Yenilmeyen Felsefe : Fenerbahçe 1 - Beşiktaş 1

Hücumdaki iki seçenek dışında, beklenen bir kadroyla çıktı Beşiktaş. Necip yerine, bu stresi kaldırması daha muhtemel bir oyuncu olan Aurelio tercih edilmiş, Ernst’e de, düne kadar Necip’in üstlendiği görev verilmişti… Bu beklenen ve kabul edilebilir bir durumdu. Savunmada ise, zaten pek seçenek yoktu, tek zorlu tercih; İsmail – Üzülmez arasında yapılmış, orada da daha “dinlenmiş” bir İsmail uygun görülmüştü....

Ancak asıl Schuster denemesini hücumsal anlamda gördük. Önemli maçlarda Bobo’yu kesip, Nobre’ye sarılanlar derneğine Schuster de eklendi. Nobre’nin mücadelesinden, stoperleri rahatsız etmesinden, hava topu hakimiyetinden ve son dönemki formundan faydalanılmak isteniyorsa; sahada Bobo varken de kullanılabilir, her maç farklı denemeler yapılan “sağ uzak forvette” değerlendirilebilinirdi. Böyle bir ihtimali, maç öncesi başlığı altında konuşmuştuk…

Ancak, kenar forvette Nihat tercihi vardı, Bobo kenardaydı. Sağlıklı ve üstelik formda olan bir Bobo’yu kenarda görmek, benim için yeterince can sıkıcı ve “kalp kırıcı” bir etkendir… Schuster, maç gecesi uykuya dalmadan önce kafasında bir şekil canlandırmış, Nihat’ı uygun görmüş olabilir… Takımın sembol oyuncularından biri olması, haliyle derbilerde performans yükseltmesinin muhtemel olması, bu tip maçlara bolca çıkmışlığı olması ve her şeye rağmen etiketinde “La Liga golcüsü” yazıyor olması, Nihat tercine iten etkenler olabilir…

2001’de, 2002 yılına geçiş yapılırken Daum’un “satarsanız, şampiyonluğu satarsanız!” diye bahsettiği o dönemin Nihat Kahvecisi, bugünün 4-3-3’ünde hiç tartışılmaz bir sağ forvet olabilirdi… Ama araya dokuz koca yıl, sakatlıklar, eskiyen adeleler ve biraz da “doymuşluk” girdi. Sonuç olarak plan tutmadı, bugünün Nihat’ı uzak forvet oyununa bir hayli “uzak” kaldı… Denizli döneminde ve bu yılın Buca maçında da aynı durum ortaya çıkmıştı zaten. Asla Bobo kadar “tehdit unsuru” oluşturamayan bir Nobre, uzağında ise futbola uzak Nihat… Sonuç olarak çözüm üretemeyen bir hücum hattı.Takımın bu arızası, zincirleme olarak her hattı engelledi ilk yarıda. Hücum aksiyonlarında tek seçenek olarak kalan Quaresma, topu aldığında 3-4 kişi arasında kaldı, çıkar yol, pas opsiyonu oluşturan hücumcu, boş alan yaratan forvet bulamadı. Ortasahada Guti önderliğindeki olumlu paslaşmalar bu maçta da vardı, savunma yine önde basıyordu, ancak hücumdaki basiretsizlik “topa sahip olmayı” değersiz kılıyordu. Buna Ekrem’in sakatlığı da eklendi… Ekrem’in sakatlığı dolayısıyla 10 kişi kalındığı dönemde top Fenerbahçe’ye geçti, ve bir müddet geri alınamadı. Ekrem’in sahaya dönüp, sakatlığı sebebiyle iyi basamadığı bir pozisyonda korner oldu, devamında Ekrem yine basamadı, Santos rahat bir orta yaptı, Hakan boşa çıktı, hoca İsmail’e yapılan faule uyanamadı, Toraman topa güdümlü davrandı ve o “çıkmayan top” en sonunda gol olarak sonlandı…

Basketboldaki gibi mola hakkı olsaydı futbolda, yenilen gol ve ilk yarının son düdüğü arasındaki zamanda, kesinlikle bol bol Schuster molası gelirdi… Sakatlıklara Hakan da eklendi, bir kumar da ; sağbek Üzülmez ile oynandı. Sahada dengesiz, iki kenar forveti de savunmaya katkı sağlamayan ve moral olarak düşmüş bir Beşiktaş; karşısında da bu maçı alacağına iyice inanan bir Fenerbahçe… Bu ortamda maç kopabilirdi, 2. gol ve muhtemel bir kırmızı kart gelmeden ilk yarı bitti, ilaç gibi oldu açıkçası…

Emre’nin ikinci yarıya başlamıyor oluşu, Beşiktaş adına olumlu şeylerin habercisiydi. Çünkü Beşiktaş, artık iyice risk alacaktı ve Emre, bu gibi durumlarda “topla çıkışlarında” araya salacak, takımı yönlendirecek bir isimdi… O’nun olmaması, Fenerbahçe’nin karşı hamle yapma şansını azalttı.

Değişiklik hakları sıkıntı yaratmasaydı, Schuster kesinlike Bobo hamlesini çok önceden yapabilirdi. Ama yine de, ilk yarıya nazaran sakin başladı Beşiktaş maçın ikinci yarısına. Öne çıkan savunma, bu yarı daha başarılı bir oyun oynadı. Ortasahadaki pas trafiği arttı, ve bu paslar dönem dönem gollük pozisyonlara da dönüştü. Fenerbahçe’nin yakaladığı ve Dia’nın pozisyonu hariç, genelde “şutsuz” tamamlanan kontra atakları da gayet normaldi… Baskı kurmaya çalışan takım, savunmasını öne çıkarır. Bu bağlamda pozisyon elbette verecektir, yeri gelir maç da kaybedilecektir. Nitekim Barcelona da arkaya kaçırıyor, bazen gol oluyor, çıkartılmıyor, Hercules gibi bir takıma yenilebiliyor… Ama büyük takım böyle oynar, böyle baskı kurar, böyle pozisyon verir.

Bobo’nun girişi sevindirse de, çıkan ismin Aurelio olması tedirginlik yaratıyordu bende doğrusunu söylemek gerekirse… Bu değişiklik, düz 4-4-2’ye geçiş demekti. Kenar hücumcularının asla geriye yardım etmediği, bunlardan birinin topla yaptıklarında da yetersiz kaldığı (Nihat) ve yorulan Guti’nin artık net bir ortasaha olarak oynaması gerektiği bir 4-4-2… Bununla birlikte, Aykut Kocaman’dan, Alex – Baroni hamlesi geldi, ve ne yalan söyleyeyim; “maç gitti” dedirtti…

Neyse ki; Fenerbahçe de “gömülü” oynamaya devam ediyor, Beşiktaş’ın zayıflayan ortasahasına basmıyordu. Böyle bir pozisyonda Cenk, eliyle ortasahadaki Guti’yi gördü, “baskı görmeyen” Guti, yerleşik savunmaya rağmen çapraz koşu yapan Bobo’ya zehri saldı ve penaltı… Kaleciye meyilli olmayıp, kafasında bir köşe belirleyerek vuran Guti, çok iyi bir vuruş çıkartmamasına ve Volkan’nın köşeyi tahmin etmesine rağmen golü yaptı. Bence de, en doğru penaltı şekli budur… Topa vurulurken “çekimser” kalınmadığı penaltılarda, kaleci köşeyi doğru tahmin etse bile genelde gol olur. Alex hep böyle kullanır mesela…

Sonuç olarak; yanlış kadro ve maç içinde oluşan olumsuz koşullara rağmen gelen beraberlik, Beşiktaş adına önemli bir artı oldu. Bir puana, Fenerbahçe’yle kapanmayan araya nazaran; takımın kendine güveni açısından çok önemliydi… Okul yıllarında, “aha çok fena çuvalladık” dediğimiz sınavlardan geçtiğimizi duyduğumuzda; fazlasıyla sevinir ve güvenle dolardık. “Yapacağız bu işi galiba…” derdik… Bu durumda böyledir. Bu gece, muhtemelen bir hayli bitkin bir şekilde yatağına girecek Beşiktaşlı futbolcu, maçta “sahaya koyamadıklarını”, yaşanan aksilikleri ve buna rağmen yakalanan , aslında “bağır – çağır” gelen beraberlik golünü düşünecek, “Biz bu maçta da yenilmediysek, bir daha zor yeniliriz.” Diyecektir…İki önemli stoperi sakat olan, sağbekini “amatörde bile bu pozisyonda oynamadım be abi...” diyen 37 yaşında bir solbekle idare eden, hücumsal anlamda ciddi şekilde bocalayan Beşiktaş’ın, şöyle bir de istatistiği var bu maçta;

Kaleye Şut (İsabetli Şut) : Fenerbahçe 13 (3) – Beşiktaş 16 (6)

İsabetli Pas : Fenerbahçe 196 - Beşiktaş 354

Topla Oynama Oranı : Fenerbahçe %40 – Beşiktaş %60

Schuster’in Beşiktaş’a aşıladığı bu felsefe sebebiyle, Nihat – Nobre gibi seçimler benim için ikinci planda kalıyor aslında… Nitekim bugün, direkt bu felsefe Beşiktaş’a puanı getirdi kendiliğinden. Aksi bir durumda, “topa sahip olamayan bir takımın” bu kadar olumsuz şartların altından kalkması mümkün olamazdı…

Umarım, şu maç Nihat’ı uzak forvette denediği son maç olur. 4-4-2’nin ve ya baklavalı 4-3-1-2 düzeninde “ikinci forvet” gibi oynayabilir rotasyonda. Quaresma’nın karşısındaki kanat; mümkünse Hilbert olsun, Tabata da fena olmaz, illa birinde “geçmişi”nedeniyle ısrar edilecekse Holosko’da edilsin, olmadı Nobre denensin bazı sıkışan İnönü maçlarında, ya da Ali Kuçik çıkarılsın, ortasaha yine aynı kalacaksa Necip bile kotarabilir dişli maçlarda. Ama Nihat olmasın, bizi adamdan soğutmasın… Bobo ise, lütfen artık “mundar” edilmesin…

Her ne kadar, attığı bir derin pas penaltıya sebebiyet verse de, benim için gecenin hareketi; Guti’nin kornerden iki kez üst üste, araya kimseyi sokmayacak şekilde, topu Quaresma’nın sağ ayağıyla buluşturmasıydı. Bir de; “formanda ter olmaya geldik” tezahüratı, benim için Beşiktaş tarihinin en sağlam tezahüratıdır. Hem melodi, hem söz, hem etki, hem de insanı yormuyor, söylendikçe söylenesiyi getiriyor olmasıyla… Maç boyunca olduğu gibi, maç sonunda da takım tribüne çağırılıp, söylenmiş. Çok şık durmuş…

11 yorum:

bezgin dedi ki...

Şahane bir maç yazısı olmuş. Açıkçası maçtan önce savunmamızın açıklarından çok korkuyordum, aslında golü yedikten sonra verilen pozisyonlarla da korkum doğrulandı ama bugün o pozisyonların gol olmaması, skorla yaşayan memleketimde Schuster felsefesinin yaşaması anlamına geldi. Ve ne yalan söyleyeyim, çok mutlu oldum.

Bu maçı kaybedebilirdik, fark da yiyebilirdik. Ama İnönü'deki maçlar ve Türkiye Kupası dahil olmak üzere, bugüne kadar hangi maçta Fenerbahçe'yi bu kadar kendi yarı alanına hapsedebildik? Bugün Aurelio çıkınca ben de şaşırdım fakat tek önlibero yorgun Ernst'e, pas hataları yapmaya başlayan Guti'ye rağmen hiç ileri çıkamadılar. Saçmaladılar, korktular, bir an önce bitsin diye dua ettiler.

Ben bu gece bir şekilde skor üstünlüğünü ele geçirdikten sonra 4-5 atan bir Kartal izlemedim. Ama inan oynanan futbol açısından devrim vardı sahada. Ne olursa olsun Schuster sistemine destek olacağım. Skora değil futbola bakan biri olarak bu denli üstünlüğü ilk defa kurduk ezeli rakibimize.

Bunu üstüne basa basa bir daha söyleyeceğim. Sahada kalite bizimdi. Formasında ter olacağım Guti'nin arapasındaydı kalite :)

Umarım böyle doğru transfer hamleleri devam eder; gelecek senelerde Ekremler Hilbertler gider Muhammedler Ali Kuçikler gelir. Başlarında Schuster, sembolümüz Quaresma!

Umudumsun Beşiktaş.

ederlezi12 dedi ki...

- Hakan , hatalı gol yemiş sakatlanmış

- Ekrem sakatlanmış mecburen iki oyuncu değişikliği

- Bobo yerine Nihat sahada

- Fenerbahçe 1-0 dan sonra iki ya da üstü fark yapabilecek pozisyonları kaçırmış
Ee bu sonuçta 1 puana yetmez ama evet diyorum . Maçtan öncede belirttiğim gibi felsefemiz bu maçta yenilmemeliydi. Bu yüzden çok fazla üzgün olmamak gerek.

CSKA maçının gol gelmeen önceki sabredilen , ayağa pas yapılan bize ''gol atarız aga '' dedirten oyun yapımız F.Bahçe gibi zorlu deplasmanda ( baskıcı ) yenik ve iki sakatlık verilen bir ortamda daha devam ediyorsa bu bence bizi mutlu etmelidir en başta.Heleki maç ikinci yarıda olumlu pas adına bir istatistik yayınlanmış ve rakibimize oranla 3 kat daha fazla olumlu pas yapmışız.


Bu maçta bizim adımıza keşke şöyle olsaydı diyeceklerimiz hakikaten olsa idi ( Bobonun başlaması , hatalı gol yenmemesi , mecburi sakatlık verilmemesi) kazanabilirdik.

Ayrıca kaptan Üzülmezi de sağ bek gördük ya '' vay be helal olsun kaptan '' diyorum .

Nihat'ın sorunu ne? Adaptasyon ? Olamaz Guti , Q7 ortada. Para ? EN çok ücret alanlardan biri . İbrahim Üzülmez'e bakıp biraz düşünmen gerekir abicim . Belki de utanmam .

Yazı için de teşekkürler abicim.

Adsız dedi ki...

"Sonuç olarak; yanlış kadro ve maç içinde oluşan olumsuz koşullara rağmen gelen beraberlik, Beşiktaş adına önemli bir artı oldu. Bir puana, Fenerbahçe’yle kapanmayan araya nazaran; takımın kendine güveni açısından çok önemliydi… Okul yıllarında, “aha çok fena çuvalladık” dediğimiz sınavlardan geçtiğimizi duyduğumuzda; fazlasıyla sevinir ve güvenle dolardık. “Yapacağız bu işi galiba…” derdik… Bu durumda böyledir. Bu gece, muhtemelen bir hayli bitkin bir şekilde yatağına girecek Beşiktaşlı futbolcu, maçta “sahaya koyamadıklarını”, yaşanan aksilikleri ve buna rağmen yakalanan , aslında “bağır – çağır” gelen beraberlik golünü düşünecek, “Biz bu maçta da yenilmediysek, bir daha zor yeniliriz.” Diyecektir…"

şu kısmı okurken gözlerim doldu. işte bizim buydu eksiğimiz geçen sene, en büyük kaybımız buydu. ama artık değil, artık birbirine inanana ve güvenen bir takım var en önemlisi ise şu resmi, şu duvara poster yapılacak kadar güzel sevinç resmini yaşatandır.

http://foto.fanatik.com.tr/news/LinkImage/fft30mm1186237.jpg

Gökhan dedi ki...

benim kafamda kurduğum ilk 11'den 4 değişiklik vardı ama 3'ü için schuster'e kesinlikle bir şey söyleyemem.

cenk-necip-bobo diyordum, hakan-aurelio-nobre oynadı. bu tercihlerini anlayabilirim de sağ tarafta hilbert'i bekliyordum nihat'a çok şaşırdım. illa ki hilbert oynasın diye de takıntım yoktu ama nihat'ı görünce umutsuzluğa kapılmıştım maç öncesi.

yine de her şeye rağmen olabilecek en iyi oyunlardan birini oynadık 25-45. dakikalar arası hariç. tabi emre'nin çıkması, stoch'un girmemesi de işimize yaradı.

guti haklı olarak bu maçtan sonra en çok ön plana çıkacak isim, ama ernst'e de hayran kaldığımı söylemem lazım.

gökhan dedi ki...

"Schuster’in Beşiktaş’a aşıladığı bu felsefe sebebiyle, Nihat – Nobre gibi seçimler benim için ikinci planda kalıyor aslında…"

aslında doğru, kabul edilebilir bir fikir ama biz yıllardır bu hikayeyi izliyoruz. o yüzden benim bu tercihlere tahammülüm kalmadı.

nobreyi 4 yıldır, nihatı da 1 yıldır görüyoruz, sürekli deneniyorlar, sürekli şans veriliyor ama zararlı çıkan hep beşiktaş. nobre tercihi yüzünden şampiyonluk kaçıyordu, bobo oynadı şampiyon olduk. dünkü maçta aynı hikaye işte. doğru tercihler ile çok rahat kazabileceğimiz maçta beraberliğe seviniyoruz. yine saç baş yolduran nobre ve nihat, yine kurtarıcı bobo. 1 değil 2 değil... onlarca kez denendi yahu, ben bıktım aynı filmi izlemekten.

tabi bizim ciğerini bildiğimiz adamları schuster yeni yeni tanıyor, kredisi de sonsuz ama oyuncu tercihleri ile o kadar çok maç verdik ki benim tahammül sınırım aşıldı. fatih yarın başlıyormuş antrenmanlara, özellikle nobreyi bir daha görmezsek çok mutlu olacağım.

nihatın olayıda taktik teknikten öte bence. hadi nobre futbolcu değil ama nihatın ne olduğunu biliyoruz. son dakikalara doğru önüne atılan topu geriye şişirdiği bir pozsiyon var. bunun 2. forvetlikle yada uzak forvetlikle alakası yok. kafa olarak çökmüş.

yorum yazıya itiraz gibi oldu ama öyle değil tabi:) beğendim yazıyı, aferin, böyle devam :p

Adsız dedi ki...

Yenilmeyen felsefe, kazanma felsefesi diyoruz da son saniyede nobrenin kose diregine gidip topu saklamaya calismasi aslinda durumun tamamen de oyle olmadigini gosterdi. Guti son faulde hic zaman kaybetmeden soktu topu oyuna ama Nobre son atak sansini topu saklamaya calisarak adeta harcadi. Bu mentalite herkeste yok henuz gorunen. Ama yine de dogru yolda oldugumuz asikar.

Olumsuz konulara gelirsek, oncelikle Nihatin ikinci Besiktas seruveninin kotu bitme ihtimali iyice kuvvetlendi maalesef bu macla birlikte. Bu genis kadroda cok fazla yer bulup o yer buldugu zamanlarda kendini gosterme sansi bence artik cok zayif. Takima hicbirsey vermemesinin yaninda hele bi de fatih terim tripleri yokmu!!

Ikinci konu da hic deginilmemis ama Ismail. Tamam genc, hucuma katki potansiyeli var ama savunma oyuncusuysan once savunmayi belli bi seviyenin ustunde yapacaksin. g.gonul, topuz, dia, ozerin hepsine karsi o kadar cok gecildiki. Bunlardan biriyle karsi karsiya kaldigi her pozisyon calim yedi neredeyse. Tamam Quaresma yardim etmiyor cok ama bu kadar da caresiz kalinmaz! (Fizik itibariyle Ridvanda da ayni sorunla karsilasma potansiyelimiz var, bu iki oyuncunun ne yapip edip fiziksel ve mental ozelliklerini belli bir seviyenin ustune cikartmasi gerekiyor)

Son olarak 3 iyi kalecimiz olmasina ragmen 1 cok iyi kalecimiz olmamasinin sikintisini yasadik. Rustu malum bu sene sezon basi kampi bile gecirmedi dogru duzgun. Hakanin klasik yan top sikintisi devam ediyor. Tam psikolojik olarak rahatlamisti bu gol cok yazik oldu. Cenk de cok iyi bir baslangic yapti ama daha cok toy. Niye Cenk baslamadi diye kizilamaz gibi geliyor. Yine de suan potansiyeliyle beraber 1. kaleciligin en onemli adayi oldu sanki bu macin ardindan ama hicbir kalecimiz Volkan seviyesinde degil gibi malesef. Tabii sadece suan icin.

Bobo da artik ilk 11 baslayacaktir diye dusunuyorum bundan sonra. Basladikca da gollerinin devami gelecektir eldeki yildizlarin katkilariyla. Umarim derhal sozlesme yenilenir. Quaresma ve Guti derbi maclardaki ozguvenimizi artirma acisindan muthis oldu. Umidimizi hic kesmememizin birinci sebebi bence budur.

Son olarak eklemek istedigim kimseye haksizlik olmasin ama Ernst ve I.Uzulmez sayginin en buyugunu hakediyorlar. Bazi olumsuzluklara ragmen cok cok iyi bir takim olma yolunda hizla ilerliyoruz. Ozellikle muthis bir ortasahamiz var. 5. oyuncumuz durumundaki Finkin, gsnin o bolgedeki en iyi oyuncusundan bir eksigi yok hatta fazlasi var gibi gozukuyor. Hucumda da uclu forvet hatti veya 2 forvet, bir forvet arkasi serbest rol oyuncu oynatma luksumuz var. Ufak rotuslardan sonra umarim cok daha keyifli maclar izleriz.

Ulas

Cartalete dedi ki...

Sondan başlayalım yine;

Ulaş; haklısın kesinlikle. Felsefe doğru, ancak bu felsefeye futbol tarzı veya "kafası" olarak uymayan oyuncular var. Birden geçiş yapmak zor henüz 12 resmi maç yaptık, zamanla bu oyun tarzına uygun oyuncularla donanacaktır takım.

İsmail'in fizik ve mental olarak eksik olduğu gerçek. Yetenekli bir bek, ama her pozisyonda bunu göstermesine gerek yok. Bir pozisyonda topu Quaresma'ya ilk elden aktarmadı, sürmeye devam etti, sonunda Quaresma'nın önü de kapandı ve kaptırdı. Dönen top, Gökhan'ın getirişi ve Niang'ın sol ayağıyla karşı karşıya şutu...

Juveli Gökhan; aslında Nihat'a olan hislerim "taktik" sebeplerden fazlasıydı. Bunu twitterda dile getirdim; "Beşiktaş'a döndüğüne çok sevinmiştim, şimdi Beşiktaş PAF'a (A2) dönsen daha da sevineceğim..." demiştim. Tabata'nın gözünü seveyim diye de ekledim.
Tabata, en azından bir "çaba" içersinde oynadığı maçlarda. Nihat'ta öyle bir çaba yok. Açıçası beni delirtti dün. Bir oyuncunun bu kadar lakayıt oynamaya hakkı yok, hele de bu maç derbiyse.
Kendisini artık "çok az görsek" iyi olur diyenlerdenim.

Gökhan da Nihat'tan müzdarip olanlardan haklı olarak. Ben burada "Tayfur Hoca ne iş yapar?" diyorum... Niye tribüne çıkıyor deniyor da, bana maç içinde değil "maç önünde" lazım Tayfur Hoca.
Ya Schuster'i yanlış yönlendiriyor, ya da Schuster Tayfur Hoca'yı sallamıyor.
Yoksa Nihat'ın ne halde olduğu, kenar forvette iyice bi' hallere girdiğini geçen sene görmüştük. Nobre - Bobo farkını da, ortasaha Delgado'yu da... Yazıktır artık bu kadar kaybedilen puan, aynı şeylerin uğruna.
Yine Juveli Gökhan'ın "denenmişi denemek nedendir?" sorusuna geliyoruz burada....

Cartalete dedi ki...

Adsız arkadaşımızın paylaştığı fotoğraf, hakikaten duvara asmalık... İçerinde Quaresma ve Guti gibi, futbolun "ayakla bir topu kaleden geçirmekle mükellef olunan bir spor" olduğunu idrak eden, her hangi bir Costa Rica'lı adamın dahi bileceği adamlar var... Çocuk gibi seviniyorlar.

Bu maç sonunda, sırasında hep düşündüm; "Şu Nihat'ın yerine, İbrahim Üzülmez kenar forvet oynasa daha iyi yahu" dedim, sanırım Ederlezi12 de buna katılacak :)

bezgin'in ise "formanda ter olayım Guti" mottosunu çok sevdiğimi söylemeliyim.

Güzel yorum katkıları oldu yine, herkese teşekkürler.

Adsız dedi ki...

bence oyun skorundan çok önemli olan oyun manteliteniz ve nasıl oynadığınızdır farklı bir skorlada kaybedilseydi beşiktaşın doğru yolda olduğu gerçeğini değiştirmeyecek ayrıca bu takımın perşembe günü önemli bir avrupa kupası maçı oynadığı unutulmamalı

Bukan dedi ki...

İlk önce Nihat'tan başlayalım. İlyas Salman'ın ya ya şa şa filmindeki gibi idi. Korneri taca attı bir pozisyonda boşta iken yere yuvarlandı hakeme itiraz etti sanki halı saha maçında idi canı sıkıldı topu havaya dikti attığı 10 pasın 9 yanlış yere gitti. Bu bir maç değil nerde ise geldiğinden beri çoğu maçta böyle. Beşiktaş'ı çocuğu diye bir tabire de gülüyorum bu adam 1 senedir top oynamıyor 3 milyon euro alıyor bu onun hatası değil belki ama oynamıyor mücadele etmiyor. İbrahim Üzülmez onun 2 katı mücadele ediyor aldığı paranın yarsını bile almıyor ve 5 yaş fark var arada.Holosko ile Nihat ikisi toplam 5.5 6 milyon euro maliyetleri var ama verdikleri birşey yok. Onun yerine senelik 6 milyon euroya yıldız getiririm. Onun alternatifi olarakta alt yapıdan bir genç oynatırım.Birde bizim takımda Tayfur'un çok büyük bir hatası var. Fink gibi bir adam var sende geçen sene sağ bek oynamışlığı var. Al onu beke Ekrem'i de sağ açığa öyle oynat.Bu takımda Hakan Arıkan Nihat Holosko'ya yol verilip yerlerine alternatif bulunmalı. Hakan Arıkan yüzünden kaç derbi daha kaybediceğiz bilmiyorum adamın her derbide bir vukuatı var. Cenk Gönen içinde şunu diyebilirm. İlerde saçma goller bile yese güven veriyor. O yüzden birinci kaleci Cenk'indir.

Cartalete dedi ki...

Bukan; hatırlarsan eski dönemlerini, Nihat'ın o "havaya diktiği" pozisyonda, direkt kaleye şut düşünürdü mişli geçmiş zamanda... Hatta bazen gol de yapardı. Ciddi şekilde özgüven kaybı var.

Cenk bence de 1 numaralı kalecidir.