Beşiktaş’sın Sen

Maç öncesi yazısını, “Ne yaparsan yap, seni Pascal’lı maçla hatırlayacağım Dinamo Kiev!” cümlesiyle bitirmiştim. Çok büyük konuşmuşum… Artık Dinamo Kiev bile değil; Dinamo Tiflis deseler, gözümün önüne Amerikan başkanı dâhil herkesin, kale alanında Beşiktaş’a gol atmaya çalıştığı sahne gelecek…

Öyle bir zamanda, skor olarak olmasa da yaşananlar açısından o kadar farklı bir galibiyet yaşadık ki; Beşiktaşlıya tam anlamıyla “ilaç” gibi geldiğine eminim. Nitekim ben serum yemiş gibi oldum şuan, İsmail’e verilenden… Puan durumuna en son baktım, o açıdan da mükemmel olmuş. Ama benim için öncelikli güzellik, sahada yeniden Beşiktaş emarelerini görmemizdi. En ufak detaylar bile, hemen her futbolcunun “umurundaydı”… Zaten Beşiktaşlıyı üzen şey mağlubiyetler değildi ki… Mağlup olma şekliydi asıl rahatsızlık verici olan . Bazılarının eli belindeyken, bazılarının gol yememe gayretinde oluşu gibi durumlar… Son dönemin 11’lerinde Beşiktaş profiline uyan oyuncular egemenlik gösterirken, bugün ise zirve oldu… Portekiz eşrafı da, yeterince benliğini koydu maça. Malum pozisyon sonrasında, tribünler rahatlama efekti olarak “şampiyon Beşiktaş” diye girdi ama asıl uygun olanı şuydu aslında: “Beşiktaş’sın sen, bizim canımız!” Çünkü Beşiktaş demek topu kıçıyla tutmadaki yetenek değil; kaleye giden topa göğüs, kafa, bacak, ciğer, dalak koymaktı…Golün sahibi bile, böyle bir apoleti hak edecek oyuncular listesinde başı çeken adamdı. Bir diğeri de Veli’ydi, o da başka pozisyonun kahramanı oldu. Sanki senaryosu yazılmış bir maçtı yani… Yukarıdaki fotoğrafın adını Egemen değil, Egeman koydum zaten. Gerçi bugün Beşiktaş savunması sağdan, sola; yukarıdan, aşağıya iyiydi gayet. İsmail de ağır hasta olduğunu, ancak full konsantre olduğu maçın sonlanmasıyla farkına vardı; öksürük komasına girdi çocuk. “Sen değil, en ufak hatanda seni yuhalamaya hazır kıta bekleyenler bu hale düşsün” diye beddua edesim var ama bu gece başka gece olsun, dokundurmadan yazayım diyorum…

Yoksa o top, devasa japon balığı Shovkovskiy’le birlikte içeri gitseydi, başka diyeceklerim de vardı aslında. Almeida’nın takriben 70. dakika civarı dili 3 metre dışarı çıkmışken, ancak kendisinden değiştirme talebi gelince orayı tazeleştirdi mesela Carlos. Ki, Edu’nun ısınması, giyinmesi, formasını ütülemesi falan derken 5 dakika daha geçti. Bir de, Quaresma 80 civarı kenara baktı “hayır!” dedi; orada kenardan “seni alayım mı kenara?” önerisi mi geldi, yoksa ben mi paranoyaklaşmaya başladım bilmiyorum… Çünkü Holosko – Quaresma değişimi de şarttı o aralar.

Ama şu da var; Quaresma bu maçta, özellikle topsuz oyun olarak Beşiktaş’taki en faydalı işlerini yaptı diyebiliriz. İyi de oynadı. Bazen mahalle maçlarındaki top sahibi gibi, her frikiğe, taca, kornere atladığı da oldu; hele ters açı olsa da, kaleye çok yakın yerdeki frikiği Simao’ya bırakmadı ya… Neyse. Sonunda lütfetti de, bir korneri Simao kullandı; Egemen’in uçuş mesafesine indirdi topu.Sonrasında yine farkı ikiye çıkaracak trivela da geldi kendisinden; Almeida’nın ağzına ağzına… Bitik olmasa, çok rahat gol yapardı onu Hugo. “Peki, ilk yarıdaki kafa pozisyonunda da mı yorgundu?” diyen adama, sen de haklısın derim… Maç da, böylesine güzel bir skorla bitince; malum "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" sendromunu yaşayıp, olumsuzlukları unuttum diyebilirim… Olumsuzluk dediğim de bu kadardı aslında, fazlası yok. Takım gücü elverdiği şekilde oynadı, ben Beşiktaş’ın maç boyunca gole bu kadar yakın olacağını hiç düşünmemiştim mesela…

Verilen pozisyon da, Milevskiy’nin kafası dışında pek yok… Son olayları saymıyorum; o zaten bir Beşiktaş klasiği… 4 attığı Slavia maçında da, Prag’dan gelen topu kalesinde gören bir takımdır Beşiktaş… Nabız 2500’e çıkmadan, bir Beşiktaş maçı bitmemeli. Sonuç olarak, elde güzel bir avantaj var. Stoke City İnönü’ye, çıkış biletini cebine koymuş şekilde gelebilir. Ondan önce, İsrail’den alınacak galibiyetle bu ters gruptan, 1 maç öncesinde çıkılabilir vesaire… Önemli olan, takımdaki bu özgüven ve özverinin kalıcı olmasıdır.

Sözlerimi, son dakikadaki karambolle alakalı olarak atılan ve twitter dünyasını sarsan bir Beşiktaşlı mesajıyla son veriyorum: “Topun gittiği noktayı dikkatlice izleyin, Arapça Allah yazdığını göreceksiniz…”

19 yorum:

ceyhun dedi ki...

orta sahanın biraz daha tempoya ihtiyacı var sanırım, hala tam olarak toparlanamamış ernst ve sıfır tempoyla oynayan aurelio ile biraz kısır kalıyoruz. ilk yarım saatte daha diri olduklarından iyi top çevirdik ama zamanla maç dengelendi diye düşünüyorum. fernandes'in yapamadığı şey de oydu biraz, çok sallanarak oynuyordu, dinamik ve az da olsa yaratıcı bir orta saha oyuncusu çok şey katar takıma. veli biraz da o ihtiyacı giderdi sanırım...

Cartalete dedi ki...

Özellikle son bölümde topa hakimiyetsizlik başladı evet. Ama bunun nedeni, daha çok hücum oyuncularının geriye gelip top alamamalarından kaynaklanıyor. Simao belli bir süre sonra epey yoruluyor, keza Almeida da bu konuda bir Pektemek değil bana göre.

Topa sahip olma işi tamamen ortasahanın sırtına kalıyor böylece. Kenar forvet oyuncularının, o bölgedelerde saha sık dolaşıp topu dinlendirmesi lazım. Bugün bu konuda, en iyisi Quaresma'ydı yine de.

ihsan dedi ki...

Karambol pozisyonun yavaşlatılmış çekiminde, Veli ve Cenk'in neleri varsa yoksa topun önüne koyup, siper almalarını görünce, neredeyse ağlayacaktım. Biz böyle sevdik Beşiktaş'ı, böyle isteriz.

Egemen de sanırım sezon bitmeden posterini astıracak. Uzun zamandır böyle güzel "üçlü" görmemiştim.

Eline sağlık Cartalete.

BenYaptımOldu dedi ki...

"...Çünkü Beşiktaş demek topu kıçıyla tutmadaki yetenek değil; kaleye giden topa göğüs, kafa, bacak, ciğer, dalak koymaktı..." İşte sadece bu cümle, periyodik gazlarla alınan galibiyetlerin getireceği başarıların yerine şanlı, soylu, onurlu bir camianın nüfus kağıdının aslında ne olduğunun basitçe tanımlanmasıdır. Bu bloga yazan yaşı 15-20 arası olan gençlere selam olsun.. :)

Levent Kömürkara dedi ki...

öhö öhö :)

İsmail de simetrisindeki Hilbert de bana göre hala bek değil. İsmail de Hilbert de ofans özelliklerinin savunma özelliklerinden daha iyi olmasından dolayı hücumcu bek olarak adlandırılıyor. Buna da katılmıyorum. İsmail'in de Hilbert'in de önlerindeki Simao ve Quaresma'nın pozisyonlarında oynadıklarında gerçek kimliklerinde defansif kanat yazacaktır. Bu ikisinin(Hilbert-İsmail) arkasına sağlam iki bek koyulduğunda ise bambaşka bir takım izleyeceğimize inancım tam. Kısacası İsmail, Simao'dan daha iyi olabilir ama İbrahim Üzülmez'i sollayamaz.

Öksürünce çok yaşa denmedeği için öte yakaya da gideriz ne yapalım.

WiLdHoney dedi ki...

Veli, bana göre bu takımın değişmez oyuncularından birisi olma yolunda emin adımlarla ilerlemekte. Her oyunda biraz daha iyi oluyor, pek göze görünmese ve fantastik işler yapmasa bile, çok faydalı ve yararlı oynuyor. İlk maçlarda uzaktan şut denemeleri oluyordu ama gol bulamamak sanırım etkilemiş artık daha az denemeye başladı. Ernst-Necip-Veli orta sahasının önüne iyi bir Guti-Pektemek-Q7(Simao) üçlüsü sanırım böyle hedef maçlarda bizim daha iyi olmamızı sağlayacaktır. Guti ne olursa olsun bu takımda olmalıdır diye düşünüyorum. Bu şekilde daha efektif bir takım olunabilir. Genede mücadele ve azim için hepsini tebrik ediyorum, güzel bir maç izledik, son 2 dk'yı hafızamdan sildim ve konuşmak istemiyorum. ;)

Aykut Özman dedi ki...

En başta "Badi Ekrem'in avatarı" Veli olmak üzere; aldığı değerli formayı haketmek için canını dişine takan, her maç elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan, uzatma dakikalarında 30 m2 içinde 8 defa tüm köşelere atlayan herkese selam olsun..

Pamukk dedi ki...

fernandes bu kadar silinmemeli gene de.

fitbol dedi ki...

harika yazi

topun ernst'in ayagindan dondugu pozisyonda, Sivok tam cenk'in arkasinda kendini cilginca topun onune atmaya calisiyor cok iyi.
Ayrica dun muthis oynadik muthis. Mactan sonra cikip Hilbertmiscesine sabaha kadar bindiresim vardi.

Cartalete dedi ki...

ihsan,

Karambol anı kadar, tribüne giden son şut sonrası oyuncuların sevinci de muhteşem :) Herkes "ulan budur be!!!" hareketi çekiyor dikkat ederseniz.


BenYaptımOldu,

Eyvallah. Dediğin gibi periyodik gazla alınan galibiyetlerden, "kaliteli takım" yalanından sıkıldım. Kaliteli değil, mücadeleci takımdır çözüm. Bir anlık arabeks cümle de sanılabilir o fakat; uzun vadede Beşiktaş'ın başarılı olması için, hep o 25 saniyenin arzusu kaçınılmaz olmuştur. Öyle de olacak gibi, aksi bize uymuyor.

Levent,

Aman abi, sen bizim yakada kal :) Kimse öteki yakaya gitmesin de; benim bedduamsı hareketlerim, İsmail'in en ufak hareketinde yuhalama, ıslık olarak geri dönüş yapıp; onun özgüvenini sıfıra indirenlere. Yoksa İsmail'in iyi bir bek olmadığını, hatta iyi bir futbolcu olmadığını düşünenlere değil. Tabi bence, kanattan ziyade bekte daha başarılı olabilecek bir oyuncudur. Ben de senin tam aksini düşünüyorum, geriden geldiğinde daha iyi hücum katkısı verir. Çünkü öyle birebirlerde çok fazla adam eksiltecek yeteneği yok, topsuz koşuları da kanat oyuncusu için yetersiz. Ancak bekten gelince, daha faydalı olabiliyor çünkü mutlaka önünde topu atp gideceği ve pas vereceği atıl alan bulabiliyor.

WiLdHoney, Aykut Özman

Veli gerçekten inanılmaz. İkinci yarıda ortasaha düşünce, takımı toplu & topsuz ayakta tutan adamdı. Pas olarak da çok etkili oynadı aslında. Hani öyle "görünmeyen kahramanlar" arasında olmaktan da çıktı, ayna gibi görülüyor yani :) Nereye baksak Veli var... Değerli bir yerli joker kazandık.

Pamukk,

Topu tutamamaya başladığımız dönemde, benim de aklıma Fernandes geldi zaten de; kırmızı pantolonuyla aktığı geceleri bırakması lazım öncelikle. Şu haliyle de, son 15-20 dakikada faydalı olur ama işte, olayın iç yüzünü bilemiyoruz. Belki o kadar lakayttır ki, 18'e alınması bile lükstür Carvalhal için. Bilemeyiz...

fitbol,

Eyvallah. "Hilbertmişcesine sabaha kadar bindirme arzusu", dün akşamın güzel özetlerinden biri olmuş :)

Teşekkürler arkadaşlar.

tannhauser dedi ki...

(1) bir iki gündür, quaresma için "vurmayın artık, adam öldü" diyesim vardı. artık bir anlamı yok. ertesi maçta yine bildiği gibi oynayacaktır muhtemelen ama böyle de oynayabildiğini gördük. tek başına maçın gelmesini sağladığı maçlar da dahil olmak üzere en iyi maçı buydu kesinlikle. bu arada hilbert yerdeyken topu dışarı atmayan rakibe karşı yaptığı sert hareket de pascalvariydi. ben seviyorum böyle hareketleri, sonucu kırmızı da olsa ki hakem atladı o pozisyonu.

(2) veli ilk yarıda aksar gibi olduğunda, birileri üstüne gitsin de hadlerini bildireyim diye geçirdim içimden :) ama hemen toparladı ve geçen haftalarda kaldığı yerden devam etti.

(3) ismail'in yaptıklarını yapmasını umut ettiklerimizin bir demosuydu, bu demoyu kelimenin tam anlamıyla hastalıktan sürünürken sunması iyice leziz oldu. beşiktaşlı oldu ismail.

(4) bir diğer beşiktaşlı olan da egemen. zaten çok iyiydi de bu maçın özel olması, egemen'in beşiktaşlılık kimliğine soğuk damga vurarak resmiyete döktü.

(5) fabian ernst.

Adsız dedi ki...

Sanırım Ankaragücü maçından sonra yazmıştım buraya.Veli'nin ortasahada oynaması gerekir diye.Onun olduğu maçlarda ortasaha daha dinamik ve üretken.Fernandes'i bende seviyorum ancak adil olan onun kenarda oturmasıydı sağolsun hocamızda bunu görmüş.Ya kendini oyuna verecek yada bekleyecek.Hocaya rotasyon yapmadığı için baya kızıldı ancak o ideal 11'ini bulmuş durumda.Bu oyuncular her maç daha ii olacak ve oluyorlarda.Kenarda kalan isimler artık düşünmeli ve işlerine sadık kalmalılar.Onlar bunu yaptığı gün bu takımın bileği bükülmez...

BenYaptımOldu dedi ki...

Dün akşam 21:55 sonrasında suratımda kalan "MUZU ENLEMESİNE YEDİRTECEK TEBESSÜMÜ" bana daha önce buna benzer duygular yaşatan maçların olduğu hafıza albümüme ekleyip teknik konusalım. Defansı bir kenera bırakırsak bu takım henüz oturmadı. Oynayacağımız sistem de aslında bu değil. Futbolun temel prensiplerini ( ayağa pas, orta saha ve forvette boş alanlara koşular, rakip karşılanırken topun olduğu bölgede çoğalmak vs ) hala oturtamayan bir futbolcu yapısına sahibiz ve ısrarla hala onlardan makine düzeninde oynamalarını bekliyoruz. Bunu sağlamak ta aslında basit ama bunun için de oynamak istenen sistemi istikrarla oynayacak bir yapı vazgeçilmezdir. Tamamen şahsi fikrimdir. 4-3-3 yerine 3-4-3 ya da 3-4-1-2 gibi bir sistemle şu anki atak istatistiğinin 2-3 katı üstüne çıkarız. Şunu karıştırmayalm: Mücadele gücü yüksek olmak her zaman arzulanan futbolu getirmez - yoksa Danimarka ya da İsveç liginden ne Avrupa şampiyonları çıkardı- ama sadece işim mental kısmının yarısını halletmişsinizdir. ( Diğer yarısını az sonra yazacağım ) 4-3-3'ün Carvalhal versiyonunda futbol olarak tavan dündü. Sadece skora yansımadı. Almeida 1-2 tane daha atardı 3 veya 4-0 yenerdik. Ama tekrar ediyorum Carvalhal'ın 4-3-3 versiyonunun ulşabileceği tavan budur. Kendimize soralım istenilen futbol bu mudur? Bence hayır. Uzun vadeli projeler kısmına girmeden bu sezona dair sistemsel rütuşla bu takım cok daha iyi olur. O da Sivok- Egemen ve önlerinde sarkık libero gibi Aurelio, İsmail ve Hilbert'in Rwb- Lwb oynayacağı ve top yapan ve mücadele edecek Ernst-Veli-Fernandes-Necip-Guti- Burak ya da Onur'dan oluşan 6'lının kombinasyonları ile ileri üçlüye onlara atak yapmak için sadece 30 metre bırakarak aşılabilecek bir sistemi uygulamaktır. Dün gördük ki savunmacı bekler hücuma destek verip hücumcular da tembellik yapmazsa Beşiktaşımız gece ile gündüz gibi değişiyor. Şimdi Carvalhal'in asıl düşünüp uygulaması gereken mücadele anlamında zaten ivme kazanmış bu takıma sanat eseri futbol oynatacak Guti ve Fernandesi nasıl monte edeceği olmalıdır. Çünkü yanlı medya "nasıl bitirdik" dercesine timsah gözyaşları dökmesine rağmen bu futbol sanatçılarına ihtiyacımız var. Elbette onlar da aklını başına alarak, sorumluluklarının bilincinde olmaları kaydıyla.. Not : Mental sıkıntının diğer yarısı takım olarak MAÇ SEÇMEMEKTİR. Ben bir konuda asla geri adım atamıyorum. hayatım boyunca göremeyeceğim bir kazancı olan,7 sülalesini geçindirecek kadar para kazanan bir adamın MAÇ SEÇME ya da YORULMA gibi bir bahanesi OLAMAZ! Bakalım Ankara'da neler olacak..

BenYaptımOldu dedi ki...

.....yazıyı yazdım dışarı çıktım, sokakta yürürken " Unuttuğum birşey var!" diye içim içimi yiyor. Ama ne? Eve geldiğim an aklıma geldi. Ben onu nasıl unuturum?? Hocanın ne yapıp edip takımın bir yanına sıkıştırmak zorunda olduğu, son dönemlerde futbolumuza gelmiş en buram buram golcü kokan asıl kardeşimi : MUSTAFA PEKTEMEK..

Ah 3 maç üstüste oynasa.. :)

Cartalete dedi ki...

tannhauser,

Her madde şahane.
Bir yerde okudum, maç sonrası Milevskiy şöyle demiş: "Bize Quaresma formsuz demişlerdi, eğer formsuzken böyle oynuyorsa çok tuhaf."
Quaresma zaten bunu standart haline getirirse, tadından yenmez...

Adsız,

Öngörün için tebrikler o zaman. Veli şuan en kesilmez adam oluverdi ortasahada. Dinamikliğinin yanında, bütünleyici unsur; iki taraflı çalışıyor... Yabancı olsa bile, direk oynar. Bunun bir güzelliği de yerli olması...

BenYaptımOldu,

Haklısın kesinlikle, taktiksel olarak henüz "olmuş" bir şey yok. Beşiktaş bu maçı disipliniyle, mücadelesiyle kazandı. Bu her zaman için geçerli olabilecek birşey değil, gerçekçi olmak gerekirse... Bu takımın vasat mücadele gösterirken de, bir şekilde kazanıyor olması lazım. "Belli bir sisteme hakim olmanın" getirisi de budur zaten. Bahsettiğin 3-4-1-2 bu yoldaki çözümlerden biri olabilir. Dediğin gibi, Quaresma ve Simao'nun olduğu 4-3-3 sisteminin maksimumu bu; ama her şekildeki 4-3-3'ün maksimumu değil bence. Ben halen, Pektemek ve uzak forvetli bir 4-3-3'ün hayalini kurmaktayım :)

maui dedi ki...

Onu bunu bilmem maç sonunda direkten de döndü dediler ben bilmiyorum dedim.
Nasıl sen maçta değil misin dediler. O dakika ben ölmüştüm dedim.
Nitekim o şebelek kaleci uçarak o topa kafayı vurdu ya ben o an gitmişim...
Döndüğümde aklıma Ahmet Akçay denen hakem/insan bozması geldi.
Ankaragücü maçında bize gol atmıştı. Sonra hem hakem hem de kaleciden gol yeme başarısını gösteren bir takım oluyorduk ya az daha, bu da bize yakışırdı.
Bir de Amigo Orhan'ımız vardı delinin önde gideni, Ali Sami Yen'de Milli Maç sonrası Denizli'ye uçarak kafa atmıştı. Bu şebelek kaleci de aynı onun gibi uçup vurdu topa...
O yüzden konu beşiktaş olunca yaş da 35'i geçtikten sonra ben zaten tansiyon hapını sabahtan çakıyorum, sonra da maç öncesi çarşıda en az bir yirmilik gidiyor.
Rahmetli babamın bir lafı vardı "Bu takım ayık kafayla izlenmiyor" diye...
Harbiden normal sağlıklı bir bünye gençken dayanıyor da 35'i devirdikten sonra destek şart...
Blogu okuyan 15-20 arasındakilere abi nasihatı.
Bu takımı tutacaksanız, yağ-un-şeker, kırmızı ete filan şimdiden ara verin.
Haftada üç gün spor şart. İlerleyen yaşlarda bünye zorlanıyor.
Futbolu ise bugünlük bırakalım. Keyfini çıkartalım. Darısı yarınki basket maçına umarım aynı özveri orada da olsun...
Okuyanların bayramı kutlu olsun...

Adsız dedi ki...

Mustafa Abi güzel yazi olmus elerini saglik.
Forumlarda falan Buraki merak eden vardi bende bir Vidosunu yapdim.
http://www.youtube.com/watch?v=4iaSFJ2TYi4

Hafayada Velinin Videosunu yapicam insallah .

Bu ara Ismail yetmedi Necipe baya salayanlar var , insan okuyunca üzülüyor.

IK3BJK.

Veysel dedi ki...

Mustafa abi sence gencler macında su kadro olurmu olmazda hanı olsa kazanırızmı bu kadroyla

_______________Cenk______________
Hilbert__Sivok__Egemen__Tanju K.
____Necip____Ernst____Veli____
___Holosko__Mustafa P.__Simao___

ben bu takımın hucum uclusunu cok pozısyon yakalayacagını ve en azından yakaladıklarının ucte bırını atarlarsa fark atacagımızı savunma konusundada cok zor gol yıyeceğını dusunuyorum sızın bu konudakı fıkırlerınız nelerdır şımdıden tesekkurler.Herkezin Bayramı Kutlu Olsun İyi Bayramlar

Cartalete dedi ki...

maui,

Abi nereden hatırlattın Amigo Orhan'ın Denizli'ye uçan kafasını yahu :)) Şapkayla süzülmüştü havada.
Ama ben Şovkovski'nin uçuşunu görünce, aklıma Honda'nın "vik-vik"i geldi. Street Fighter'ı bilenler bilir...

IK3BJK,

Eline sağlık. Elin sağlıklı olmakla beraber, rec tuşuna basılı olsun hatta hep. :) Veli'nin videosunu bekliyoruz.

Veysel,

Birebir aynı 11'i düşünüyorum, istersen kendimi tekrar etmemek için; burada yazacaklarımı maç önü yazısına saklayayım. Orada görüşürüz. :)


Teşekkürler, iyi bayramlar.