Ve Maalesef Korner…

Üzerine pek konuşulacak, “şöyle olsaydı” denecek bir maç değildi aslında. Schuster bu kez makul sayılacak oyuncu tercihleri yapmış ve rakibe, maça göre düşünüp; daha dengeli bir taktik varyasyonla Beşiktaş’ı sahaya sürmüştü.

Kağıt üzerinde 4-3-3’dü takım fakat topsuz oyundaki özverileri hesaba katarsak, buna 4-6-0 da denebilirdi. İlk yarıdaki maçın gidişatına göre az gol olması muhtemeldi fakat bulma şansı fazla olan Beşiktaş gibiydi… Top rakibe geçtiğinde ise gayet dikkatli bir takım savunması vardı.Futbolda “duran top” diye bir şey vardır; taktik, oyuncu kalitesi, formda takım, iyi takım falan dinlemez pek. İspanyol FC Barcelona ile Ekvador’daki Barcelona SC’nin arasında en az farkın olacağı anlar, duran toplardır mesela… Dinamo Kiev de, bulduğu ilk kornerlerle 1-0 öne geçti; Beşiktaş’ın işi oldukça zora girmişti artık.

100. yılda Pancu’nun yaptığını bu kez Quaresma gerçekleştirdi. Yenen golün üzerinden fazla geçmeden; rabonaya, trivelaya tercih ettiği sol ayağıyla harika bir şut çıkardı. Bu golde; yine sol ayağıyla “havadan pas” atan Bobo’nun ve geri sıçrayarak topu tam olması gereken yere indiren Nobre’nin de payı büyüktü tabii…

Artık ikinci yarıya başlarken “enseyi karartmaya” gerek yoktu; 2-1’lik bir galibiyet de yetebilirdi. Dinamo Kiev, cebinde beraberlik opsiyonunu barındırmadıktan sonra, evinde gol yemeyecek bir takım değildi… Ama işte; ilk golde de büyük payı olan Shevchenko, bu kez kafayı direkt olarak yakın direğe vurdu ve film koptu.

İnsanı 90’ların başına götüren, “yapmayın çocuklar, top maalesef korner oldu…” dedirten duran top fobisinden önce, “maç 1-2 olunca neden film kopuyor?” diye sorgulamamız gerek. Burada tek bir suçlu yok, camia olarak krizden ayağa kalkamıyor Beşiktaş. Bugün de onlardan biri oldu…

Ernst – Erhan değişikliği; “bu takım neden ilk golü yediği maçları çeviremiyor?” sorusuna cevap verir büyük oranda… Schuster böyle durumlarda oldukça “çözümsüz” kalıyor hatta işleri daha da batırıyor maalesef. Zira; yine sözde 4-2-4’üne geçti 1-2 sonrası fakat, takım “Ernst’in sahada olduğu bölümde” olduğu kadar “kanat akını” yapamadı… Sağbek Erhan’ı, “sağ bek Hilbert’le” değiştirmek, takımı ofansif anlamda daha zenginleştirebilir. Kasımpaşa maçında olduğu gibi… Ama tam tersi bir durum yaşandı bugün.Bu değişiklik maçı bitirdi, onun öncesinde Schuster’in kadro ve oyun anlayışı bakımından bir hatası yoktu diye düşünüyorum. Ama bu maçın “gerilimle” sonlanması ve maç içinde oyuncuların telaşlı hali; dolaylı olarak Schuster’in önceki hatalarına dayanabilir… Zira, şuan Beşiktaş ligden tamamen kopmamış hatta zirveyle arayı ısıtmış olabilirdi. Ancak Schuster’in “vazgeçemediği kadro hataları” sebebiyle, bu maç tek hedef haline geliverdi… O nedenle stres büyüdü.

Bugünün özelinde, çok fazla suçlu aramaya gerek yok diye düşünüyorum. Maçın skoru, sahadaki oyunla orantısızdı maalesef. Beşiktaş, 101. yıldan bu yana ilk kez Şubat ayında Avrupa maçı oynadı… Ama bir üst paragrafta bahsettiğim gibi; bu maçı “dönülmez akşamın ufku” haline çevirmekte asıl sorun yatıyor…

Shevchenko’yu alkışlamak güzel de, keşke ilk fırsatta şu “yuhalama seansı” başlamasa İnönü’de… Zira, çocukken yapılan vızzz oyunu gibi; tribündeki sese bakarak topun kimde olduğunu anlayabiliyorum gözüm kapalı dahi olsa.

Bu memlekette 10. golünü atarken Sheva, “şu duran toplara da farklı çözüm bulun artık” der gibiydi. Top duruyor da, adamlar durmuyor işte bazen. Böyle olunca “adam adama” savunmada elbet patlak veriliyor… Mesela yarı alan – yarı adam adama gibi bir sistem, çoğu takımlarda tercih edilir. Bugün kale alanı önünde biri dikilse, 2. golde arka direkten öne koşu yapan Sheva, topa o kadar rahat kafa vuramazdı. İşin kötüsü; bu takım boy olarak hiç de kısa değildi…

Pazar günü Fenerbahçe maçı bir fırsat, aynı oranda büyük risk... O maçın skorundan sonra; ya Beşiktaş yeniden güven tazeleyip, bir müddet daha huzur bulacak; ya da infial daha da büyüyecek…

10 yorum:

ceyhun dedi ki...

bu sefer doğru kadro ama en kötü skor, ilginç gerçekten.
bence en kötü oyun da buna dahil...

ALAZ dedi ki...

Belli ki bu kez yorumlarınıza katılan çok az ve saygıdan yorum yapmamış kimse. (Buna Siyah Beyaz Yaşam ölüm dahil, çünkü dün maçtan 85.dakikada çıkarken ateş püskürüyordu tıpkı benimn gibi)

Ozetle;

1-Kadro ve diziliş baştan yanlış

2-Bobo en olmayacak yerde,solda hapis, öldü, ernst tek başına. adamlar allahtan 46'dan itibaren keşfettiler o alanı ve.....

3-nobre en olmayacak noktada, tıpkı metin tekim'in dediği gibi "fazladan rakip defans oyuncusu gibi rakip sahada deli dana", almeida kenarda. tamam almeida sahada sıfırdı son maçlarda ama bu maçta sahada olmalıydı nobre yerine. sadece nobre'nin daha maç başlamadan diziliş itibariyle bu maçta sahada kaybolacağından değil, yabancı kontenjanının almeida'dan yana kullanılmış olmasından da oturu ama nerede...

4-sezonun en öneli maçı, sizin de belirttiğiniz gibi, elde sakat olmayan/kadroda deneyimli rüştü var ama kalede vukuatlı hakan arıkan. 8+4+4=16 gol. (liverpool+metalist+kiev).

5-aylardır 90 dakika maça çımayan, ağır, hantal, zapo'dan önce gönderilmesini bizzat schuster'in istediği adam ferrari ilk 11'de

6-ernst-erhan guven olayına girmiyorum bile. değil siz, rahmetli babam mezardan çıkıp buna teknik-taktik bir açıklama getirmeye çalışsa dinlemem, inanmam.

7-mactan sonra, hele ki ernst-erhen olayı, ben "onurlu" bier schuster'den cıkıp istifa etmesini beklerdim. ama shaktar'da yaptığı maddesel çırkefliği aklıma getirince, boylesi onurlu bir davranışı, boylesi "kalıbının adamı olmayan" birinden beklemenin safdillik oldugu kanısına vardım.

8-bir baska ilk, madem schuster efendi "skordan rahatsızlık duyan varsa stada gelmesin, eve gitsin" buyurmuş, ben de uzun yıllar sonra ilk defa en fazla ajite oldugum maçlar olan bir fener macında evden cıkmıyorum!

Selamlar,

ALAZ.

Adsız dedi ki...

Herkesin dikkatinden kaçan bir şey var. 2 korner 2 gol olurken, 2 topa da kafayı vuran dünyanın gelmiş geçmiş en büyük golcülerinden biri olan Andriy Shevchenko olması bence çok şaşılacak bir durum değil. Asıl şaşılacak olan bu büyük golcüyü tutma görevinin hava hakimiyeti olmayan bir sağbek oyuncusu olan Hilbert'e verilmesi. Bu teknik bir hatadır. Bu hatayı herhangi bir kalbürüstü "teknik" adam yapmaz.

Ayrıca dünkü 11 de bence çok yerinde bir 11 değildi. Hakan'ın yerine Rüştü, Ferrari'nin yerine Toraman, Aurelio'nun yerine Necip, Nobre'nin yerine Almeida olmalıydı en azından.

Neden mi?

Hakan mı Rüştü mü? hem de avrupa maçında? kim tartışır ki bunu? tabi ki de tecrübesiyle kendine güveniyle rüştü. sheva ve milevskiy gibi hızlı forvetleri, kontratak futbolu oynayan d.kiev i kim daha iyi durdurabilir? sezon başından beri oynamayan ağır ferrari mi yoksa toraman mı? ölmüş aurelio mu yoksa beşiktaşın çocuğu necip mi? necip portekizli olsa şu an interde ilk 11 oynardı! ama malesef türk! almeidayı aldınız avrupada daha iyi yerlere gelebilmek için. hatta fernandese tercih ettiniz. o zaman niye kazma nobre ilk 11 de? hem de nobre ortasaha gibi. inanılmaz! nobrenin orta sahada oynayabilecek hangi özelliği var acaba? adam mı geçer top mu sürer pas mı yapar? yoksa yaratıcı bir oyuncu mu? uzaktan şu mu atar? hiç biri!!!

takımda ruh olmamasını sadece kaleci ile solbekimizin türk olmasına da bağlıyorum biraz. biz türküz ve milli hava bizi en iyi konsantre eden etkenlerdendir. ama bu takımda hiç milli bir nitelik de kalmamış ki. en azından dediğim gibi rüştü, toraman ve necip de sahada olup ruhlarıyla takıma direnç ve inanç katabilirlerdi...

O dummkopf hakkında bişey demicem. Allah'ından bulsun, bizi rezil etti. Erhan ile arasında ne tür bir ilişki olduğunu da çok merak ediyorum... dummkopf, hakan, erhan ve nobre bu takımdan gitmeden hiç bir şey beklemiyorum artık.

Toprak

lakerda dedi ki...

Avrupa'da bu sene nobre'nin ilk 11 başladığı 5 maçtan 2 galibiyet,1 beraberlik,2 mağlubiyet almışız.
Nobre'siz 8 maçtan 7 galibiyet 1 beraberlik(porto deplasmanı)var.

Ligde nobre'li 12 maçtan 4 gb,4br,4 mağlubiyet. Nobre'siz 9 maçta 5 galibiyet 1 beraberlik 3 mağlubiyet.

Kısacası nobre ile %30 bir galibiyet oranı, nobresiz %60 civarı.

Sizin kadar teknik detaya giremem, fakat bir teknik direktör şu geniş kadroda nobre'yi ısrarla oynatıyorsa, üstelik hiç de alışmadığımız bölgelerde kullanıyorsa, ben o teknik direktöre inanmam, geleceğe filan bakamam.

Aslına bakarsak dünkü maçı saha dışında kaybettik. Schuster'in kadro seçiminde yaptığı, geçmişte önemsemediği detaylar bugün birikti,büyüdü ve takımın kendine güvensizliği olarak yansıdı.

Malesef Schuster ligin ikinci yarısında benim için hayal kırıklığı olmuştur. Skor, sonuçlar benim için önemli değildir, fakat oyuncu seçimindeki gariplikler beni kendisinden soğutmuştur.

Cartalete dedi ki...

Toraman son günlerde yaşananlardan dolayı pek uyuyamadığını söylemiş ve bu maçta affını istemiş galiba.

Onun dışında; bence de Nobre yerine Necip olmalıydı, Guti sahte 9 gibi oynamalıydı. Bursa maçındaki gibi enerjik ve alan vermeyen bir Beşiktaş olurdu.

Ama son maçlara nazara, bu maçın 11'inde Schuster'i daha bir hatasız gördüm. Bobo'yu kenara açılan forvet oynatmaktan başka pek çaresi yoktu.

Ama bu maçta oyuncuların, ortamın gerilmesini sağlayan da; ligdeki berbat skorlar. Orası bir gerçek.

Bu arada artık Aurelio stoper olsun. Necip de bu takımın 11'den çıkmaın artık. O konuda bir yazı yazasım var.

Adsız dedi ki...

Abi dün kötü olan çoktu ama en kötü sanki İsmail'di.Acaba bu rahatlıktan mı yoksa maçı mı kaldıramadı mı ?
Ayrıca dün staddaki taraftarı hiç beğenmedim.Nerde o Avrupa'ya nam salmış tribünler.Daha maçın ortasında belli başlı futbolcuları yuhalamak nasıl bir vicdandır.Schuster'e sallayarak geçiştiriyoruz.Hiç mi bizde suç yok.Tamam bir Alex Ferguson olamaz,ama sonuçta saygı duyulacak bir teknik adam.1 yıllık sabrımızda mı yok ? Sabır sabır. Gerçi bizi en son Avrupa'da şubatı gösteren adama 6 ay kötü sonuçlar aldı diye sabredemedik.100.yıl şampiyonluğuna rağmen.Sonra oturup Roma'ya nasıl posta koyuyor diye televizyondan izleriz ancak.Selam ile.
İhsan

julian-kerem dedi ki...

Cartalete,

Bizim ozgurbjk forumunda birkac kez yazdim bu Aurelio'nun stoper oynamasi fikrini. Bazen dusunuyorum acaba Schuster senin benim kadar Besiktas ustune kafa yoruyor mu diye?

Bizim bes Turk futbolcu oynatma durumumuz var. Kadro yabancilar ve belli pozisyonlar acisindan sisik. Yerli futbolcularimiz: kaleci, Toraman, Ismail, Aurelio, Necip, Nobre, Aurelio, Ekrem, Erhan.

Simao veya Quaresma'yi kesmezsen Ekrem'e yer yok; cunku Ekrem kesin olarak sagbek oynayamiyor. Hilbert'in olmadigi maclarda Besiktas'in disbeklere dayali oyun sistemi islemiyor. Bu durumda Ekrem ve Erhan'a yer yok. Zaten benim futbol aklimda Erhan'a Besiktas takiminda hic bir sekilde yer yok.

Nobre orta sahada ve gizli forvet pozisyonunda denendi ve cok basarisiz olundu. Schuster belki hala sanssizlik diye dusunuyor ama futbolu iki gozuyle izleyen herkes Nobre'nin takimin pas trafigini felc ettigini, bir cok top kaptirarak oyun duzenini bozdugunu gordu. Ustelik gol attigi filan da yok. Isi gucu rakip stoper ve on liberolara hava toplarinda faul yapmak.

Geriye kaldi 5 tane Turk futbolcu. Hem Aurelio'yu hem de Necip'i orta sahada kullanmak mumkun degil, bu durumda ya Ernst/Fernandes ikilisinden vazgecmek gerekiyor, ya da Guti'yi ileri atip Simao'yu kesmek (Quaresma daha bir forvet oldugu icin). Ikisi de kotu alternatif.

Sen yatis ya Sivok yazmistin. Tahminim Sivok cok iyi bir defans adami oldugu icin degil de savunmadan cikarken toplari Guti ve Ernst'e daha iyi aktarabilecegi icin. Ama cok garip bir sey oldu, Sivok'un takima girmesi, yabanci siniri yuzunden Ernst'i takimdan kesti. Ernst defansin icine girerek cok fazla top alan ve ileriye dogru verimli kullanan adamdi, Aurelio gomulu oynadigi, Fernandes de cok dikine oynadigi icin, Besiktas'in defans orta saha baglanti kalitesi Sivok takima girdikten sonra artmadi, azaldi. Nitekim Almeida da takima girince geriden forvete sisirilen toplar cogaldi, ustelik ikili orta saha oynadigimiz icin seken toplari da toplayamiyoruz.

Yani Sivok takima defans anlaminda katma deger vermedigi gibi an itibariyle bosuna yabanci kontenjani mesgul ediyor durumuna dustu. Bunu yanlis anlama Sivok'un kalitesiyle alakasi yok, takimin geri kalan kadrosuna bagli.

Bu durumda ben zaten stoper gibi oynayan Aurelio, Toraman'in yanina cekilirse, ve onlerinde Necip ve Ernst/Fernandes ikilisi girerse Besiktas'in daha iyi top yapacagini dusunuyorum. Hem de Aurelio'nun oyunu yavaslatan agir ayaklari geriye atilirsa takim daha dinamik oynayabilir. En dogrusu Ernst Necip ikilisiyle baslayip Guti'yi onlarin onunde kullanmak. Mac icinde Fernandes Guti degisikligi yapmak. Fernandes ayrica Quaresma'yi da yedekleyebilir diye dusunuyorum. Iceri kacarak sahte yedi oynarsa Hilbert'in de onu acilir, hem oradan Hilbert'i kacirabilir, hem de ters kanatta Simao'ya top atabilir.

Lig ve Avrupa hikayesi bitti. Bu tip denemeleri yapmanin zamanidir. Schuster'den en azinda Fernandes'i bolca oynatmasini, Necip ve Ismail'e her mac sans vermesini, ve altyapidan gelen cocuklari en azindan 2-3 mac ilk onbir baslatmasini bekliyorum.

Cem

tannhauser dedi ki...

@cem&cartalete: aurelio defansa fikrinize, sadece olanlardan daha kötü oynayacak hali yok ya şeklinde katılıyorum. tabi bir de yerli kontenjanı açmak açısından.

şu saatten sonra teknik-taktik üzerine ayakları yere basan yorumlar yapmanın da gereksiz olduğu kanaatindeyim. cem'in söylediği gibi, takım artık deneysel oyunlar üzerinde durmalı, hangilerinde başarılı olduğunu görerek bunların üzerine gitmeli. ben hala schuster'in doğru teknik adam olduğuna kaniyim. hücum futbolu oynatmayı sevmesi işime geliyor. ancak onun da cartalete'nin dilinde tüy bitecek kadar yanlış oyuncu seçimlerinde ısrar etmesini anlayamıyorum. vardır bir sebeb-i hikmeti!

teknikten, taktikten oyuncu eleştirisinden geçtim. zaten bunları sırf konuşuk olsun diye yapıyorum. çok iyi anladığım konular da değil. subjektif damarım tuttu. taraftarlık, sevmek ortada somut hiçbir dayanak yokken inanmak değil mi? dün gece benim için bitti. bu akşam fener'i yeneceğimize de, turu geçeceğimize de inanıyorum. bunu nasıl yapıyorum bilmiyorum :) yıllardır ne zaman böyle bir duruma düşsek, "nasıl ki ilk yarı iki yediysek ikinci yarı da üç atabiliriz" ya da "ilk maçta 3-1 yenildiysek rövanşı neden 3-0 almayalım" diye düşünüp inanadım. bu sefer de inanıyorum. acıların çocuğu değilim. acı çekmeyi sevmiyorum. beşiktaş yenildikçe mazoşist zevkler denizine yelken de açmıyorum. sadece inanıyorum. bir mümine tanrı'ya neden iman ettiğini sorabilir misiniz? ben beşiktaş'a iman ediyorum. gerçek bir mümin nasıl her darbede daha da sarılıyorsa tanrı fikrine benim de beşiktaş'a olan inancım artıyor. schuster, quaresma, guti; onlar yokken biz vardık, onların beşiktaş kelimesini 365 günde bir kez bile telaffuz etmeyecekleri zamanlar geldiğinde biz hala, her gün, en az bir kez beşiktaş'la ilgili hayallere dalacağız. belki hiçbir zaman dünyaya meydan okuyan bir takım olamayacağız. belki önümüzdeki beş yıl şampiyonluk yüzü görmeyeceğiz, belki daha fazlası... ama her gün, günde en az bir kez beşiktaş aklımıza gelecek. bizim için barcelona'yı yenmek her zaman arsenal'in barcelona'yı yenmesinden daha çok şey ifade edecek. beşiktaş'ı böyle bir takımken sevdik. o devlerle aşık atacak duruma gelecek diye bekledik, bekliyoruz. olmazsa da beklemeye devam edeceğiz. istesek de istemesek de beşiktaş'a mahkumuz.

sevgiliniz kötü günler yaşarken ona arkanızı dönmeyin, elinden tutun ayağa kaldırmaya çalışın. o sizi de kendi düştüğü yere doğru ısrarla çekse bile bırakmayın elini. nasıl olsa bırakamayacaksınız. sinirlenip elini itmeyi bırakın. nasıl olsa bırakamayacaksınız.

herkese sevgiler...

deniz dedi ki...

Hala Hakan oynamasın Rüştü oynasın bilmem ne. Rüştü oynasa da niye Rüştü denecek? Toraman o kadar olayın üstüne nasıl oynasın? Tabi ki Ferrari oynayacak. Herkes bi kendine gelsin Allahaşkına. Deneye yanıla bulunacak doğru işte. Sanki Schuster ŞL şampiyonunu devralmış gibi konuşmayalım lütfen. Schuster'in kadrosunda sadece Almeida - Nobre tercihi sorgulanabilir, gerisi tamamiyle anlaşılır. Ama sonuç bu. Takım halinde davranabilmeyi öğrenmek zaman ister. Evet çok üzülüyorum ama sabır.

Cartalete dedi ki...

Cem; aslında ben yine Sivok - Aurelio yapmak isterdim, Sivok'u kesmekten ziyade :)
Fener maçı öncesi yazmayı planlıyorum birazdan, orada değineceğim.

tannhauser; Beşiktaş sevgini seviyorum :)

deniz: Hani hep "Üzülmez vazgeçilmedi" lafı vardır ya... İşte, teknik direktörler kim iyi kim kötü, kimin üzerine plan kurulur, kimin kurulmaz diye karar aşamasındayken gönderilmiş oluyor.
Biz de her yeni dönemde, aynı adamlara tilt olmaktan kurtulamıyoruz :)