Testudo Taktiği

Bir Perşembe’den öteki Perşembe’ya kadar oynanmış 3. maç ve alınan 4-1’lik galibiyet… Üstelik son 7 maçında sadece 1 gol yemiş, ligin sağlam takımlarından Manisa’ya karşı. Her ne kadar Ege’nin Patrick Vieira’sından (İncedemir) yoksun olsalar da, yine de çok değerli bir skor. Asıl ilginç olanı ise, Beşiktaş’ın aktif dinlenmeyi sık sık yaparak bu skoru elde etmiş olması… Hemen hemen hiç önde baskı yapılmadı, genelde ortasahanın gerisinde agresif olundu; kapılan toplarda bireysel atılımlarla sonuç alındı…Tarihi-Savaş türündeki filmlerin müdavimlerine 'Testudo Taktiği' denince zihinlerinde hemen bu resim belirir… Kısaca şöyledir durum; tüm askerler, hiçbir boşluk vermemek suretle kalkanları kullanarak, mini bir kale oluştururlar. Arada kalkanlar arasından mızrak, ok sürprizi yaparlar ve ıskalamazlar. Diğerleri ise bariyerleri dövüp durur… Beşiktaş da; aslında ne 4-3-3, ne 4-5-1 oynuyor, direk bildiğiniz Testudo!

Ama işte, bu iş için öncelikle birlikte hareket eden bir takım olması gerekiyor; Beşiktaş da artık bunu yapıyor. Carlos, takriben Mersin maçından beridir bu işe çok kafa yoruyordu zaten. Zamanla 11 seçiminde de; hem dolaylı, hem de direk yoldan doğruyu bulmaya başladı. Simao’nun sakatlığıyla; hep dile getirdiğimiz kısaca “(Q7+Simao)-1” (tam doğru yazılmadı farkındayım) şeklinde olan formül hayata geçti. Trabzon, Maccabi, Ordu, Manisa periyodundan 12 puanla çıkılmasında bu formülün büyük payı var… Çünkü bu durumda Beşiktaş öncelikle takım oldu. Sonra da Quaresma’yı çizgi hapsinden kurtarıp, direk olarak skoru etkilemesini sağladı.

Testodo’nun içinden ilk mızrak da ondan geldi zaten, gerçi frikikten ama olsun. Ayağının içini, dışı gibi kullandı. Genelde tersi söylenir, ama öyle… Sonra da Pektemek farkı ikiye çıkardı, ama gol atarak değil; çok daha fazlasını yaparak… Hem yakılan “Pektemek nerede? ağıtlarının boşuna olmadığını, hem de Carlos’un kırk yılın başı Almeida’yı kesmesinde ne kadar haklı olduğunu kanıtladı… Amokachi’nin Trabzon’a attığı golü hatırladım hemen o anda… Zira, o gün bugündür Beşiktaş’ta böylesine akıcı giden forvet az gelmiştir. Topu sürüş, çekiş, vuruş her biri ayrı şahane…Bana göre 3 günde 2 kere maçın adamı olan Fernandes, kötü kullandığı korner sonrası bile bir şekilde asist yaptı… Ve yine aktif oyununu sürdürdü bu maçta da; özellikle son dakikalarda Almeida’ya attığı derin pas, Holosko’nun asistinde yaptığı koşu… Valencia Keşfi Fernandes olayı sürmekte. Holosko demişken, onun da Denizlispor maçını hatırladım birden; Ertuğrul Sağlam’lı zamanında yardırdığı dönemler… Hele şükür, üstündeki roketleme tuşunu hatırladı…

Quaresma tipik Serie A faulüyle sakatlandı… Şu “topa müdahale” olayını gıcığım, bizim hocalar adamla karışık girmeleri hesaba katmıyorlar. “Bu ne lan, adamın dizini eline vermişsin?” “E topa dokundum ama sonra…” “Hee, tamam geç o zaman.”. Resmen böyle bir durum var, nedir yahu bilardo mu bu? Neyse, maçtaki tek olumsuzluk oydu Beşiktaş adına. Dilerim İBB maçındaki dinlenme yeterli olacaktır… Fazla mı goygoylu bir yazı oldu, bilmiyorum. Ama umutlanmayı çok özlemişim…

30 yorum:

ceyhun dedi ki...

sadece maç özetini izlemiş biri olarak söylüyorum; duran toptan, rakibin duran topundan sonraki kontradan ve yine korner ile rakip sahaya yığılabildiğimiz bir pozisyondan gol bulabilen bir takım neden bu kadar mutlu ediyor bizi?

tamam artık sahada daha uyumlu daha komple bir takımız sanırım(?) ama her bölgesiyle geride duran bir takım hele ki bir büyük takım bunu da becersin bir zahmet. neden galatasaray'ın, fenerbahçe'nin rakiplerini yenerken baskı kurarak, rakibe gücünü kanıtlayarak oynadığı futbola gram benzemeyen bir beşiktaş bize zevk veriyor ki?

bu takım defans yapmayı öğrendi hücumu da öğrenecek çünkü takım olduk iddiası sebebiyle mi ki gayet mantıklı bence. ama hala futbol olarak çok geride bir takım değil miyiz? yine denizli dönemine dönüş yapmadık mı? günü kurtarma durumundan hala sıyrılamamışız gibi geliyor bana.

tekrar ediyorum, maçları izleyemiyorum son zamanlarda(bir iki maç ve özetler dışında) ama bir maçta iki golü de defanstan top yaparak rakip sahaya yığılıp attığımızı da pek göremedim(ordu maçındaki tek gol hariç)

bu sizin de canınızı sıkmıyor mu? carvalhal holosko'yla gol bulduruyor diye mi düzgün hoca oldu?

canım mı sıkkın benim.. :)

Cartalete dedi ki...

Bence de canın sıkkın :)

Bilinçli olarak 1 haftada 3. maç şerhini koyarak girdim söze. Ki maç öncesi de "puan kaybı kabulüm" dedim şahsen, 4 gol çıktı.

Takım hemen hemen aynı ortasahayla oynuyor, Ordu maçında gösterdi ki istediği zaman bahsettiğin ön baskıyı da kuruyor. Ama bu maçta öyle birşey fizik olarak mümkün değildi. O yüzden, daha dar alanda savunmayı yapmak gayet mantıklıydı.

ihsan dedi ki...

Bu takım zevk veriyor. Çünkü 11 oyuncu ile savunma yapmasını biliyor artık. Ve bulduğunda skor hanesine golünü yazıyor. Şaka maka ligin en çok gol atanı olduk. Gs Fener'e yaptığı ön alanda baskıyı, farklı sistem ve oyuncularla bize de yapmaya çalıştı bence. Ama hem stad etkisi hemde takımın dirayeti buna izin vermedi. "İyi takım" emaresidir bu. Kaldı ki Manisa ve Ordu kadro itibariyle en verimli takımları bu ligin.

Pektemek'ten formayı almaz sanırım artık Carvahal. Haddinden fazla haketti. Ki Almedia'ya haketmek noktasında Portekizli oluşunu geçemiyor.

Birde Holosko kafasıyla o şekilde topu önüne alırsa, bilinki goldür o pozisyon :)

ozan dedi ki...

ceyhun, ben maçı izledim, gol attığımız duran topta güzel bir atak geliştiriyorduk, veli o pozisyonda faulle durdurulmasa, kalenin önünde 2'ye 1 yakalıyorduk ve kaleci de çizgide kaldığı için muhtemelen golle sonuçlanacaktı pozisyon. ondan önce de benzer yerden yine faulle durdurulduk fernandes atamadı. sanıyorum maçın 25-30. dakikasına kadar bizim yaptığımız 1 tane bile faul yoktu, yani bana çok ilginç geldi bu durum, faul yapmamıza sebebiyet verecek bir durum yoktu ortada. manisa ise 10'a yakın faulle kesti sanırım atakları.

bunun yanında karşımızda şimdiye kadar 8 gol, son 7 maçta da sadece 1 gol yemiş bir rakip vardı, üzerimize hiç gelmediler, kendi yarı sahalarında beklediler bizi. hatta Manisa'yı üzerimize çekmek için sık sık sivok egemen rüştü paslaşması izledik.
böyle bir rakibe karşı golü duran toptan veya bireysel yetenekten bulmaya çalışmak çok abes değil, zaten dediğim gibi organize ataklar hep faulle kesildi...

son olarak bu manisa, fenerbahçe'yle 10 kişi kaldıktan sonra bulduğu golle berabere kaldı. fenerbahçe'nin, gs'nin çok maçını izlemedim ama izlediklerim arasında hiç boğucu pres görmedim, fenerbahçe'nin 1-0 kazandığı kayseri maçı var ki, ne ofansif ne defansif ortaya bir şey koymayan fener'in o maçı kazanması sanırım futbolun bir cilvesi.

delsolar dedi ki...

Pektemek oynasin artik, A.Avci`da Pektemek icin cok olumlu konustu, milli takim icin düsündügünü ve devamli oynamasini ümit ettigini dile getirmisti tvde.

Orkun dedi ki...

Son maçlarda orta 3lü ve ileri 3lü değişse de oynanan futbol değişmiyor. Hafta sonu Q7 yok ama bir şekilde gene kazanacığımızı düşünüyorum. Bu kazanma güvenini hissetmek uzun yıllardır beklediğimiz bir şeydi. Ancak aynı rahatlığı geri 4lü için hissetmiyorum. Ernst veya geri 4lüdeki herhangi bir eksiklik Testudomuzda açık vermemize sebep olur diye düşünüyorum. Sağlam bir Ersan ile Atınç, ikinci devre rotasyonda kullanılabilir ancak Hilbert ve İsmail için kadro yapısında alternatif yok malesef.

WiLdHoney dedi ki...

Bu takım, artık bu dönemecin en olgun noktasına ulaşmıştır benim gözümde. Zira istediğinde dinlenmeye çekilmeyi becermesi, istediğinde oyunu karşı kaleye yıkması, istediğinde topu çevirebilmesi gibi, ancak takım gibi takımların yapabileceği organizasyonları yapmaya başlamış.
Bu arada bu oyundaki 4 gol farkı Pektemek ve Fernandes farkıdır. Bu maça Almeida ile başlasaydık, gene kabız bir maç izleyecektik muhtemelen, kötü futbolcu değil ama ne bileyim tavırları hareketleri mutsuz bir insan profili çiziyor. Ayrıca Pektemek çok ama çok daha fazla hakediyor o formayı, ve gerek topla gerekse topsuz oyunda çok ama çok beğendim kendisini dün akşam.

Ahmet Usal dedi ki...

İyi bir sistem takımı olma yolunda gidiyoruz,Lucescu ve Denizli döneminde de böyleydi, bu dönemin farkı kadro çok kaliteli ve alternatifli.

Quaresma, Fernandes, Simao, Almedia, Pektemek vb.. yetenekli adamın bu kadar çok olduğu bir BJK kadrosu daha hatırlamıyorum, Gordon dönemi dahil... Hatta belki de ilk defa GS ve FB kadrolarından kaliteli

Takım her geçen gün üstüne ekleyerek gidiyor, italyan takımları gibi iyi alan kapatıyor, gerektiğinde ön alan presini de çok güzel yapabiliyor, oyuncular da kaliteli olduğu için ara ara güzel pas oyunları da oluyor.

Tarihin en kötü yönetimi ve şike arbedesi içinde böyle bir takıma ve hocaya sahip olmak lüks bile, Schustere sabredilmedi, olmadı, Carvahal bu lige ve bize daha iyi uydu, adam hırslı, mütevazi ve çalışkan, disiplini de sağladı, takımada bir oyun oturtmaya başladı, ne olacak bilemem ama her şey çok güzel olacak sanki, Avrupa Liginde bile...

Basar dedi ki...

Sevgili Ceyhun,

Bu takım haftada 3 maç yaparken, diğer renkliler 1 maç yapıyor! Bu yüzden insaf edelim. Her maç deli dana gibi baskı kuramayız. Ayrıca ne fenerin ne de GS'nin (fener maçı hariç) öyle ahım şahım baskı kurduğu bir maçı yok

"neden galatasaray'ın, fenerbahçe'nin rakiplerini yenerken baskı kurarak, rakibe gücünü kanıtlayarak oynadığı futbola gram benzemeyen bir beşiktaş bize zevk veriyor ki?"

Bu soruna iki cevap vereceğim. 1 bu takımların ne kadar baskılı oynadığını(!) bize karşı oynadıklarında gördük! 2 madem bu kadar baskınlar, neden ligin en çok gol atan takımı Beşiktaş?

Carvalhal, takımı takım yaptığı için, her oyuncuyu diri tuttuğu ve dengeli bir sistem oturttuğu için düzgün hoca oldu.

Buna ilaveten, kendini hazırla pazar günü lideriz ve çok büyük şanssızlıklar olmazsa sene sonunda şampiyonluğun 1 numaralı adayıyız.

helldoradotcom dedi ki...

Takimin bu halini de elestirirsek bence ayip etmis oluruz. Dun halisaha maci yaptim bugun ise gitmek icin yataktan levye ile kaldirdilar. Bu takim bu haftaki 3. ust duzey macina cikti. Tempo yapti mi? Hayir. Ama eskiden farki tempo yapamadigimiz maclarda bir gol yer, kalan zamanda cikarmaya calisirdik, simdi takim karamboller disinda cok zor gol yer oldu. Bu ligde gol yemeyince de bir sekilde atiyorsun. O yuzden STSL ozelinde cok baskili oyun falan gereksiz utopya. Bu lig neyi gerektiriyorsa onu oynatan hoca'ya saygi duymak gerekir. Schuster dunya takimi yapmaya kalkti, ona da eyvallah ettim oturup onyargisiz izledim fakat matematik gosterdi ki sistem oturana kadar puan farki kapanmaz bir hal alir. Bizim mali acidan da tek cikarimiz bu sistemdir. Bir sekilde yenilmeyeceksin ve her sene CL'e kalacaksin. Bu kadro yapisi ve taktikle bence ulasilabilir bir hedef bu. Carvalhal'i takdir ediyorum, hem bu kadar erken oyuncularinin ozelliklerini anlayabildigi, hem de ulke/medyaya yem olmadigi icin.. Oyuncu degisikliklerinde pasaport kayirmasi ise kadi kizinda da olur :))

ery dedi ki...

..arkadaşlar bi maaşallah diyelim yav...

aşırı korkuyorum şu aralar takıma nazar değecek diye.. :((

onkaplan dedi ki...

stada, kulüp binasına, tesislere filan kocaman birer nazarlık asmak lazım, ben bir beşiktaşlı olarak bu kadar iyiye gidişe alışık değilim, içten içe korkuyorum abuk subuk bir şeyler olacak diye.

hele geri 4'lü hiç rotasyona girmiyor, bu tempoyla adamlar telef olacaklar lig bittiğinde..

spor biliminde değişmez bir gerçek vardır, form grafiğini sabit tutamazsınız, bir yerde zirve yapar ve sonra inişe geçer; gerçi bu konuda koch'a güvenim tam ama bu aşırı yoğun fikstürle lig bitmeden düşüş başlamaz umarım...

box2boxMC dedi ki...

benim maçta en dikkatimi çeken durum Q7 nin maç boyu (ilk yarı) çok poztif olması ve her pozisyonda arkadaşlarını alkışlaması, kankası Almeida'yı kesen Pektemek'i golden sonra canı gönülden tebrik etmesiydi. Ayrıca 2 grup gibi gösterilen Portekizliler ve Alman+Slovak+Çek gruplarının tamamıyla birleşmiş olmasıydı. Bu da sanırım Carvalhal'ın başarısı. Carvalhal'i koşulsuz omuzlara almadan önce zorunluluktan uygulamaya konan (q7+simao)-1 taktiğinin simao ve q7 sakat değilken uygulanıp uygulanmayacağını beklemek.

tannhauser dedi ki...

abiler, ablalar. fernandes için sinsi sinsi, yandan yandan etmiş olduğum ve içimde patlattığım lafların hepsini afiyetle yiyorum. belki önyargıdan ama ordu maçında da pek beğenmemiştim ben. ama dün gece deliydi be. topla fazla sevişmeden oyuna akışkanlık kazandırmasını istemiştim sadece. adam savunma filan yapmaya başladı. kendisine tokat atan isaac'in uyarı bile almamasına şaşırmadım da elemanın karşılık vermemesi şoka soktu beni. kadro dışı kalmak yaramış iyisinden.

ernst'in posasından da bahsetmesin kimse yahu. ilk yarı necip oyunda geri dururken adam her şeyini verdi. kırktan sonra necip oyunun içine girdi de biraz rahatladı.

ismail'in çoynak (çorumca sakar) şutlarını kurban olsun alem :)

daha yazılır.

Bukan dedi ki...

Cenk 1988, Ersan 1987,Egemen 1982,İbrahim Toraman 1981, İsmail 1989 ,Sivok 1983, Hilbert 1984, Quresma 1983, Veli 1988 Ernst 1979, Necip 1991, Fernandes 1986,Simao 1979,Almeida 1984, Mustafa 1988, şu anda takımın yaş ortalamasına bakıldığında Rüştü Aurelio dışında bir çok oyuncunun genç olduğu göze alındığında takımın bozulmaması ve istikrarın sürmesi ile ve en fazla 1 2 transfer ve hoca ile yola devam edilmesi ile başarı gelecek gibi. Gordon döneminde 13 topçu ile sezon biterdi o zaman bu kadar yoğun trafik olmamasına rağmen istikrardı bizi başarıya götüren. Fenerbahçe'nin ligi sürklase etmesinin nedeni de bu idi kadronun hemen hemen oturması bilinmesi idi Galatasaray'ın da 4 sene şampiyon olduğu kadroyu da bugün herkes sayabilir. Ayrıca Mustafa sana zamanında en iyi Beşiktaş analizi yapan adam demiştim elimde olsa seni yönetime sokarım rakibi izle analiz et hocaya taktik ver :) Son olarak dün dakika 88 ve Beşiktaş gol için saldırıyordu bunu bile görmek insanın içini hoş ediyor.

BenYaptımOldu dedi ki...

Artık lamı cimi yok. kadro hayalimdeki gibi oynamaya başladı. Aslında hayalim şudur: 3-4-1-2 sistemini şöyle hayal edin siz de : 1- Kaleci- 2 tane uyumlu ve seri stoper- Önlerinde ilk topu alan ve aktaran Fernandes- Zıpkın gibi 2 Rwb-Lwb- Orta sahada blok olarak giden 2 Cm - yanlarında ya yaratıcı biri AMC ya da rakibin gücüne göre Bebe tarzı biri ve İlerde serbest Quaresma ve Pektemek.. Alın size futbol. Aldık dün !! :D ben Lucesculu takımdan beri rakibe bu kadar alan bırakmayan bir takım oyunu görmemiştim. Sahada teknik adamın istekleri doğrultusunda eksik olan şeyler yavaş yavaş gideriliyor. Ama en önemlisi birbirine inanan, güvenen ve dolayısıyla sahadaki açığını kapatan bir oyuncu grubu oluşmuş artık ve eğer bir takımda bu oluşmuşsa o takımı kolay kolay yenemezsiniz! Hadi gazı kesmeyeyim: Bence bu takım şu haliyle bile geçen sene Avrupa ligi finali oynamış Braga'dan kat kat üstündür!!! ...............
(boşlukları doldurmak size kalmış!! :) )

Ilyas dedi ki...

masallah, nazar deymesin, su anda isler iyi gidiyor. Ben CC'i artik sadece bir konuda elestiriyorum. O'da madem 80. dakikada 4:1 öndesin, niye Burak Kaplan veya baska bir genci oyuna sokmuyorsun. Maci kaybetmiyecegin belli, bu skordan sonra degilde hangi skordan sonra görecez bu gencleri. Biraz korkak davraniyor. Cocuklar yavas yavas zaman almasi lazim, aksi takdirde bikabilirler (cocuklar diyorum, gerci hemen hemen hepsi benden daha yasli :D ),
ne bileyim mesela bir Muhammed'in, yada bir Onur'un artik bir 18 kadroya alinmasi farz gibi, hele hele Onur'u cok özledim, okadar büyük umutlarla geldi, gören yok!

ceyhun dedi ki...

beşiktaş'ın son maçlarının çoğunda yorgunluk ve sıkışık maç programı sebebiyle kötü oyun veya puan kaybı ön kabül olmaya başladı. Peki yorgunluk bahanemiz olmadığı maçlarda çok mu iyiydik ki yorgun olacağımız maçlara böyle anlayışlı baktık? Ben öyle düşünmüyorum.

Gs-Fener örnekleri için şunu diyebilirim ki iyi veya kötü oynadıkları maçları söz konusu yapmasak bile çoğu hücum organizasyonları bizim duran toptan, rakibe çarpıp giren veya sadece quaresma-pektemek-simao kişisel becerisine dayalı gollerimizden çok daha organize...

Beşiktaş'ın şu anki durumu bir iyiye gidiş ve zamanla hücum anlamında da toparlayacaktır böyle devam eder ve quaresma takım olgusuna ket vurmazsa. Ama takım olduğundan fazlaymış gibi gösteriliyor sanki...

Cartalete dedi ki...

Eyvallah arkadaşlar, yorum alanı da en az maç kadar keyifli oldu. Eksik kalan parçalar tamamlandı, gözden kaçan artılara dikkat çekildi vesaire... Örneğin; box2boxMC'nin Quaresma'nın Pektemek'e sarılışından parantez açtığı takımdaşlık olayı... Hep derler, arkadaşlık başarıyı değil; başarı arkadaşlığı getirir diye. Takım başarılı olmaya başlayınca gruplaşma erimiş, herkes herkese saygı duyar hale gelmiş gibi görüyorum ben de.

ceyhun, insanlardaki mutluluk taşkınlığı skor ya da gollerin geliş şekli değil aslında. Takım maçını oynarken 5. dakikada "bir şekilde bu maçı alırız..." hissini uyandırıyor, tıpkı 100. yılda olduğu gibi. Sanırım memnuniyetin yegane sebebi bu.
Kaldı ki, bahsettiğin kadar organize dışı goller değil atılanlar. Mesela Ozan'ın da belirttiği üzere; ilk goldeki faul oluşumu takım oyunuydu. Fernandes getirdi, Veli koşu yaptı, topu aldı tam net pozisyona girecekti ki indirdiler.
Keza, Pektemek giderken uzak direğe koşu yapan 2 oyuncu vardı, bu da onun rakibe feyk yapma avantajı sağladı. 3. golde, kötü korner sonrası bile stoperler çıkmadı, iki pasta nefis bir orta geldi ve gol oldu. 4 golde, Holosko giderken 1 Manisalı dönerken, 2 Beşiktaşlı da desteğe geliyordu, üstelik onlardan biri düne kadar laubali diye eleştirdiğimiz Fernandes.

Hiç birşey rastlantı değil, takım bilinçli oynuyor. Çok mu abartıyoruz bilemem ama son dönemki Beşiktaşla arasında çok ciddi fark var bu takımın.

tearkan dedi ki...

maç için söyleyecek fazla bir şey bulamıyorum açıkcası. şu sıkışık dönemde bana göre daha fazlasını beklememek lazım. zorlu bir deplasmandan rahat bir galibiyet aldık. ben daha çok maç içerisinde takıldığım bir iki konuya değinmek istiyorum.

necip'in ikinci yarı takım kontraya kalkarken verdiği bir topuk pası var. manisa atağına dönüşen ve isaac ofsayt olmasa ikinci golü yiyeceğimiz pozisyon. böyle hatalar yapmaması lazım artık necip'in. topu taşıyamayınca topuk pası verip pozisyonu devam ettirmeye çalışmak yerine topu ve oyunu tutmak olmalı öncelik. skor zaten 3-1.

http://st8cp.castup.net/server12/636/790/79091612-115.mp4?ct=DE&rg=WE&aid=636&cu=2EA47F18-66C8-4174-9B4A-D79AE809B7BC&att=1

dördüncü golde holosko'nun kafa çalımı ve böyle deparları yapabildiğini hatırlaması güzel. benim asıl dikkatimi çeken lameida'nın attığı depar. sivok topu uzaklaştırırken altıpas çizgisinde. fernandes topa vururken hemen arkasında. o cüssedeki adamdan hava toplarında kısa kalması da, şu attığı depar da beklenesi değil bana göre. hızlı bir adam olduğunu biliyoruz da burada gözle de görmüş olmuk. hızlanması da hiç fena değil ayrıca.

erken konuşmuş olmayalım; ama fernandes de böyle devam ederse daha çok konuşturur. tam zamanında alçalan kornerlerine, frikiklerine alışmıştık da sol ayağıyla sivok'a verdiği pas saygılar dedirtti. fb, gs maçlarına rağmen onu kenarda tutan ve bu performansında ciddi katkısı olduğuna inandığım carlos'a da ayrıca saygılar.

arkadaşlık konusuna değinilmiş, q7'nin pektemek'e sarılması güzeldi de attığı golden sonra yaldır yaldır almeida'nın yanına koştu yine de. ben almeida'nın bu koşullar altında kolay kolay kesik yiyebileceğine ihtimal vermiyorum.

son olarak sene başında biraz şikayetçiydim; ama koch etkisi iyiden iyiye görülmeye başladı. takım çok diri. nazar değmesin dicem; ama q7 3-4 hafta yokmuş. demeye kalmadan değdi zaten.

alper dedi ki...

Sahanın en iyisi fernandesti ama yine de deli oldum kendisine.Maçtan önce o kadar bağırdık bir gel yanımıza bir selam ver yumruk şov yap.Yok uzaktan el sallama ile geçiştirdi.Hep böyle mi bu adam.
Pektemek in amokachivari yaldır yaldır kale arkasındaki biz beşiktaş taraftarına doğru koşması ve gol atması paha biçilemez.
4.golden sonra bile yumruklarını sıkan ve egemeni ikaz eden hilbert öl de öleyim.
Veli kavlak sahada olduğu gibi maç önü yumruk şova bile hızla depar atıp koşa koşa geldi.Durmak yok adamda.
İyi oynadık mı bence evet.Kazanacağımızı en baştan belli ettik.2 orandan kaçmaz demiştik.:))
Son olarak.Bir taraftarımızın sakalından dolayı Egemene atfettiği ve beni güldüren bir cümleyi payalaşyım.Bir kedim egemene feda olsun.

planck dedi ki...

Benim bu maçta en çok beğendiğim olay topu kaptırdıktan sonra takımın şok presi oldu. Topu kaptıran ve ona yakın 2-3 arkadaşı (Q7 dahil) hemen tepki verip top kimin ayağındaysa ona basıyolar veya önünü kapatıyor. Bunun sonucunda 3 alternatif gelişiyor:
1- Topa sahip olan rakip oyuncunun topu o kıskaçtan çıkarması ve rakibin hücuma geçmesi zaman alıyor, böylece bizim takımın geri kalanı geriye daha oturaklı bir şekilde yerleşiyorlar ve oyun direk set hücumuna dönüyor kontra yeme ihtimalimiz çok azalıyor.
2- Topa sahip olan rakip oyuncu çalıma girerse büyük ihtimalle topu kaptırıyor. Tam hücuma çıkmak üzere hareketlenen rakip takım oyuncuları yerlerini kaybetmiş durumda oluyorlar. Topu kazanan oyuncumuzun etrafında da hemen pas verebileceği arkadaşları oluyor ve böylece önemli bir hucüm avantajımız doğuyor.
3- Çoğunlukla gerçekleşen durumda rakip oyuncu dengesiz bir pas çıkartıyor ve toroman, ernst, necip gibi rebountçularımızın gözü bu toplarda olduğu için hemen topu kapıp ileri servis ediyorlar. Bu durumda da rakip takım dengesiz yakalanıyor ve ilerde basan 3 oyuncumuz olduğu için çok rahat pozisyon bulabiliyoruz veya faul alıyoruz.
Top kaptırıldığı anda yapılan şok presin kralını Barça yapıyor ve bu şekilde çok fazla gol pozisyonu giriyolar. Bu hem savunmayı rahatlatıyor hem de set hucümda yakalayamayacağımız hucüm avantajını ele geçirmiş oluyor. Takım bunu yaptıkça işimiz çok kolay olucaktır.

Cartalete dedi ki...

tearkan'ın bahsettiği Almeida deparını ben de hatırladım. Golün kokusunu alınca, 100 metreyi 10 saniyenin altında koştu garibim :)
Fiziğine rağmen hızı ilginç bir artı, başka artıları da yok değil. Ama eksilerle kapıştırdığımızda, ortaya ideal bir forvet çıkmıyor maalesef. Sorun bu.

planck,

Bahsettiğin konu çok önemli. Şöyle ki, geçen sene Konya maçından sonra direk bu konuyla alakalı geniş bir yazı yazmış ve bugünlerin hayalini kurmuştum. Bu pres özelliği, zincirleme olarak birçok olumlu şeyleri getiriyor beraberinde.

Bahsi geçen yazı: http://cartalete.blogspot.com/2010/11/pres-yapyorum-koru-beni.html

tannhauser dedi ki...

@planck&cartelete: bu güzel tablo içerisinde benim moralimi bozan tek bir etken var. hala ve ısrarla aynı presi biz gördüğümüzde soğukkanlı kalamıyoruz. baskı yediğimizde geriden top çıkarmak işkence haline geliyor. rakipler bu baskıyı belirli bir süre devam ettirebilirlerse disiplinden kopuyor ve gol yiyoruz. golü yemek de malum. valranga'dan başlamayalım yine. bir de bunun çözümü lazım. orta saha kökenli sivok'un buna da çözüm olması uzak ihtimal değil. ismail'in de son zamanlarda arta kalan hastalıklarından biri bu.

ha bir de sanırım karambol şanslarımızın hepsini kiev maçında 6-7 yıl süren pozisyonda harcadık sanırım. ondan belli sadece karambolden gol yiyoruz ve oluşan her karambol de gol oluyor. allah sonumuz hayretsin...

Cartalete dedi ki...

O baskıdan yırtmak için Carvalhal şöyle bir öneri sunmuş sanırım savunmaya; boş alan buldukça topla gidin. Sivok bile bamgümü bıraktı, topu evvela önüne alıyor artık. Rakip pas yollarını tıkasa da, topla çıkınca otomatikman presi etkisizleştiriyorsun. Ama bunun riskli tarafı da var tabi...

Bir diğer husus da normalde Fernandes'in eksisi gibi gözüken, ortasahada 2 kişi arasından çıkma inadı. Baskı yendiğinde, bu özelliği işe yarıyor. Mesela Maccabi maçında yine öyle 2 kişi arasından çıkıp, çok iyi bir pas atmıştı. Quaresma'nın soldan geldiği, 3e 1 yakalayıp Almeida'nın kafasıyla sonlanan pozisyon.

Bu maçta ara ara 'tek pasla çıkış' oyununu da gördük. Güzel üçgenler uygulandı. Bunun daha geri bölgede de yaparsak, bu baskı olayını atmada en ideal yol olur.
Ama işte, gerçekten sert bir pres olursa; ona Barça da tam olarak çözüm bulmuş değil.

Sivok'un ortasahaya geçişi durumunda, savunmaya çok yapışık denilen Aurelio bile aranır :) Denizli döneminden hatırlarsak, Sivok direk içine giriyordu yani savunmanın... Bu da iki bölgeyi birbirinden koparıyordu. Kalsın stoperde, iyidir.

Celal Abbas dedi ki...

Maç öncesi tahminimde arka arkaya maç oynamış beşiktaşın bu ortasaha ile manisa maçından hasarlı çıkacağı yönünde idi. kazansa bile 1-0 öne geçer sonrada skoru korur diye düşünüyordum. Manisa maçındaki performans kesinlikle muhteşem. Şimdi aynı çekinceleri İBB maçı için duyuyorum. Bakalım nasıl olacak.

planck dedi ki...

Tüm maç boyunca önde basan takımlara karşı hemen hemen tüm takımın ayağa tek pas yapabilme yeteneğinde olması gerekiyor. Ve herkesin gözü kapalı kimin nereye kaçacağını nereye pas vermesi gerektiği bilmesi gerekiyor. Tabi bu yol bize uzak. Önde basan takım büyük ihtimalle defansını ortasahaya yaklaştıracaktır, aksi halde defansıyla orta sahası arasındaki bölgede boşluk doğacaktır ki bu zaten üç pasta presi kırmak ve pos pozisyonuna girmek demektir, mantıksız yani. önde basan takıma karşı bizim tüm oyuncuların ayağa tek top yapamayacaklarını düşünürsek en iyi yol çalışılmış defansın arkasına uzun top atma taktiğidir. bunun için de scholes yada fernandez gibi bir adam lazım. ve işin garibi fernandez bizim takımda :) adam arkası dönükken sağ kanattaki adamın koşu yoluna pas atabilecek yetenekte. tabi bu topun atıcağından o arkadaşın da haberdar olması lazım. antremanlarda çalışılarak aşılabilecek bir durum bu bence kısacası. rakip takım da başarılı iki pastan sonra önde basmayı keser zaten :)

asvalttaicenler dedi ki...

Mustafa Pektemek'in golunde Amokachi'nin Trabzon'a attigi golden cok Pancu'nun Valecia'ya deplasmanda yardirisi geldi aklima :) 50 metre surup allah ne verdiyse vurmustu soluyla :)

Dun kontradan iki gol bulmamiz sahane oldu, en cok buna sevindim.. Sezon basindan beri one gectigimiz maclarda defalarca kontra sansini bulmamiza ragmen bir turlu golu atamiyorduk, ya son paslar yerine gitmiyor ya da son vuruslar cok acele yapiliyordu..

Dikkati cekmek istedigim nokta dun kontradan 2 gol bulduk fakat ilki Mustafa'nin tek basina yarattigi gol, ikincisi Turkiye'de belki en iyi kontra futbolcusu Holosko'nun yarattigi ve al da at dedigi gol ki Fernandes aslinda cok kotu vurus yapti orada..

Besiktas'in sok presleri cok etkili olmaya basladi, kadroda, Holosko, Pektemek, Q7, Veli gibi muthis kontraya cikan adamlar var ama sanki hala organizasyon eksikligi var..

Dunku mactan bir ornek verecek olursam Necip ve Holosko'nun kontra pozisyonunda savunma yerini almamisken rakip yari alanda 3 kere cok yakin bir mesafede enlemesine paslasmasi pozisyonu baslamadan bitirdi, o paslar yapilirken rakip yerini aldi, skor da 3-1 gibi bizleri "ulan acaba dedirten" bir andi..

Kontra uzerine biraz daha calisip organize bir sekilde cikabilirsek tutulmamiz cok zor olur..

Lucescu doneminde oyle bir kontraya cikiyorduk ki oyuncularin hepsi hareket halinde belirli noktalara kosuyordu, hatta maratonda bu konu baya ele alinmisti, oklarla efektif alana hizli cikislarimiz gosteriliyordu..

Bu sezonki kadro da kontra isini en az 100. yil kadrosu kadar yapabilecek yapiya ve karaktere sahip.. Oyun karakterimiz artik belli oldu, geriye sadece bu duzeni gelistirmek ve suslemek kaldi.. Devre arasi Almeida gitsin Bobo gelsin bir de "2008 model Ernst" geldimi tamadir :)

BJK4EVER dedi ki...

Ben top cikarma konusunda takimdan gayet memnunum. Sivok zaten bu yonuyle bilinen bir oyuncu, Egemen de S.Gunes sayesinde bu yonunu gecen seneden beri cok gelistirdi, sol ayakli olmasi da cabasi. Bu sistemi bozabilecek tek oyucu uzun top meraklisi Toraman, o da oynamiyor (stoperde en azindan). Besiktas bir capinda bir takimdan daha fazlasi da beklenmemeli, takimda Pique oynayacak degil ya......

Köfteci dedi ki...

Quaresma yine ne tesadüftür ki Noel'e ve aynı zamanda ligin devre arasına 3 hafta kala 3 haftalık talihsiz bir sakatlık yaşadı. Geçmiş olsun diyoruz tabi.