Ege’de Görülen Trequartista: Emre Güral

Totti’yi nasıl bilirsiniz? Kimileri için sıradan, şişirilmiş, Roma’nın bir an önce kurtulması gereken bir 10 numaradır belki… 2000’lerin biraz öncesini ve başlarını bilenler için ise ‘trequartista’nın sözlük tarifi... Yani; 10 numaradır olmasına ama Güney Amerikan değil, İtalyan usulü! Oyun zekası/görüşü, pas özelliği yine 10 numaradır ancak bununla sınırlı kalmaz; şut atar, gol bölgesine sızar, yeteneklerini direkt olarak tabela değiştirmek için de kullanır… Kendisinden bu apoleti devraldığı Roberto Baggio gibi… Torino'daki yoldaşı, Azzurri'de kendi gölgesinde bıraktığı Del Piero gibi… Hatta Signori, Gianfranco Zola gibi…
Romalı ısrarla "No Totti, No Party!!!" demesine rağmen Luis Enrique, “artık Roma, Totti’siz oynamaya alışmalı” konusunda ısrarcı kalmıştı, ki 'hiç kalamadı' sonra zaten. Olmaz, öyle hemen kolay vedalaşılmaz... Çünkü trequartista’ya bir kez alışan, hemen bırakamaz. Tıpkı Fenerbahçe’nin de Alex’siz oynamaya kolay alışamayacağı gibi. Birkaç maç onsuz 4-3-3’e “böyle daha güzelmiş” denildi, kupa finaliyle tekrar başa sarıldı; “Alex başka…”

Özellikle Türkiye ligi için de çok önemlidir böyle bir oyuncuyu yakalamak. Bakılırsa şampiyonluğa ulaşan, ya da oynayan takımlarda mutlaka bu tip bir oyuncu vardır. Beşiktaş’ta “orta saha-forvet” bağlantısını sağlayacak, aynı zamanda skora katkı yapacak oyuncu modeline en son Tümer’le sahip olundu. Delgado, Beşiktaş’a geldi geleli çıktığı maçların %30’unda o bölgede oynatılmıştır en fazla, hepsinde de etkili olmuştur. Denizli, onu merkez orta saha yaparak günden güne gözden düşürmüş; Tello’yu trequartista bölgesine çekerek aynı oranda onu yüceltmiştir… Tello, bir trequartista değildir ama biraz oyun zekası, çok iyi şut yeteneğiyle o bölgeyi, takımı şampiyon yapacak kadar doldurmuştur.

Sonrası boşluk… O tip bir oyuncu hiç gelmedi. Beşiktaş’a olduğu kadar ülkeye de gelmedi aslında. Beşiktaş da, milli takım da “zorlama 4-3-3’lere” yöneldi bir müddet. 4-2-3-1 bir süreliğine rafa kalktı. Oynayanların elinde Alex’i, Batalla’sı, Jaja’sı vardı zaten; yerli olanı yoktu. Buna namzet bir oyuncu da yoktu derken, Ege’de bir trequartista adayı görüldü nihayet: Emre Güral.

Bank Asya’da sistem bellidir; savunma sağlam durur, yakaladığı topu uzun oynar, sonrasına bakılır… Emre gibi bir oyuncunun parlaması için çok elverişli bir lig olmasa da, parladı. Asistleriyle, güzel golleriyle epey öne çıktı. Kısa özet görüntülerde bile Buca’nın ‘farklı’ gözüken üç oyuncusundan biriydi; Salih Uçan ve Mehmet İncebacak’la birlikte…

Ancak onun kalitesini tam olarak kavradığım ve beni yazmaya iten maçlarını A2 Milli'de oynadı diyebiliriz. Emre gerçek bir trequartista’ydı… Oyun görüşü çok açıktı mesela… Şöyle ki; “şut atacak!” diye beklerken, daha uygun pozisyona doğru koşu yapan bir oyuncuyu fark eder ve topu onun önüne bırakır. “Şut atacak!” diyen bizler, orada boş bir adam olduğunu ancak onun attığı pasla anlarız… Ve Emre, bunu çok sakinlikle ve her iki ayağıyla da yapabiliyor.

“Şut atacak!” beklentisine şutla cevap verdiği zamanlarda ise, bilhassa sol ayağından çıktıysa; mutlaka hedefi zorlayacaktır. Çünkü zeki bir oyuncudur Emre… Önünü boşaltmadan, vücut dengesini sağlamadan o şutu atmaz. İki örnek vereyim: Tavşanlı’ya  attığı 2. golü buradan izleyin (48. sn’den itibaren). Emre, nadir görülen bir vuruş yapıyor orada. Eğer sol ayağıyla şutunu atarken vücudunu da öne doğru atmasaydı; o top çatının üstünden yola giderdi… Ama vücudunu da, sol ayağını tabiri caizse ‘raket gibi’ kullanabilmek için; müthiş bir dengeyle öne atınca, top da bir raketten çıkmış gibi dümdüz istikamete gitti… Bir de Toulon Festivali'nde Mısır’a attığı gol var; şuradan izleyebileceğiniz üzere. İlk bakışta kolay bir gol… Ama biz ne oyuncular gördük; denge sağlanmandan zorlama şutlarla dağa taşa vurup o ‘kolay’ pozisyonu, ‘ya aslında o kadar da kolay değildi’ dedirten… Emre orada topa vurmadan önce, sol ayağıyla birlikte vücudunu da yatırıyor. Aksi taktirde o top kaleyi zorlayacak kadar köşeye değil, top toplayıcıya küfür ettirecek kadar arkada görülen araziye kaçardı.

Tabi bunları yapabilmek için yetenek kadar fiziğe de ihtiyaç var. Emre'nin, Alman ekolünden gelme olduğu için o konuda da sıkıntısı yok. Çok güçlü bir oyuncudur… Zaten twitter’daki profil kısmına Almanların klasik futbol felsefesini yazmış: “Antrenmanlarda ne kadar çok terlersen, maçlarda o kadar az kanarsın…” Emre, bir Türk oyuncuda nadir görülecek “kalite karmasına” sahiptir özetle: fizik, güç, denge, oyun zekası ve yetenek…

Totti… Bazı zamanlar istenmeyen adam oldu, bazı zamanlar kurtarıcı, büyük oyuncu! Misal Capello’nun 3-5-2’sinde Roma şampiyon olurken; Batistuta – Delvecchio ve genelde sonradan girip 3’ü 5 yapan Montella’yı bolca golle buluşturdu ve 13 gol de kendisi attı… Zeman’la aslında Serie A için çok genç bir oyuncuyken; 97-99 arasında 4-3-3’ün sol forvet bölgesinde yer alarak, iki sezonda toplam 30 gol attı… Böyle oyuncuları teknik direktörün oyun anlayışı yüceltir, onlar da takımını… Velhasıl, Emre gelecekte çılgın önliberoların, cengaver stoperlerin yıldızlaşacağı bir takıma mı yoksa;  Totti ve benzerleri gibi trequartista’ların yüceleceği bir sistemin içersine mi transfer olacak? Gelişimi adına en kritik soru budur...

Totti diyip durduk… Sanılmasın ki Emre için “Totti gibi” diyorum, sadece “Totti modeli” diyebiliriz. Aklınızda örnek teşkil etmesi babında… Yoksa koca İtalya bir Totti’yi bulamadı hala, biz nereden bulalım? Ama çok iyi bir aday, hatta benim izlediğim yerli oyuncular arasında tek aday… Gerisi artık biraz sabır, şans ve hoca anlamında gerçek bir ‘eğitmen’ meselesi…


8 yorum:

Aykut Özman dedi ki...

27 mayıs pazar akşamı post ekrana düşünce salih dursun ile üzülüyor, kayserispor'un scout sisteminden övgüyle söz ediyorduk, daha sonra kulüp tarafından KAP'a yapılan açıklamada buradaki bir isim ile açıklamadaki isim isim örtüşüyordu ama salih kayseri ile anlaşmıştı, peki ya kimdi o zaman o? meğer bizim trequartistaymış =) bence şu ana kadar 4 te 4 gidiyoruz (aman nazar değmesin), isim yok ama eminim ki her maçta farklı farklı cisimlerini, yeteneklerini göreceğiz (bkz veli kavlak), şimdi sıra helvayı yapacak, kendi oyuncusunun arkasından küfretmeyecek, alemin menejeri ile enseye şaplak atmayacak bir adamda, adam olsun, hakkaniyetli olsun, adil olsun yeter, sevgiler, saygılar..

Unknown dedi ki...

emre güral ile ilgili yazdıklarını okuduktan sonra bu transfer haberini görünce çok sevindim. mustafa diyorsa vardır bildiği iyi transferdir dedim :) bu yeni postu da okuyunca umudum iyice arttı.

dediğin gibi en önemli kısıma geldik. hoca tercihimiz çok etkili oluak. umarım o bahsettiğin "eğitmen" tarzda hocayı buluruz.

ceyhun dedi ki...

bu oyuncularla en iyi çalışacak hoca mehmet özdilek'tir bence. aybaba'yı bir türlü sevemedim. en çok onun adı geçiyor. ters köşe yapsalar ya keşke...

delSolar dedi ki...

a2 takimindan hic transfer yapilmayacak galiba. Kendi genclerimiz ne olacak?
Kesinlikle Sifo en uygun aday ama nedense adi bile gecmiyor.

Cartalete dedi ki...

Altınsay'ın şöyle bir planlaması vardı; A2 takımını da her an hazır şekilde oluşturup, 35-40 oyunculuk bir havuz yaratmak. Bazıları kiralık da gidebilir. Özellikle Serie A takımları da bu yolu seçiyor mesela.

Bugün Emre'nin maçı var. 21'de Eurosport 2.

planck dedi ki...

Bucalıların transferlerinin yattığı söyleniyor, bilgin var mı?

Cartalete dedi ki...

Bilmem, borsaya düştüğüne göre demek ki yattı cidden

Muhtemelen daha yüksek para veren çıkmıştır. Emre iyi olurdu, üzüldüm.

pascal dedi ki...

bucadan 3 oyuncuya el attık, 3ü de karavana.itibar kaybediyoruz ama sağlık olsun.hele bi sezon başlasın da gerisi Allah kerim