Lazım Şeyler: Olcay ve Emre Özkan


Her zamanki bol ketçap, mayonezli galibiyet makarnasını (canınız çeksin de şu saatte atıştıran bir ben olmayayım) götürürken, aklıma maçtan bazı sahneler düştü. Evvela gol… “Koşuyu ödüllendirme” diye bir olay vardır, orada Olcay’ın yaptığı şey oydu. Topu oraya kadar getirip, verdikten sonra “durmayan” Hilbert’i ödüllendirdi…

Güzel bir sahneydi. Zaten o sahnelerden her maçta 7-8 adet sunan takım, bazı şeyleri aşmış demektir. Papila sürecine kadar işleyen 100. yıl takımı öyleydi mesela, hatta sonrasında da öyleydi. Diyarbakır maçında Sergen’in sayılmayan bir golünü hatırladım. O maçta acilen gol aranmasına rağmen top bir kere bile şişirilmemişti. Israrla ayağa oynanmış, gol de nefis bir üçgen sonrası gelmişti; haksızca iptal olmuştu. Sergen’in kaleci üzerinden bırakışı muazzamdı, hatırlayan not düşsün yorum alanına… Dertleşelim…

Olcay’ın asistten önce Niang’a attığı bir pas vardı aslında, minareden düşen topu müthiş önüne indirmiş, hatta topun oraya düşeceğini tahmin etmişti. Güzel adam… Aslında herkes koşu anlamında Olcay olsa, bu gollerden çok yaşanacak. Keza yine aynı Olcay’ın büyük maçlarda silinmesi de aynı sebepten. Olcay “al, ver, vur” adamı… Etrafında futbol zekasına sahip, sürekli koşu yapan, hızlı oynayan hücumcular ister; bulamayınca silinir. Bu hafta sonu da Fenerbahçe karşısında rakip kaleyi tek düşünen adam o olursa, yine silik kalır. Ama umuyorum bu kez olmayacaktır…

Emre Özkan’ın futbolculuğundan bahsetmeyeceğim. Kale arkasında “çabuk oyna lan” babında bir çıkışı oldu rakip kaleciye. Benim hoşuma gitti… Oyuna girer girmez de sert daldı bir pozisyonda. Uğur Kavuk’un yaptığı gibi lokal anestezi değildi tabi, topla karışık sert dalış; Gattuso’msu…

Böyle rahatsız adamlar lazım takımda. İlk 11’in 11’i de böyle olmaz, ama 3-4 tane lazım… Öyle olsaydı, bu kadar puan gitmezdi mesela. Takım sinmezdi çünkü kolay kolay. Bir omuzdu, yerden müdahaleyle adamı uçurmaydı derken; tribün de hareketlenirdi takım da. Zaten tipten de İtalyanlara benziyor… Emre’ye 11 yolu açılsın demiyorum ama takım kurarken buna da dikkat etmek lazım sanki. Metin – Ali Feyyaz’ın Takoz Recep’i;  İlhan – Sergen – Pancu’nun Tayfur’u, Yasin’i, Zago’su vardı; unutmamak gerek…

33 yorum:

absolutely dedi ki...

Son cümlene katılmakla beraber ben Emre Özkan'ın o "ateşleyici, isyan eden" tipte bir kişiliğe sahip olduğunu düşünmüyorum. Bu sezon oynadığı maçlarda oyun içinde pek bir sakin göründü bana. Yani sahaya koyduğu karakter olarak Takoz Recep, Zago gibi isimlerle kıyaslanabilecek biri olarak göremiyorum kendisini. Yanılıyor da olabilirim tabii.

Bana göre şu an takımda o karaktere ve gaza sahip oyuncular Hilbert ve Toraman. Ama dediğin doğu en az 3-4 tane lazım. Aksi halde "fazla" azınlık kaldıklarından diğerlerine ayak uydurabiliyor onlar da.

Cartalete dedi ki...

Haklısın, önceki maçlarda öyle bir intiba bırakmadı ama -alt yapıdaki hallerini bilen de biri olarak- bence Emre öyle bir oyuncu. En başta aidiyet sorunu yaşadığı için pek ortaya çıkmamış olabilir.

Tabi bahsi geçen örnek isimler kadar değil. Ki zaten mesele Emre değil, senin de bahsettiğin konu, asıl anlatmak istediğim detay.

ihsan dedi ki...

Bence tam başlığa uygun bir video var. http://www.youtube.com/watch?v=54Q6CiPWdMo
Olcay'ın sempatikliğe bittim. Emre de ara gazı veren eleman modunda zaten :)
-Olcay neden beğenilmez, Beşiktaşlıların ondan beklentisi nedir bilemiyorum. Bana kalırsa sadece Beşiktaş'ın değil milli takımında as oyuncularından olması gerek.

The Eagle Abroad dedi ki...

Umarim Samet hoca bu sefer -affina siginarak yazayim- takimin basiyla gotuyle oynamaz. Toramani stopere cekip ortaya ozzie'yi alicam diye mesela. Ozzie gelecekse, ferdiyle beraber gelsin, toramanda yanlarinda kalsin iste. Geriye kalan yerler belli zaten. Niang birazcik kendine gelsin hani su yakaladigini atan leblebi golcu tarzina burunsun yeter. Emreye gelince bence ilk 11 oyuncusu olana kadar tedirgin sonrasi olursa da senin dedigin tarz bir oyuncu olacaktir. Insallah ileride kendine bakar zaten yasi gecmeye yakin, kaybolup gitmez...

ELpiiiRe dedi ki...

Bahsettiğiniz karaktere McGregor yakın bir isim ama o da kaleci olduğundan daha doğrusu takım kötü giderken o direnci koyamadığından çok fazla ateşleyici bir güç olamıyor, yine işler kalıyor bizim hırçın çocuk Toraman'a :) Ateşleyici adamlara bayılıyorum, aklıma Euro 2008 de golü yedikten sonra Tuncay'ın gelip arkadaşlarını kaldırışı geliyor. Sırf o karakterinden dolayı bile Tuncay'a hep saygı duymuşumdur.

ihsan dedi ki...

Abi başlıkla alakasız olacak ama hafta içi Muhammet'in yine göz aldığı paf maçında Karabük'ü rahat geçmişiz. 4 golün sahibi Recep Akkemik'i ismen duyuyordum ama nasıl bir tarzı var bilemiyorum. Bilgin varsa özkaynak yazılarına birini ekler misin ?
Maçın özeti: http://www.youtube.com/watch?v=f3YaE5wnNgo

gundelikci dedi ki...

sahadaki duruma isyan eden oyuncular maçların ve uzun maraton olan ligin kazanılmasında, futbolcu kalitesinden dahi daha önemli bence. sahada oynanan oyun elbette taktik ve futbolcu kalitesiyle alakalı ama psikolojik üstünlük veya en azından psikolojik olarak ezilmemek sahada kazananı belirliyor çoğu zaman. nefret etsem bile gs'de melo becerilerinden çok bu yönüyle fark yaratıyor, keza senelerce en ölü zamanlarında zirve mücadelesi vern fb'nin lugano'su takımlara "winner" kimlik kazandıran ve sahada takımı adına olumsuz olup bitenlere isyan eden karakterler. ortak özellikleri de takım taraftarları bayılırken, diğer taraftarların nefret etmesi, gerçi bizim toraman'ı taraftarımızın yarısından çoğu da sevmiyor ya neyse.
yalnız pascal konusunda katılamıyorum zira o isyan ettiğinde karşı takımı sindirebiliyordu ama bizim takımı ayağa kaldıramadan çoktan atılmış oluyordu=) ama zago'yu sayabiliriz gibi, ciddi manada gaddar ve sahada racon keser vari haraketleriyle takımı sahiplenirdi. toraman'a ihtiyacın bir diğer sebebi ise sahada kiralık niang'ı ve de hem alışma hem de eleştiri sıkıntısı çeken mcgregor'u saymazsak şampiyonluk görmüş tek isim (holosko'yu fazla sevimli olduğu için, sivok'u da fazla profesyönel olduğu için eledim). sahadaki on birimiz çok genç olmasa dahi, dananın kuyruğunun kopacağı maçlardaki gerilimi kaldırmak için çok tecrübesiz, samet aybaba'nın da sayılabilecek yanlışları dışında son dakika beraberliklerimizin asıl sebebi de bu bence.

yilmaz dedi ki...

Bu blog olmasa bizim taraftarın futbuldan hiç anlamayacagini düşüneceğim. Sezon başından beri su olcay için yapılan yorumlar artik komedi sınırlarını aştı. Ptt 1. Ligde oynayamaz diyenler mi dersin, forma numarasına kafayı takanlar mi dersin. Hakkaten garip bir taraftarımız var bizim. Adam gol atıyor, asist yapıyor, her maç en az 3-4 pozisyona giriyor ya da arkadaslarina pozisyon hazırlıyor. Bu kadar verimli oynayan oyuncu besiktasta pancu dan sonra hatirlamiyorum ben. Ama gel gör ki taraftar ciddi anlamda bu adamdan futbol katili diye bahsediyor.

Övünç dedi ki...

Olcay istikrarsız olduğu için beğenilmiyor bence.

Trabzon maçıyla başlayan karşı karşıya kaçırılan goller sebebiyle Beşiktaş'a en çok puan kaybettiren adamlardan biri . Yeri geliyor Karabük maçındaki gibi acayip goller atıyor yeri geliyor kaleciyle karşı karşıya top ayaklarına dolanıyor ne yapacağını bilemiyor .Attığı gollerden çok daha kolaylarını atamıyor ve bu atamadıkları puan kayıplarından ötürü çok göze batıyor.

Emre'ye yapılan çok bariz haksızlık.Menajerini mi sevmiyorlar nedir bilemiyorum ama ne Uğur Boral'dan ne de Gökhan Süzen'den hiç bir eksiği yok.Üstüne bir de Özkaynak olan bir adam. Ali Kuçik gibi 1.lig topçusu adamı bile sahiplenen taraftarın Emre'yle bir bağ kuramamasını anlayamıyorum gerçekten.Hele ilk Gökhan Süzen transfer denemesindeki ortaya atılış biçimi bu sezonki menajer ahbap-çavuş ilişkileri içinde en fazla midemi bulandıranların başında geliyor.

Niang toparlanana kadar zaten sezon bitecek ama toparlandığında Olcay ile müthiş bir uyum olabilir dedğin gibi.

Bize Fransız Zencisi lazım.Fizik gücü yüksek , oyun bilgisi iyi ve hareketli bir adam.Gerçi FB'nin verdiği paralara bakarsak Sow ve Niang için biraz zor görünüyor o iş :) .

oguzk dedi ki...

Rahatsız adamlar zaten kısa süre oynayıp bizim efsanemiz olan adamlar oluyor.İlhan bizde çok kısa süre oynadı ama ben sanki 96da gelmiş 2004 te bırakmış gibi hissediyorum.Özgüven denilen şeyin birsürü örneğini gösteriyor bu takım.Sen gidip kendi sahanda McGregora homurdanırsan - ki hala çok iyi kaleci diye düşünüyorum- verim alamazsın.Geçen sene ki Holosko örneği var gözümüzün önünde.Topa vururken bile "ya kusura bakmayın vurmuş bulundum" mahcupluguna girerdi.Bu sene tavana vuruyor,sorumluluk alıyor. Aslında birçok şeyi homurdanmak alıp götürüyor bizden.Futbolcu psikolojisi başlı başlına tez konusu aslında.

herstreamingmind dedi ki...

Emre ve Erkan'ın beraber oynadığı bir maç vardı (kupa maçı). Takımı hatırlayamadım şimdi ama zayıf bir rakip olmasına rağmen gayet iyi gözükmüşlerid. Daha sonra Emre aylardır maç yapmayan ve takımdan ayrı çalışan biri olarak önce hafta sonu lig maçoında ve hafta içi kupa maçında peş peşe oynatıldı ve ikisini kaldıramadı tabii. Emre'nin sözleşmesi sezon sonu bitiyor ve yerine adam alınması, İsmail'in uzun vadeli düşünülmesi Emre'nin kaderini çiziyor sanıırm ama yazık olacak. Sahi Erkan'ın da sözleşmesi sezon sonu bitiyor, Erkan ne oldu? Görünmüuyor ortalarda.

oguzk dedi ki...

Konu dışı olacak ama yeni stad projesi hakkındaki fikirlerinizi de merak etmiyor değilim. Ben şahsen beğendim, söylendiği gibi akustik için ayrı bir çalışma oluyorsa eğer ve tribünler de sahaya daha yakın olursa bizi çok ilginç hikayeler bekliyor olacak. :)

beagle dedi ki...

"Emre Özkan" ihtiyacı süper bir not. Dost sohbetlerinde inatla anlatmaya çalıştığım bir şeyi yazılı örnekli gördüm ya çok yaşayasın.

Futbol takım mühendisliği çok faktörü düşünmek gerektiriyor. Recep Çetin varken Beşiktaş ceza alanı etrafında rakip takımlar şımarıklık yapamazdı. Hızlıca ve biraz aceleyle topu kullanırlardı. Oyalandılarsa ya topu bırakırlar ya da takozu yerlerdi. Bu tatlı sert müdahelenin geleceğini bilen rakip de zamanla sahamızda organize atak düzenleyemezdi. Elinden geldiğince Alpay Özalan da bir süre benzerini yaptı. Sivok'dan hiç hoşlanmamamın en önemli sebebi budur. Müdahelesiz benimle beraber izliyor rakip forveti...

Zago ve Recep ile ilgili en önemli konu ise yıldız koruma faktörüdür. Çift sarı kartların pek kullanılmadığı yıllarda oyun kurucularımıza yapılan inanılmaz faullerden kısa süre sonra pozisyonlarından çok uzak bir yerde faullü oynayan rakip oyuncuya yıldızları saydırıp sonra mekanı terkederken eğilip kulağına birşeyler söylerlerdi. Bu koruma Kemalettin gibi suikastçilerin top oynadığı yıllarda Şifo'nun 30'lu yaşları görmesini sağladı. FBli bu insafsız herhalde 4-5 oyuncunun aşili koparmıştır. Bütün maç burunla koşan adamın aşiline vurur, hareket sert gözükmediğinden kart da görmezdi.

Takımın ihtiyacı olan sertliği geçen yıl biraz Egemen gösteriyordu, bu yıl ise Toraman'an başka alternatif yok ki 190'lık rakip sert oyuncuların Toraman'ı pek de önemsediği söylenemez.

Bu konuyu buradan Delgado'ya bağlamak isterim. Şu takımda stresli anlarda gol atabilen birisi, bir de Eskişehirli Serdar gibi arıza adamımız olsaydı Delgado Beşiktaş tarihinin en yetenekli düzgün oyuncularından biri olarak 10 sene top oynardı. İnce iş yapabilen adamları oynatabilmek için takımda 3-4 sert adam olmak zorunda. Bu en başta stoperlerin görevi ve elimizdekilerin değişmesi gerekli!

Şu anda gözümü kırpmadan Rio Ferdinand'a yıllık 3-4 milyon Euro'dan kontrat önerirdim. Tabi 1'e atıyorsa başım üstüne. Gelecek puanlar maaşı fazlasıyla karşılardı. Ya da en kötü Walter Samuel'e 2-3 milyon diyorum. Yoksa ne Muhammed şans bulup topçu olur ne de Dentinho'nun dişleri tel tutar...

yeronda dedi ki...

maç önü yazısı olmadan sanki biraz yavan kalıyor maç önleri.lig tvde de uğur meleke hariç maçönü doğru düzgün futbol yorumlayan olmadığından biz twitter kullanmayan cartalete blog takipçileri mağdur oluyoruz(: fourfourtwo'dan takip ediyorum şahsen ben ama blogun tadı ayrı sanki.yoğunluktan olduğunu varsayalım ve maç hakkındaki şahsi fikirlerimi aktarayım.
almeidanın yokluğu ile daha önce görmeye alıştığımız hücumda o küçük üçgen paslaşmalar,verkaçlar olmuyor gibi.niang iyi top saklıyor ama o pas trafiğinin içine girmesi için zamana ihtiyacı var sanki.almeida hem vücudunu kullanarak o paslar öncesi pozisyon alır hemde en doğru anda tek dokunuşla olcayın önünü açardı.onsuz hücum hattı biraz lezzetsiz gibi (bigün bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi(:)
gökhan süzen çarptı gözüme.bildiğimiz hücumcu gökhan gitmiş yerine savunmacı gökhan gelmiş gibi.belki samet hocanında bu yönde bir telkini olabilir ama adam neredeyse hiç bindirme yapmadı.olcayla da uyumsuz bir görüntü sergiliyorlar. sezonun ilkyarısına göre daha derli toplu sol kanadımız ama hücum anlamında tek sağ kanat yardımı maçta üretkenlik anlamında yeterli olmaz bence.gökhanın daha çok hücuma katılması gerekiyor bence.
emre özkan konusunda yorumlarına katılıyorum.resmi siteden idmanların,oyuncuların doğumgünü kutlamalarının fotoğraflarını incelemek bende bir alışkanlık oldu.dikkat ettim hepsinde emre özkan ön saflarda.ya önde bir muziplik yapıyor yada mutlaka tebrik ederken görünüyor.dün maçta borjana yaptığı gayrinizami şarj(!) gösterdi ki gücünü omuzlarından değil yüreğinden alıyor bu genç adam.gökhanı kesip onu oynatalım demiyorum ama zaman zaman maç içinde süre alması maçı rahatlatabilir.dün akşam girmesi gibi.bu yürekte,ısıran,takımı ayağa kaldıran effenberg,melo,zago tarzı bir oyuncunun kadroda olması önemli.emre özkan bu kontenjana yerleşti gözümde.
ersan mükemmeldi dünakşam.ligin en çok faul yapan oyuncusu eneramoyu yıldırdı.hatırlanırsa eneramonun maç içindeki tek şutu sivokun tarafına deplase olduğu an gerçekleşti.ersanın her maçta sahada olması gerektiğini düşünmeye devam ediyorum.
Veli-toraman biraz fazla lüks takım için.neredeyse hiç pas yapamadık onlar sahadayken.tamamen kesiciliklerine bir sözüm yok ama oyunun iki yönünü oynamak,gerektiğinde 2.bölgede hızlı paslaşmak hücumda pozisyon bulmak adına önemlidir.bütün ortasaha oyuncularımız sakat olduğundan bu tercihin sahada olduğunu öngörelim.normal kadro düzeninde mutlaka oğuzhan ve fernandes sahada olmalı.
hocayı maça müdahale etme konusunda eleştirdik hepimiz.dün akşam yine korkulu anlar yaşamaya başladığımız dakikalarda oyuna iyi kötü birkaç müdahale yaptı hoca.zorunluluktan veli çıktı akgün girdi.sanırım dakika 70 civarıydı.akgün enerjisini hemen belli etti.orta saha birden direnç kazandı.değişiklik yapmayıp puan kaybettiğimiz maçları izlerken arkadaşlarıma hep "ben bile şuan girsem yararlı olurum bu halimle" gibi yarı şaka yarı ciddi yorum yapardım.tam olarak demek istediğim buydu.en kalitesiz futbolcu bile o maçı tutmak gereken dakikalarda oyuna girse fiziken ve mental olarak düşüşte olan takıma doping etkisi yapar.dün akşam akgünün,emre özkanın etkisi gibi.
mcgregor hakkında herkes susmuştur umarım diyeceğim ama hoca bile cenki sakat olduğu için oynatamadığını bu yüzden kalede mcgregorun olduğunu söyledi peşin peşin.çok yanlış bir beyan daha.bu gereksiz yorumu kendine saklarsan hem oynayan futbolcu tam motivasyonla sahaya çıkar hem cenk iyileşince forma bende gibi bir beklenti içinde olmaz.oysa hoca bu gereksiz yorumla hem mcgregoru hemde cenki çalışmamaya itmiştir.zira mcgregor çalışsa da kalede olmayacağını bilir,cenkte çalışmasada kalede olacağını.çok çok yanlış bir söylem.ama alıştık hocanın bu tür söylemlerine.zira takımda alışmış ki çok tepki vermiyor.çok umursamıyor.
yine uzun bir yorum oldu.aslında hala yazacağım şeyler var aklımda ama daha sonraya kalsın.herkese iyi günler.

tearkan dedi ki...

ben açıkcası beşiktaş'ın bu seviyede gideceğini düşünüyorum artık. ne çıkar, ne iner.

sakatlıklar konusundaki tavır, oyuncular kendine bakmıyor tutumu (dentinho, necip, almeida -ki onun oynar raporu verildikten sonra maçın 20 dakikası olmadan aynı yerden sakatlanması ayrı bir skandal-, oğuzhan, pktemek, uğur, ismail, cenk alayı kendine bakmıyordur zaten haklısınız) her olumsuz sonucu oyuncuların sırtına yükleme tavrı beni zaten sıcak bakmadığım aybaba'dan iyice soğuttu açıkcası. sakatlıklar ve kondisyonerlerle ilgili geniş çaplı bir yazı yazılmıştı ekşibeşiktaş'ta. bilen biliyor zaten ben daha çok eleştiriler üzerine yapılan kendilerini geliştiriyorlar açıklamasındaki pişkinliğe takıldım. üstüne necati yücel sıkıntısı, anlaşmazlığı, rezaleti artık adına ne derseniz deyin.

hoca eskişehir maçından sonra maçın 2-2'ye geleceği hiç aklıma gelmezdi dedi. karabük maçından sonra da aynı minvalde rüyamda görsem inanmazdım dedi. birisi de çıkıp hocam rüyanda görmene gerek yok eskişehir maçı vardı ya demedi. halbuki antalya maçında hasan türk'ün oyuna girişinin skor olarak önde olan beşiktaş'a yaptığı olumlu etki ortadayken hoca kenardan benim izlediğim gibi izledi maçı. üstüne yaptığı yanlış değişiklikler (holosko-batuhan, dentinho-ferdi vs.) konusuna hiç girmiyorum bile. dünkü sivas maçında mesela, mehmet akgün kırmızı öncesi oyuna girecekti, sonra kırmızı kart sonrası veli devam edemeyince yine de girdi oyuna. arkasından hoca yine bizim gibi izlemeye koyuldu. allahtan hilbert izlemedi, olcay eşlik etti de kazandık. hocanın maç içerisinde değişen durumlara yönelik en ufak planı, hamle yetisi yok bana göre.

iç sahada 7 beraberliği var beşiktaş'ın. bunlardan 6 tanesinde önde olduğumuz, yani kazanabilecek konuma geldiğimiz maçları verdik. trabzon maçının da nasıl gittiği malum gerçi; ama hadi onu saymayalım. gs maçındaki penaltı faktörünü de sayarsak 5 maç elimizden kaçmış. yukarıda yazdığım iki tanesi de iki farktan gitti. önlibero eksiği bağırmasına rağmen inatla üç tane forvet takviyesi yapıldı takıma. dentinho alındı buna rağmen hoca oyunu çevirecek oyuncumuz yok diye açıklama yaptı. niang alındı, ne halde olduğu ortada. sene başındaki 2 milyona ernst koşacağına 200 bine hasan koşsun söyleminden yarım sezonda 500-600 bin alan; fakat mart ayı gelmesine rağmen hala hazır olmayan oyuncu transferi yapar noktaya geldi beşiktaş. hadi devreyi ikinci bitirmek gaza getirdi diyelim; ancak üç tane forvet almak nedir arkadaş? ayrıca inatla aldırdığı gökhan süzen, sezon sonu sözleşmesi bitecek bir erman kılıç varken ısrarla istenen sezer öztürk ve ikisinin de menajerinin aynı olması (remzi petek) muhabbeti de gözüne batıyor insanın.

bunları yazmamın sebebi holmen'le ilgileniyoruz açıklaması. (öncesinde gelecek senenin takımını nisan mayıs dönemlerinde hazırlamış olacağız şeklinde bir açıklama da vardı. gerçi devre arası transferleri de kampa yetişecek denmişti; ama neyse) eğri oturup doğru konuşalımi önümüzdeki sene samet hocayla devam edileceği düşüncesi hiç güzel gelmiyor benim kulağıma. tuchel veya slomka hayalim adı üstünde hayal. stad konusunun da ciddi ciddi gündeme geldiğini düşünecek olursak, göçebe beşiktaş'ın sene başındaki feda mantığıyla paralel olarak yine samet hoca'da kalacağı kesin gibi çünkü.

tearkan dedi ki...

bu kadar konuşmuşken fazla uzatmadan önümüzdeki seneye ilişkin de tahminlerimi yapayım bari. malum yabancı sayısı 6'ya düşecek. kadrodaki yabancılar; mc gregor, dentinho, niang, ferdi, almeida, holosko, sivok, escude, hilbert. üstüne holmen'le ilgileniyoruz açıklaması var. ilk etapta kiralıklar ve camia tarafından tutulmayanlar yolcu olur gibi gözüküyor. yani dentinho, niang, mc gregor ve escude gönderilir bence. ben sezon sonu sözleşmesi bitecek olan hilbert'in de gönderilebileceğini düşünüyorum ki bu sezon orada vazgeçilmez dedirtecek bir performansı da olmadı açıkcası. bu hesaba göre ferdi, almeida, sivok, holosko kadroda kalanlar. özellikle almeida ve ferdi'nun durumu da sallantıda bana göre. zaten holmen alınacaksa ferdi gitmeli. ikisinin birden olduğu bir takımda oğuzhan yedeğe çıkar. çünkü holmen oğuzhan-ferdi ikilisinin toraman misali arkası toplayacak bir oyuncu değil. onların yerinde oynayacak bir oyuncu. (ki orada yeterliliği tartışılsa da kadroda kalacağı kesin olan necip-veli alternatifleri de var) bu durumda beşiktaş'ın defans önünü kapatacak, 'ben buradayım gençler rahat olun' diyecek; mümkünse zenci, uzun boylu, yapılı (bu tanım da biraz sakat oldu gibi ya neyse) özetle newcastle'deki sissoko etkisini yapacak bir oyuncu eksiği devam edecek. bunun yanında ön tarafa da alternatiften fazlası olacak ciddi anlamda çok yönlü diyebileceğimiz bir oyuncu gerekiyor bana göre. geldi-gelmedi, taraftar istedi-istemedi tartışması çok döndü; ama nene gibi hem forvet, hem de kanat-ikinci forvet işini layıkıyla yapacak, güven verecek birini almak lazım. gerçi çncelikli oyun planı top şişirmek olduğu sürece almeida veya türevlerinden başkası kesmez o bölgeyi.

yani; sivok, holosko, ferdi(?), almeida(?), forvet, ön libero mis olur; ancak holmen falan derken iş neye döner bilemiyorum.

Alp Tunga Turkkan dedi ki...

Maçla ilgili,

- Hakem penaltıyı verse, kazanamazdık. Hakem ve Uğur sağolsun şans bir 3 puan oldu. Kesinlikle ümit verici bir oyun oynamadık. Ben bundan sonraki süreçte 2 ileri 1 geri bir şekilde sezonu tamamlayacağımızı düşünüyorum. Muhtemelen üçüncü.

- Gökhan Süzen ofansif vasat, defansif idare eder. Sanki geride oynayınca becerisi yeterli de temposu yetersiz gibi bir görüntüsü var. Hillbert-İsmail gibi ok gibi fırlayan bir görüntüsü yok. Olacağa da pek benzemiyor. Özetle bence Beşiktaş'ın ilk 11 oyuncusu değil, idareten...

- McGregor iyice bir maç çıkarttı, Niang idare etti. Ama kamerayı biraz uzaklaştırıp uzun süreli bir perspektifden bakacak olursak ikisi de yanlış transfer. Niang, hedefe oynasaydık ve hazır olsaydı belki bir Yusuf Şimşek performansı gösterirdik, ama görünen o ki Adrian Illie 2 olacak...

- Stad konusunda da bir şey söylemek istiyorum. 40.000 kişilik stad saçmalıktır. 7 bin kişilik kapasite artırımı için mi 100-150 m.d. para harcayacağız?! Doluyor mu muhabbetleri de, Boğaz köprüsünü iki şerit yapmak gibi dar görüşlülük. Kaldı ki, 80-90'larda 40-45 bine çok oynamışlığı vardır Beşiktaş'ın. 2020'lerde-30'larda stadın dolmayacağını kim nereden öngörüyor?

- Beşiktaş gibi halkın takımına butik stad yapmak ahmaklığın daniskasıdır. Çarşı'yı kale arkasına alarak da, belki de dünyada tek örneği olan 'Kapalı' olayına nokta koyuyorlar. Beşiktaş'la eski bir gelenek de sonlanıyor, yazık...

- Son olarak, Hilbert'i elden çıkaran ahmağın önde gidenidir.

tearkan dedi ki...

stadın yenilenmesini sadece kapasite artışıyla sınırlamak çok büyük hata olur. 100-110 lira bilet stadda numaralı hariç oturacak koltuk yok, (afedersiniz) işemek istesen tuvalet yok. ayrıca stadın bulunduğu yerde yenilenmesi halinde çıkılabilecek rakamlar belliydi. bizi mevcut stad arazisinden çıkartmak istedikleri, bu nedenle projeyi kabul ettirme ve izni alma aşamasında yaşattıkları sıkıntılar da herkesin malûmu. dolayısıyla stadın seviyesi belli bir yüksekliğe kadar çıkartılabilirdi. konum olarak zaten biraz geriye çekilecek; otopark vs. derken genişleterek kapasite arttırmak da bir yere kadar mümkün. zemini indirme formülü atletizm pisti kaldırılırken uygulanmıştı; eh orada da imkânlar kısıtlı. yani kaba tahminle en 45 bin falan olabilirdi kapasite.

kapalının dağılacağı konusuna gelince; romantizmi bir kenara bırakacak olursak bence stadın en güzel yeri olan şimdiki kapalıya yeni stadda loca konulmaması düşünülemezdi. ayrıca başkanın açıklamalarından anladığım kadarıyla yeni açık tarafında tribünün ortasına loca konulmayacak ve dortmundun stadındakine benzer tek katlı bir kale arkası tribünü oluşturulacak. tahminen şimdiki kapalı tribün oraya kaydırılacak. şimdiki beton çatı akustiğini sağlamak için de uzmanlar getirilmiş. bence yönetim mevcut şartlar dahilinde elinden gelen özveriyi göstermiş bu konuda.

atuka turkkan dedi ki...

Kapasite konusunda fiziki alan yetersizliği olabilir, ama şartlar sonuna kadar zorlanmalıydı. Bence zorlanmamış, bu kadarı fazlasıyla yeter gibi düşünülmüş sanki. Bu ülkede çareler tükenmez(!) Bakınız arkadaki gökdelen. 50 bin bence ideal rakamdı, 45 bin olsa ses çıkartmazdım. Ama 2010 yılında, büyük takımım deyip, 1980'deki stattan daha düşük kapasiteli stad yapmak, kusura bakmayın ahmaklığın önde gidenidir.

Kapalı meselesi, evet biraz romantik, ama Beşiktaş'ın en ayırt edici özelliğiydi. Eskiden Fener-GS'de de benzer kültürler vardı. Bir bakıma taraftarı 'hadım ediyorlar'. Esas taraftar grubunun kale arkasında olması, standartlaşmış düşünce. Bu yönetimden istisnai bir düşünme yetisi beklemek abes zaten. Sıradanlıktan kırılıyorlar.

Oraya loca yapılmamalı demiyorum. Ama kapalı ruhunu korumak için, kapalıya özel grup bilet promosyonları filan bir şeyler planlanabilirdi. Kale arkasına loca yapılmaması ne alaka?! Yap oraya da locanı. Loca olunca ambians olmuyor mu?? Gazeteciler kapalıya oturtulduklarında, ambians olmadı mı? Sen nerede oturacağıma neden karar veriyorsun ki, bırak da Çarşı kendi karar versin.

Stat gelirleri arasında uçurum var diyorsun, FB-GS'den 15-20 bin daha düşük kapasiteli stat yapmaya kalkıyorsun. Rakiplerin 10 sene sonra senden 10 bin kişi fazlaya oynarlarsa fark olmayacak mı? 50 dolar ortalama bilet, 10 bin kişi fark, 500 bin eder. 20 maçta 10 milyon dolar gelir farkı?

Ha bileti mi daha pahalı yapacaksın? O zaman çıkıp, halkın takımıyız teranelerine hiç girme.

Basar dedi ki...

@Alp Tunga Turkkan,

Yeni stadyum ile ilgili görüşlerine katılmıyorum.

40.000 kişilik stadyum idealdir. Evet gelir olarak rakiplere göre biraz düşük kalabilir ama baskı açısından 55-60bin kişilik stadyumdan çok daha faydalı olacaktır. Sezon içinde oynanan 30 maçın en fazla 5-6 tanesi dolu stada oynanıyor, diğer maçlar çok daha düşük kapasite doluluk oranına sahip. Bu yüzden akustiği iyi kompakt bir stad baskı kurmak adına çok faydalı olacaktır.

Tabi baskı kurmak derken bahsettiğim olay, rakip sahamızda bizi bunaltmışken "Vahap Beyaz, Ahmet Çakar, ... Galatasaray" diye bağıran bir topluluk değil. Olcay'a, Üzülmez'e, kanatta oynayan topçuya homurdanan kitle değil, Runje ile makara yapan kitle değil, Ersan'ı çıkarken yuhalayan zümre hiç değil.

Şu an bizim taraftara sorsan, fenerbahçe taraftarına çekirdekçi der... Peki sorarım size, çekirdekçi fenerbahçe seyircisinin dün gece aldırdığı penaltıyı biz en son hangi maçta alabildik? Yalan penaltı tamamen seyircinin baskısının sonucunda geldi.

Yukarıda nasıl Emre Özkan, Takoz Recep örnekleri veriliyor, aynı şekilde taraftarın da yıldırıcı olması gerekiyor. Aksi taktirde puan üstüne puan kaybediyorsunuz iç saha maçlarında!

Bizim taraftarımız malesef son 10 senede kendine çok fazla oynamaya başladı. Birçok kararını eleştirdiğim yeni yönetim bu konuda çok doğru yapıyor. Umarım yeni stadyum ile taraftarlığın sadece beste yapmak ve maçı izlemeden laylaylay tezahurat yapmaktan ibaret olmadığını anlarız.

Yeni stadyum ile maçı anlayarak takip eden, futbolcusunu yuhalamayan, tezahuratı, baskıyı ve makarayı oyunun gidişatına göre ayarlayabilen bir taraftar yapısına sahip olmak dileği ile...

Cartalete dedi ki...

Her ne kadar son 10 yılda ciddi bozulmalar hissetsem de genelde tercih ettiğim bir tribün olmasa da; kapalı hakkında Alp Tunga'ya katılıyorum. Kapalı tribünü Beşiktaş'ın özelliklerinden biridir bence de. Futbol takımı berbat haldeyken de insanları, o tribünün oluşturduğu atmosferi yaşamak için maçlara çeken bir etkendir.

Ben hakemi baskı altına almanın tribün değil camia farkı oluşuna bağlıyorum. Beşiktaş tribünü çoğu zaman anlık üretilen besteyle, uğultuyla çok hakem dövmüştür macezi anlamda. Ama pek bir işe yaramamıştır, İnönü cesaret gösterme merkezi olmuştur...

Basar dedi ki...

@ Cartalete

Düşünceme katılmadığın için seninle farklı düşünüyoruz. :) Tamam kapalı tribün cazibe merkezi olabilir ve bir kültürdür kabul ediyorum.

2 şık var: Aynı kişiler yeni stadyumda ücretlerini ödeyerek benzer konumlara konuşlanacaklar. (Buradaki sıkıntı nedir anlayamıyorum.)

Yeni tribünün fiyatı uygun değilse, başka bir tribüne kayacaklar ama varlıkları ve cazibeleri devam edecek.

İki durumda da bir sıkıntı göremiyorum. Önemli olan stadyumda gerekli destek ve baskı unsurlarının dengeli olarak sağlanabilmesi. Oyunculara da her daim sahip çıkılması.
*******************************

40.000 kişilik stadyumu yeterli bulmayan arkadaşlarıma Juventus stadyumunu incelemelerini tavsiye ediyorum. Juve, bu stadyumda oynamaya başladıktan sonra 47 maç yenilmemiş.

Stadyum gelirlerinin eksik olacağını düşünenlere de şunu düşündürtmek isterim. Dolu 40.000 kişi ile oynayıp şampiyon olabilirsek, gelirlerimiz otomatik olarak artacaktır (CL giriş, lig şampiyonluğu ödülü, puan başına alınan ödül vb...)

Ayrıca, yeni stadyuma mutlaka ve mutlaka her gün kullanılan otopark, toplantı merkezi, sergi merkezi gibi sürekli ek gelir getirecek ilaveler yapılmalı. Böyle olursa, aradaki kapasite farkının hiçbir anlamı olmayacaktır. Bu kadar iyi bir konumda yapılacak olan çok yönlü stadyum bize her açıdan fayda sağlayacaktır.

gundelikci dedi ki...

holmen transferi iyice dillenmişken fikrinizi alayım istedim. holmen'in aranılan orta saha olduğunu düşünen var mı? bir de gosso vardı ordu'da sonra miy aldı ama sanırım hala sakat, akibeti hakkında bilgisi olan var mı?

box2boxMC dedi ki...

2013-2014 BJK

Mc G
S.Kurtuluş-Sivok-Ersan-İsmail

Transfer
Oğuzhan-Holmen
Transfer Olcay

Pektemek

Övünç dedi ki...

Samet Aybaba burada olduğu sürece Toraman'sız bir ilk 11'i kesinlikle unutun.

Şu sistem dahilinde Fernandes'in gideceği ,Holmen'in geleceği düşünülüyorsa Ferdi ayarında bir duran top ustamız olmadığı için çok büyük sıkıntı yaşarız.

Pektemek hiç bir zaman ileride tek başına oynayabilecek tipte bir santrafor değil.Net bir 4-4-2 adamı aslında ama Gençler'den Beşiktaş'a getiren de uzak forvetteki ters kenar oyunuydu.İçeri çok iyi kateden bir adamdı orada 4-3-3'te.Holosko ile karşılıklı alternatif olurlar .

Mc Gregor kesin gidecek.Tolga veya Sinan'ı alacaklardır.Tolga zaten Samet Aybaba'nın adamı.

Hilbert'te gidecek büyük ihtimal.Aynı fizik güçte yerli bulmamız çok zor ama en azından defansif olarak daha etkin bir oyuncu bulunur sanırım.

Seneye de çok iyi durumda olacağımızı sanmıyorum ben.Şu borç en azından 200-300 civarına inene kadar sabretmek lazım.

madgoat dedi ki...

Daha önce yazmıştım ama Eskişehirspor'dan Diego'nun sözleşmesi bu sene bitiyor. Eğer gerçekten Hilbert gözden çıkarıldıysa ve sağ bek için yerli bir isim düşünülüyorsa bence seneye Sivok-Diego ikilisi oldukça verimli olacaktır.Sizin bu konuda görüşleriniz neler?

Cartalete dedi ki...

Diego'yu eski Fenerli Luciano'ya benzetiyorum ben. İyi bir savunamcı değil ama hücumda yaptıklarıyla farklı görünüyor. Pek tercih edeceğim stoper olmazdı.

Bence Ersan'ın üzerine gitmek lazım, ısrarcı olup.

Holmen'i de çok beğenirim, Juve'deki Marchisio işini görebilir.

Bjk_KnightS dedi ki...

seneyenin kadrosunu martta kuracaz demişti samet aybaba. şimdiden sözleşme imzalanmaya çalışılmalı sözleşmesi biten oyuncularla. erman kılıç, eneramo, sinan bolat, holmen sözleşmesi biten ve gelmesi çok kolay oyuncular. Serdar kurtuluş'ta alınabilir 1-2 milyon euro'ya. Ve ben o alınınca onun ön libero olarak kullanılması ve Necip'in sağ beke devşirilmesi taraftarıyım. Fernandes ve Almeida güzel bir taklifle satılmalı. O kadar oyuncu izledik diyolardı. bakalım o laflardan ne cıkacak sezon sonu.

planck dedi ki...

Yahu kapalıdaki bir ton adam maç sırasında sahaya arkasını dönüyodu tezahurat yapmak için, hakem bariz penaltıyı vermiyo bizimkiler hala kartal gol gol gol goygoyunda oluyolardı. Eskiden iyilerdi de son 5-6 yılda fena cıvıttılar. Bir kere stadda sırası numarası belli olan koltuğa oturmak isteyip oturamıyorsan orası artık kontrolden çıkmış demektir. Böyle bir saçmalığı kime nasıl anlatabilirsin? Bağırmayan adamı dövmekle tehdit etmek ne demektir? Sözde solcu veya anarşit olucaklar, peh.. Kendi takımdaşına en uak saygın olmadıktan sonra ne olursan ol.. Diğer tribünlerde de YD için kavga eden tipleri de unutmadık ayrıca. Neyse, çarşı ruhu diye birşey varsa, o zaman tüm Beşiktaşlıların içinde vardır. Kapalıymış, kutuymuş bunlar hep araç. Stadda Beşiktaşlı oldukça o ruh hep orda olacaktır.

Stad ile ilgili ben korkum eğer zemini tekrar aşağıya çekilecekse kazı sırasında şu an mero çalışmaların gördüğümüz gibi tarihi eser vs. çıkarsa iş sakata gelir gibi geliyor bana.

Cartalete dedi ki...

Ruhtan ziyade, alışkanlıktan sanırım. Futbolcular bile gol atınca direkt oraya gidiyordu. :) Oradaki rant sağlama olayı bitirilirse eski günlere dönüş ihtimali olabilirdi belki. Ama yönetimin öyle bir risk almamasını anlıyorum, pek itiraz da edemem çünkü kişisel bir istek bu.

Ki ben hala inanamıyorum zaten yeni bir stadımız olacağına. Her an bir şey çıkacakmış gibi.

tannhauser dedi ki...

selamlar, yazılanları sürekli okuyorum ama yoğunluktan yazamıyorum. stadla ilgili konular gündeme gelince aklımda olan bir iki şeyi yazayım.

öncelikle şu tarihi eser mevzusu. stadın altında tarihi eser filan yok. merak etmeyin. stadın altında tarihi eser olsa, dolmabahçe'nin yapımı esnasında ortaya çıkardı ya da tahrip olmuştur. yine sonrasında hal-i hazırdaki stadın yapımı esnasında ortaya çıkardı. şimdi bunları açalım. stadın altında çok dillendiren tüneller mavcut. bunlar öyle bir anlatılıyor ki sanki saraydan taksim'e gizli dehlizler, şehzadeler oradan kaçıp beyoğlu alemlerine akıyorlar. tünel diye adlandırılan yapılar, bildiğimiz mazgallı lağım anasını satayım. bunların yapılma amacı adı üstünde dolmabahçe'nin dolgu sahasının vadilerden akan yağmur sularıyla aşınmasının önüne geçmek. ecdad neler düşünmüş demeyin, tasarımında italyan parmağı olan uygulaması ermeni mimarlar tarafından gerçekleştirilen bir yapıdan bahsediyoruz. yağmur sularıyla birlikte şehr-i istanbul'un bokunu püsürünü boğaz'ın güzelim sularına taşıyan bu lağım borularının önünde arkasında herhangi bir arıtım tedbiri de yok hani. bu lağımların yerleri belli, her birinin eni boyu belli. hafriyatın bunlara zarar vermeden yapılmasının önünde teknik bir engel olacağını zannetmem. ayrıca stad inşası esnasında bunların bir süre gün yüzü görerek tamir olmaları da söz konusu olabilir. bunun haricinde bir eser çıkar korkusu olmasın. yeni stad için deniz seviyesinin 8 metre altına inilecek deniliyor. tarihin o derin kuyularında deniz seviyesi altına inip inşaat yapma merak ya da zorunluluğu yok. her yerde metro inşaatından doğan bir endişe görüyorum. bu endişe yersiz. marmaray inşaatında çıkan eserler eski üsküdar limanının kalıntılarıydı ve bu kalıntıların varlığı da tarihsel kayıtlarla sabitti zaten. sürpriz bir durum yok. izinlerin tamamlanmamış olması, benim de aklımı karıştırıyor. ancak diğer yandan spor bakanı ve başbakanın beyanları mevcut. bunların hilafına bir sürpriz çıkarılacağını zannetmiyorum.

tribün yapısıyla ilgili daha önce düşüncelerimi belirtmiştim. onları tekrarlama ihtiyacı hissetmiyorum. lansmanı yapılan projede şimdiki yeni açık'ın olduğu tribüne loca konmamış (stadın her yanı loca olsa da/ sevenleri kimse ayıramaz ki) olması da bir jesttir kanımca. ayrıca bu seneki bilet fiyatı tartışmasında, kapalı'nın yeni stadda zaten kale arkasına geçmek konusunda bir sıkıntısı olmadığı, sadece son olduğu söylenen sezonda makul fiyatlar olsaydı emektar evlerine bir veda imkanı yaratılmış olacağına dair bir kırgınlıktan bahsediliyordu. bunun ötesine de laf söylenmesi gereksiz.

yeni stad tribünde taşların yerine oturması bakımından mühim. dünyanın neresinde kale arkası tribününde maratondan daha fazla çoluk-çocuk aile bulunur acaba. kapalı tribünün anakronik bir durumu var. ve anakronik yapılar içerisinde bulundukları sistemlere her zaman zarar vermişlerdir. bununla ilgili bir yığın örnek koyabilirim ortaya. ancak hepsi de yanlış anlamaya sebebiyet verir. bu yüzden bu tartışmanın ötesini açıktan açığa yapıp polemiğe girmek istemiyorum.

her şey bir yana, hayat, ortaokulda bir tarafınızdan tutup istiklal marşı'nı tersten okutan şerefsiz arkadaş gibi kavradı şu aralar beni. önümüzdeki üç ay öyle bir yoğunluk var ki iki gün ayırıp inönü'ye veda etme şansım bile olmayacak. bu şansa sahip arkadaşlar, ne şanslısınız lan :) umarım seneye yeni stadda (Şeref Bey?) görüşmek kısmet olur.

Basar dedi ki...

@planck

Muhteşem bir yorum olmuş. Beşiktaş taraftarı tutkulu ve çoşkuludur.

Birkaç yüz kişinin rant kavgası bir tarafta, onbinlerce tutkulu taraftar bir tarafta... Paramın yettiği tribüne otururum, benim için hiç fark etmez. İçimdeki Beşiktaşlılıkta oturduğum tribüne göre değişmez!

Önemli olan, modern, etkili ve baskılı bir stadyuma sahip olmak.

kartalist dedi ki...

@Cartalete

Ben de @yeronda'ya katılıyorum. Maç önü yazısı istiyoruz :)

Yazamasan bile sadece bir başlık açsan bile en azından buraya yazan arkadaşlar maç öncesi görüşlerini de yazarlar, biz de keyifle okuruz.