"Bu Kadar Olur..." Beşiktaş 0 - Trabzonspor 0

Beşiktaş çıkabileceği en iyi 11'le sahadaydı. Sadece "Yusuf'un yerine Serdar olabilir miydi?" diye düşündüm. Fakat Serdar'ın güven kaybını ve de bu ortasahanın önünde Yusuf gibi daha yaratıcı bir oyuncu gereksinimini düşünürsek, bu seçime de pek itiraz hakkımız kalmıyordu. İtiraz edeceğim nokta Beşiktaş'ın oyun anlayışıydı. Aslında bildiğimiz Trabzon'a karşı "ideal" bir anlayıştı, fakat ortaya çıkan Trabzon çok farklıydı...

Çift forvet ve ortasahayı Selçuk'a teslim eden bir 11'i görünce bu maçı Beşiktaş'ın rahat geçeceğini düşündüm. Ama böyle "sindirile bilinir" gözüken ortasahaları imha etmek için, önde baskı yapmak kaçınılmaz oluyor. Beşiktaş önde baskıyı "iş işten geçene" kadar pek yapamadı. Baskı yaptığı anlarda ise artık Trabzon'un ortasahasında Ceyhun vardı... Hatırlarsanız bugünün Trabzon'a benzer bir takımı, yaklaşık 3 yıl önce Beşiktaş Trabzon'a karşı sürmüştü...Ricardinho'nun ilk formayı giyip, 3'lü ortasahanın soliçinde oynadığı maç... O maçta Ziya Doğan "bugünkü Beşiktaş'ın" yapması gereken "önde baskıyı" yapmıştı ve ilk yarıda skoru elde etmişti.

Beşiktaş 3 dirençli ortasahayla maça başlayarak doğruyu yaptı. Ama daha da "doğru" olması için böyle bir takımın önde prese başlaması şart oluyor. Aksi taktirde bu oyunculardan "yaratıcılık" beklemek zorunda kalıyoruz... Oysaki Eskişehir maçının bir bölümünde ve İBB maçında olduğu gibi önde basan bir takım, yaratıcı olmayan ortasahalarla dahi "rakip için ters zamanda" kapılan toplarla, Xavi'den yaratılmış kadar net pozisyonlar yakalaya biliyor...

Önde baskı gelmeyince, hatlarıyla birbirine yakın oynayan Trabzon, hucüm presinin de katkısıyla çok fazla sırıtmadı topsuz oyunda. Sahada olan Beşiktaş 11'i, bulabileceği pozisyonları buldu aslında. Bobo'nun girip, karşı karşıya kaldığı ve Ekrem'in karambolden şutu ciddi bir kaleci başarısıyla kaçırılmış pozisyonlardı. Bunlardan biri "olsa" ve yahut Beşiktaş golü oluruna bırakmayıp, maça önde baskıyla başlasa 3 puan gelebilirdi. Ama genel olarak, sahadaki 11 "çapına" oranla mücadelesini yaptı ve pozisyonları buldu diyebilirim. Bu takımla bu kadardı, o nedenle oyunculara kızamam. Mustafa Denizli'nin de yapabileceği şey bu kadardı esasında... Bu maçla ilgili tek enterasan ve geleceğe dair fikir verecek an, Nobre'nin ortasahada görülmesiydi... Ernst'in yerine giren Nobre'yi, forveti çiftleyecek sandık ama o ortasahada kaldı. Bir iki top aldı, gayet sakindi ve iyi kullandı kısaca "sırıtmadı"... İlginç bir alternatif olabilir gelecek adına... Forvet bölgesinde 2.3 milyon Euro etmeyeceği kesin. Ama böyle bir pozisyon için de hazırlanıp, "joker" hüvviyeti kazandırılırsa Nobre'ye, yeniden takımın değişmezlerden olabilir...
Tello için "ideal 4-3-3'de yeri yok" düşüncem vardır. Ama 2 sezondur bu sistemi oynamamıza rağmen "ideale" çok az yaklaştık. O nedenle "şahıslarla" yürüyen bu sistemde Tello çok önemli yer arz ediyor. En önemlisi de Tello yokken, duran top kullanacak "hiç adam" kalmaması. O yokken toplar ortalanmıyor bariz "kepçeleniyor"... Koca takımda duran top için tek bir adamın ayağına bakılır mı yahu?
Kalede de bir kötü bir iyi olayla karşılaştık. Kötüsü malum; Rüştü yine çok formdayken bir Fener maçı öncesi baldırı çekti. İyisi yine malum; uzun süre uzak kalmasına rağmen Hakan kaleye hemen ısındı, iyi pozisyon alarak bir iki kritik top çıkardı.

Gelelim maça etki eden Bünyamin Button'ın tuhaf hikayesine...Elbette "skora" etki ettiği hatası verilmeyen son dakika penaltısıydı. Ama o pozisyonda, topun ele temas etmesine rağmen yönünü değiştirmemesi nedeniyle "es geçilebilir" inancını taşıyorum. Es geçilebilir derken: gözden kaçırılabilir...
Ama beni çığırımdan çıkartan hataları daha doğrusu "kararları" kart opsiyonlarında olmuştur. Maçın başından itibaren "el classico'da" bile rahatlıkla çıkan, "umut vaadeden atakları" kesen faullerde kartını kullanmadı. Asıl bombayı da, Burak'ın topa yetişemeyeceği bile belli olan pozisyonda, Üzülmez'e arkadan bodoslama girişinde 2. sarıyı göstermemesiydi... 1 yıl önce Saraçoğlu'nda, çok daha basitini yapan Cisse'ye ikinci sarıyı gösterirken, burada göstermemesiydi... Penaltı, gözden kaçmadır. Ama burada "taktir" hakkı söz konusu. O zaman ben de burada "çifte standart" var derim... Hatta daha da ileri gidip "senin hakemlikle alakan yok kardeşşş" de derim.

Sonuç şudur ki; gerekli olan Kadıköy'de bir Fenerbahçe galibiyeti "kaçınılmaz hedef" olmuştur... Zaten şampiyonluk için Fenerbahçe ve Bursaspor galibiyetleri şarttı esasında. Bana göre o maçların kazanılmasıyla, bugünkü puan kaybının çok da değeri olmayacak "şampiyon olma" adına.
Denizli'nin olduğu yerde tavşan ve "umut" eksik olmaz vesselam...


Beşiktaş 0 : Trabzonspor 0
Fotoğraflar: Hurriyet

Hiç yorum yok: