EL LOCO

Ben küçüktüm, Palermo gençti...



Copa America'yla tanışmamız 99 yılının yazında olmuştu... Ufak ufak, lise dönemlerine adım attığımız yaşlarda, yaz tatillerini sabahlamalarla geçirmeler başlamıştı. NTV, biz futbol fetişistleri için biçilmiş bir kaftan olarak, o sabahlanan gece yarılarında canlı yayın maçlar atıyordu önümüze. Soğuk birşeyler alıp, uykudan önce futbol keyfini yaşamanın tarifi yoktu benim için...

Yıldızlarının gelmeyi kabul etmediği Arjantin (nam-ı diyar arcentina!) "gelecek vaadeden" oyuncularıyla gitmişti o turnuvaya. Bunların başını 2 Bocalı çekiyordu; Riquelme ve Batistuta'nın yokluğunda alternatif olarak düşünülen Martin Palermo.

Herkesin, Palermo'nun kaçırdığı aynı zamanda dünya rekoru olan bir maçta 3 penaltıyı hatırlar Copa America 99 denince. Lakin, maçların hemen hepsini izleyen benim için, aslında Palermo'nun futbol adına patlama yaptığı, kendini tanıttığı bir turnuvaydı o. Arjantin'in tüm gol yükünü çekmiş, "hırslı santrafor" endamını tümüyle bizlere vermişti. Palermo'nun kaçan 3 penaltısını da canlı izleyen biri olarak, o turnuvada Palermo adına asıl unutamadığım şey "morarmış gözüyle" attığı goldü...

Ortasahada gerçekleşen bir ikili mücadelede suratına kötü bir darbe almış, yerde kalmıştır Palermo... Ama atağın iyi gittiğini görerek, kalkmış ve arka direkteki pozisyonunu almak için hareketlenmiştir... Ve tam o esnada hareketlendiği bölgeye atılan topu, o müthiş sol ayağıyla sert bir şekilde tavana göndermiştir... Asıl ilgimi çeken ise, bağır-çağır koşuşuyla gelen gol sevincinde, yaklaşan kamerayla birlikte gördüğüm manzara; Palermo'nun bir gözü, görülmeyecek kadar kapanmıştır şişlikten, o kadar kısa sürede.. Ama "El Loco", o dayanılmaz darbeye rağmen golü düşünmüştür...

El Loco (Çılgın) lakabını o turnuvadan önce mi sonra mı aldı bilemiyorum ama, bu lakabını duyduğumda aklıma gelen ilk şey bu sahne oldu ve yakışır dedim.

Palermo için, o turnuvadaki etkileyici performansından sonra, üzerine 2000 kıtalar arası finalinde Real Madrid'e attığı 2 gol de tuzu biberi olmuştur, Avrupa'ya açılacak yol adına. Herkesin beklediği ama şaşırtıcı şekilde sonuçlanan Avrupa transferi gerçekleşmiştir. Şaşırtıcı olan şey, o dönem asansör takımı olarak hatırlanan, ama bu transferle birlikte "büyük takım olma" arzusuna bir başlangıç yapacak olan Villareal'e gitmesidir Palermo'nun.
Villareal'deki ilk maçında karşılama müthiş olmuştur El Madrigal'de... Kapağında Pelermo'nun resmi olan broşür, 25 kişinin eline sallanmaktadır oyuna girerken... Ama aynı muhteşemlik, Palermo'nun lige ve takıma uyumuna yansımamaktadır. Golden uzak maçlar seyretmektedir El Loco.
Uzun bir dönem sonra tam form tutmuşken çok kötü bir sakatlık geçirir. Attığı golü "bir avuç taraftarıyla" paylaşmak isteyen Palermo'nun ayağı kırılır...



Palermo artık La Liga'da dikiş tutturamaz hale gelir ve efsane olduğu yere, efsanesini büyütmek için geri döner.

Martin Palermo, bugün 37 yaşındadır ve Boca Juniors'da efsanesini büyütmüştür. Performansıyla "milli takıma girmeli mi?" tartışmasını yeniden başlatmıştır. 10 yıl öncesi kadar genç olmamasına ve tek rakibinin Batistuta olmayıp, Avrupa'nın en iyi santraforları arasında gösterilen Higuain, Aguero, Messi, Milito, Lavezzi, Tevez gibi oyuncuların içinde bulunduğu havuzda bulunmasına rağmen aday gösterilmektedir...

Roberto Chello'nun 218 golünü egale eden El Loco, bugünlerde efsanesini istatistiki bilgi olarak da kazımak üzeredir.

Kendisine bir videosuyla selam ediyoruz... 40 metreden, topun gelişine çıkarttığı şutla gelen gol. Yanlız kullandığı uzuv biraz enterasan...

1 yorum:

sunay11 dedi ki...

Palermo gerçek bir efsanedir. O sakatlığı atlatıp, bu yaşına kadar hala üst düzey oynayabilmesi büyük profesyonellik. Ben kendisini hiç süre alamasa bile 2010 kadrosunda görmek isterim. Nitekim Caniggia da 2002de kadroya dahil edilmişti sırf adı yeter denerek.