Morâl, Morálka, Moral...

Önce milli maç vardı akşam üzeri. Bu sistemi en oynayanlardan biri olmamıza rağmen, 4-4-2'yle yolumuzun çok uzun olamayacağını görüyorduk daha maçın başlarında... Ciddi bir organizasyon sıkıntısı vardı. Rakibin hatları arasına girerek, alan savunmasıyla oyunu bozma işini Kazakistan bile yapabiliyorsa, uzun vaadede bir B Planı'na ihtiyaç vardır artık. Maçın en güzel 3 olayını sayarsam: Birincisi; kesinlike Hamit'in adama Erman Kuzu kitlenmesi yaşatacak volesiydi. İkicincisi; Nihat'ın güvenini geri getirmesi adına önemli gördüğüm, çok da kolay olmayan, fakat yeteneğiyle kolaya çevirerek attığı golüydü. Üçüncüsü ise; ilk yarısıyla en azından zaman geçirterek, bizi iftara bir adım daha yaklaştırmasıydı...

4-4-2'nin son durumunu ve Hiddink'in Türkiye adına rakibi çözme, müdahale yetilerini test edeceğimiz maç, Belçika karşılaşması olacaktır. Yavaş yavaş Pekin 2008 olimpik takımını, A Milli 11'ine devretmeye başlayan Belçika; isim isim bakıldığı zaman, daha öne çıkan taraf oluyor aslında. Biz 3 tane gönderdiğimizde başarı kabul ettiğimiz yerde, adamların neredeyse ilk 18'i üst liglerde oynuyor. Ancak onlar da hala organizasyon sorununu aşamamış. Ortada tam olarak bir takım yok; Hazard'ı, Dembele'si bireysel çabalarla sonuç arıyorlar... Ama sırf bu bireysel çabalar bile, işi sıkıntıya götürebilir...
Milli maç sonrası gözler Quaresma'ya dönecekti elbet Beşiktaşlılar için...Ama ondan önce, Vittek ve Sestak'ın sakat oluşuyla 11'de şans bulan Holosko da vardı. Weiss-Holosko-Stoch düzeniyle, ilk yarıyı orta forvette geçirdi Holosko. Biraz takımla da alakalı olarak, yokları oynadı... İkinci yarıya girerken Wiess, oğlunu çıkarıp Jendrisek'i oyuna alarak; sorunu Holosko'da değil, "etrafında" görüyordu. Sonuç olarak, uzatmalarda Hamsik'in pasıyla golünü bulmuş Filipcan... İkinci yarıyı pek izleyemedim, malum Quaresma'nın maçı başlamıştı. Ancak tıpkı Nihat gibi O'na da, "özgüven" aşılaması olacaktır bu gol. Hatta Holosko'nun golü önem açısından da çok daha değerli tabii.. 2-0'ı 3-0 yapmak başka, 0-0'ı 1-0 üstelik, 90+1'de yapmak başka... Yetenek olarak Beşiktaş'ın en ideal sağ forvetidir kendisi. Bu moralin dönüşünde, hala arayışta olunan sağ forvet bölgesinde; bu kez Holosko başlasın Ankaragücü maçında, bir görelim...

Ve Quaresma... Bu futboluna karşılık olarak, Portekiz'in 4-4 berabere kalması hiç iyi olmadı aslında. Dünya Kupası'nda iki ortasahanın arkasına bir de "önstoper" Pepe'yi ekleyen Portekiz, bu kez o seçeneğini hücumsam anlamda Danny ile kullanmış, epey denge bozmuştu... Rakip de öyle "gel 5 at, senin canın sağolsun.." diyecek bir takım değildi açıkcası, Kıbrıs Rum Kesimi bir Andorra falan değil kesinlike... Ortasaha dengesini bozmadan oynasalar; Quaresma Almedia Nani üçlüsü elbet gol bulacaktı zaten. Danny fazlalıktı...
Neyse Quaresma'ya dönelim. Galiba Portekizli spiker de aynısını söylemiş; söz konusunu Portekiz Milli Takımı olunca, Quaresma Ronaldo'dan bile daha etkili olabiliyor. Dün gece yine öyleydi; hemen her pozisyonun sebebi, ayağına aldığı her topta tehlike çanıydı rakibi için... Maç 4-3 giderken, efsane bir gol atmak üzereydi ki; Belçika'ya attığı trivela kadar namlı olabilirdi... Ortasahadan "kafa tokuştura tokuştura" gittiği pozisyon... Sonra bir trivela denedi, kucağa gitti. Bunlardan biri gol olsa, rakibin iyice gardı düşecekti, olmadı... 4-4'ten sonra, 90+4 gibiyken dakikalar; yine topla buluştu ve maç boyunca yaptığı gibi yine kolayca adam eksilti ve yerde kaldı, son fotoğrafta görüldüğü üzere... 90 dakika sahada kaldı, son ana kadar golü kovaladı, takımın itici gücü oldu, yakalanan son fırsat olan frikiğin de sebebiydi. Zaten Portekizliler de, top Quaresma'ya her ulaştığında "beklenti içinde olduklarını" gösterircesine çığlıklar yükselttiler... Bunları yapan bir insanın, bir kaç gün sonra uçağa binip, İstanbul'a döneceğini ve Beşiktaş forması giyeceğini bilmek muhtemeş bir duygu. Ama bir o kadar da ürkütücü... Malum; "göz pası silen" sporcuların ömrü, söz konusu Beşiktaş olunca pek uzun sürmüyor... Hangi branşta olursa olsun.

6 yorum:

alioner dedi ki...

bizim çoçuklar oynamadi rize maçinda sirf onlar için izledim..anladigim kadriyla rizenin yukselme şanlari var. bu arada 2.02 lik çoçuk biraz ham ustune gidilirse iyi olabilir.işik var yani

Cartalete dedi ki...

3-0'lık maçı mı diyorsun? O banttandı zaten başkan, Erkan daha transfer olmadan yani :) Ben de denk geldim o maça. Rize'nin stadı çok güzel olmuş bu arada, kutu gibi..

11 Eylül'de Denizli-Rize maçı var 19'da. Muhtemelen TRT yayınlar, 2. ligin derbisi gibi birşey. İkisi de iddialı takım.

alioner dedi ki...

evet o maçi diyorum bilmıodum vala ..stad nevis ama inşalah 11 eylulde bizim çoçuklar oynar bu arada clement di galiba biriaz ustune bir şey katsin oynar ama ham..

Cartalete dedi ki...

Clement, bu sene gelişimini yapsın, arada Rize çıksın. Bir de Süper Lig'te bir sezon oynasın, sonra anlaşma gereği Beşiktaş, 2. yılın sonunda 650 bin dolarla sahip olabiliyor.

Düşünülmese bile, alınıp tekrar kiralanabilir, ya da satılabilir. Gün geçtikçe değer katabilecek bir oyuncu.

kartalist dedi ki...

Google translate yardımıyla Portekiz gazetelerini okumaya çalışıyorum şu an itibariyle.Quaresma'yı beğenen çok ama şahsi şovunu yapıyor diyenlerde çok.Ronaldo ile Quaresma aynı ipte oynamaz diyenler de var ve bence haklılar.

Birde biz adama Q7 lakabını taktık hemen.Halbuki onun Portekizdeki lakabı Mustang miş.Bu herifin arabalarla bir ilişkisi var ya anlayamadım henüz.

Cartalete dedi ki...

Şu "şahsi oynuyor" muhabbeti bizim ülkede de başladı. Yahu, adının Ricardo oluşu kadar apaçık bir gerçek bu: Quaresma'nın kendi başına bir taktiğinin, stilinin olması.

Zaten yeteneklerini, takım oyunuyla birleştiren bir adam olabilseydi; şuan Messi'nin ters kanadında oynuyor olurdu...