114. Yıl Takımı

İkinci yarının ortalarıydı. Gökhan Töre, sol tarafta o çok sevdiği boş alanlardan birini yakalamıştı. Ancak kendisine destek verecek Beşiktaşlılar epey uzakta görünüyordu. Normal şartlarda Kabataş’ta topla buluşsa, Sarıyer’deki kaleye bile topla gitmek isteyecek ruh haline, alışkanlığına sahipti Gökhan. Ama topa basmayı tercih edecekti… Durdu, sağ bek Serdar’a verdi, serdar stoperlerine… Karşısında gerçekçi bir hücum imkanı olmadığında topa, hatta daha doğru tabirle “ayağını yere basan” bir takıma dönüşmüştü Beşiktaş. O sahne, bunun en büyük kanıtıydı…

O nedenle Almeida’nın attığı ilk gol, Beşiktaş için skor olarak öne geçmekten çok daha fazlasıydı. Beraberlikleri bozacak her Beşiktaş golü de bu anlamı taşıyacak… İlk golle maçın ışıklarını hafif hafif söndürdü, penaltıdan kazanılan golle ise şalteri indirdi Beşiktaş; maçın temposunu değil süresini ayarladı resmen. Dakika 55, 60’lardayken Gaziantepspor bu maçı kaybettiğini kabul etti. Hatta belki daha da erken… Elbette maçların zorluk derecesi arttıkça bu formülün tutmadığı anları da görebiliriz. Ama ortada bir formül, sistem, oyun aklı var Beşiktaş adına. Zamanla daha iyiye gidebilecek bir felsefe…

Sol bekte de “üç” Atiba…
Caddede top oynayan çocukların maçına dalan heyecanlı, kösele ayakkabılı ağabeylerden mutlaka gözünüze takılan olmuştur. Atiba Hutchinson, onların sahaya inmiş hali… Trömsö maçının ikinci yarısında olduğu gibi sol bek oynadı, ama topu kazandıktan sonra yine bildiğimiz Atiba’ydı. Sol bek olarak topu kapıyor, sonra sol iç orta saha oluyor, hatta sol forvet… Atılan ilk golde hepsinden oldu mesela. Beşiktaş onu alarak transfer yapmamış, resmen yerde yatan okeyi çekmiş, ıskartasına koymuş. Artık hangi pere lazım olursa…
Ancak sol bek mevkisi üstüne sinmemeli, zira oraya net bir transfer ihtiyacı söz konusu. Atiba’nın o goldeki hücum desteği, iyi bir sol bekin nasıl renk katacağına işaret. Çünkü Beşiktaş tıpkı 100. yıl takımında olduğu gibi sağlam duruyor ama ağır hücum ediyor. Ağır hücum eden takımlar, beklerine fazlasıyla zaman kazandırır. Geriden destek verecek olan bek, ayağı ve oyun zekası düzgünse fazlasıyla fark yaratır. Bir dönem Fenerbahçe’de Andre Santos’un yaptığı gibi. Belki tempolu takımlarda nefesi yetmezdi ama Fenerbahçe’nin paslı, kontrollü hücumları onu da oyunun içine atıyordu.
Haber ile ilgili metin girin!.
Ribaund kralı Veli
Gökhan Töre’den sonra Oğuzhan’ın da 11’e yazılması, Beşiktaş’ın tüm kartlarını açık oynaması demek. Çünkü kenardan çok fazla hamle şansı kalmıyor bu gibi durumlarda. Olası sol bek transferiyle Atiba Hutchinson’ın orta sahaya kaydırılması, Oğuzhan’ı tekrar kulübe silahı konuma itecektir. Bana göre bir an önce futbola da kazandırılması gereken “ribaund istatistiklerinde” Veli’nin ciddi bir fark yaratışı var. Orta sahada dönen topları alıp, ölen atakları canlandırıyor. Zaten asla unutulmaması gereken bir felsefe vardır; hücum etmek istiyorsan, önce o topu bir şekilde geri kazanmalısın…

Artık o müthiş hızını savunma için de kullanan (kendi ceza sahası içersinde, topla rakip arasına girişi vardı, muhteşemdi) Gökhan Töre, ciddi bir boyut atlamış durumda. Olcay Şahan’ın 1 yılda yapamadığı savunma desteğini sağlıyor, o topla delici işlerinin dışında… Zaten Olcay’da hafif bir Ahmed Hassan sendromu başladı. Yavaş hücum eden takıma pek ayak uyduramamış gözüküyor, zira maçın en telaşlı hamlelerini onda rastlıyoruz. Ama ortada fol, yumurta yokken, hatta bir köşede sağ beki kesseler kimsenin ruhu duymayacak ortamdayken çıkıp gol atabiliyor. Bu da onu vazgeçilmez kılmakta…

Klasik bir hava topu pozisyonunda, sırtına dirseği yemesine rağmen yine de topu indirmeyi başardı Almeida ve o top, pozisyona dönüştü. Attığı iki golden de öte dikkat çeken bir şey. Biraz kendini maça verdiği zaman, ortaya çok saygı duyulacak performanslar çıkarabiliyor. İnsan ister itemez o, oyunun daha fazla içinde gözükecek, topu hafif kenara çekip köşeyi bulacak bir santrfor hayalini rafa kaldırıyor. Derken yine arka adalenin çekmesi ve yine kritik bir derbi maçını kaçırma ihtimali… Nasıl olacak bu işler…
Muhammed Demirci’nin barajın üstünden direğin içini görmesi, hiç şaşırtıcı değildi. Zaten Gökhan Töre’nin savunma performansı gibi “şaşırtıcı bir şey” ortaya koyduğu zaman, çok başka bir oyuncu olacak…

Mustafa Demirtaş / FutbolBurada.com

29 yorum:

babilazizi dedi ki...

maçı izlerken "biz bu maçı her türlü alırız" hissi olağanüstü bir şeymiş... önceki bir kaç sezonda uzatmalara 2-0 önde girsek bile yüreğimiz ağzımızda maçları izliyorduk.
her maç üstüne koyarak ilerliyoruz.. ikinci yarının bir bölümünde rakip ceza sahası etrafında 5 e 2 pas çalışması rahatlığında top çevirdik.

notlar;
1- atiba oynadığı hiç bir mevkide sırıtmıyor gibi duruyor ama dün ikinci yarıda cenk ve muhammet demir' in şut şansı yakaladığı alan atiba' nın boş bıraktığı alandı... bu yüzden yönetim geçici çözümleri ve ismail beklentisini bir kenara bırakıp, sağlam bir solbek almanın yolunu bulmalı.
2- serdarın pozisyon bilgisi ve hamle zamanlası çok iyi ama arkasına atılan toplarda maalesef hızlı değil... ilerde bu sıkıntı oluşturabilir.
3-oğuzhan güçlenmeli,
4- gökhan töre muhteşem,pas oyununu bilmediği söyleniyor... varsın o da eksik kalsın, sezon başladığından beri her maç bir kaç defa serdarın arkasına kaçırdığı adamı nerdeyse serdarın 20 metre arkasından gelip yakaladı ve topu da çok temiz aldı. kaldı ki daha 21 yaşında ve pas oyununu geliştirebilir, zaten o gelişime göre bonservisi alınacaktır.

son olarak "hep zayıf takımlarla oynadık bir de bursa ve gs maçlarını görelim" diyenler var. bu tuzak bir düşüncedir.. bunlar büyük maçlardır.. atmosferi kendine özgü olur... bana göre bu tür maçlar asla ölçü olamaz, asıl ölçü derbi harici maçlarda alınır... biz geçen sene derbiler harici sadece öne geçtimiz ama sonunu getiremediğimiz maçları kazansaydık şampiyonduk..

bir de "teşekürler, merhaba ve solbek"

EC dedi ki...

Maci izleyemedim.. Ama kaydettim evimde.. 2 hafta sonra izlerim..

Takim, Takim oluyor.. Anladigim kadariyla..

Devam..

ECO - Montreal

tibet kutman dedi ki...

@babilazizi, hocam yazdıklarını yazacaktım, teşekkür ederim :)

beni heyecanlandıran en önemli husus artık 'beşiktaş kanseri'ni kemoterapi tedavisine gerek kalmaksızın yenmeye başlamamız ve takımın tedaviye her defasında bir kat daha fazla olumlu reaksiyon göstermesidir. hiçbir uyarı levhasını dikkate almadığımızdan gayrettepeden sapmayı unutunca boş cüzdanla ve depoda dünyanın en pahalı benziniyle, yanmış balata kokularını çeke çeke çileli köprü trafiğinde karşı yakaya kadar gidip dönmek zorunda kaldık. çok mu geç artık ? bence değil.

tek bir organize atak yapmaksızın yaldır yaldır hücum eden beşiktaş'tan, sürekli ayağa pasla rakibi yormaya çalışan, ömer üründül misali 'bloklararası uyum'u yavaş yavaş sağlayan, mcgregor'u kovaya çeviren defansın (daha doğrusu defansif sefilliğin) tolga'yı duş almasına gerek kalmayacak biçimde soyunma odasına uğurlayan bir hale doğru evrilmesi bile benim için umut ve güven kaynağıdır. romantizmimizden kaynaklı kronik 'beşiktaşlı abartması' histerisine kapıldığım zannedilmesin. geçen seneki taktiksel ve idari faciadan sonra yazdıklarım az bile...artık futbolcusunu tribünlere ıslıklatan, elindeki en mühim yeteneği 'şımardı bu şımardı' diye taraftarın önüne atan, takıma tek bir organize atak çalıştırmayan ve defansı şu andaki suriye sınır kapıları gibi 'adı var kendi yok' hale getiren bir hocadan, muhammed'i ısındıran, gökhan töre'yi adeta coşturan, oğuzhan'a adil davranan ve en önemlisi de 'sosyalist', ayağı yere basan bir takım yaratmaya çalıştığını söyleyen bir teknik direktör var.

sefa yılmaz ve salih uçan'a halen hayıflansam da seneye daha da azalacak yabancı kontenjanı düşünüldüğünde ligi 2-3 sene domine etmemiz hiç de uzak ihtimal gibi gözükmüyor.

bilic/özen ikilisinden ve beşiktaş'tan artık umutluyum. henüz ligin ve bu konsorsiyumun ilk zamanları olduğu düşünüldüğünde benim için yeter de artar bile :)

not: bursa maçı çok büyütülüyor. savunmanın yavaş yavaş disipline ediliyor. geçen senenin aksine beraberliğe de oynayabilecek bir takıma evriliyoruz. 1 puan şam'da kayısıdır. sevgiler saygılar :)

alper dedi ki...

Çare Ekotto..

les ferdinand dedi ki...

Merhaba,
Uzun süredir bu güzel bloğu takip ediyorum. Maç hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Maça her iki takım da önde baskıyla başladı. Beşiktaş adına özellikle hücumdayken kaptırılan toplarda topu hızlıca geri kazanmak için yapılan ani pres söz konusuydu. Her iki takımın da yaptığı baskı rakibi top kayıplarına zorladı. Bir süre her iki takım da birbirini uzun top oynamaya mecbur bıraktı. Gaziantepspor presle kaptığı topları hızlı bir şekilde Cenk’e ulaştırarak pozisyon bulmaya çalışırken, kısa paslarla göbekten ceza sahasına girmeye çalışan bir Beşiktaş vardı sahada. Ancak Gaziantepspor orta alanı oldukça kalabalık tuttuğundan bu yaklaşım çok da başarılı sonuçlar vermiyordu. Beşiktaş pas ritmini oturtamadığından Fernandes geriye gelmek durumunda kaldı. Beşiktaş’ın defansı maça oldukça önde başladı. Zaman zaman Sivok bile ataklara katıldı ve arkadaşlarına pas opsiyonu oluşturdu. Maç ilerledikçe pas ritmini oturtan Beşiktaş’ta güzel üçgenler, duvar pasları görmeye başladık. Takım, her geçen dakika temposunu artırdı ve dakikalar 26’yı gösterdiğinde ilk gol pozisyonunu yakaladı. 2 dakika sonra ise presle kapılan topla gelişen hızlı atakta Almeida güzel bir vuruşla Beşiktaş’ı öne geçirdi. Golden 1 dakika sonra yine Almeida yine sol taraftan bir şut fırsatı yakaladı. 35’te ise Fernandes’in kazandığı penaltı ile Almeida’nın ikinci golü geldi. Golden sonra Beşiktaş geçen sezon esamesi dahi okunmayan, bu sezon ise gerekli anlarda başarıyla uygulamaya koymaya başladığı tempo düşürme kabiliyetini devreye soktu. Bu, büyük takımlar için çok önemli bir meziyettir ve Biliç’in takım savunmasını geliştirmesi ile birlikte bu sene takıma kazandırdığı en önemli değerdir. Takımın tempo ayarlama yeteneğinin ilerleyen zamanlarda daha da gelişeceğini düşünüyorum.

İkinci yarıya Gaziantepspor sarı kartlı Ekrem’i çıkartıp Cernas’ı oyuna alarak başladı. İlerleyen dakikalarda ise Turgut Doğan Şahin ve Muhammed Demir'i oyuna dahil oldu. İkinci yarıda tempo ilk yarıya göre düşüktü. Gaziantepspor’un set hücumlarında ilk yarıda olduğu düzeyde önde baskı yapılmadı. Ancak hücumda kaybedilen topları hızlıca geri kazanmak için topun kaybedildiği yerde yapılan ani baskılar devam etti. İkinci yarının ilk tehlikeli atağı da bu şekilde gerçekleşti, ancak Almeida’nın pozisyonunda ofsayt bayrağı kalktı.65-70. dakikalar sonrasında Beşiktaş’ta yorgunluk baş göstermeye başladı. Atak hazırlığındayken Atiba, Serdar ve Oğuzhan tarafından yapılan top kayıpları yarı tehlikeli pozisyonlara sebep oldu. 80’den sonra ise sürekli basit pas yapan takım hem oyunu iyice soğutarak dinlendi hem de rakibe tehlikeli pozisyon vermeden maçı tamamladı.

Bireysel olarak bakıldığında bugün Oğuzhan ilk yarı fazlaca top kaybı yaptı. Bunların çoğu rakibin yaptığı presten kaynaklı pas hatalarıydı. Ancak 2. yarı daha derli toplu göründü. Takımın temposunu ayarlayan metronomdu. Atiba sol bekte Ersan’a göre oldukça iyiydi. İlk yarıda geliştirilen hemen hemen tüm atakların içindeydi. Veli çok iyi iş çıkardı. Fazlaca top kaptı, pasları isabetliydi. Kısaca yapması gerekeni tam anlamıyla yaptı. Fernandes istekliydi, standardında oynadı. Gökhan kaldığı yerden devam ediyor, umarım bozmaz. Olcay son maçlarda olduğu gibi bugün de etkisizdi. Almeida maalesef yine sakatlandı ve yerine Mustafa girdi. İstekliydi, her zamanki gibi aktifti ancak klasik kararsızlığını sürdürdü. Basit düşünüp doğru kararlar almaya başladığında çok daha etkili olacaktır. Sonradan oyuna giren Muhammed ve Necip de her ne kadar kısa süreler alsalar da işlerini yaptılar. Necip oyunda kaldığı kısacık sürede top çaldı, hücuma destek verdi.

Sonuç olarak, Beşiktaş gelişmeye devam ediyor. Geçen senelerde de takımın iyi sonuçlar aldığı, etkili olduğu dönemler oluyordu. Ama bu senenin farkı, temellerin çok daha sağlam olması. Ve bu umutlu olmamız için en büyük neden.

tibet kutman dedi ki...

mustafa dostum, gayet naif bir yorumdu benimki...göremedim :)

Cartalete dedi ki...

Telefondan bakabiliyorum bugün. O yüzden atlamış olabilirim. Aksam bilgisayar başına geçince tekrar kontrol edicem. Yorumu onayda kalan arkadaşlar varsa kusura bakmasın lütfen

Ulas dedi ki...

Sol bek gelmezse, özellikle ic sahadaki maclarin cogunda bu 11i gorebiliriz. Savunma önü Veli – Atiba’ya donulse bile Oguzhan’in bir sekilde formayi alacagini dusunuyorum. Tahminim orta vadede kanatlarda Oguzhan ve savunma disiplinini korudugu surece G.Töre’nin oynayacagi. Aslinda Atiba’nin performansini gordukten sonra, sol bek yerine Oguzhan’in sert modeli iki yonlu bir orta saha gelsin isterdim. Atiba driplingle takimi öne tasisa da oyun kurma anlaminda Oguzhan kadar rahatlatamiyor takimi. Atiba (Veli) – Oguzhan olsa bu sefer de daha zorlu maclarda yeterli sertlige ulasilamayacak. Atiba, Veli, Oguzhan, Necip hatta I.Toraman nicelik acisindan yeterli olsa da, mesela Emre Can benzeri profilde bir oyuncu takimi daha ileri tasiyabilirdi. Ya da kisaca 2009 Ernst diyeyim :).

beagle dedi ki...

Her zaman kalitesi en yüksek oyuncular topluluğu şampiyon olmaz, hatta 80'lerin ikinci yarısındaki Beşiktaş oluşumunda bir süre, Daum döneminde en iyi kadro değilken açık ara üstün takım olduk, kupalar aldık. Bu mantığa dayanarak olumlu bakılabilir ama bir de karşı argümanım var:

- Bizden güçlü kadroları olan Fb ve GS maçları 4 adet. 12 puandan 2 beraberlik ile 2 puan alabildik diyelim.

- Sezonun dişli takımları: her sene 3-4 takım bu sınıfta olabiliyor. TS,Bursa,Kasımpaşa,Karabük,rize grubundan 4 tanesi olsun. Bunlardan 24 puanın 12-14 ünü alalım.

- Ve geriye diğer 11 takımla oynanacak 2şer maçtaki 66 puan kalır. 60'ını alırsak şampiyon oluruz. 55ini alırsak alırsak bir ihtimal şampiyon olabiliriz ya da ikinci oluruz.

İşte bu senenin takımının potansiyeli ve hedefi bu olabilir. 34 maçta 22-23 galibiyet alabilirsek bu iş olur.

Geçen yıl basbas bağırdığımız bir konu vardı, sahada top oynayabilen 1 adam kullanıyor ve onu linç ettiriyorduk. rakibin en sert savunmacısı üstüne biniyor, yetmiyor diğer kazma oyuncularımız top stop edip geri pas veremiyordu.

Bu sene Gökhan töre'nin katılımı top yapan sayısını artırdığı gibi top yapılma alanını genişletti. Atiba'nın da müspet top kullandığı düşünüldüğünde bir de Oğuzhan ve Muhammed grubundan katkı sağlandığında en azından futbol takımı hüviyeti kazandık.

Bence Almeida'ya hala güvenilmez, solbek gerekli, serdar kurtuluş çok kısıtlı potansiyelli, veli olmaz, sivok olmaz, escude çok sınırda, fernandez hiçbir yerin adamı değil, olcay sırıtmaya başladı. Yani 11 kişilik kadroda hala 5-6 pozisyonumuz 2-3 kişilik iş yapıyor.

Elimizde Sivok'un acil upgrade'i Franco var, Sağbek için Necip veya Atiba opsiyonu da var. Solbek de alınır belki. bu durumda Mustafa Pektemek'i gerekli sistem oynaması ile kadroya katabilirsek takımın sınıfını bir üste taşıyabiliriz.


turkkant dedi ki...

Beagle baştaki yorumuna katılıyorum. Şampiyonluk sonrası takımlarda bazen motivasyon düşüklüğü olabiliyor. Barcelona tarihinin en güçlü kadrosuyla Real Madrid'e şampiyonluğu vermişti 2 sene önce, keza geçen sene benzer form düşüklüğünü Real yaşadı. GS'de de benzer bir durum olabilir. Bu bizim için şanstır. Coşkumuzu ve taktik disiplinimizi koruyabilirsek, her ne kadar GS ve Fener'den bir seviye daha düşük bir kadromuz olsa da şampiyonluk olası. (Sezon öncesi olamayız, diyorum, inşallah bu lafımı yerim :)

Sol bek transferi sonrası sanki şöyle bir dörtlü ideal. Atiba-Sivok-Stoper-Büttner. Stoperde artık form durumuna göre herhangi biri. Ben Toraman derim, hoca Escude der, artık zaman içinde netleşir... Burada Serdar Kurt.u yedeğe çekip, Oğuzhan'a yer açabiliriz. Tabi en çok iş Oğuzhan'a düşüyor, koşu temposu iyi, ama savunma bilgisini mutlaka ama mutlaka geliştirmesi lazım. Ve tabi güçlenmesi. Güçlü olmadığı için orta sahada pres özelliği yetersiz kalıyor.

Gökhan Töre'nin son 20 dakikadaki tuhaf işleri beni endişelendirdi. Öyle çizgide gereksiz çalımlar, topun üstünden atlamalar filan... Hem rakibe saygısızlık. Bu işlere bir girerse, takım olumsuz sonuçlar aldığında ilk göze batan oyuncu olur. Basit oynamayı mutlaka öğrenmeli. Bir sorun da satın alma opsiyonu. 7,5 m. euro çok çok çok yüksek. Zaten Beşiktaş tarihinde o bonservisler verilmiş az oyuncu var, Q7, Tabata, bir de Ayhan hatırladığım... 3-4 m. euro seviyesinde sene sonu gelmeden çözülmeye çalışılmalı sanki?

planck dedi ki...

Keyifli bi yazı olmuş Mustafa, eline sağlık. Söylenenlere eklenicek pek birşeyim yok, sadece aklımda şu var: Pektemek'i ruslara satıp yerine Cenk'i alsaydık daha mı iyi olurdu acaba? Daha komple bir yedeğimiz olurdu sanki..

Basar dedi ki...

@beagle'ın hedefi mantıklı bir strateji. Benim bakış açım biraz farklı, iç saha maçlarında kayıp vermememiz gerekir. 17 maçtan 14 galibiyet 3 beraberlik ile çıkabilirsek 45 puanı cebe koyarız. Bu bize dış sahada 3 yenilgi 5 beraberlik şansı verecektir ki gerçekleşme olasılığı neredeyse %100 bir hedef bu.

Geçen yıllarda müthiş sayıda iç saha maçı kaybettik. Zulümpiyat bu açıdan iyi bir başlangıca ev sahipliği yaptı. Mevcut heyecanı koruyabilirsek ve stadı hep bu dolulukta tutabilirsek harika olur.

@turkkant'ın tespiti de doğru. Ben GS'de bir yol yorgunluğu ve 6+0'dan dolayı zorlanma görüyorum. Yinede ligin hala en iyi kadrosuna sahipler.

Maçı izleyemediğim için yorum yapmayacağım fakat bir korkum var. Önümüzde ne olursa olsun zor bir Bursa deplasmanı, malumunuz bir iç saha derbisi, bilenmiş bir Sir Samet deplasmanı ve yine zor sayılabilecek bir Eskişehir deplasmanı mevcut. Kısaca 3 deplasman ve 1 iç saha derbisi oynayacağız.

Sezona çok iyi giriş yaptık ve moral motivasyonu yükselttik. Umarım olası kötü sonuçlarda takımı (ben de dahil) yerden yere vurmayız.

Basar dedi ki...

Trömsö maçından sonra birkaç konuda kafamda soru işaretleri oldu.

1) Takımın genel kondüsyonu sanki 90 dakikaya yeterli gelmiyor. Ne düşünüyorsunuz?

2) Sağ bekte sıkıntı yaşayacağız gibi. İkinci yarıda bu kanat felç oldu. Bursa, GS ve Eskişehir maçlarında bu daha da net ortaya çıkacaktır. Acaba Atiba ile Serdar yer değiştirse nasıl olur? Veya zorluk derecesi yüksek eşleşmelerde Toraman'ı kullansak nasıl olur?

3) Solbek için hem Önder Özen hem de Biliç transfer yapacağız dedi. Malesef 3 gün kaldı ama halen bir transfer yok. Bu da beni endişelendiren son konu.

Atakan Uslu dedi ki...

Kerim Frei konusuluyor. Acaba sol bek mevkiine mi alacagiz? Sonra Ismail iyilesince sol kanata kayar diye mi dusunuluyor.

nkonrat dedi ki...

Görünen odur ki, Bilic'i takımın başına getirmekle sadece bir TD almamışız; çoktandır içi boşalmaya yüz tutmuş "Beşiktaşlı duruşu" deyiminin hakkını verebilecek ve futbolcusu, yönetimi, taraftarıyla tüm camiayı peşinden sürükleyebilecek winner bir karaktere sahip olmuşuz. Alınması muhtemel kötü sonuçlara bakılmadan sözleşmesi uzatılmalıdır.

turkkant dedi ki...

Bence sol bek kesin alacaklar. Sağ bek konusunda Başar'la aynı fikirdeyim. Gerek rakiplerin zayıflığı gerekse de taktik disiplinimiz sayesinde bazı oyuncuların defoları çok sorun yaratmadı. Ama Ofansif, çabuk kanat forvetlere karşı Serdar çok sıkıntı yaşayacaktır. Bakalım 2 hafta sonra Bruma oynarsa bir test olur. Escude Drogba, çabuk Burak'a karşı sıkıntı yaşayacaktır. Ben ideal savunma dörtlümüzün zaman içinde değişeceğini düşünüyorum. Ama bakalım, Hırvat milli takımında da bizim kör bu adam dediğimiz Gordon'u oynatıyordu Biliç, zaman içinde görürüz.


Atakan, Kerim Frei bence Olcay'a alternatif düşünülüyor. U20'de de Olcay'In pozisyonunda oynadı.

Cartalete dedi ki...

Olcay'ın da Gökhan'ın da yerli alternatifi yok, o yüzden Kerim değerli hamle olur. Hele de sol beke yabancı yazılırsa

Cartalete dedi ki...

Şişmanoğlu'nu unuttum gerçi. Olcay'ın kısmen yedeği var.

Basar dedi ki...

@Cartalete bizim Muhammed'i kanada atma sevdasını da taça yollamışsın bu arada ;)

Cartalete dedi ki...

Yok aslında aklımda vardı da, son dönemde fazla ağır oynuyor. O yüzden onu orta saha alternatifi görmek daha mantıklı şu sıralar. Ancak fazla gömülen takımlara karşı ters ayak kanat oynar gibi.

Alper alperr dedi ki...

necip'in sağ bek olabileceğini düşünen yalnızca ben miyim?

Cartalete dedi ki...

Yaklaşık 1 senedir konuşuluyor burada :) Bence de bir görmek lazım, böyle 4 maçta 5 dakika süre alacağına.

Alper alperr dedi ki...

oh be:)

turkkant dedi ki...

Peki Gökhan Töre'den sol bek olur mu? :)

Cartalete dedi ki...

Şu oyun disiplinine pozisyon almayı da eklerse olur, hatta PSG'ye giden Lucas Digne'den falan daha iyi sol bek olur :)

Ama Beşiktaş'a ön tarafta lazım.

Jig§aW dedi ki...

mustafa abi, veli ve atiba nın yedeklemesi nasıl olacak peki? oraya t.ciğerci(h.berline gitti :)) veya başka bir gurbetçiyi kiralamak gerekmekmezmiydi? necip ve toroman sıkıntılı olmaz mı?

Cartalete dedi ki...

Veli, Necip, Atiba rotasyonu elde Avrupa yokken yeterli bence. Ki Serdar'ın da oraya çekilme durumu olabilir, Toraman var. Mehmet Akgün'ü ben de yoklardan sayma taraftarıyım ama def. orta saha için o da yedek olur.

Hatta Gökhan Süzen'in orta sahada daha iş göreceği iddiamı sürdürmekteyim.

turkkant dedi ki...

Kulübe yakın birinden aldığım duyuma göre sol bek transferinden vazgeçilmiş büyük ihtimal. Nedeni maddi. Bütçeyi aştıklarını düşünüyorlar.

Eh işte saçma transfer politikaları buraya getiriyor insanı.

Sezer mi daha kritikti, sol bek mi? Daha da ileri gideceğim, Franco mu daha kritikti sol bek mi? Keza Eneramo ya da Ömer Şişmanoğlu'ndan biri alınmayabilirdi.

~Poseidon~ dedi ki...

@turkkant o tanıdık pek yakın değilmiş abi kulübe sanırım. :) Yine kapalı bir kutu transfer ettik ama en azından Ramon'a Özen ve Biliç kefaleti benim için yeterli bir referanstır. Anladığım kadarıyla İsmail'in oyun karakterine yakın bir adam. Umarım utandırmaz.

Frei ile de transfer sezonunu kapatırsak tadımızdan yenmez.