Messi Türk Olsaydı ?


Enterasan bir çocukluk dönemi geçirirdi... Futbolda yetenekli ama derslerde kötü öğrenci kısmına girerdi muhtemelen. Okul binası içinde; velisi "bu çocuk çok tembel!" bahanesiyle öğretmeni tarafından davet edilenlerden, fakat okul bahçesinde futboluyla bambaşka gözle bakılan bir çocuk olurdu... Sırf bu karizmasıyla boynu 30 derece eğik ve yaklaşık bir buçuk metre boyuna rağmen sınıfta kızların ilgi odağı olur, derslerini de kendisine hayran olan sınıfın "ineklerinden" aldığı kopyalarla bir şekilde geçerdi...

O'nun olduğu bir ortamda ortada sıçan oynamak, kilo vermek için bire bir olurdu... Mahalle maçlarda adımlamayı iyi hesaplayan, takımına O'nu alırdı. Daha diğer adam almalar tamamlanmadan rakip hemen "Oooo çok güçlü oldunuz!" serzenişinde bulunurdu. Bir çok golü taş üstü diye sayılmazdı. Penaltıda arkadaşları burun vurmayı tercih ederken o hep teknik vururdu. Eğer rakip takım içinde reis* diye tabir edilen bir adam yoksa, bütün takımı çalımlar, kale çizgisi üstünden eğilip bir çok kafa golü atardı... Fakat "reisss"lerden biri rakip takımdaysa, 3. çalımı üst üste yapamaz, bir çelmeyle yerde kalıp dizi açılır bir de üzerine "efendi gibi oyna len!" diye azar işitirdi...

* Mahallede "reis" diye tabir edilen adam: kavgaların olmazsa olmazı, okeyde çiftin kralını koyan ama futboldan zerre çakmayan fakat ya korkudan ya da saygıdan bir şekilde kendine takımda yer bulan insan... Bu tipler litaratüre "at abinin kıllı göğsüne!" terimini getirmiştir. Maç öncesi yazı tura atar gibi topu sebepsizce havaya diken, sonrasında o hışımla ayağından uçan kösele ayakkabasını ve bahçeye giden topu alması için iki ezik çocuğu görevlendiren fenomendir bunlar. Maçlarda futbol olarak hiç bir katkı yapmamasına rağmen, sürekli bağırıp-çağırdığı, takım arkadaşlarına motive edici laflar sıkmasıyla izleyenlerde "vay be adam tek başına oynuyo" izlenimini bırakmışlardır hep...

Derken, çevresinin ve ailesinin gazıyla işi profesyonele dökmek için amatör bir kulüpte lisansını alırdı ufak yaşta. Büyük takımların alt yapısına geçişi ise uzun sürmezdi. Burada mental ve fizik olarak çok fazla "geliştirilmemesine" rağmen çocuk yaşta A takıma çıkarılırdı, olağan üstü yetenekleri sebebiyle... Fakat burada attığı 2 çalım sonrası pas verecek adam bulamaz "top eziyor" damgası yerdi, araya attığı toplar gol olmaz istatistiklere geçemez, rakipte kalan pasları için ise hemen "top kaybı" istatistik hanesine yazılırdı. Avrupa'dan gelen profesyonellik tekliflerine rağmen, ilk sözleşmesini burada yapar, yaşına rağmen iyi bir para kazanırdı. Akabinde hemen gazetelerde aldığı parayla ilgili olarak "5 tane yat, 15 tane kat, 230 tane ticari taksi alınır" gibi örneklemeler sunulur, insanlara "aldığı paraya bak oynadığı topa bak!" eleştrileri için zemin hazırlanırdı. Daha sonra 21 yaşına kadar "pişmesi" için sağa sola kiralanırdı. Ama fizik olarak en gelişme göstereceği çağlar atlanır, yetişkin bir futbolcu yaşına geldiğinde zayıf kalırdı. Bu sebeple futbol olarak yeteri kadar patlama yapamaz, az biraz formda gittiği sıralar kız arkadaşıyla çekilmiş bir fotoğrafı haber sitelerinde gezer "doğru yaşamıyor, o yüzden sahada yerden kalkmıyor" denirdi...

Ve bugün kıyaslandığı adam Maradona değil, Sergen olurdu...

Ama neyseki Messi, Arjantin'de doğdu, İspanya'da büyüdü. Ve biz Maradona'yı kaçırmış 90 kuşağı olarak, bugünlerde belki de önümüzdeki yüzyılda da bahsedilecek bir büyük yıldızın kariyerini izlemekteyiz. İyi ki varsın Messi...

1 yorum:

Eser Gökulu dedi ki...

Beşiktaşlı olması halinde de;

Sol ayaklı adamın sağ kanatta ne işi var deyip, önce sol tarafa kaydırır, sonra da Üzülmez'in savunma yetersizliğini Messi'nin geri dönüş zaafiyeti ile örtbas etmeye çalışırdık.

ps: Dostum Messi demişsin ama bu adam zenci.