasinda olusan balon transfer senaryolarina girilmeyen bir politika izlenir ve buna uygun bir teknik direktor secilirse takimimizin uzun yillar boyunca lig sonuna kadar zirve yarisinin icinde kalacagini dusunuyorum. Zaten kulubumuzun tarihine ya da o kadar da geriye gitmeyelim ligdeki tarihine bakarsak bunu goruruz. En basarili donemler kabaca 60-70 ve 80-90 arasi. En onemli ozelligi genc oyunculara sans verilerek bir iskelet olusturulmasi ve bunun uzerinden basariya gidilmesi...

Su anda elimizde ilk planda Cenk, Necip, Ismail; onlarin hemen gerisinde Ersan, Onur ve Ridvan gorunuyor. Daha geride alt yapimizda yer alan bir suru onemli genc var. Bu surecte Batuhan ve Orhan gibi kendi yas gruplarinin TR'deki en onemli oyuncularini sattigimizi unutmayalim. Ayrica Batuhan ve Orhan sadece kendi yas gruplari icin degil, TR icin cok onemli iki potansiyeldi. Bir de Ertugrul'un yedigi Serdar Kurtulus var.

Ridvan Dilmen'e katilmadigim cok oluyor ama Schuster'le ilgili olarak hala takimi, oyunculari, ulkeyi, ligi vs. tanima asamasinda fikrini paylasiyorum. Bu deneme sureci ne zaman sonuclanacak bilmiyorum ama o zamana kadar cok fazla puan kaybetmez ve moral motivasyon konusunda bir sikinti olmaz ise sonrasinda ciddi cikis yakalama sansimiz var diye dusunuyorum.

Onumuzde iki zor mac var: Rapid Wien, herhalde bu sene deplasmanda oynayacagimiz en zor Avrupa maci; Trabzon, belki de su ana kadar ligde oynayacagimiz en zorlu mac. Ulusal takim arasi sonrasi yine deplasmanda zorlu Kayseri ve iceride, disarida iki Porto maci var. Tahminimce Schuster bu maclarin sonrasinda ozellikle elindeki oyunculari ve defolarini daha yakindan tanima firsati bulmus olacak. Devre bitmeden onceki 4 hafta da oldukca sikintili. Tahminime gore bu tanima, deneme sureci ilk yarinin sonunu bulacak. Sonrasinda belki 1, 2 nokta transfer ihtiyaci iyice hasil olur ve yapabilir isek, ikinci yari takim pik yapabilir.

bora dedi ki...

Cartalete; dizilis, A, B, C planlari konusunda sana katiliyorum. Belki eldeki planlari orta saha formasyonuna gore iki gruba ayirmak mumkun:

1. Uclu orta saha; bir oyuncunun derinde, digerlerinin sag ve sol icte ve onde oynadigi duzen
2. Klasik 4.4.2 / 4.2.4 oynamaya imkan taniyan ikili orta saha

Bir de CSKA Sofya macinda bir ara Tabata, Ernst ve Guti'nin onunde yer almisti, ozellikle ilk yarida. Bunun o mac icin mi oyle gorundugunu ya da Schuster'in ozel bir taktigi miydi bilemiyorum. O yuzden onu simdilik ihtimal disi diye dusunuyorum.

Schuster 1 numarali oyun planini da hucumsal anlamda iki sekilde yorumladi. Birincisi klasik 4.3.3'un uclusu, ikincisi oyuncularin gorece serbest sekilde oynadigi duzenek.

2 numarali plani IBB macindan sonra Fener ve Antalya maclarinda risk alinacak zaman dilimi disinda gormedik, yanlis miyim?

Aslinda Schuster'in yaptigi oyuncu tercihleri uzerinden 1 numarali plani gelistirmek, farklilastirmak diye dusunuyorum. O yuzden takim baklavali 4.4.2 bile oynasa plan 1'in farkli tercihlerle yeniden yorumlanmasidir diye bakilabilir.

Cartalete dedi ki...

Bora;
Ben de öncelikle diziliş konusuna değineyim.
Evet, aslında şuan 2. seçenek olarak gözüken, kolayca 4-2-4'e dönme esnekliği olan 4-4-2'yi, İBB maçında gördük en son. Aslında sezon başında bu A planı gibi gözüküyordu. Sağolsun Viktoria Plazen ve göbekli Horvath bizi gerçekle tanıştırdı. O maçın 2. devresinden itibaren; plan ne olursa olsun 3'lü ortasaha mevcut oluyor.
Arada bir İBB maçı istisna kaldı, orada da tokatı yedik zaten...

CSKA maçında dediğin gibi Tabata önde, Guti-Ernst arkada gibi bir durum aldık. Aslında Holosko kendini bulsa; 4-2-3-1'i de çok iyi oynayacak bir takıma sahibiz...

Genel değerlendirmelerin de güzel sevgili Bora. Artık yabancı transferlerde de "gençlere" yönelme vakti geliyor bence. 10 yabancı hakkı var artık. Yaşları 30 civarı olan 4 adam yeter bu takımı tecrübe ve kalite ile harmanlamaya. Diğer seçenekler genç oyunculardan olmalı.
Mesela seneye stopere Milito dedik, sağbeke Srna. Sağ forvete de bir genç alınabilir mesela...
Srna, Milito, Ernst ve Guti ile takım gerekli "soğukkanlılığa" ulaşır ve diğer bölgelerinde genç oyuncuları rahatlıkla kaldırır bence.

Ayrıca stopere Serdar Kesimal çok iyi olurdu alternatif olarak. Ama bu Süleyman Hurma'dan da adam falan alınmaz..

bora dedi ki...

Dizilis... Belki ideali ornegin Barca'nin yaptigi gibi hep ayni formasyonla oynayip oyuncu degisiklikleri ile sorunu cozmek ama icinde bulundugumuz kosullarda hem bunu yapmak cok zor hem de boyle bir duruma gelebilmek icin cok zamana ihtiyac var. O yuzden Schuster'in bu konularda gerekli esnekligi gostermesi guzel...

Ileride basarken nasil daha az pozisyon verebilecegimizi ya da nasil daha cok pozisyon bulurken ayni zamanda orta cizginin diger tarafinda benzer gelismelerin aleyhimize sekillenebilecegini gormus olduk. Amac bunun bir dengesini bularak istikrarli bir bicimde surekli ayni sekilde oynayabilmek diye dusunuyorum. Tabii bu zaman dilimi icerisinde kimi zaman daha defansif kimi zaman daha ofansif "GORUNEN" kadrolarla oynamak zorunda kalabilecegimiz asikar ama nihayetinde TR icerisinde yapacagimiz iceride disarida her macta ayni dengeyi koruyabilecek bir takim yaratilabilecegini dusunuyorum. Yani Antalya macinda rakip golun oldugu bolume kadar ki oyunu daha uretken bir sekilde deplasmanda Fener'e, GS'ye, Trabzon'a oynamak diyelim :) Belki yarin olmaz ama zamanla yapilabilir...

Merak ettigim, zorlu Avrupa maclarinda mesela Porto deplasmani gibi, yine savunma orta sahaya yaklastirilarak topa sahip mi olunmaya calisilacak yoksa savunma merkezi biraz daha mi derine kurulacak? Acikcasi bu konuda Schuster nasil davranacak cok merak ediyorum. Bence Tor ve Zapo stoper ikilisi oldugu surece savunmayi cok derine kurmak intihar olur. Belki biraz daha geriye cekilebilir ama bu durumda on tarafta kimi duzenlemeler yapmak gerekebilir. Bakalim Schuster neler dusunuyor?..

Cartalete dedi ki...

Bora; katılıyorum kesinlikle. Zapo-Ferrari bir nebze, ama Zapo-Toraman'la "derin savunmak" daha büyük risk.
Kaldı ki, böyle rakiplere karşı derinde savunmak biraz kabullenmişliğe götürüyor işi. İtalyan takımları gibi, kontralarda da "yüzdeli" oynayacak bir takıma sahip miyiz o da tartışılır.

Bir de Schuster, ilk ciddi sınavda "bu kez derinde savunun" derse; oyuncuların "aşılamaya çalıştığı felsefeye" inancını kaybettirir sanki. Ama yine aynen devam ederse, siz bu işi yaparsınız imajını verir. Bence de devam etmek gerek, aksi bir durumda dediğim gibi zaten elbet Hulk yeşile döner, bir yolunu bulur atar, ne kadar derin oynanırsa oynansın.

Bahsettiğin gibi; çizgi savunmanın işini kolaylaştıracak başka çözümler bulmak gerekebilir bu maçlarda. O seçeneklerin en başını da; Necip - Aurelio - Ernst ortasahası çekiyor.

bora dedi ki...

Haklisin. Zaten bu takim su anki yapisiyla derinde savunma yapabilecek oyunculara sahip degil. Sadece belki savunmayi biraz daha geri cekmeyi dusunebilir miyiz fikrini sorgulamak istedim. Sonucta bazi seyler istemeden de olsa olacak. Yani Porto bizi geri itebilir ve gayet de normal olur. O yuzden en iyi savunma, rakip bizim ceza sahasina gelmeden ikinci bolgede karsilamak ve ayaga pasla topu hemen kaybetmemek olur gibime geliyor. Guti oldugu icin ikinci senaryo gerceklenebilir. Bu takim baski altina girmemeli, onu kaldiramaz. Zaten sezon basindaki Villarael macinda bunu gorduk.

Dedigin gibi hem rakibe daha az pozisyon verip hem de daha uretken olmak icin butun kulvarlarda oynayacagimiz musabakalar icin belki de bu yapiyi temel almaliyiz. Zaman icerisinde durum daha net bir sekilde belli olur diye tahmin ediyorum.

bora dedi ki...

Bence bu takimda fazlalik olan, bosuna yer kaplayan bazi oyuncular var. Mesela, Tabata ve Fink. Bunlarin yerine 1 tane orta saha uclusunun yanlarinda adam gibi oynayacak bir oyuncu olsa yeter. Ikisi su anda 1 oyuncu etmiyorlar...

Fink'in kalmasi iyi, hoca orta sahadaki sikintiyi gordu dedik ama aslinda onu dusunmedigi su ana kadar ayan beyan ortada. Yoksa Antalya macinin en azindan 18 kisilik kadrosuna alirdi, bir yabanci hakki daha vardi. Gerci bunu soylerken sunlari da unutmamak lazim:
1. Yabanci kontenjani sikintisi
2. Q7'nin ters kanadina daimi bir oyuncu yerlestirilemediginden oradaki yabanci sayisini daha cok tutma gayreti.
Fakat butun bunlari dikkate de alsak Fink'in su anda Schuster'in kullandigi uclu orta saha duzenindeki oyuncu profiline pek uydugunu dusunmuyorum, en onemli faktor bu gibime geliyor. Bakalim zaman ne gosterecek, mac sonu Schuster'den Fink'i de degerlendirmek istiyoruz minvalinde aciklamalar geldi... Fink bence orta sahada ikili oynayan bir takimda sag tarafa yakin oynarsa is yapar. Mesela Guti ile iyi bir ikili olurlar, hatta belki Guti'nin o ikilide olabilecek en iyi partneri Fink fakat Schuster'in ana plani su an icin bu degil. Necip ve Ernst ic oyuncusu olarak daha cok secenek sunuyor ve onlari degerlendirmeyi dusunuyor...

Tabata. Antalya macinda bir kez daha dikkatlice baktim: Oyun tarzi ile fizik yapisi birbirine uymayan boyle bir oyuncu zor bulunur diyorum. Vucudunu kullanarak top oynamak istiyor ama ne onu yeterince iyi kullanabiliyor ne de vucudunu topla rakip arasina koymaktan geri durmuyor. Kardesim vucudunu top, rakip, alan ucgeninde yeterince iyi kullanamiyorsun, ne diye vucudunu kullanmak istersin. Ayni seyi iki kere tekrarladik ama olsun :) Delgado o top kayiplarini yapmis olsa, taraftar sahaya girerdi. Cartalete, seninle futbol fikirlerimiz cok uyusuyor, neredeyse ayni dusunuyoruz diyebilirim :) ama Tabata Q7'nin ters kanadinda ne bileyim bir kanat oyuncusu gibi hayatta oynayamaz kanaatindeyim. Ne savunmaciyi takip edebilir, boyle bir fizik kapasite yok, ne de bir uzak forvet kosusu yapar, en fazla orta sahaya gelip top alir, kendini gosterir. Yine Schuster'in orta uclusunde veya baklavanin tepesinde bir nebze idare eder(!) Zaten Schuster ona sezon basindaki maclarda sag kanatta gorev verdi. Tabata'yi tekrar orada gorecegimizi sanmiyorum ancak istisnai durumlarda olacaktir. Zaten Antalya macinda klasik 4.4.2'ye donunce hemen cikardi. Daha once dedigim gibi bence hicbir zaman 11'de baslamamali, oyuna sonradan ivme kazandirmak maksadiyla girmeli. Bence bu takimdan gonderilmesi gereken ilk yabanci Tabata'dir, haa tabii bunda 8 milyon Euro'nun buyuk etkisi oldugunu da itiraf etmeliyim...

Su an Schuster'in orta saha rotasyonunda 5 oyuncu var: Ernst ve Guti garanti, hemen arkalarinda Necip ve Aurelio geliyor, sonra da Tabata. Oynama sureleri nedir bilemiyorum ama Tabata Necip - Aurelio grubunun icinde bile olabilir. Gorundugu kadariyla Onur Fink'in onunde bu 5'linin hemen arkasinda. Umarim gercekten iyi bir oyuncudur ve bizi su Tabata kanserinden kurtarir! Rotasyondaki 5. isim olursa cok cok iyi olur. Eger Antalya macinda sacmaliklar olmasa idi kendisini izleme sansimiz olurdu. Fakat sahadaki kosusundan atletik, hareketli, cabuk bir oyuncu izlenimi verdi.

Bir de Aurelio'nun Schuster'in gozunde deep lying midfielder rolunden baska bir ise soyundurulmamasina dikkat cekmeli. Hadi Fener macinda Ernst ve Guti'yi oyunda tutmak iyiydi, ama Antalya macinda Ernst - Aurelio yapabilirdi yapmadi. Takimda rolu en belirli oyunculardan biri herhalde.

Cartalete dedi ki...

Katılıyorum Fink konusunda. Bahsettiğin görevde Villareal maçında izlemiştik Guti ile beraber. 4-4-2'nin "defansif ortasahası" gibi oynadığında Nicky Butt tadı veriyor. Zaten Almanya'da da bu şekilde oynuyordu sanırım.
Ancak 4-3-3'de ideal mevkisi yok bence de, Tabata da öyle..
Ben sağforvetteki "etkisizlik" nedeniyle Tabata'nın orada oynatılmasında karşı çıkmam. Oynasın demem ama karşı da çıkmam...
Çünkü O en azından geriden top alıp, pas opsiyonları oluşturuyor, rakip defans çizgisinin "oynamasın" sebep oluyor. Nihat , Holosko çok formsuz, kolay marke edilebiliyorlar, geriden yeterince top da almıyorlar... Hilbert galiba sağbekimiz olacak gibi artık...
Yani mevcut durumda Tabata kullanılabilir. Ama sağlıklı bir takımda çok fazla yeri yok bence de.
Bir de, şu 8 milyon euro etkisinden çıkamadı. Bir türlü sakin oynayamıyor, hep birşeyler gösterme çabasında.... Şu işleri bıraksa daha faydalı olacak.

bora dedi ki...

Bence Tabata'nin Q7'nin ters kanadinda gorev almasi fazlasiyla romantik bir secim olur. Ancak siklet olarak cok zayif rakiplerle oynarken dusunulebilir. TR liginde en zayif takimla oynarken bile supheye dusuyorum, o derece. Sol beki hucuma cikan bir takim olsa orayi hallac pamugu gibi atar. Ne Tabata'da onu kovalayabilecek bir ciger ne surat ne dayaniklilik ne de guc var. En kotu Holosko ve Nihat bile o isi ondan daha iyi yapar.

Ne bir adam eksiltebilir, ne bir uzak forvet kosusu yapar. Nihat ve Holosko'dan onu ayiran tek olumlu yani dedigin gibi geriye gelerek pas opsiyonu olusturmak suretiyle rakibin yerlesme duzeninde sikintiya yol acmasi olabilir. Bunun icin de bizim takimin hem topu cok iyi cevirip Tabata'nin bosalttigi alana gelen sag bekini dogru zamanda topla bulusturmasi gerek hem de bekinin is bitirmesi. Su an takim bunu yapamiyor. Bence bosluklari hizli bir sekilde bulamiyoruz. Ayrica Tabata sikisik orta alana geldiginde nasil is gorecek? Bence baski altinda cok sik top kaybi yapip bulundugu alan itibariyle atil kalma olasiligi yuksek. Ben bu olasiliga ihtimal vermiyorum. Bence Schuster onu bu bolgede bir alternatif olarak gormeyecektir...

Nobre fantazim bence Tabata romantizminin yaninda Yilmaz Guney'in gercekci filmleri gibi kaliyor :)

bora dedi ki...

Hilbert, Nihat, Holosko ucgeninde bence mevcut sartlar goz onune alindiginda en uygun isim Holosko. Nihat'i zaten goruyoruz. Kucukken hatirliyorum, bir ara Riza da boyle bir form dusuklugu olmustu. O zamana kadar Riza'nin mac oynamadigi bir sezon yoktu. Riza biraz dinlesin diye bir dusunce hasil oldu. Bir iki hafta dinlendi, sonra canavar gibi donmustu. Bence Nihat belirli bir sure dinlenmeli. Ozellikle su an icin verim veremedigi pozisyonlarda denenmemeli. Su Antalya macinda Q7 yerine sans bulsa daha iyi oynardi. Gorev verilecekse bu tip bir pozisyonda sans verilmeli, yoksa kurtlara yem olacak...

Hilbert. Uc isim icerisinde en dengelisi fakat bence onda ic oynama ozelligi yok, yani baklavanin kenari olamaz diye dusunuyorum. On taraf icin fazlasiyla duz bir oyuncu. Bence Antalya macinda gercek pozisyonunu buldu. Ridvan ve Oguz'u tanimiyorum ama Hilbert Ekrem ve Erhan'in onunde diye dusunuyorum. Kesinlikle sans verilmeli. Ama ne kadar yeterli olur emin degilim. Acikcasi bu isin bir de dezavantaji var. Vasat bir performansla o bolgeye transfer ihtiyacinin onunu kesebilir, bunun olmasini hic istemem. Eger bu takim bir seviye daha yukari cikmak istiyorsa kesinlikle cok iyi iki bekinin olmasi lazim. Ismail - Ridvan projelerinden iki tanesi bu takima agir gelebilir. Ridvan hazir bir oyuncu degil, fiziksel olarak defolari var gorunuyor, bunlari ne kadar akliyla kapatabilir emin degilim. Ismail de su anki haliyle yetersiz, mevcut durumuyla olmaz ama potansiyel olarak Ridvan'dan daha onde gorunuyor. Onun kendini gelistirme surecine katlanabiliriz; fakat ikisi birden bilemiyorum! Eger Hilbert cevap degilse ki tahmin etmiyorum ki yeterli duzeyse olsun, en gec seneye, eger Bobo Turk olacaksa mumkunse devre arasinda bu isi cozmek lazim. Bilbao'dan Iraola nasil?

Holosko su anda oklarin hedefinde olabilir ama bu ucluden ondan daha iyisi cikmaz. Bence bir turlu aradigi sansi bulamadi. Hatirladigim kadariyla Q7 ve Bobo ikilisiyla hic birlikte oynamadi. Bir oynasinlar mutlaka birseyler yapacaktir. Ondan oyunun merkezi olmasini bekleyemeyiz. Duz bir oyuncu, bunu zaten biliyoruz. Calim atamaz bunu da biliyoruz. Ama kotu bir bitirici degil, fena olmayan bir sutor, cok suratli, etkili kosulari var, ayrica savunmaya da yardim getirebilir. Ikili forvet olarak dogru kisiyle gorev yaptiginda caliskanligi ile rakip savunma arasinda cok ciddi bosluklar yaratabilir. Holosko'yu taniyoruz. 9 sene onceki Nihat olsaydi tabii ki esamesi okunmazdi ama Nihat su anda bu isi zul adlediyor ve eskisi kadar enerjik degil, Holosko'da bu enerji var. Hilbert daha dengeli olabilir ama iyi bir Holosko kadar o isi yapamaz.

Cartalete dedi ki...

Bu sağ forvet konusunda öyle bir durumdayım ki; Nihat oynamasın da kim oynarsa oynasın pozisyonundayım.
Nihat biraz unutturulmalı öncelikle, bir araya ihtiyacı var. Madem artık planlar arasında "baklava ortasaha ve çift forvet" var, Nihat bu durumlarda oynatılsın ileriki zamanda.

Tabata konusunda da öyle bir noktaya gelindi ki; 1. seçenek olarak O'nu tutuyormuşum gibi durdu.
Elbette potansiyel olarak 4. sırada falandır orada Tabata. Ama ben "silik" oyundan sıkıldım. Nihat, Holosko orada sikik oynuyor, Hilbert idare ediyor.

İlla potansiyeli olan birinden faydalanılacaksa, bu Holosko olmalı bence de. Israr edilecekse onda edilmeli, ama mutlaka "sağ forvette", yani kesinlikle sola alınmasın. Holosko sadece dışa çalım atan bir oyuncu. İçe çalımı nadir vardır. Fenerbahçe'ye attığı golde baya açılı dönmüştü mesela. Ama sağda kolayca çizgiye inebiliyor gününde olursa.

Burada anlaştık: sağforvette birinde ısrar edilecekse: Holosko. "Eski formunu" yakalaması konusunda en şanslısı o gözüküyor...

Hilbert artık sağbek bence. Baklavalıda şart zaten, bence 4-3-3'de de olmalı. Ama o zaman kontenjan sıkıntısı yaşanıyor. İdeal ortasahamızın: Necip Ernst Guti olacağını düşünürsek 4-3-3'de...
O zaman sağ uzak forvetteki Nobre fantazin, biraz zaruret oluyor :) Ya da şu Ali Kuçik bi' iki denense...

bora dedi ki...

Nihat konusunda hem fikirim...

Q7'nin ters kanadindaki oyuncularin cok silik kaldigi konusunda haklisin. Alternatif yaratmaya calisiyoruz. Beyin firtinasi :) Sen diyorsun "10.5 Tabakta", ben diyorum Nobre, o da olmazsa Necip, yandan Ali Kucik gelsin :)

Nihat etkisiz kaldi. Hilbert dedigin gibi idare ediyor. Iste eger dedigin gibi israr edilecek bir sag forvet varsa o Holosko'dur. Aynen katiliyorum, solda degil kesinlikle sag onde degerlendirilmeli. Holosko'dan istikrarli bir sekilde adam eksiltmesini beklemek hayalcilik ama kimi uygun pozisyonlarda yapabilir...

Simdi bir hafizami yoklayayim diyorum ama Holosko ne zaman Q7 ve Bobo ile birlikte sag onde oynadi, sen hatirliyor musun? Ben hatirlamiyorum. Nihat ve Hilbert buldu, onlari gorduk ama Holosko'yu gormedik. Ondan yapamadigi seyler istendi, haliyle yapamadi. Bence Holosko ayni Nihat gibi dogru sansi henuz bulamadi...

Hilbert konusundaki fikirlerine katiliyorum.

Izninle birsey sormak istiyorum. Nobre'ye sag forvet gorevi versek ama defansif manada; cunku rakibin solbeki hucumda oldukca etkili diye dusunelim. Sence Nobre bu gorevi ne kadar yerine getirebilir? Nobre'de gavurlarin stamina dedigi sey var, yani mekik dokur en azindan yorulana, tahminen 60 - 70 arasi, kadar bu isi yapar, kavgacilik var, bire bir savunma yapmayi da biliyor diyebiliriz. Tabii hiz eksigi var ama bunu akliyla kapatabilir (mi)!

Cartalete dedi ki...

Holosko hiç istikrarlı bir şekilde sağda oynatılmadı haklısın.
Çoğunlukla soldaydı, maç içinde ara ara sağa geçti.

Nobre ile alakalı soruna bir caps vereyim. Şampiyon olduğumuz sene Oftaş maçı. Denizli'nin yine "rastgele" oynayan bir düzeni ve yampiri takım savunması. Nobre Bobo ile çift santrafor bu maç. Bak bir pozisyonda doğan sağbek boşluğunu kim dolduruyor;
http://2.bp.blogspot.com/_dMoj7O7E6sM/TAJG4i9bGWI/AAAAAAAAAqQ/xQxV6ek0ffE/s1600/nobresagbek1.jpg