Bayramda Beşiktaş

Benim için bayram; ne çok sevdiğinin, sevildiğinin farkına varmaktır. Genelde uzun zamandır görülmeyen yüzler görülür, uzun zamandır duyulmayan sesler duyulur. Arada “neden daha sık görüşmeyiz ki?” diye sorarsın kendine, ama yine de bir diğer bayrama kadar ertelersin…

Çocukluğumda kurban bayramı yaza denk gelirdi; bu iki kötü, iki iyi haber demekti. Kötü haberin birincisi; zaten yaz tatilinin içine girmesi sebebiyle, ekstradan yatışın ortadan kalmasıydı. İkincisi ise, maç yaptığımız boş arsaların hayvan mezarlığına dönmesiydi… Bir keresinde sağdan topu atıp, Pato gibi uzamış; kime orta yapayım diye içeri keserken, kendimi bağırsak çukurunda bulmuştum… Teknik kapasitesi yüksek oyuncular için, zemin pek elverişli olmuyordu yani.İyi haberlere gelince… İlki, havanın güzel olmasıyla bayramlık seçiminin kolay olması: bir şort, bir tişört tamamdır. Yeni olduğu için de beyazlarından seçer, Andre Aggassi gibi dolaşırdık mahallede. İkinci iyi haber ise; yine havanın güzel olması sebebiyle, ziyaretlerin bir tamam gerçekleşmesiydi. Bunun açılımı; harçlık hasılatının macro seviyede yükselmesi…

Bayramlarda bir Beşiktaş maçının denk gelmesi, resmin tamamlanmasıdır aslında. Her sevdiğini görmüş oluyorsun, onun harçlığı da vereceği galibiyet oluyordu işte… Ama hatırladığım kadarıyla pek öyle bir durum olmadı. Bayrama denk gelen bir Galatasaray derbisini hatırlıyorum, ev epey kalabalık ve herkes Beşiktaşlı. Erdal Keser, Nasri vari bir slalom yapmış, 1-0 kaybetmiştik. O hüzün, cepteki hasılatın verdiği mutluluğun önüne geçmişti kesinlikle…

Neyse, çok uzattık. Anlatıyorum ama buradan “çocukluğunu özleyen tip” imajı çıkmasın. Güzel geçti, özlemedim de değil; ama bir sakız parasına denk gelen meblağ istediğinde bile 10 kere “naapcan? ne alcan??” sorularıyla karşılaşmak, camdan inen sepetle birlikte “küçüüüük!!!” sesinin verdiği gerilimi tekrar yaşamak istemiyorum, böyle iyi… Hele şu "ekmek almaya yollanası, eline çöp poşeti tutuşturulası, belediye otobüsünde oturtulmayası" küçüklük etkiketinden kurtulmak için, erkenden jileti vurmuştum sakala, bıyığa. Yine sonuç hüsran...

Daha ilk günden bayramlaşıyoruz Beşiktaş’la, hazır Perşembe akşamı arayı ısıtmışken… O maç sonrası pek taktik konuşacak hal kalmamıştı, bu maç öncesi de aynı hissiyatım sürmekte. Zaten diyeceğim şeyler belli, çıkacak 11 belli. Belki insafa gelinir de İsmail dinlendirilir, Tanju başlar; geriye kalanın Dinamo Kiev 11’i olması bekleniyor…Olsun da zaten; Hilbert – Sivok – Egemen – İsmail 4’lüsünü Dalton Kardeşler, Necip Ernst Veli üçlüsünü de Mazhar – Fuat – Özkan gibi kanıksayalım. Bir ismi saydığında, hemen diğeri gelsin… Emre, Okan, Suat mesela. Bunu; Suat, Emre, Okan olarak sayanı bile yoktu... Beşiktaş en son belirli bir ortasahaya geçtiğinde şampiyon olmuştu: CissErnst, önünde Tello. Bir önceki de Tayfur - Guinti, önlerinde Pancu işte... Del Bosque bir ara Tayfur - Ahmet Yıldırım ortasahasıyla istikrar sağladı, adamın elinde başka net ortasaha yoktu. Keza Tigana da, kendisi yarattı Serdar Kurtuluş'la falan... Ertuğrul Sağlam'a sorsan o dönemde, ortasaha manasız bir bölgeydi. Bazen ilaç için tek Cisse'yi falan bırakırdı öyle ortaya. Rakip de, Cisse'nin etrafında buluşur; dönen topları aldırmazdı...

Velhasıl, ortasaha önemli. Maç alır, maç verir bu mevki... Beşiktaş'ın Necip - Ernst - Veli'si maç almaya başladı, kesinlikle üzerinde durulası bir üçlü. Gerçi Kiev maçında Aurelio başladı ama Necip’in girmesi uzun sürmedi. Ben Carlos’un, lig maçlarında pek fazla Aurelio’ya dönüş yapacağını sanmıyorum. Kötülüğünden değil, yaşına göre oldukça formda. Ama Badi Ekrem avatarlığına biraz ters düşüyor enerjisiyle… Ernst – Necip olunca, rakip daha bir taca vurma telaşı içine girebilir. Veli zaten, bu aralar Süreyya Abi kadar kalıcı…

Tabi kendi 11’imi yazmadan durmam, tanırsınız artık… Almeida ve Quaresma’ya “kritik maça çıkıyorsunuz ülke olarak gençler” süsü verip, kulübe yolunu gösteriyorum. Zaten bu maçta pek kasacaklarını sanmıyorum, rotasyonun vaktidir... Pektemek ve Holosko ile, ortasahanın hareketliliğine uygun tipte bir hücum hattı kurmak oldukça mantıklı olurdu; aslında sadece rotasyon değil, A Planı için de düşünülesi bir hamle... Şöyle bir düzeni görsem, asıl bayramı o zaman yaşayacağım. Çünkü biliyorum ki çok şey değişecek… Orta sahadan Veli ve ara – ara Necip’le, ceza sahasına destek almaya başladı Beşiktaş. Buna bir de golcülük duruşuna sahip Pektemek ve en bitik haliyle bile, olması gereken yere koşmaktan geri kalmayan Holosko eklenirse; bir diğer kanattan gelecek topları, cezasahasında en az 3 adam bekliyor olacak. Bu durumda da değil İsmail, Simao, Quaresma; Erhan Güven ortalasa ortalık karışır… Beşiktaş’ın, normal oyun akışı içinde karambola düşen bir topu gol yapmışlığı yok ne zamandır; çünkü forvet ıssız, adam kessen kimsenin ruhu duymaz… Defans, ortasaha rayına oturdu; bir de şu hücumsal problem çözülse, 1-0’ı kolayca 2-0 yapabilecek takım olsa Beşiktaş, işte o zaman… Orasını siz doldurun keyfinize göre, saat geç oldu.

İyi bayramlar.

6 yorum:

BenYaptımOldu dedi ki...

Sevgili Mustafa,bak beni nerelere götürdün.. Erdal Keser'in attığı golde Fatih'te büyük büyük dedemleri ( anneannemin babası ) ziyarete gitmişiz.. Anne tarafım full Kartal.. Maç gündüz.. Ali samiyende.. Çok rahatız, formdayız, fişek gibiyiz maç Ali Samiyen'de olmasına rağmen eminiz kesin yenicez. O kadar rahatız ki Salonda kadınlı erkekli çocuklu en az 30 kişi.. 29 kartal ve aralarında sadece peder Gsli. Ulen yedik mi o golü. Maç öyle biter ve bugün bile hala Gs tv'de Gs maçlarını atılan golleri net hatırlamasına rağmen sanki canlı atılıyormuşçasına sevinen babamın manidar gülüşü.. Dönerken cebimiz harçlık dolu ve çakıcaz yepisyeni meşin topumuzu.. Ah bi de yenilmeseydik :( Bizim cengaverlere dönersek, ben özellikle çok efor sarfedilen Kiev maçından sonra, son haftalarda özellikle mücadele acısından gelişme kaydeden bir Gençlerbirliği karşısında AKILLI oynamak taraftarıydım. "-dım" diyorum çünkü gördüm ki kornerleri ve faulleri neredeyse direkt gol yaptıracak Fernandes kadroda yok. Bence onun maçı olabilirdi. Net görünen o ki ikili mücadelelerde özellikle 60'tan sonra bayağa zorlanacağız. Böyle maçlarda önemli olan süper futbol değildir. Duran toplardan ya da basit bir şekilde ilk golü bularak geriye yaslanıp kontraatağa çıkmak en akıllıca yöntem olmalıdır. ( Bkz geçen sene Ankara'daki maç..) Başta sen olmak üzere Mustafa kardeşim, herkese bayramını kutluyorum..

Batistuta35 dedi ki...

Bayramın mübarek olsun abi öncelikle.
Kiev maçından almeida-pektemek değişikliği olsa yeter benim için.almeida yavaşlığyla deli ediyor beni artık.topçu dediğin hızlı olacak hele forvetse sürekli yer aramalı kendine bence.Bu arada erhan güven deme abi dün gs maçında açamadığı ortaalrı bırak millet orta beklerken kaptırdığı kontrolarla caanım maçı mundar ediyordu:D

Cartalete dedi ki...

Sizlerin de bayramı kutlu olsun öncelikle.

BenYaptımOldu,

O maç Türkiye Kupası'ymış, baktım şimdi. Rövanşını da hatırladım, o daha fenaydı... 2-2 bitmişti, Ulvi 15 metreden kafa golü atmıştı. Kral Feyyaz, kickbox dersleriyle Bülent'i yere kapaklandırıp, yazmıştı köşeden. Topu alıp ortasaha yürümüştü, yetmemişti...

Batistuta35,

Ben Nduka'ya takıldım arkadaş :) Boş kaleye, 30 metreden şut atar gibi vurmuş. Fm tabiriyle finishing 3'lük hareket.

The Eagle Abroad dedi ki...

6-4 aliriz...

Adsız dedi ki...

Öncelikle bayramınız kutlu olsun.
Almeida hayatımda gördüğüm en overrated forvet olabilir.Gerçi Werder Bremen de yedek olmaktan ileri bir kariyeri de yok.Adam hava toplarında daha kafaya çıkmadan ellerini kafasına götürüyor, faul alabilmek için.Mustafa aynı topları göğüsle kontrol etti.

Cartalete dedi ki...

Sizlerin de kutlu olsun.

Aynen öyle, Mustafa tek forvet oyunu konusunda ders verdi. IK3BJK, Pektemek'in oyunda olduğu süreyi video haline getirse; çok şey ortaya çıkar :)