Grileşen Formalar: Beşiktaş 3 – Mersin İ.Y. 0

Gençlerin günü dedik ama çıkan 11; 29 yaş ortalamasıyla bu senenin en yaşlı 11’i olabilir… Çoğu da uzun süredir maç temposundan uzak kalmış isimlerdi. Bununla beraber yağışla ağırlaşan zemin, zamanla direnç kazanan rakibe baskı yapma zorunluluğu, gerekli gollerin geliş süresini yükseltebilirdi.

Yükseldi de, 3 golle biten maçın açılışı 100. dakikada oldu. Fakat Beşiktaş pozisyon bulmakta zorlandı da mı, bu goller gecikti? Hayır… Özellikle beklerin olağan üstü çabasıyla, Beşiktaş gerekli pozisyonları buldu, topu içeri atamadı. Bunda, Beşiktaşlı oyuncuların üzerindeki “kazanamama” baskısı etken olabilir. İki golle maçı bitiren Bobo, maç 0-0 giderken daha rahat gol yapacağı pozisyonlar yakalamıştı mesela…

Evet, bugün bekler tek kelimeyle muazzamdı. Bir takımın bekleri, hücum anlamında ancak bu kadar katkı yapabilirdi kapasitesine oranla. İsmail, ne denli bir potansiyel olduğunu bir kez daha hatırlattı. Hilbert’le ise, bir kez daha sağbek piyangosunun farkına vardık. Genel olarak 120 dakika futbol oynamaya çalışan, mücadelesini veren, Schuster’in sene başında aşılamaya çalıştığı duyguya cevap verip; “golden sonra durmayan” bir takımın içinde, en çok grileşen forma beklerindi…Bir de Guti vardı tabii… 117. dakikada, yerde kalmasına ve maç boyunca bitap düşmesine rağmen, hemen kalkıp stopere pres yapan Guti… Ya biri O'na "Mersin buraların Valencia'sıdır" demiş, ya da bu adam hakikaten büyük insan... Az önce bahsettiğimiz beklerin güzel oyununda, en büyük pay sahibi kendisiydi. Boşa çıktıklarında genelde topla buluştular ve o toplar %90 oranında Guti’den gitti. Dirençsiz bir ortasahanın içinde olduğu için, topsuz oyunda da geçmişe oranla daha büyük efor sarf etmesi gerekiyordu, 120 dakika o konuda da elinden geleni yaptı. Kimine göre hem Quaresma, hem de Guti “yatmaya geldik!” demişlerdi imza atarken, ama zamanla görülüyor ki; her ikisi de “ispat” için burayı seçmişler…

Yusuf, 4-3-1-2’nin soliçinde yer alıyordu, yani ortasahada… Bu gelecek için hem Yusuf, hem de Beşiktaş adına bir tehlike olabilir. Sonu Delgado’ya benzeyebilir… Bugün rakibin standardı belliydi, yeterince direnç koyamadı ortasahada. Defansif zaaf bir kenara, dönen topları alamayan bir ortasahanın hücuma da katkısı yoktur, isterse her biri top cambazı olsun… Nitekim; Necip ve Onur takıma dahil olduğunda görüldü ki; ortasahadaki “direncin” asıl hedef noktası hücum yapmaktır… Guti ve Ernst-Necip-Onur’dan ikisi ile kurulacak bir ortasaha 3’lüsü, özellikle İnönü maçları için idealdir. Onur, bugün topun dolaşmasında Guti’ye epeyce yardımda bulundu. Asisti de gayet şıktı…Ersan, yine zor bir ortasahanın arkasında oynamasına rağmen, tıpkı İBB maçında olduğu gibi hiç sırıtmadı, hatta gayet iyi gözüktü. Özelikle ön baskıyla ortasahada karşıladığı toplar, hızlı dönüşleri, ikili mücadelelerden galip çıkması, her iki ayağıyla topu oyuna “doğru” sokma çabası, 81. dakikadaki frikikte; kendisini topun başına çeken özgüveni ile mutlaka daha fazla süre alması gerektiğini kanıtladı. Hele de Schuster’in oyun yapısında…

Fatih sıçrama yeteneğinden pek bir şey kaybetmemiş, bugün yakalanan ilk fırsatta bunu gösterdi. Daha doğru kurgulanmış bir takımda, kesinlikle iş yapacaktır. O izlenimi veriyor… Bobo’nun yokluğunda orta forvet oynayacak insanın, sırtı dönük aldığı topu 10 metre geriye atacak cinsten biri olmayacağını bilmek sevindirici… Ayrıca Quaresma’nın trivelaları artık daha fazla cevap bulacak gibi. Holosko’nun da Plazen’e attığı muazzam gol başına bela oldu. O gün bugün, kendisini %95 oranında solda görüyoruz…

Maçın hiçbir noktasında telaş yapmadım diyebilirim... Bir gol sonrası kolayca 3’e, 5’e gideceği belliydi, doğaldı. “Eh be kardeşim, alt tarafı Mersin maçı amma konuştun!” da diyebilirsiniz. Ama ben, 120 dakika maçın içinde olan, formasını çamurla grileştiren bu takımı sevdim. Özellikle Necip ve Onur sonrasındaki kısmı... Asıl mesele budur; iştahı kaybetmemek lazım. Teknik olarak elbet hatalar vardır, çıkan 11’de olduğu gibi… Ancak takımın oynama arzusu, teknik detayların önüne geçiyor çoğu zaman. Zamanla hallolur, Schuster’e güveniyoruz diyorsak, bu kuru bir cümle olmamalı…

22 yorum:

Adsız dedi ki...

Ersanı bildiğim kadarıyla ortasaha yayını biraz geçince oldukça iyi şutlar çıkarıyor uzaktan.Genelde sert ve hızlı vuruyor.Frikikte farklı birşey denedi galiba normalde oldkça iyi şut konusunda.Fizik olarakda bence toramandan da zapodan da daha iyi durumda hem de daha hızlı.
İsmail bugün mükemmele yakın oynadı.Bu şekilde oynarsa formayı vermez.Geçen gün İsmailde olmadığını söylediğim kazanma arzusu bugün onda yeteri kadar vardı.
Onur bence biraz daha alışmalı takıma.Şu an maç içinde ara ara bocalıyor.Bu da tamamen biraz daha güven kazanmasıyla alakalı bence.Necip benim için şu an avrupadaki en iyi 10 wonderkid den biridir.Türkiyedeki oyun zekası en yüksek yerli ortasahadır bence.
Hilbert sağ bekte oldukça iyi.Ben bu yüzden Rıdvanın ilerde kullanılabileceğini düşünüyorum.Rıdvanda sağbek fiziğinin olmadığını düşünüyorlar.Fakat tekniğiekniği ve hızı oldukça iyi.Onu Quaresmanın ters kanadında kullanabiliriz bence.Hem adam eksiltir hem de bekinin kademesine girerek gutinin daha az yorulmasını sağlayabilir.(Necip ve guti içte oynadığı zaman mesela Necip q7 nin yerine bek kademesine girer fakat gutinin yerine rıdvan geri gelir )Hem bu şekilde kapılan toplarla çok daha hızlı çıkarız hem de q7 ve guti ileride olacağından çok daha gole yakın ataklar olur.

albayrak dedi ki...

------------- Cenk ----------------

--Hilbert--Sivok--Ersan------İbo---

--------------Aurelio--------------

-----------Ernst----Guti-----------

--Fatih------------------------Q7--

--------------Bobo-----------------

Ersan'ın topla olan haşır neşirliğini, Hilbert'in koca sağ kanadı tek başına omuzlaşını gördükten sonra kafamdaki 11 tamamen yukarıdaki gibi kesinleşti.
Hilbert'in sürekli bindiren tavrı ve Ernst'in sağda ona yardımcı olması Fatih'in kısmen 2. forvet gibi hücumda yer almasına imkan verecektir. Solda da Q7'nin forvet yerine orta saha özellikli bir kanat oyuncusu olması Fatih'in sağda yer almasının sıkıntılarını minimize edecek diye düşünüyorum. Ancak BJK'nin en büyük sıkıntısı, bu 3 hücum oyuncusunu + Gutiyi yedekleyecek kapasitede (bu oyun anlayışı için konuşuyorum) bir oyuncunun dahi olmamasıdır. Sağbekte Ekrem veya Rıdvana, solda İso'ya, stoperde Zapo veya Tora, önliberoda Necipe veya Onura (tabii ki hepsinin birden aynı anda kadroda olmaması kaydıyla)görev verseniz dahi oyun kalitesinde cok farklılık olmaz bana göre. Ancak bu 4 oyuncu Bobo, Fatih, Q7, Gutinin birinin dahi oynamaması oyun kalitesini belirgin şekilde aşağıya cekiyor. Şubat ayına kadar 3 kulvarda da mücadele edeceği bugün kesinleşen BJK'ta 2 tanesi 30 yaşını aşmıs bu oyuncuların bu yükü kaldırmasının imkanı zaten yok. O yüzden BJK'ın şampiyonluk sansını hemen hemen görmüyorum. Fakat Schuster'in yapacağı akıllı rotasyon, bu ilk 11'i Avrupa maçlarında fit durumda sürmeye imkan verirse de Avrupa Şampiyonluğunu dahi hayal olarak görmüyorum...

Adsız dedi ki...

Hafta içi blogunuzu severek ve ilgiyle okuduğumu yazıp teşekkür etmiştim..Bu sefer kupa maçı vesilesiyle takım hakkındaki genel düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.

Maç değerlendirmenizin son cümlesinde bıraktığınız yerden devam edelim."Schuster’e güveniyoruz diyorsak, bu kuru bir cümle olmamalı..."Bence anahtar fikir, yola çıkış noktamız da bu olmalı...Bu güveni daha önce Del Bosque ve özellikle Luce için de hissetmiştim..Belli bir futbol felsefesi olan, günübirlik başarılardan öte bir sistem, bir takım kurmayı ,inşa etmeyi hedef alan teknik adamdı her ikisi de ve bunu da bilir bilmez herkese ispat ettirler, gözlerine soktular deyiş yerindeyse...İnşa etmek deyimini bilerek seçtim...Çünkü inşa etmek belli bir planlamayı, çalışmayı, zamanla ilerlemeyi ,bir şeyi mükemmelleştirmeyi içerir...Akıl, zaman, sabır ve emek gerektirir...Öyle sağdan soldan toplanmış malzemeyle ,bir anda vucud bulmaz...

Schuster'e de bu gözle ve güvenle baktım geldiği günden beri ve bu sefer belki de bu son sanşın, başarıya ulaşmasını çok istiyorum.Böyle bir hedefin,ufkun bu yönetimde olmadığının farkında olarak üstelik...İşte onun için anlık, senelik başarıya ,olursa sevinecek, olmassa da yerinmeyecek bir ruh halindeyim.Yeter ki geleceğe yönelik bir hedef, ufuk açık tutulsun...

Guti nin imza törenine gittiğim gün, yanımdaki tecrübeli abime büyük bir fırsat kaçırdı yönetim demiştim...O coşku içinde biraz garipsemişti sözlerimi...Kısaca şunu söylemiştim ..Bu törende Başkan trübünlere dönüp söyle diyebilirdi/diyebilmeliydi." arkadaşlar bir uzun bir yola çıkıyoruz, böyle bir yıldızı alarak anlık başarılar peşinde değiliz,zaten bu gerçekçi değil..Başarı zaman,kararlılık, sabır gerektirir...Bu sene istediğimizi elde edemeyebiliriz ama hepinizin zor günlerde desteğini bekliyorum...Biz yeni bir takım inşa ediyoruz ve bu zaman alacak..."İşte o fırsatı,taraftarı bu yönde düşünmeye teşvik edecek/ikna edecek fırsatı o gün kaçırmışlardı...

Konuya dönersek;Bence Schuster de böyle bir futbol aklının temsilcilerinden...Bilmiş yorumcular ne derse desin ,inandığı,doğru bildiği anlayışı takıma aşılamaya çalışan, sabırla yeni bir takım, zihniyet inşa etmeye çalışan biri...Geldiği günden beri de arada tereddüd etse de bundan geri dönmedi...önemli olan bu yolda devam etmesi ve destek görmesi...Çünkü yapmaya çalıştığı iş sandığımızdan da zor..Bu tıkız futbol dünyamızın buna sabrı, aklı yeter mi doğrusu emin de değilim...

Adsız dedi ki...

üstteki yorumun devamıdır...

Çok söylendi,yazıldı schuster İspanya dan etkilenmiş ve orada egemen olan oyunu oturtmaya çabalıyor ve bence en zor,çetrefil ama en affili olanı hedefliyor...Zor çünkü bu oyunun görebildiğim kadarıyla dizilişi de aşan bir ön şartı var...Topa sahip olmak...Her şey bunun üzerine bina ediliyor...Mümkün olduğunca topa sahip olmak isteği ,oyuncuların yakın olmasını, pas açılarında sıralanmasını şart koşuyor...Bunun için de oyunun boyunu kısaltmanız, o kockoca sahada kaybolmamanız gerekli...Mimumum pas hatası istiyor...Bu kadar yakın oynamak top kayıplarında savunma cephesinde problem yaratma potonsiyeli taşıyor tabii...İşte onun çözümü de topu kaybettiğiniz yerde yardımlaşmalı pres...Bu, topu kapamasanız da size 3-5 saniye kazandırıyor ki ,bu da takımın yerleşmesini sağlıyor...aksi halde her topta haldır haldır 50 metre kale önüne koşmak mümkün değil zira..işte bu anlayış kimi futbolcu tiplerini zorunlu kılıyor bence...Mutlaka topla ülsiyeti olan stoperler istiyor...Geriden pasla çıkmayı gerektiriyor...Orta saha oyuncularından pres altında top saklama,yardımlaşma,sürekli topu boş alana aktarabilme yeteneği bekliyor...Mutlaka çizgiye inenbilen bekler şart koşuyor...Ve belki de daha da önemlisi takım halinde bir birinin yerini alabilmeyi -biz de deplase deniyor ya- zorluyor...pek çok ek koşulla birlikte bunları ne kadar hatasız,hızlı ve sürekli yapabilirseniz o kadar başarılı oluyorsunuz..Yazması kolay uygulaması çok ama zor çok şeyler bunlar..Tek tek oyunculara hele bir takıma belletilmesi çok daha zor...Böyle oynayan Barca nın 6-7 oyuncusunun altyapıdan gelmesi bunun için önemli işte..Tek tek oyuncu olarak üstün yeteneklerinden daha fazlasını katıyor takıma...

(bu arada bir yanlış anlamaya kurban gitmemek için belirteyim..Futbolda tek bir mükemmel sistem olduğunu düşünenlerden değilim..farklı malzemelerle farklı yemekler yapılabilir...Yeter ki bir sistem ortaya koyun ve onu tutarlılıkla sahaya yansıtın..".Kaos futbolu "oynamayın yani...Bütün malzemeyi gelişigüzel tencereye atıp, karıştırmayın..)

Sanırım fazla uzadı yazı, kafanızı ütülemekten korkarım...onun için burada kesiyorum..eğer sıkılmassanız mevzuyu Beşiktaş üzerinden tartışmayı sürdürebilirim...saygılar..Siyah-Beyaz Ölüm yaşam

Cartalete dedi ki...

Hiç sıkılmadım, devamı gelseydi keşke :)

Özellikle "topun kaybedildiği yere pres" konusu önemli. Maç yazısında değinmeyi unuttum, bu sistemin ana ögelerinden bir tanesidir aslında bu. Takım olarak geri koşmaktansa, topun olduğu yere pres, pas yollarını tıkama yolu...

Bu maçta rakip de biraz dirençsiz olduğu için, bu konuda da geçmişe oranla daha iyiydi takım. Özellikle İsmail Köybaşı'nın, bu şekilde kazanıp devam ettirdiği bir çok atak var. Tabi ki, bu sistemin her eyleminde olduğu gibi, bu durumun da zor yanları var. Presten kurtulan rakip oldukça tehlikeli olabilir. İşte burada, stoperlerin ve ters taraftaki bekin hızlıca kademeye girmesi önemli. Ersan bu konuda ümit verdi...

Aslında takım içi ve takım altı (a2) arayışlar sürüyor. Zamanla bu sisteme uyumlular, daha uyumlu hale gelecek; uyumsuzlar "uyumlularla" değişecek. Schuster'i alıyorsanı 1 yıllık plan yapamazsınız zaten.
Tabi şans yaver giderse, bu ligte hem yüz değiştirip, hem de şampiyon olmak o kadar da zor iş değil.

Cartalete dedi ki...

albayrak ;

Yazdığın 11, mevcut kadronun en ideal 11'lerinden biri. Yalnız İsmail'de ısrarcı olmak lazım, bugün 120 dakika 80 metrede oynadı resmen. Önünde Quaresma'nın olduğu ve bol bol çizgiye kaçan bir İsmail, yeterince dert olabilir rakiplerin başına.

Tekke uzak forvet oynayabilir gerçekten. Maçına göre o seçim esneklik kazanabilir. Necip girer, Guti öne geçer; baklavamsı bir hal alınır. Ya da, Hilbert'in önünde geri dönüşleri olan daha bir kanat özellikli oyuncu konulur...

İlk yorumda bulan arkadaşımız "Rıdvan" demiş mesela. Sakatlıktan sonra, tekrar topu hatırlaması için öncelikle önkanat bölgesinde yer alabilir. Bek çok zor bölge oynanan yeni sistemde. Yavaş yavaş ısıtmak gerekebilir...
Mesela 4-2-3-1 gibi bir hal alacak sistemde, sağda rahatlıkla oynayabilir Rıdvan.

ederlezi12 dedi ki...

İsmail Köybaşı ne derece yetenekli , geleceği olan bir sol bek olduğunu hatırlattığı için mutluyum .

'' İsmail'in defansı kötü yaeee '' diyenler maçı izledikten sonra bu cümleyi daha az kullanacaklarının farkına varırlar umarım . İkinci gol sanırım oynadığımız sistemde her zaman görebileceğimiz bir gol türü ve bu oyun planında kesinlikle sol bekte İsmail yer almalıdır .

Maçın iki en önemli yıldızı Guti ve İsmaildir. Guti'nin senin de bahsettiğin gibi özverisi , profesyonelliği göz yaşartıcı . Böyle usta bir adamın yağmurda , soğukta Mersin maçında böyle oynaması gecenin müthiş olaylarından biri . Tabata'ya bakınca da bazen gözlerim yaşaracak gibi oluyor ama neyse : ))

Onur ve Necip'li orta sahayı ve Onur'un asisti görünmeye değerdi. Ersan kesinlikle 11 de düşünülmesi gerekir. En fazla Toraman'ın yapacağı hataları o da yapar .

bora dedi ki...

Muhammet Demir -> http://www.milliyet.com.tr/bursa-istemedi-fener-kapiyor/spor/sondakika/29.10.2010/1307572/default.htm

lakerda dedi ki...

Hep bu sistemde topu iyi oyuna sokan stoper gerekir geyiği var ya. Rijkaard'dan yadigar kalan, Beşiktaş için de söylenen bir şey bu.
Ben bu konunun çok önemli olduğunu düşünmüyorum,temel sorun kesinlikle bu değil.

Hamleli stoper gerekiyor bize. Kadroda baktığımızda zapo,ferrari bu özelliklere yeteri kadar sahip değil. Zapo oldukça narin, ferrari ise Hakan Arıkan gibi saçmalama potansiyeline sahip, müdahelelerde geç kalabiliyor, sakatlığı engel oluyor, sırf tecrübeyle kotarıyor.İbrahim Toraman'ın sıkça oynamasını hamleli,agresif olmasına bağlıyorum. Fakat fiziği yeterli olmadığından ve sıkça oyunda daldığı için istenileni veremiyor.

Ersan gördüğüm kadarıyla bu açığı kapatabilecek bir oyuncu. Güçlü, savaşçı bir stoper ve sol ayağına güvenilir. Daha çok oynaması gerekiyor.

Adsız dedi ki...

Mac yazilarini okurken, Feyyaz Ucarin basligini "Kanatsiz Kartal" gorunce gercekten cok sasirdim. Yazinin iceriginde de Ismail ve Hilbertin nitelik ve nicelik olarak yetersizliginden bahsetmis. Hakikaten sasirtici. Ben de kesin olarak Cartaleteye katiliyorum bu mac icin, cok harika bek performansi aldik. Tam zit yorumu Feyyazdan gormek (ki genel olarak maclari baska bi tarafiyla izledigini dusunmem), ilginc geldi. paylasmak istedim :)

Cartalete dedi ki...

Allah Allah? Ben de şaşırdım şimdi Kral Feyyaz'ın bu görüşüne. Haydi "kanatsız Kartal" manasıyla, ön tarafta kanat oyuncusu kullanılmamasına dem vurmuş diyeceğim de; beklerin yetersizliğinden bahsetmesi ilginç. Hele ki, bugüne kadar verdikleri en iyi performans sonrası...

Lakerda;

Katılıyorum. Daha önce bir yazıda bahsetmişsim "Erhan'ın duruşu, ben savunmacıyım diyor..." Aslında bu cümleyle genel bir tanı koymak istemiştim. Hem fiziki yapı olarak, hem de yaptığı net müdahalelerle. Villareal maçında rakibe bir girişi vardı, topun sesi geldi kameraya...

Bora;

Alsınlar abi, arkasından çok ağlamam (pek izlemesem de). Ofansif olarak yetenek çok çıkıyor bu ülkede. Zamanında İlhan Parlak, Ali Öztürk falan vardı mesela...

Ama bizim Okay Yokuşlu çok farklı bir yetenek, onu kaçırmayalım yeter :)

Ederlezi12;

Galiba, bizden önce İsmail ne denli bir potansiyel olduğunu hatırladı. Bunda geçtiğimiz günlerde "Gelecek vaadeden 100 genç" listesinde varoluşu etkilemiş olabilir. "Harbi lan ne oluyor bana?" diye sormuş olabilir kendine :)

bora dedi ki...

Cartalete,

Eren Albayrak sorun degil de Muhammet Demir bir uc forvet olarak onemli bir oyuncu. Dedigin gibi bu ulkeden forvet cikiyor ama en onde bir sikinti var, Fatih'in yasini da goz onune alirsak bence fena bir alternatif olmazdi...

Orta sahada sadece Fink'in yerine degil, bir de ekstra olarak o bolgede topla iliskileri iyi, penetre edebilen, kosu yapabilen, sut atabilen, final pasi verebilecek bir oyuncuya ihtiyac var. Birinci tercih orta saha oyuncularimizin yasini dusununce bence yetenekli her oyuncuya Schuster sans verecektir. Okay Yokuslu bu isi yapabiliyorsa bence hemen transfer edilmelidir. TR'den birileri bulunamiyorsa Fink'in yerine Almanya'dan bir gurbetci de bakilabilir.

Bu arada Hiddink'in Orhan Gulle'yi milli takima cagiracagi soyleniyor...

Bir de tartisma acayim :)

Ismail ve Q7 iyi bir ikili olabilir mi ya da soruyu soyle soralim Q7 Ismail'e Messi'nin Alves'e actigi alani acabilir mi? :)

Cartalete dedi ki...

Hiddink'in İngiltere'deki genç oyuncuları da yokladığı söyleniyor. Gökhan Töre, Jem Paul Karacan gibi..
Bir sonraki adım için, yatırım yapılacak oyuncuları tespit ediyor. Orhan Gülle de onlardan biri sanırım... Bugünden A Milli olması zor ama gelecekteki plan dahilinde belli ki.
Ayrıca Mehmet Ekici Türkiye'yi seçmiş galiba.


Soruna gelecek olursak; bence kesinlikle Quaresma İsmail'in yolunu açabilir. Bu iki oyuncu da sürekli öne oynayan, topun kaybedildiği yerde basan oyuncular. Yani sol stoper ve sol iç de önemli burada... Ersan ve Necip de, bu ikilinin istediği gibi at koşturması adına önemli çabaları olabilir.

Adsız dedi ki...

cartalate sıkılmadıysanız devam edeyim..

Dün kendimce tanımladığım sistemi Beşiktaş yönünden gözden geçirmek istiyorum ama biliyorum ki bu, her futbolseverin içine kaçmış amatör teknik drektörlük virüsüne mağlup olmak aslında...Yine de mağdem kendi aramızda sohbet ediyoruz bunun zararı yok sanırım...Bu huyu, mevcut teknik adamlar için "bu adam da hoca mı yaaa.." noktasına getirmedikçe bulmaca çözmek gibi fikir jimlastiği sayılabilir.yeter ki, hayatında futbol sahasını boylamasına kat etmemiş seyircinin ,oyuncu 40 metre nokta pas atamayaınca dellenip gamatayı basması gibi patolojik bir hal almasın..Her neyse sisteme dönersek, kanımca çok göze batmasa da , savunma bu oyun şeklinde çok ama çok kritik işlevler yükleniyor...Çünkü dün kü yazıda dediğim gibi dar alanda oynayabilmek için stoperlerin orta sahaya ayağının değmesi gerekiyor..Bu kimilerinin sandığı gibi bir tercih değil sistemin dayattığı bir zorunluluk...İşte şu meşhur ofsayt taktiği meselisi de buradan kaynaklanıyor...Beklerin de en az birini çıkartığınızda iki bilemedin üç kişi santrada yakalanıveriyor...Hele rakip forvetler de zıpkınsa işiniz zorlaşıyor...İşte onun için akıllıca uygulanan ofsayt taktiği tabii ki riskli ama başka çare yok...Gülü seven ofsaytsız yapamaz...Ayrıca en arkada iki ya da üç kişi kalmanız tersinden bakaılınca ofsayt taktiği için de avantaj sağlıyor...Birbirine yakın duran, uyumlu iki stopere de futbolu ayaklarından çok beyinleriyle oynamak düşüyor..Bu da çok fizikli, kale gibi stoperler yerine oyun bilgisi ve sezgisi kuvvetli adamları gerektiriyor...Bu sistemde stoper olmanın zorluğu bununla da bitmiyor...Stoperler oyunu kurmakla da görevlendriliyor işte onun için eskiden kazma diye aşağılanan o mevki oyuncularından teknik kapasite bekleniyor....Pique Türkiye de oynasa stoper mi oynatılır on numara mı sorusu yeterince açıklayıcı sanırım..(Hep Barca örneğini vermek absürd ve sıkıcı gelebilir ama açıklayıcı olması bakımından bunu yapmayı seçiyorum..)Böyle bakınca schuster in sene başında Ferrari nin satılmasını istediği yönündeki haberler de yerine oturuyor...Eldeki stoperlerimize bakınca bu özelliklere en yakın adam Sivok tu kuşkusuz ama o bile tam adamı değil bu işin sanki...Zapo ve İbrahimse tüm iyi niyetlerine karşı bu yükü kaldırmaları zor gibi geliyor bana..Ersan oyun kurma tarafında bana çok ümit verdi ama oyun bilgisi ve sezgileri bu seviyede mi henüz o test edilmedi bence..umarım bunu başaşır ve büyük bir gediğimizi kapatır...Biraz da nostalji yapalım ;bana sorarsanız bu sistemin ideal stoperi Zago olurdu...Transfer teklif etsek kabul eder mi acaba?????

Şaka bir yana lafı sündürdüm yine ,diğer mevkilerin değerlendirmesi gelecek yazıya kaldı.sağlıcakla kalın
siyah beyaz ölüm yaşam

Cartalete dedi ki...

Dediğin gibi; bu gibi değerlendirmeler "futbol muhabbeti" sınırlarında kalınca gayet zevklidir. Ancak bunu "yahu bu adam niye oynar" gibi bir kanıksamaya vardıran çıkınca, işte böyle tribün yuhalamaları çıkıyor. Tamam, playstationda bile pas yerine gitmeyince, sanal adama saydıran bir milletiz. Ancak herkes kendi doğrusunu tribünde açıkça beyan ederse, sahada yuhalanmayan oyuncu kalmaz. Sahadaki adamın işine karışılmadıkça, böyle muhabbetlerin zararı yoktur.

Yeri gelmişken değineyim dedim :)

Savunma konusuna gelecek olursak. Bütün analizlere katılıyorum. Barcelona'nın Milito'yu bırakacağı söyleniyor. Aslında devre arasında böyle bir transfer, takımı çok değiştirebilirdi. Hem felsefeye uygun, hem ayağı iyi...

EnisteKolaKoy dedi ki...

mustafa, 15. dakikada 2 stoperin de topa sahip olan adama koşup, diğer oyuncuyu boşa çıkardığı pozisyonu hatırlıyor musun? adam pas atsa karşı karşıya kalacaktı herif. o pozisyona çok sinirlendim. bu adamlar hiç birbirleriyle konuşmazlar mı?

Cartalete dedi ki...

Hatırladım evet. Bir pozisyon daha oldu; Ersan tek kaldı, ofsayt taktiğini yedirdi. Yoksa sıkıntı vardı.
Ama ilk yarıdaki takım ikiye bölünmüştü resmen ortasahasızlıktan. Defans - Fink - Hücumcular şeklinde. Hem dikkate almak, hem de çok ölçü almamak lazım.
Şu Zapo - Ersan ikilisini, daha doğru bir ortasahanın arkasında ve iyi bir rakiba karşı oynuyorken görmek gerek.

Adsız dedi ki...

Dediğine tamamen katılıyorum ,devre arası yabancı kontenjanını boşaltabilsek-ki bence biraz sor-
Milito çok yerinde olur tabii...Ayrıca dediğin gibi ben de Zapo -Ersan ikilisini iyi bir rakibe karşı test edilmesini, Ersan a her halukarda daha fazla şans verilmesini istiyorum...

bora dedi ki...

1. 'Hocam sistemi değiştirelim' -> http://fanatik.ekolay.net/Hocam-sistemi-degistirelim_3_Detail_33_200264.htm

Bir de bundan once Rustu'nun yakinmasi vardi, dogru olabilir mi?

2. Bu Querasma - bek isbirliginden cok emin degilim acikcasi. Q7 sanki biraz tek basina oynar gibi hareket ediyor. Ismail'le beraber oynuyorken biraz daha onu oyuna sokmanin yolunu bulmali ki bu kadar insani basina topluyorken yapmamasi icin bir sebep yok. Ismail'in bir bek olarak su anda en buyuk artisi stamina ve top kesme/kullanma becerisi. Aksi takdirde Ismail'in defolari daha cok goze batmaya basliyor.

Ozetle daha iyi calismasi lazim diyorum.

Adsız dedi ki...

İsmail konusunda quaresmadan çok gutinin katkısı olur bence.MİY maçında 2. goldeki gibi koşular yaparsa asist sayısında ciddi bir artış olabilir.

Adsız dedi ki...

Bu arada sezer bugün 11 de çıkmış rizede.Üstelik altay deplasmanında.Ama trt bu seferde maçı vermiyor.

Cartalete dedi ki...

Sorma uyuz oldum o duruma ben de. Altay - Rize maçı dururken, çok yanlış bir tercih yapmış TRT.