Maç Öncesi: Beşiktaş – Dinamo Kiev

Bu aralar, en az bir Sivasspor kadar sık karşılaşıyoruz Dinamo Kiev’le. Hemen her kura çekiminde söylenen “tanıdığımız bir takım” tanımına tam uygun… Gerçi 2005’deki ön elemede Malmö çıkınca, Recep’in kendi kalesine vole yapıştırdığı 15 sene önceki eşleşmeye selam çakıp “Beşiktaş bu takımı tanıyor” diyen bir spor yorumcusu da mevcuttu, kimdi tam hatırlamıyorum ama… Genelde bu “tanıdık takım” etiketi, avantaj manasında verilir, Maccabi gibi takımlardan çekinmek gelenektir. Kapalı kutudur çünkü onlar… Ama gelin görün ki, kapalı kutuyu açınca içinden 5 gol çıktı; daha geçen sene 2 maç yaparak baya bir tanıdığımız Dinamo Kiev ise maçın başından sonuna kadar kalemizi dövdü, biz de izledik… Geyikten öte bir şey değildir yani bu; zayıf takım her zaman iyidir, isterse dün kurulmuş olsun. Zaten gönderirsin yardımcını 2 maç izler, her takım tanıdık olur.Dinamo Kiev gibi, belli bir standardın üzerine çıkmış takımlarla ancak onların yaptığı şekilde, yani takım olarak iyi işleyen bir kurguyla başa çıkılabilir. Bireysel oyuncularla ürkütemezsiniz böyle rakipleri… Beşiktaş için ise, son iki senedir takım olarak iyi oynayıp, iyi de sonuç aldığı maç denince hemen akla şu üçlü gelir: 1-0’lık Bursaspor maçı, 1-2’lik son Sami Yen deplasmanı, 1-1’lik Porto deplasmanı… Bu üç maçının ortak özelliği, Quaresma’nın oynamamasıdır. Çünkü Quaresma varken iki şey olmuyor: takım halinde hücum, takım halinde savunma.

Rocky, meşhur olduktan sonra “vefa İstanbul’da bir semt adıymış” misali, kendisine gider yapacak Tommy isimli dengesizi sokaktan toplamıştı hatırlasanız.Ona boksu öğretirken şöyle bir şey demişti: “yumruk atmadan önce omzunu hareket ettiriyorsun, hangi taraftan geleceğin belli oluyor”. Quaresma’lı Beşiktaş da biraz öyle… Hücum ederken gözler onu arıyor takımda, ve mutlaka en son topa dokunanlardan biri kendisi oluyor. Hücum yönü belli… Rakip de, Quaresma karşısında kademeli savunma yapınca; sadece onu değil, Beşiktaş’ı da kilitlemiş oluyor. Halbuki o olmasa, Beşiktaş daha bilinmezli bir takım olabilir. Ne bileyim; Holosko adamın içinden geçemez, ama top geçer arkadan Hilbert bindirmiş olur, ortalar Pektemek karıştırır, Veli tamamlar falan… Aynı zamanda topsuz oyunu da, takımca yapmış olur Beşiktaş.

Ama bu durumu gerektiren şey, Quaresma’nın kötü futbolcu olmasından değil tabi. Realite bu olsa da… Schuster sonrası, Quaresma’nın daha da etkisizleşmesi için her şey yapılıyor üstlüne üstlük. Defans geriye çekildi, ceza sahasına koşu yapacak adam sayısı azaldı vesaire. Yoksa Quaresma’nın iyi şekillenmiş takım içersinde, iyi oynadığı Avrupa maçı yok değil. Hatta o olmasaydı, geçen sene belki gruplara bile kalamayacaktık… Flash back yapayım hemen: Deplasmandaki maçta Plzen yardır yadır gelirken, hiç yoktan penaltı yarattı 1-1. İçerdeki maç, adamın suratına kırmızıyı yedirtti, üzerine trivela tavana takıldı, bir de Delgado’ya asist, tur geldi… Keza Helsinki’ye attığı olağan üstü golle skor daha bir avantajlı hale geldi. Yine deplasmanda daha 2. dakikada o uzun şutla attığı golü göndermese, maçın gayet sakata geleceği Helsinki’nin ceza sahamızdan çıkmamasıyla belli oldu…

Ama o zaman Beşiktaş daha takımdı, daha yeni olmasına rağmen. Daha önde oynuyordu, ceza sahasını zorlayan daha çok adam vardı, Quaresma bu kadar “tek hücum seçeneği” pozisyonunda değildi. Aynı zamanda Quaresma da, bu pazıbandını taktıktan sonraki kadar bireysel değildi… Çok şey değişti, ama yine de “hala” iyi kullanılabilir. Onun da nasıl olacağını çok fazla yazdık, tekrar gerek yok… Ama olmayacak, Beşiktaş yine hem Simao, hem Quaresma’yla çıkacak ve ceza sahası içersinde, çevresinde tek forvet göreceğiz. Bu durumda Quaresma’nın skora katkısı, ancak jeneriklik bir gol ya da asistle olacak; ama yine de istisnalar kaideyi bozmayacak…

O tek forvet de, en azından Pektemek olsa da; farklı şeyler beklesek… İlk başlarda top tutamıyordu, ama maç temposu arttıkça kendine gelmiş. Son Beşiktaş golünde, nefis bir orta forvet oyunu izledik. Sırtı dönük aldı, iki kişi arasından çıktı ve Quaresma’ya aktardı, o top asist oldu. Asıl güzel tarafı, orta sahaya yakınken yaptığı bu servis sonrası, hemen ceza sahasına geri koşmasıydı Pektemek’in. Misal Almeida, kendini pozisyon icabı sola falan atınca, bi’ 6 dakika orada kalıyor…Ayrıca Pektemek, daha bir “tilki” forvet olmasının yanında gol vuruşu açısından da daha golcü. Necip’in son maçta, direkt gole yönelik iki adet pası vardı. Birinde geç uyandı, diğerinde ise fantezi bir vuruş yaptı Hugo. Oralarda Pektemek daha sonuç alıcı işler yapardı sanki… Ve her zaman söylediğim gibi, gol olarak katkı sağlayamasa bile “oyunun her zaman içinde” oluşu en önemli özelliği.

Bu maçta o tek forvet kim olacaksa, ona çok iş düşecek. Yine kanatlardan pek 2. forvet katkısı gelmeyecek çünkü… Orta sahadan ise, ceza sahası koşularını yine Veli’den bekliyorum. Tıpkı geçen sene Ersan’ın yaptığı gibi, formayı aldı ve vereceğe pek benzemiyor. Uzun zamandır da golün eşiğinde dolaşıyor, yarın akşam içine düşse bari… İsmail’in hastalığı geçmiş, Aurelio da antrenmana katılmış. Ama Carlos’un yeni düzelen adamları oynatmama geleneği var. Tanju dedim aslında ama, gelen yorumlarla düzeltiyorum; çünkü adı UEFA listesinde yok. Zamanında Alves'in adının verdiliği yerde, içinde tek solbekin olduğu kadro verilince, böyle bir sıkıntının olacağı apaçık belliydi. İsmail oynayamazsa, mecburen Sidnei stopere, Egemen de solbeke geçecek... Hazır solbek stoperken, Quaresma da oralarda takılsa daha iyi olur. Hem, Hilbert’in Simao ile arkaya kaçma fırsatı daha fazla...

Sene 2002, kalabalıktan anca yeni açık en üst taraftan bir yer edinmiş, rüzgarı içimize çekerek maçı izliyoruz. Pascal bir aşırtma deniyor, ama kaleci Reva yerinde... İşaret parmağıyla kafasını işaret edip "yer miyim lan ben bunları?" hareketini çekiyor; ama aynı maçta Pascal, yine topun dibine giriyor, sonuç malum... Maç zor. Sağolsun Demirören, kaybetme zevkimizi bile elimizden aldı. Oysa yenilmek bile güzeldi, yeterki Beşiktaş maçı olsun... Neyse, yine amatör duygularla kazanma umutlarıyla izleyeceğiz maçı. Sonrasına bakarız, kaybetme şansımız yüksek. Ama ne yapsan; adın geçtiğinde seni Pascal'lı maçla hatırlayacağım Dinamo Kiev...

İyi maçlar.

13 yorum:

Gbest dedi ki...

Tanjunun Adı Uefa Listesine Bildirilmedi O Yüzden Oynayamaz Bilginize

SİYAH ULAN! dedi ki...

tanju uefa'ya verilen listede yok usta

Cartalete dedi ki...

Doğru, düzelttim eyvallah. Mendes'in çocuğu Regufe Alves'i kadroya dahil etmek uğruna, tek bir solbeke muhtaç kaldığımızı unutmuşum.

Bjk_KnightS dedi ki...

tanju listede olsa oynatılacak mıydı. pek düsünmüyorum. ekrem'in sakat olması ona lig de ikinci yarı oynama sansı verse bile yine de daha lig maclarında bile ilk 11 oynatılmıyor. son acıklamalarından sonra da demirören varken artık takımdan umudum kalmadı. isterse takıma messi'yi getirsin. yine umudum yok. biraz yusuflamıs ki direk borcumu alırm demeye basladı. keske bir kampanya baslatılsa herkes su kadar para versin demirorene olan borc kalksın ve baskası baskan olack dense. var yaa. 10 besiktaslı kadar destegi min ben yaparım

BenYaptımOldu dedi ki...

Ah be Mustafa neden hatırlatırsın Pascal'ımın lob golünü.. :(( Hey gidi günler hey.. Sorun bugün de yenebiliriz ama hani düzelecek deva varken ısrarla benzer hataların yapılması artık o kadar kansıksandı ki şu Quaresma örneğinde belirttiğin gibi. İşte sıkıntı burda. Camia olarak sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz ( bkz Dün bizim başkanın neredeyse Fenerli bir başkan gibi açıklamaları ve kendi camiasına sırtını dönmesi gibi laflar vs vs ) ve bir galibiyet herşeyi düzeltip sıfırlar mı?* Sanmıyorum. Büyük resmi görmenin zamanı geldi de geçiyor..

tannhauser dedi ki...

@cartelete: senin "Mendes'in çocuğu Regufe Alves'i kadroya dahil etmek uğruna, tek bir solbeke muhtaç kaldığımızı unutmuşum." cümlenle yd'nin "alves'î ilk on birde oynasın diye almadık ki, a2'de yetiştireceğiz" minvalindeki açıklaması alt alta gelince başkanın ne kadar basiretsiz olduğu bir kez daha açığa çıkıyor.

maç bittiğinde taraftarı mutlu edecek iki durum vardır ya kazanırsın ya da sonuç ne olursa olsun takımın öyle oynamıştır ki ayırdığın vakte değer. carlos kazandırarak mutlu etmek için uğraşıyor mersin maçından beri. kiev deplasmanında bizimkiler soyunma odasının yolunu gözlemeseydi bu taktik tutacaktı. bu akşam bir de maçı tutup sonlara doğru gol bulabilirsek bir şeyler yaparız.

bence ismail'le başlarız, hastalıktan iyice etkilenince oyuncu değişikliği yapılır egemen hamlesi o zaman gelir.

akşam öyle ya da böyle beşiktaş'ın bizi mutlu etmesi dileğiyle.

forma-aşkı dedi ki...

Bunlar ne yapmak istiyor anlayabilmiş değilim..Bir kulüp bu kadar kötü yönetilir mi..Askere gittiğim dönem hariç aralıksız bilmem kaç yıldır kombine aldım..Sırf bu sene Yıldırım Demirören ve onun zihniyetine teslim olmamak adına almadım kombinemi..Hatta ne kadar sinirli olsam da,her İnönü'de oynadığımız maçta iç burkulmalarıma teslim olmadım,bilet bile almadım..Bugün kıramayacağım bir misafirim var ve maça gidiyorum..Ben bu adamlara 60*2=120 tl veriyorum..Niye biliyor musunuz?..Altyapıya,üstüne basa basa söylüyorum altyapıya,3 milyon euroya transfer yapsınlar diye..Şakadan da öte..Ya tutarsa mantığı A takımı aşmış,altyapıya sıçramış,inanamıyorum..

Amatöre giden paraya acıyormuş,geri dönüşü yokmuş..Beşiktaş tv istediği gibi değilmiş,o yüzden maaşlar geç ödeniyormuş vs vs..Doğru zaten gelip ben düzelteceğim Beşiktaş tv yi..Başkan ne yapsın,ya da ne yapabilir ki!!'Adam haklı beyler',demekten başka çaremiz kalmıyor değil mi?

Bu bir maç öncesi yazısının yorumuydu,pek fazla alakası olmadı biliyorum.Maça gelelim en çok korktuğum şey,fizik gücü yüksek Kiev'e karşı üst üste maçlar çıkaran 11'in zayıf kalmasıdır.1 dakika,1 dakika,Yensek ne olacak,ya da gruptan çıksak.İlk gelen rakibe eleneceğiz ama uefa'nın ilk 100'ünde olan tek takım olmanın hep gururunu yaşayacağız..Yıllardır aynı senaryo,ne zaman çıtayı yükselteceğiz çok merak ediyorum..Galatasaray'ın Avrupa'da gerçekten estiği 2 yıl var..Fener'in 1 sene de olsa Avrupa'da çatır çatır oynadığı bir sezon var..Trabzon örneği ortada,dün 90'da o top girse,adamlar gruptan çıkacak..Biz Avrupa'da ortaya bir karakter koyamıyoruz..Oynanan maçlar gözümün önüne geliyor,hep aynı senaryo..Ama tabi Liverpool'u yendik,Barcelona'yı da..Rövanşları ne de olsa önemli değil..

Konudan oldukça sapıyorum farkındayım..Tek isteğim ne istediğini bilen,kendine belli bir yol haritası çizmiş,istikrarı oturtabilmiş bir takım görmek..

Bunu yapabilmek için hoca çok çok önemli..Zico'nun Fener'i ile Aragones'in Feneri arasında kaç futbolcu farkı var..Trabzon Ersun Yanal hamlesiyle tekrar ayağa kalktı..Şenol Güneş ile birlikte bir adım öteye geçtiler..

Biz ne yapıyoruz Schuster gelsin,Carvalhal gitsin,Beşiktaş'ın çocuğu Tayfur Havutçu..

Neyse;
Varsın oLsun üstümüzden gitmesin keder,
Siyah beyaz Forman bize bir ömür yeter,
Senin Aşkın Uğruna Ölmeye değer!!
Beşiktaşım Sevmişiz Seni...

Cartalete dedi ki...

Bjk_KnightS,

Başkanı dinlemedim, okuyayım dedim. Başlamadan önce gözüm bir ara başlığa takıldı : "ben gelmeden önce de Beşiktaş'ın borcu vardı..." okumaktan da vazgeçtim...

BenYaptımOldu,

Aslında büyük resim çoktan göründü de, görünene kadar resim uzaklaştı. Şimdi uzanıp, düzeltemiyoruz. Aslında tehlike çanlarını ben daha ilk gelişinde sezmiştim. Fikret Orman'ın elinde plan vardı, Demirören'in ise sadece gaz. "Locaları indiricem, Beşiktaş'ın ruhunu geri vericem" falan filan. Ben gazla gelen insandan korkarım arkadaş, ve korktuğum da başıma geldi...

tannhauser,

İşin kötüsü şu ki; Alves'in yarısını 3.1'e aldık. Bu hep atlanıyor... Yani Alves'in en az 6.3 milyona gitmesi lazım ki (nasıl olacaksa o iş) Beşiktaş buradan 50 bin Euro kar etsin. Aksi halde, 5 milyonluk satışta bile zarar yazar kulüp. A2'ye yapılan transfer, bakalım nasıl bir katlama politikasıyla o seviyeye gelecek görücez.

forma-aşkı,

Zaten farkındaysan, ben de maç öncesi yazısını daha çok muhabbet, dokundurma şeklinde geçtim. Çok bir farkımız yok yani konudan sapma mevzusunda :) Gerçekten Beşiktaş, biraz Luce zamanında belli bir karakteri olan Avrupa takımıydı, diğer zamanlarda hep spontane takıldık. Liverpool'u, Barça'yı, Manchester United'ı yendik ama bunlar kabuk etmek gerekir ki istisnaydı. Zaten bu galibiyetlere rağmen, hiç bir grupta 3. dahi olamadık.
Maça gelirsek. Bu maçtan iyi skorla ayrılmak için, mutlaka ilk golü bulan taraf olmamız gerekiyor. O golde nasıl gelecek merak ediyorum... 2 seçenek var şansı büyük olan: ya ortasahadan ani bir top kapılacak, eksik yakayıp bulacağız; ya da Quaresma, Simao, Veli üçlüsünden biri uzun şut yapıştıracak. Aksi halde Dinamo Kiev gibi sıkı bir alan savunmasını, bu kadar hücumda çoğalma sıkıntısını yaşarken aşmak biraz zor olacak.

Bjk_KnightS dedi ki...

Yaaa düşünüyorum. bu sorunlar nasıl geçer... Yıldırım Demirören gitse desek en son murat aksu'ya neler olduğunu biliyoz. Adam alt yapı dedi. Gelecek başarısı dedi. Aslında tam bizim dediklerimizi dedi ama borç batağına ve demirören'in satın aldığı oylarla kaybetti. Tekrar aday olur mu bence olmaz. Kim aday olacak... Aday olsa nasıl seçilecek? Seçilse büyük beşiktaş'lı! demirören nelerrr yapacak... Demirören'le devam ihtimalinin 50 kere konuşulduğu için açmaya gerek yok. Yapılacak şey arabesk havasında maç izlemek. başka birşey değil...

tannhauser dedi ki...

geldim devre arasında yazıyorum. beni bu rüyadan uyandırmasınlar arkadaş...

Cartalete dedi ki...

Oh be! Beşiktaş varmış!

Dün akşam maç önü yazısını yazarken ki ruh halimin, tam zıttıyım şuanda :) Uzun zamandır bir maç yazısına hevesle atılmıyordum, bu gece öyle olacak.

Öğrenci Sırları dedi ki...

Bende uzun süredir bir maç yazını bu kadar hevesle beklemiyordum :) Biran önce yaz, son dakikaları yaz takımdaki hemen herkesin cengaverliğini yaz, yaz babam yaz :) bekliyoruz sabırsızlıkla

Adsız dedi ki...

http://www.uefa.com/uefaeuropaleague/season=2012/clubs/club=50157/squad/index.html

Arkadaşlar; Tanju Kayhan, Mehmet Akyüz, Burak Kaplan hatta genç kaleci Sercan Hacıoğlu bile yazıyor Uefa listesinde. Kamuoyunda bir dezenformasyon var sanki.