Beşiktaş: Dün, Bugün ve Yarın

Derbileri dışarda bırakırsak, Bursa deplasmanı büyük hedefli takımların uğrayacağı en zorlu dış saha maçı olmuştur her zaman. Takımın durumu ne olursa olsun, bu değişmez. Oradaki atmosfer, deplasman takımını baskın oynamaya müsaade etmez. Ama çok değil, birkaç ay önce Beşiktaş o sahada “ev sahibi gibi” oynadı ve çok rahat kazandı. Beşiktaşlı için o günün anlamı üç puandan, üç golden hatta güzel oyundan fazlasıydı. Çünkü ortada gerçek anlamda bir “takım” vardı. Net bir kazanma planı olan ve onu uygulamayı başaran, herkesin görevleri net şekilde çizilmiş, oyuna sonradan giren Necip’i bile kısa zamanda etkili kılmış bir takım. Bir plan… Her ne kadar sonrası gelemese de o gün tesadüf olamazdı. Slaven Bilic, kısa zamanda öyle bir takım resmi çizmişti Beşiktaşlılara. Öncelikle bunu bir kenara yazalım.
2012’nin yazıydı, her şeyden evvel bağımsızca futbola âşık olan ve bunu kaleme döken genç arkadaşlarla birlikte, Önder hocayla ilk kez tanışma fırsatını bulmuştuk. Doğrusunu söylemek gerekirse pek tanımıyordum, o zamanlar NTVSpor’daki program da henüz başlamamıştı. Elbette davete icabet ettik, bir yerde oturduk. Önce biraz biz konuştuk, dinledi. Sonra o konuştu, oturup dinledik. Geç olmuştu, ama kimse saate bakmaya gerek duymuyordu. Çay üstüne çay söyledik, hiç araya giresimiz gelmedi. Öyle oturduk, dinledik… Ve galiba sebebi şuydu. Futbol konusunda manyaklık derecesinde ilgiliyiz, 11 yaşında gece kalkıp Dünya Kupası maçı izleyen biriyiz de… Karşımızdaki insan, tavrıyla değil anlattıklarıyla o kadar “ben bu işi daha iyi bilirim” diyordu ki, sadece dinliyorduk. Zevkle, hayranlıkla…

Ben “Beşiktaş, alt yapı” falan diyorum, hoca başlıyor Serpil Hamdi Tüzün’den anlatmaya. Birisi kenardan Balıkesirliyim diyor, söze Balıkesirspor’un yapılanma olarak doğru yolda olduğundan giriyor, beş-altı futbolcu ismi sayıyor (ki hakikaten o gün 1. Lig’de olmayan takım, bugünlerde Süper Lig’e çıkmaya oynuyor). “Hocam, bizim kulüpler Balkan liglerine neden çökmüyor?” diyene, o bölgenin İtalyanlar tarafından çoktan çöküldüğünden ve oradaki menajerlerin ne denli tehlikeli olduğundan bahsediyor. “Brezilya?” diyorsun, rengini bilmediğin takımların alt yapı koordinasyondan söz ediyor. Sanki kafasında hazırda bir Google vardı da her soruya, görüşe verecek rahatlıkla bir cevap bulabiliyordu.  “Peki, sizi oraya niye dikmişti?” diyecek olursanız. Aslında o da bizim, oradakilerin önemini değil, yine Önder hocanın bakış açısındaki değeri gösteriyordu. O kadar bilgi dağarcığına rağmen, yeni fikirlere, görüşlere açıktı. Ve dinlemeyi, konuşmaktan çok seviyordu aslında. Bunu da bir kenara yazalım.


E peki ne oldu bu Beşiktaş’a?


Slaven Biliç güzel, Önder Özen süper, peki Beşiktaş niye 12 puan geride? Bunun saha içi ve dışında bazı nedenleri vardı. En başta sakatlıklar… Beşiktaş’ın kadrosu kalabalık ama kalite anlamında çok fazla derin değil. Fernandes zaten bu sezon hiç online değil. Onun haricinde, olmadığı zaman takımın direkt olarak rengini solduran bazı yedeklenemez oyuncular var. Başta Oğuzhan, sonra Almeida, Olcay, Gökhan Töre ve her hangi bir bölgedeki Atiba…

Oğuzhan, Bursa deplasmanında uzun süreli bir yaşadı ve aslında o muhteşem çıkışın, aniden iniş gösterme sebebiydi bu. Çünkü önde basan, çabuk hücuma çıkmak isteyen bir takımın orta sahasında, hızlı karar verecek, oyunun bir perde sonrasını görebilecek bir akla ihtiyacı var. Oğuzhan olmayınca, sadece eksik kalan şey kendisi olmuyor. Örneğin sürpriz koşularını, çabuk verkaçlarını attığı paslarla ödüllendirdiği Olcay Şahan da bir anlamda eksik kalıyor. Sadece asiste değil, “asist öncesi paslara” ihtiyaç duyan Almeida da öyle.

Olcay her zamanki gibi hep hazırdı, Hugo da bu sezon çok maç kaybetmedi. Ama işin yaratıcılık kısmını üstlenecek isimleri bir türlü bir arada kullanamadı Beşiktaş. Hatta Kerim Frei gibi alternatifler de çoğunlukla sakattı. Böylelikle bazı maçlarda tahmin edilebilir oldu, kilit açamadı. Bazı maçları 5’lik yapacakken koparamadı.
O sakatlıkların neden olduğunu, Önder hoca televizyonlara çıktıkça anlatıyor, biraz üstü kapalı bir şekilde. “Hocalarımın antrenman programından eminim, ama o antrenmanların bir de dinlenme süreci var.” Aslında bu konuya tarafsız bir gözden bakalım, üstelik işin uzmanından: Ertan Hatipoğlu. Kendisi Lig Radyo’da şu açıklamaları yapmıştı: “Beşiktaş’ın antrenman metotları oldukça modern. Prese, baskıya, güce dayalı harika çalışıyorlar. Ancak o antrenmanların bir de tamir süresi var. Oyuncular o tamir süresini dinlenerek geçirmedikleri için sakatlanıyor.”

Evet, aslında Slaven Bilic ve ekibi o muhteşem Bursaspor maçındaki görüntüyü “tesadüf olmaktan çıkarmak için” çabalıyor. Klopp’un Dortmund felsefesini anlattığı gibi… “Biz oyuncularımıza ezberden ‘şuraya bas’ demeyiz, önceden bunun idmanlarını yaparız. Güç enjekte ederiz!” Beşiktaş teknik ekibinin de aşılamaya çalıştığı şey bu… Ama Bilic Avrupalı, antrenmandan sonra “bugün uyuyun he çocuklar” demeyi aklından bile geçirmez, çünkü bunu hakaret olarak görür. Önder hoca ise bu işlerde yeni sayılır. Artık zamanla ya oyuncular uyum sağlayacak, ya da uyum sağlayacak başka oyuncularla Beşiktaş yavaş bir değişim yaşayacak. Ama doğru yol budur, ne kadar uzun sürecekse sürsün…

Her şeyin dışında, bu takım iki büyük kaos yaşadı. İlki Galatasaray maçının sonu… O kaos sebebiyle haftalarca taraftar yüzü görülmedi. Trabzonspor, Gaziantespor, Galatasaray ve Elazığspor… Koca ilk yarıda sadece dört kez “cezasız” şekilde seyircisi önündeydi Beşiktaş ve üçünü de kazandı. Bu, zaten evinde oynamayan bir takım için büyük handikap. Çünkü futbol özellikle de zirveye oynayan takımlar için en çok “hava yakalama” işidir. İkinci kaos ise malum, alenen bir futbolcunun sahada saldırıya uğradığı Kasımpaşa maçı.

Hatalar


Elbette Beşiktaş’ın “bir var bir yok” performansı, saha içi dokunuşlarıyla da bazı hataların eseri. Slaven Bilic, maçların ilk planını genellikle çok iyi yaptı. Zaten maçlar 45 dakikada bitseydi, Beşiktaş Fenerbahçe’nin 1 puan önünde olacaktı. Ancak maçlar iki devreli oynanıyor ve Beşiktaş, o ikinci devrelerde çoğu kez kontağı kapattı. Galatasaray, Fenerbahçe derbileri başta olmak üzere kimi maçın ilk yarısında rüzgar Beşiktaş’ın lehine işlerken, bir anda işler tersine döndü. Bunun da nedeni, oyuncuların güçsüz kalışına bağlanabilir. Ancak öylesi durumlarda Bilic’in de fazlasıyla “refleksiz” kaldığı bir gerçek. Rizespor, Karabükspor, Antalyaspor gibi “olağanüstü” puan kayıplarının nedeni de ikinci bir planın üretilememiş olmasıydı. Beşiktaş sahada tahmin edilebilir olduğu anda, farklı dokunuşlar gelebilirdi. Örneğin kapalı savunmaya karşı oynanacak maçlarda Almeida’nın yanına daha ilk 11’de ikinci bir forvet daha verilebilir, kanatlarda yaratıcı oyuncu eksikliği çekildiği anda merkezde pek de ışık saçmayan Fernandes kullanılabilirdi. Beşiktaş, Denizli döneminde Yusuf’u sol forvete atarak birçok kilidi açmış, şampiyonluk almıştı. “Küçük dokunuş” deyip geçmemek lazım…

Beşiktaş bu sezon, geçen seneye nazaran daha alternatifli bir kadroya sahip ancak “ilk 11 resmi” pek de değişmedi. Önder Özen’e emanet edilen (ya da maalesef bir ölçüde emanet edilen) transfer stratejisinde, daha denge bozabilecek net oyuncular alınabilirdi. Geçen seneki ruh haliyle pek de iyi sinyal vermeyen Fernandes meselesinde daha radikal olunabilir, onun yerine gelecek ve sistemin en kritik bölgesini “tartışmasız” oynayacak bir ofansif orta saha, çok şeyi değiştirebilirdi örneğin. Böylelikle Beşiktaş’ın “golü oluruna bıraktığı” maçlarda, bir anda çıkıp denge bozacak bir isme sahip olabilirdi. Pedro Franco’yla geleceğe yatırım yapmadan önce, bugün sırtını rahatlıkla yaslayacağın güçlü ve tecrübeli bir stoper alınabilirdi. Tabii bunlarda hata Önder hocada gözükse bile; ona ne kadar zaman, ne kadar bütçe, ne kadar rahatlık tanındı? Neredeyse hepsinde negatif cevaplar alınabilir.

Bundan sonra ne yapmalı?


Fenerbahçe artık ligde uzadı gitti. Ancak lig ikincisi, bu sezona özel “gizli şampiyon” olacak. Direkt Şampiyonlar Ligi’ne gidebilmek, hele de tekrar ayağa kalkmak isteyen Beşiktaş için çok değerli. İşin maddi tarafı bir yana, manevi açıdan da yeni stada öyle bir güçle girmek, büyük hava katacaktır. O hedefin 4 puan uzaklık söz konusu. Hatta şayet Kasımpaşa maç tekrarı bu sezon (!) oynayacak olursa, farkı 1’e indirme şansı da mevcut. Beşiktaş bir şey kaybetmiş değil hatta çok şey kazanmaya hala çok yakın. Ancak ilk devreye nazaran daha güçlü olması gerekiyor.

Bu uğurda Beşiktaş’ın iki net transfere ihtiyacı var. İlki, Fernandes’in hiçbir zaman kotaramadığı ofansif orta saha rolüne. Olcay, Almeida ve Gökhan Töre Beşiktaş’ın hücum hattını oluşturuyor, arkalarındaki bir ofansif orta saha ile birlikte. Gökhan Töre, savunma arkasına koşu atmaz. Almeida da öyle… Bu sezon çok daha skorer olmasına rağmen, attığı gollerin birçoğunda asist, yatay pas olarak geldi. Dikine hareketlenen bir forvet değil. O konuda sadece Olcay Şahan uzman… Beşiktaş’ın 10 numarası, Almeida’nın yapamadığı “sızmaları” yapabilecek kıvamda olmalı. Olmalı ki Beşiktaş daha az tahmin edilebilir olsun. Adres değil de tarif vermek gerekirse: Pablo Martin Batalla modelinde bir isim, şart. Transferi yatmak üzere olan Lodeiro da göründüğü ve anlatıldığı kadarıyla tam olarak o kıvamda değil.

Beşiktaş’ın stoperleri iyi bir takım oyununda sırıtmayacak, ancak işler kötü gittiği anda “burada biz varız!” diye bağıramayacak ve kolay dağılacak modelde. Hepsi iyi birer tamamlayıcı ancak lider değiller. Fizik ve sertlik açısından caydırıcı olamıyorlar. Bunlara maalesef Sivok da dahil. Beşiktaş’a yüksek, sert, büyük formanın avantajlarını kullanacak kadar caydırıcı ve en önemlisi lider bir stopere ihtiyacı var. Bruno Alves, o farkı gayet iyi yarattı örneğin.

Peki, bu süreçte ve gelecekte Beşiktaşlılar ne yapmalı? Yazının en başında Slaven Bilic ve Önder Özen için bir kenara yazdığımız notları hatırlayalım. Şu bir gerçek, Önder Özen bu ülkede böylesine bir devrimi gerçekleştirecek nadir futbol adamlarından biri. Bilgi dağarcığıyla, iş disiplini ve ahlakıyla… Hataları olacaktır, hiçbir insanın olmadığı gibi o da mükemmel değildir ancak bir başka alternatifi memlekette yok denebilir. Slaven Bilic’ten daha iyi teknik direktörlerle Beşiktaş karşılaşabilir elbet, karşılaşmıştı da... Ancak, artık bu ikiliyi bir arada görmek gerekiyor. Belki profesyonel anlayışa ters ama Önder hoca’nın Bilic’i “işe aldığı bir teknik direktör” olarak görmüyor. Ona, “o varsa ben de varım” diyebilecek kadar güveniyor. Yani, “Bilic’i bırak, başka hocayla devam et” denildiğinde onun da net bir şekilde motivasyonu düşecektir. Zaten öyle bir şeye izin de vermez gibi.

Kaldı ki Bilic de iyi bir şeyler yapabileceğinin kıvılcımını çaktı bu sezon. Ve o kıvılcımların tesadüfen ortaya çıkmaması için çalışıyor. Zaten Önder Özen ve Slaven Bilic ikilisiyle çıkılan yolda Beşiktaş’ın asıl amacı buydu: Başarıları tesadüf olmaktan çıkarmak. Yani "Bir gün değil, hergün!" demek... Nihayetinde kaleci antrenörü Sambade Tolga için gelmedi ya da atletik performans departmanı Hugo Almeida’yı pırpır forvet yapmak için kurulmuyor. Daha geçen sene Dentinho transferi yapan bir kulüp, scouting ya da “Kartal Göz” sistemiyle bugünden fark yaratamaz. Beşiktaş, birkaç ayda anlaşılmayacak düzeyde bir atılım peşinde. Önder Özen ve Slaven Bilic’in ne kattığını, gerçek anlamda birkaç yıl sonra görebileceğiz. Beşiktaş’ın o kadar zamanı var mı? Kapıda Klopp & Watzke ikilisi beklemediğine göre, evet.

 Mustafa Demirtaş


21 yorum:

Cartalete dedi ki...

Çoktandır araziydik, blog takipçisi arkadaşlara bir özür borçluyum. İyi seneler, geç de olsa.

çağlar dedi ki...

Ertan Hoca'nın yazısının tamamını okumak isteyenler için;

http://bireyselperformans.blogspot.com.tr/2014/01/kartalin-problemi.html

Ekrem35 dedi ki...

gerçekten özlemiştik mustafa eline sağlık.

şu yazıyı her beşiktaş taraftarına okutup, anlatmak, üzerine saatlerce konuşmak isterdim. özellikle malum sitelerde fikret orman, önder özen ve bilic düşmanlığını sistematik olarak yapanlarla.

umut ederim ki bu anlayış taraftarımızın büyük çoğunluğunda vardır ve bu ikiliye gereken zamanı verme konusunda başarılı olabiliriz.

planck dedi ki...

Kapıda Klopp & Watzke ikilisi beklemiyor ama tribündeki, forumdaki, blogdaki adamın bu umrunda mı? Bazı sebeplerden tranfer yapılamıyor, bazıları bariz teknik taktik hatalar yapılıyor ama biz her sene cl'de final oynadığımız için taraftarımız bu hataları kaldıramıyorlar. Çünkü önemli olan felsefe, profesyonelleşme, yapı oturtmaya çalışmak değil kazanmak, kaybedeni aşağılamak, kovmak. bin lira maaşla cebinde ayfonla dolaşan insanların olduğu toplumdan farklı birşey beklenmez zaten.

çağlar dedi ki...

Aşağıdaki linkte Beşiktaş'ın Emre Güral transferi ile ilgili haber mevcut, Kap'a bildirmişiz ama sonra olmamış. Benim dikkatini çekmek istediğim futbolcuyu elimizden kaçırmamız değil (Sametay sağolsun)
haberin altında ki yorumlar. Açıkcası o gün yazılan yorumlar ile Emre Güral için bugün yazılan yorumlar arasındaki fark ne yazık ki taraftar profilimizin özeti ve bunun en büyük sorumlusu 8 senelik buhran döneminde payı olan herkes.

http://www.kartalbakisi.com/futbol/emre-gural-ve-berkay-samanci-borsaya-bildirildi-h11084.html


p.s:Bu arada haberi eksibesiktas@ James sneijder'ın yorumundan aldım.

beagle dedi ki...

Gerek Mustafa'nın yazısı gerek de Planck'ın yorumundan edindiğim bir izlenim var; Önder Özen ve Biliç'in sanki ayrılmaz bir takım olduğu. Bence büyük bir problem ve bunu Önder Özen yaratıyor. İşveren- çalışan arasında aile'ye yakın ilişki güzeldir ama bu hiyerarşik bir aile olmalıdır. Gerektiğinde emir, azar, ayrılık olmalıdır yoksa "amir"in anlamı olmaz. Önder Özen'i kaybetmemek için Biliç'e çok nazik eleştiri getirildiğinin farkındayım ama aslında iyilik yapmıyoruz.

Sahadaki taktik gidişata müdahele edememek, oyunculara göre sistem değiştirememek, birden çok plan olmaması gibi bir sürü eksik itibariyle Biliç vasat altı bir teknik direktör imajı gösteriyor. Son 14 maçta 4 galibiyet aldık, hatta kupa, hazırlık maçları falan ile durumu daha da vahim.

Fikret Orman, Önder Özen hamlesi ile stad bitene kadar bir zaman kazandı. Yalnız eli biraz güçlendiğinde, hala tatmin edici bir performans görmüyorsa direk müdahele edecek karakterde olduğu belli. Bu durumda Önder Özen'in ve uzun vadeli projelerin devamı için teknik direktörün eldeki mevcut malzeme ve potansiyel oyunculardan mümkün olduğunca iyi yararlanması çok önemlidir. Bence Önder Özen kendini joker süresi bitmeden 2. bir hoca bulması gerekebileceğine şimdiden hazırlamalı.

Bazı gerçekleri çabuk söyleyebilmeliyiz: ayhan gazla yapılmış berbat transferdi, ricardinho'nun bir işe yaraması mucizeydi, fernandez'den ofansif orta saha olmazdı(ilk söyleyenlere nedense hakaret edildi, şimdi sahada ne idüğü belirsiz oyununu herkes izliyor). Bu örnekler uzar, gider. Takımın başında geçirdiği yarım sezon sonucunda Biliç'de herhangi bir ışık yok. Bunu bugün birilerinin söylemesinde de hiçbir acayiplik yok. Beşiktaş şu anki durumuyla süper hoca alamıyor doğru, Biliç ve aybaba büyük çaresizlik dönemlerinde alındı o da kabul. Ama sezon sonuna 5 ay zaman var. Bu sürede "milyon euro" cinsinden maaşa göbek atacak bir sürü hoca bulunabilir. Özellikle akdeniz coğrafyası civarında (balkanlarda, yunanistan'da, italya'da vb) şampiyonluk görmüş adamlara bakmak lazım.

Beşiktaş yenikken etrafa gülümseyen, 1-1'de korner kullanmadan oyuncularımızın çorap falan çekmesini izleyen bir hocanın sert bir ligde başarılı olma ihtimali çok düşüktür. Ha tabi ligden düşmemeyi ilk 10
'a girmeyi hedefliyorsak, adam sağlamcı. Ona itirazım yok.

Cartalete dedi ki...

Bu Emre'yi ne kadar istemiştim belli değil, şöyle bir şey yazmıştık.
http://cartalete.blogspot.com.tr/2012/05/egede-gorulen-trequartista-emre-gural.html

İlk 11'de görünce "aha bize denk geldi" dedim zaten.

planck dedi ki...

@beagle,

eğer önder özen yönetime güvenseydi, istediği gibi hareket alanı bulabilseydi ve haliyle kendini de güvende hissetseydi biliçle bu kadar sıkı fıkı olmaz, ağırlığını hissettirir, diğer kozlarını hazırlayabilirdi diye düşünüyorum ben. ama olay daha çok "hadi teknik direktörünü seç bakalım önder hoca, görelim napacaksınız" şeklinde başladığı için biliçin görevine son vermek başarısızlığı kabullenmek ve ayrıca samimiyetsizlik olarak görülecek. yoksa eleştrinde tamamen haklısın, profesyonelleşelim derken ortaya kader birlikteliği çıktı ki hiç hoş değil aslında. yine de karakterli adamlarmış ki bu kadar zor duruma, eleştriye ve baskıya karşı ikiside birbiri hakkında en ufak kırıcı söz söylemediler.

EC dedi ki...

Su son transfer doneminde yasanan ozellikle BJK li ergenlerde neredeyse Ferdi Tayfur filminden cikmis hissi uyandiran duygusallikltan artik gina geldi..

Turk Insaninda maalesef mantik hep duygularin gerisinde kaliyor.

Ronaldinho transferi -Brezilya daki arkadaslarimdan duydugum- en yuksek teklif BJK den gelmis, Ronaldinho da bu yaz kendi seyircisi onunde son kez dunya kupasina katilip, ulkesini temsil etmek istedigi icin Milli takim hocasi scolari yi dinleyip, kendi kulubune 1/3 fiyatina imza atip orada kalmayi tercih etmis. Bunun neresinde BJK li yoneticilerin yaptigi hata? Siz medya da tamami BJK ye karsi hele 1903 denen site var ki SAdali nin finanse ettigi ve her haliyle bel altindan Fikret Orman ve yonetimine saldirmakla sitesini guncelleyen olusum aslinda Yildirim demiroren in de gizli destegi ile ayakta durmaktadir. Hem adali, Hem de demiroren Fikret Orman in baskanliginda stadin bitirilip, bu basarinin Fikret Orman ve ekibine ait olmamasi icin ellerinden geleni ardlarina koymamaktadir. Bu hakem hatalari, olimpiyat faciasi, bize karsi hep farkli kurallarin uygulanmasi tesaduf degil, bir planin parcasidir. Yapilmasi gereken herseye ragmen BJK lilikten odun vermeden, stadimizi tamamlamak, ligi de tum bu olumsuzluklara ragmen en iyi yerde bitirip gelecek yil avrupa da yer almaktadir. Unlu oyuncu transferleri Yildirim Demiroren zamaninda yapildi ve ne oldu? Herkes sonuclari biliyor 9 yilda bir sampiyonluk ve batik bir kulup, sahtecilik ve sikeye bulastirilmis bir Buyuk Kulup ve mahmelerde surunen BJK.. Bu BJK ki bakkal borclarini bile odeyemez hale gelmis. O halde iken hatirlayin kimse yoktu baskan adayligi icin piyasa da? Zengin ve sozd BJK! Liler Kpasa ya uye olup ona trasnferler yaptilar! Neyse konu uzun.. Is yaparken Aklinizi kullanin, duygularinizla sadece sevin.. Beyninizi zorlamayin!

Avrupa dan tasindik..6 yil boyunca gordugum irkciligin haddi hesabi yok.. Artik Kuzey Amerika yeni evimiz.. Avrupa da kalan Turk arkadaslara, ailelere kolay gelsin..

EcO-USA

Cartalete dedi ki...

Geçmiş olsun, mutluluklar yeni hayatınızda.

beagle dedi ki...

Bu çocukla ilgili ilk müjdeyi ben paylaşayım. Gözlerim yaşardı. Hızlı, güçlü, dinamo gibi koşuyor ve üstelik sağ ayak içi ile müspet toplar atıyor. Önder Özen'den beklediklerimiz bu gibi işler işte. Herkes frikik golünü paylaşır, Şu video'nun ilk 5 dakikasını izleyin. Ben 15 dakika sabrettim. Ağzım açık kaldı. Evet savunmada yerini falan kaybediyor baştan kabul. Ortalar da muz değil. Ama o ne iştahtır, özgüvendir.

Birinci golden önce kaleciden alıp savunmadan hızla bir top çıkarıyor, bir pas sonrası gol.

https://www.youtube.com/watch?v=eg4tp2p85W8

Tabi şüpheci olarak ikinci yarı düşmüş mü diye bakıyordum, 35 metreden şut çıkarıp ikinci golü attırdığını gördüm. Yetmedi üçüncü golü de frikikten kendi attı.

https://www.youtube.com/watch?v=c8vbyjO4HOM

Liverpool ve Chelsea izliyor diyorlardı. Umarım yalan olmaz bu transfer, acayip üzülürüm.

Planck'a not: Ben de yönetimin futbol direktörünü pek rahat bırakmadığını, "empowerment"dan çok uzak olduklarını düşünüyorum.
Umarım Biliç Özen'e mal olmaz. Son maç biraz oyuncu falan değiştirdi de Necip'in Franco'yu kesmesi, Frei ve Ömer'in ilk 18 görmemesi olacak işler değil. Adamlığı kadar teknik direktör olması için kafasına piyano veya "acme anvil" düşmesi lazım :)

Kuzeyfo dedi ki...

Mustafa acaba Musa Muhammed hakkinda birseyler yazabilir misin? Izlemis miydin hic?

Cartalete dedi ki...

Ben izlemedim ama gönüllü scout işi gibi görünüyor. İzleyen arkadaşlar çok umutlu, görünüşe bakılırsa beagle da öyle :)

Kuzeyfo dedi ki...

@beagle
Bu maclarin referans olabilecegini sanmiyorum. Bir fikir verir yani ama sonucta U17 maclari bunlar.
Mami efekti yani. Kendi yasitlari arasinda inanilmaz ama guclenir mi boyu uzar mi, fizigi degisince baska ozelliklerini kaybeder mi belli degil.
Chelsea/Liverpool alsa adam eder de biz mundar ederiz gibime geliyor.
Kaldi ki bir de Nijeryalilarin yas buyutme olayi var, Julius Aghahowa durumu da olabilir. Yani 20 yasinda cocugu U17'de oynatiyorlarsa cok iyi gozukmus olabilir, iyi arastirmak lazim bunlari.

beagle dedi ki...

:) 17 yaşında buysa, oynatılmak kaidesiyle 20 yaşında ne olur diye düşünüyorum. Bizim tribün genç ve siyahi oyuncu sever, moral getirebilir, o da tüm takım "sinerji"sine yansır. Başka boyutta da Pedro'nun hız açığını, Gökhanın sağ korner sevmemesini kapatabilir. Derseniz aşile 2 darbe yedikten sonra bizim ligde ne yapar, onu da izleyip görmek lazım.

Kuzeyfo dedi ki...

Derken soyle bisey buldum :)

http://www.ghanasoccernet.com/scandal-uruguay-captain-accuses-nigeria-using-35-year-olds-fifa-u17-world-cup/

beagle dedi ki...

Dostum Kuzeyfo, Lagos sicil müdürlüğünde çevrem yok o yüzden kesin birşey diyemem. Ama yaşlanma efektlerini az çok hepimiz +-5 yaş ile çakabiliriz. Benim gördüğüm tip 17-22 yaş civarında görünüyor. Bu teorilere göre emenike'ye baston gerekecekti ama maşallah 85-90 kilo gövde ile tren gibi yoluna devam ediyor. FB de rekora gidiyor.

Ölçüt konusunda da şunu söyleyebilirim, internette yazmayan güzel günlerden 1990'da dünya kupası finali oynayan u 16 takımımız vardı. Okulda mini tv ile kaçak final maçını izlemiştik. Oktay derelioğlu, yusuf ve kaledeki 1.60 küsürlük trabzonlu çocuk falan vardı yıldız adayı diye geçen. Finale kadar gelip amerikadan 5-6 gol yediler sanıyorum. Çünkü bizim ortaokul ebatındaki süper refleksleri var diye gaz verilen kaleci, hormonlu rakipler karşısında patlamıştı. O çocuk doğal olarak kariyer yapamadı. Daha o zamandan belliydi. Ama o takımın forveti Oktay, büyük bir trajedi yaşayana kadar en büyük santraforlardan biri olma yolunda gitti. Yusuf da bizde epey top oynadı. Başka benzer kuşak da fatih terimle çalışan akdeniz oyunları kupası takımıdır, iyi oldukları yaş gruplarında belliydi, ligi domine ettiler bir kuşak boyunca.

Üzerinde konuştuğum maç u-17 dünya kupası finallerinin final maçı. Belirttiğim gözlemler ise ayak içi vuruş tekniği, oyun karakteri ve hız. Batuhan gibi herkesden 20 cm yukarıda top oynasaydı veya omuzla herkesi yıksaydı pek bir gösterge olmazdı. Ancak şuna katılırım, diğer menejerler bize bu çocuğu bırakacak şekilde çekildiyse vardır bir bit yeniği. İlk duyumlar para beklentilerinin yüksek olduğu yolunda. Yani milyonlar konuşuluyorsa diğerlerinin bırakması normaldir, bizde zaten haftaya uçağa bindiririz.

Basar dedi ki...

Malesef son zamanlarda eleştiri yapan herkes aynı kefeye koyuluyor. Ergen, endüstriyel futbol düşkünü vb. gibi sıfatlar ile de bu fikir destekleniyor...

Malesef yönetim ve futbolun patronları birçok eleşitiyi hak ediyor.

Yönetim. Stadyum konusunda gayet başarılı. Pazarlama yönetimi konusunda çok başarılı (BJK-GS maçı biletlerini Bursa maçı oynanmadan çıkartmak, FEDA vb.) Görünen o ki borçları yapılandırma ve ödeme konusunda da başarılı...

Gel gör ki futbol takımını oluşturma konusunda çok başarısız. Ne yapmaya çalıştığı belli değil. Bir bakıyorsun genç potansiyel diye birkaç kişiyi transfer etmiş, bir bakıyorsun günü kurtarsın diye kiralık oyunculara yönelmiş, bir bakıyorsun bir yönetici işimize yaramayacak adamı getirmiş, öbür gün Ronaldinho'nun peşinden koşuyor... Takım kadrosu şişkin, bir sürü kişiye antremana çıksın diye para ödeniyor. Borcu azaltacağımıza veya kaynağı doğru kullanacağımıza buralara para gidiyor...

Yönetim Allah'ı var çok umut vaad eden bir yapı ile hoca-antrenör-koordinatör-atletik departman vb. kurdu ama malesef bir gelişme olmadı.

Önder Özen. Çok bilgili, çok kültürlü, çok iyi konuşuyor... Yazıda Cartalete çok güzel anlatmış. İyi ama bunların Beşiktaş'a yansıması ne oldu? Takıma aldırdığı aldırabildiği bir adam var mı? Yukarıdaki sorular aynen önder Özen'e de sorulabilir, Beşiktaş'ın amacı ne? Bu yılı idare etmek mi, önümüzdeki senelerin takımını kurmak mı? Seneye şampiyonlar ligine katılmak mı? Atletik departman kurduk, futbolcular 2. yarıda dökülüyor. Takımda bir sürü safra var, hiçbiri temizlenmiş değil. Toraman-Sezer kavga etti, ya affedecek takıma katacaksın ya da göndereceksin. Bu konuya bile çözüm getirilebilmiş değil.

Biliç. Kariyerli, kültürlü, felsefesi olan bir insan. Yapısı da Beşiktaş'a uyacak cinsten. Peki soruyorum, bu yıl oynadığımız topun Samet Hoca'yı eleştirdiğimiz futboldan bir farkı var mı? Oyuncularımızdan kendini geliştirip parlayan var mı? Franco, Kerim Frei gibi genç yetenekler(!) aldık bunları sahada gören var mı? Taktiğimiz ve oyuncu değişikliklerimiz statik.

Bunların yanı sıra, futbolcularımız gece gezmesini çok seviyor. Evet gezecekler ama kamp döneminden sonra sabahın 05:30'unda 2 futbolcunun Redroom Bar'da takılması atletik performanslarına zarar verir. Biraz buna set çekecek bir yapıya da ihtiyaç var. Aynı Toraman-Sezer kavgası gibi burada da bir disiplin sorunu var gibi gözüküyor.

Kısaca niyetler iyi olsa bile yapılanlara ve gelişen olaylara bakınca umutsuzluğa kapılıyorum. Kimseye 'defolun gidin', 'istifa' demiyorum fakat Mustafa'nın aksine ben oldukça pesimistim.

james sneijder dedi ki...

@Kuzeyfo

Tipik Latin yaygarası. Bu Latinlerin herşeyi güzeldir de, ezik formatta yaptıkları bu yaygaraları hiç çekilmez. Gerçi bu olayları da geçicidir, 2 ay sonra sorsan özür dilerler geçer biter. Overall'da güzel insanlardır vesselam.

Neden mi? Buyrunuz:

http://en.wikipedia.org/wiki/Age_fraud_in_association_football

Özellikle "Introduction of MRI" başlığını okumanızı öneririm.

Kuzeyfo dedi ki...

@james

MRI konusunu bilmiyordum, tesekkurler.
Isin ilginc tarafi, Nijerya 15 tane futbolcusunu cikarmak zorunda kalmis 2009'da, hatta sonrasinda da futbol federasyonu baskani ben MRI kullanmam demis falan.
Sonrasinda da Nijerya yeniden sampiyon 2013'te.

http://www.gamsports.com/nigeria-fa-chief-rejects-fifa-s-mri.html

Yani bizim eleman 30 yasindadir demiyorum ama dikkat etmek lazim.

james sneijder dedi ki...

@Kuzeyfo

Yok hepsi testten geçmiş, hatta geçemeyenler olduğu da tespit edilmiş bu kontrolde:

http://www.nairaland.com/1404438/nigeria-u-17-players-fail-age