Üçüncü Gol

İlk 8 haftayı çok beğendiğimiz için, devamını çekmişler... Yine benzer hikâyelerle geçen bir maç oldu. Beşiktaş, farkı ikiye çıkaramadığı her maçta bu sıkıntıları yaşadı, yaşayacak… Daha yeni yeni oynamaya başlayan Hilbert’in, bekten yaptığı hücum koşularıyla bulduğu gol sayısı: 2. Quaresma ve Simao’nun kanattan yaptığı hücum koşularıyla buldukları gol sayısı: sıfır… “Fark neden anca 90+3’de ikiye çıkıyor?” sorusunun birinci cevabı burada yatıyor.

İkinci cevabı ise, uzatmalarda atılan üçüncü golün bizzat kendisindedir. Quaresma o trivelayı ilk yarıda yapsaydı; top paralel giderdi. Top paralel gidip auta doğru çıkarken, Almeida’yı ise yerde kayarken izlerdik… Keza Veli’nin ortasına, 60 metre geriden Hilbert yetişmeseydi; öyle bir sahne olacaktı.Savunma ve orta sahada doğrular bulunuyor ve ufaktan istikrar sağlanıyor gibi. Özellikle bugünkü orta saha kurgusu, kesinlikle üzerinde durulası bir kurguydu. Ernst’in rolü çok özel, klas uzun paslar atmaya devam etti bu maçta da. Veli’ye attığı top gözden kaçmadı, ama daha fenasını Fenerbahçe maçında Quaresma’ya atmıştı, o top asist olmuştu… Hep enerji, mücadele denince akla gelir ama bu konuda da boş değildir. Necip de öyle… Almeida’nın çaprazdan birebir kaldığı pozisyonda, nefis lob topu bırakan oydu sanırım. Keza yine Almeida'nın tribe bağladığı pozisyonda da, mükemmel zamanlamayla bırakmıştı topu... Ama en özel rol Veli’nin; değişilmez 11 oyuncusu olma yolunda kendisi. Beşiktaş bu maçta ara ara “bütünlük” gösterdiyse, ana etkeni Veli’ydi… Bu üçlü orta saha genel olarak hem mücadeleci, hem de hücumcudur aslında yeterince.

Ama geride bulunan tüm bu doğrular, hücumdaki kopukluk çözülmedikçe bir anlamı kalmıyor. Zihnimdeki futbol kılavuzunu açtığımda ise bunun çözümünü şöyle görüyorum: “hücum geriye gelmiyorsa, geridekiler hücuma gitsin”… Schuster’in de yaptığı buydu, zaten hücumdaki yetenekli oyuncuları anlamlı kılmak da (özellikle Quaresma) önde presle gerçekleşir ancak.

Hem savunma, hem de ortasaha olarak çok uygun oyuncularla donatılmasına rağmen; maç boyunca hiç etkili pres yapmadı Beşiktaş nedense… Presten kastım, Almeida’nın kaleciye basması falan değil; takım halinde, rakibin pas yollarını tıkayacak şekilde alan daraltmak… Mersin maçının ilk yarısında örneği sunulmuştu nitekim.İşte o zaman, Beşiktaş ani top kapmalara başlar; her atak sıfırdan başlamaz. Quaresma da 3 kişi arasından çıkmak yerine, tek oyuncuyu ekarte ettikten sonra bile öldürücü bölgede bulur kendisini. Yine “üçüncü gol” öncesinde olduğu gibi… Necip kaptırdığı topu geri aldı, hemen Pektemek'e aktardı ve onun pasında Quaresma 1'e 1 yakaladı. Takım topu ileride kazandıkça bu tip pozisyonlar artacaktır.

Ama yap-boz bununla sınırlı değil tabi. O üçüncü goldeki bir diğer sihirli tüyo ise, cepheden Pektemek’in, uzak direkte ise Holosko’nun yaptığı koşudur… Quaresma’nın o ortası, ayaktan çıkış anı olarak estetik gözükebilir. Ama asıl güzelliği, gittiği noktadır esasında… Kaleci ile defansın arasına bir bölgeye kavisli yolladı. İşte bu toplara Almeida pek yetişemiyor, genelde ağzının içine atmak gerekebiliyor. Pektemek’in yetişme ihtimali daha fazla, keza Mersin’de attığı golde görüldüğü üzere “pozisyon alışı” açısından da daha bir golcü… Ama o da yeri gelir, bu toplara yetişemez; işte uzak direk koşuşu yapacak forvet burada devreye giriyor…

Simao, bu tip pozisyonlarda bırakın uzak direği; ceza sahası içinde bile gözükmez. Aymazlığından değil, futbolculuk yapısından. Keza Quaresma da öyle… “Önce en kaliteli adamlar yazılır” diye bir şey yoktur futbolda, mesele takımca “eksiksiz” olmaktır. Şeye benzer bu, “bizim çocuğun matematiği süper, ama edebiyattan, tarihten falan hiç çakmıyor." Olmamış o çocuk işte… Beşiktaş’ın hücum hattı da böyle, çok yetenekliler, aynı dili konuşuyorlar falan ama bir bütünlük yok.

Hiç Pektemek, Holosko'ya bile gitmeden; Quaresma - Akyüz - Edu üçlüsü bile bugünkü hücum hattına nazaran daha zor kontrol edilir bir üçlü olurdu. Ama isim isim olarak en kaliteli oyuncular mı? Hayır. Ama bütünlük olarak daha kaliteli... O yüzden, her maç önü-sonunda belirttiğimiz üzere; bu takım Simao ve Quaresma’yı sırayla kullanmak zorundadır. Aksi taktirde ikisi de yalan olacak. Geçenlerde Simao yuhalanıyordu, Fener’e attığı gol sonrası biraz duruldu gibi. Şimdi Quaresma “gel sen oyna bilader” demeye başladı numaralıya. Mimlenmek üzere yani… Bu tribünde de biri mimlendi mi, daha da hayır beklemeyin… Biz de yeri geldi, dokundurduk ama o kadar da ayağa düşecek bir adam değil Quaresma. O yüzden Carloscan, bence otur bi’ üçüncü golü tekrar izle…

6 yorum:

BenYaptımOldu dedi ki...

Necip- Ernst- Veli üçlüsünde Ernst daha "Pirlo" modeli olmak durumunda ve sırıtmıyor da. Aslında gönlümden geçen NECİP- VELİ- BURAK (ONUR) üçlüsüdür ama bu cesarete sahip ya Tigana ya da Milne sahiptir. Aslında daha göremedik ama Ernst performansının seneye daha da düşme gerçeği göz önüne alınırsa Burak mücadele gücünü arttırırsa Ernst yeri için ideal olabilir. Öte yandan özellikle Necip'in özel bir hücum hocasına ihitiyacı var. Çünkü topa bazen hoyrat davranabiliyor. Veli de Necip'te aslında birbirine benzer oyuncular. Onların ihtiyacı olan Burak ya da bir an önce hangi kulüpte oynadığının idrakine varmak zorunda olan bir Onur Bayramoğlu'dur. Bu oyuncular birbirleriyle uzun süre bir arada oynatırlarsa Hem Beşiktaşımıza hem de Türk futboluna birbirini tamamlayacak 3 önemli orta saha oyuncusu kazandırılır. Sonra zaten Mami ve Erkut geliyor.. Ah bir de taktik disiplini daha fazla olan Erkan Kaş, Quaresma ya da Simao'nun yerine monte edilebilse :D

Cartalete dedi ki...

Evet, normalde bu sistemde Ernst'in olduğu bölge "göbek çatlatma", çile çekme, savunma arasına dalma bölgesiydi. Ancak bu maçta Ernst daha çok topla yaptıklarıyla öne çıktı. Zaten topa sahip olan bir takımda, oyunu yönlendirmesi gereken pozisyon orası.

Keza bahsettiğin Onur da, kesinlikle o bölgeye hazırlanmalı. Guti'den sonra, baskı altında olumlu pas ortalaması en yüksek oyuncudur şu haliyle bile. Uzun top becerisi de cabası.

nuwanda dedi ki...

egemenin savunmaya yerlesmesi yillardan(zago) dan beri duyamadigim guveni sagladi.bide acaba benmi abartiyorum ama pektemek inanilmaz bir oyuncu.ilhan mansiz sonrasi yerli santraforsuzluk cok uzun surdu ama cok iyi bir oyuncuya kavustuk.bu sene zor ama artik bir gol krali cikaralim .

Cartalete dedi ki...

Pektemek bende ilk "bu kim lan?" etkisini, 2008-09 sezonun ikinci yarısında yarattı. Bir maçta, hiç alakasız bir pozisyonda vucudunu döndürerek ters doksanı görmüş, radarıma girmişti. Bir sonraki sezon askerde olduğumdan takip edemedim ama asıl çıkışı o zaman yapmış söylenene göre. Sonra malum sakatlık...

Geçen sezon Rüştü'yü bayıltan vuruşu yapınca (pas verecek gibi yapıp, yakın direğe vurma) golcülüğünü tescilledim. Ama sadece golcü değil, özellikle Almeida'ya göre öne çıkan tarafı "oyunun içinde" olması. Ne demek istediğim, yine Beşiktaş'ın üçüncü gol öncesinde var. Sırtı dönük aldı, marseille roulette yaptı ve Quaresma'yı gördü.

Özet: "Pektemek inanılmaz bir oyuncu" diyen insan abartmış sayılmaz :)

Bjk_KnightS dedi ki...

aynen. carvalhal bence antremanları takip etmiyor :d
hem veli'yi hem pektemek'i hem hilbert'i denedi macta. sonra oynatmaya devam etti. cidden antremanlarda ne düsünüyor bu adam acaba :D

Cartalete dedi ki...

Carvalhal diyince aklıma geldi, Tayur Havutçu'nun maketi konmuş yedek kulubesinin yanına, daha yeni gördüm.

Adama ettiğimiz eziyetin haddi hesabı yok. Yani bunu ancak, bir derbi deplasmanında görebilirdik. Gıcıklık olsun, Carvalhal'e "sen yancısın" imajı versin diye misafir takım yedek kulubesine öyle bir maket konabilirdi. Ben de en az "iki ekmek, bir süt" pankartı kadar iğrenç bulurdum.

Ayıp vallahi ayıp.