Sinisa Mihajlovic


Adını duyunca; topun üzerine adresi yazarak sol ayağıyla gönderdiği ve genellikle o adresten şaşmadığı frikik gollerinden bahsedeceğimiz sanılabilir. Ayağının hem içini kullanıp, hem de sert gönderebilmesiyle gelmiş geçmiş en iyi frikik uzmanıdır gerçekten de. Bilhassa Chelsea deplasmanındaattığı gol, Van Basten şutunun yerden çıkmış haliydi… Ama benim asıl dikkat çekeceğim husus; 15 ayla sınırlı olsa da, o zaman zarfında çok değerli emareler verdiği teknik direktörlük görüntüsü olacak.

Herhangi bir mütevazı takımın, Mourinho’nun takımına karşı ‘oyun olarak’ diş geçirmesi pek rastlanır şey değildir. Mihajlovic’in Catania’sı 2010yılında bunu yapabilmiş; Inter’i kelimenin tam manasıyla sahadan silmişti. Kendisinin futbola bakışını anladığım ve anlamakla birlikte hayran olduğum dönem de o maçla başladı. Catania, Mihajlovic yönetiminde genel olarak Serie A temposuna ters düşecek şekilde kompakt bir pres takımı haline gelmişti. Alanlar birbirine çok yakın şekilde rakibe baskı yapılıyor; beklerle hücumcu kanataların arası ‘ver-kaçlar’ yapılacak kadar kısa tutuluyor ve ceza sahasında ‘olay görüp toplaşan meraklı kalabalık’ edasında yığılmalar yaşanıyordu.
Bu oyun anlayışı sayesinde, o güne kadar ‘vasat’ bilinen birçok oyuncu zirve dönemini yaşadı. Ricchiuti, Biagenti, Izco, Jorge Martinez, Maxi Lopez, Silvestre…  Zaten son üç isim, o dönemki çıkışlarını gelecekte büyük takımlara imza atarak taçlandıracaklardı. Eldeki oyuncudan maksimum verim almak da; Mihajlovic’i farklı kılan özelliklerden biriydi.

Catania’da kısa sürede dikkat çekerek , aynı yılın sonunda sıçrama yaptığı Fiorentina’da kötü bir fikstüre denk geldi Sinisa. Arzuladığı oyun anlayışı da öyle hızlandırılmış taktiksel antrenmanlarla aşınacak gibi değildi. 10 maçta ancak 3 galibiyet alabilince kovuldu, 10 maç onun için çok kısa bir süreydi. Yine de arada çok iyi maçlar çıkardı Fiorentina; örneğin Juventus deplasmanı… Maçı 2-1 kaybetseler de, Juventus’u o sezon en çok zorlayan takım oldular. Çünkü Conte’nin tezine karşı benzer bir tezle sahaya çıkılmış; önde yapılan presle Juve’nin oyunu oldukça bozulmuş, Jovetic direkleri dövmüştü…
Şimdilerde Sırbistan’ın başında Mihajlovic. 4-1-4-1’ine son derece yatkın delici kanatlardan, hücumcu beklerden, topa yatkın orta sahalardan 2’şer,  3’er tane bulabileceği bir havuza düştü… Galler’i 6-1’le geçtikleri maçın özetini izlediğimizde, sistemin yavaş yavaş saha üstünde yeşerdiğini söyleyebiliriz. Sağda Tadic, solda Tosic; rakibe ters bir çalım attığında ceza sahası içersinde en az 3 isim görüyordu mutlaka. Kolarov ve Ivanovic, kendi kale alanında ters kademeyle uğraşmaktansa; rakip ceza sahası çevresinde Alman kale hücumları gerçekleştirmeyi yeğliyorlardı.  Sürekli sağa sola deplase koşularla açılan alanda, orta saha oyuncuları sıklıkla şut imkanı buluyorlardı. Kısacası bu maç skor olarak gecenin flaşı gözükse de; aslında geleceğin tehlikeli bir ulusal takımdan yayınlanmış fragman niteliğindeydi.

Sinisa Mihajlovic’in ve paralelinde çoktandır ortalıkta gözükmeyen Sırbistan’ın neler yapabileceğini merakla takip ediyor ve bekliyor olacağım. Bu arada maçtan bahsetmişken, Mihajlovic frikiği atan Bale’e de ayrı parantez açmak gerek. Zaten eğer bir takım ağır fark yemiş ve ancak bir gol atabilmişse; o gol genellikle jeneriklik oluyor. Öyle ilginç bir kural vardır futbolda… Mesela yine Sırbistan’ın –o zamanlar Yugoslavya’ydı- Euro 2000’de Hollanda’dan 6 yerken, Milosevic’in aşırtma golü... 7-1’lik ManU – Roma maçında De Rossi’nin kaleye bakmadan vuruşu…  1-6’lık Manchester derbisinde Fletcher’in golü, vesaire…

11 yorum:

Fly like an eagle dedi ki...

ZAten adı "defansif bir lig" olarak bilinen Serie A'da Sinisa özellikle defansif açıdan çok iyi bir taktisyen olmakla beraber hem defans hem hücum birlikteliğini takımına uyarlayacak kapsitede görmüyorum. 1-2 maç seni yanıltmasın bence. Bizim ligimizde debuna benzer örnekler var ve bu senede yaşanacaktır. Örneğin büyüklere karşı gösterilen tek maçlık kompakt futbolun sonraki haftaya taşınması o futbolu oynatan hocayı iyi bir hoca yapmıyor. Sinisa gibi hocalardaki temel sorun, istikrarın birkaç seneye taşınıp sonrasında da istikrara ne gibi dokunuşlar yapılarak o futbolun üst seviyeye taşınma planlamasıdır aslında. Conte bile hala bu seviyeye gelmedi. Az kaldı ama gelmedi. Klopp o alışkanlığı 2 defa şampiyon yaparak kanıtlamasına rağmen "yıldızlara o futbolu oynatma" problematiğini daha yaşamadı mesela. Bence de zamana bakmak lazım ama ben Sinisa Mihajlovici konusunda sana katılmıyor ve en fazla bu kadar diyorum.. Ayrıca futbolda fark yemiş takımların tek golü güzeldir diye bir kural da yoktur sevgili cartalete.. Sevgiler..

ezikjakoben dedi ki...

bu daha güzel bence http://www.youtube.com/watch?v=_lKdlsLgRJQ

Cartalete dedi ki...

ezikjakoben ,

Direkt Sergen'i hatırlatacağını biliyordum :) Sergen'in de mükemmel ama bir plase vuruştu o.

Mihajlovic'in vuruşu görüntülerde tam belli olmuyor ama akula şutu gibi gitmişti. Hem çok sert, hem de havada birden irtifa kaybetti. O gole maçı canlı izlerken gelmiştim, unutulmazdı.

Cihat Özgürkul dedi ki...

Olay nedir bilmiyorum ama polemiğe gerek yok beyler. Sonuçta Cartaletenin blogu ve kurallar onundur. Boşu boşuna kalp kırmayın. Sanki ortada öyle bir durumda yok gibi anladığım kadarıyla. Mihajlovic ise begendiğim bir hocadır ama sanki hucum calısması lazım. & gol attıkları maçtaki gibi oynatırsa o zaman zaten sorun yok. Bale golü de muhteşemdi ama :D

Cartalete dedi ki...

Cihat Özgürkul,

Sırbistan'da da Portekiz'de olduğu gibi santrafor çıkaramama sorunu var gibi. En son Milosevic işte ki o da son eşiği aşamayan bir santrafor olmasına rağmen fark yaratıyordu. Zaten gruptan çıktıları son büyük turnuva da Euro 2000.

Cartalete dedi ki...

Futbolda fark yemiş takımların tek golü güzeldir diye bir kural olmadığını öğrenmem iyi oldu.

FIFA'nın verilerini araştırıyordum ben de tam, üzerine tez yazacaktım. Vazgeçtim.

Cihat Özgürkul dedi ki...

Öyle bir kural var mı ki? Ben de böyle konularda deliyimdir valla araştırırım :) Başlayayım mı cartalete?

Celal Abbas dedi ki...

Eğer Santrforlarınızın veriminden memnun değilseniz ortasahanız daha öne taşınmalı önde daha etkili olmalı. tabii defansınızda ortasaha ile birlikte iple bağlıymış gibi çıkmalı biraz. Mihajlovic bunu yapıyor. akıntıya göre kürek çekmeyen ,belli idealleri oynatmak istedikleri bir oyun hayali olan hocalar ,eğer birgün başarısızlıktan yılmazlarsa ve zamanlada "İnsan Yönetimi bilgisinide " üzerine eklerlerse eninde sonunda büyük hoca olurlar.

hayal kırıklığına uğradılarmı yada ideallerinde sapmaya başladılarmı o hocadan ümidi kesmek lazım. O hocayı hedefine götüren iç enerjiyi kaybetmeye başlamış demektir.

Carteletinin anlatımıyla Mihajlovic büyük hoca olma adayıdır ,üstüne koydukçada büyüyecektir zamanla. o iç enerjisini kaybetmezse.

Cartalete dedi ki...

"Eğer Santrforlarınızın veriminden memnun değilseniz ortasahanız daha öne taşınmalı önde daha etkili olmalı. tabii defansınızda ortasaha ile birlikte iple bağlıymış gibi çıkmalı biraz. "

Çok değerli bir tespit. Zira yine santraforsuzluktan çeken Juventus'un da yaptığı buydu. Siena'nın bile forvetleri Juve'nin forvetlerinden dhaa fazla gol attı: Calaio ve Destro.

Ama Juve, takım olarak ceza sahasına girdi; yeri geldi Litchsteiner bile kale alanında attı, atıyor.

Zaten Mihajlovic'le Conte'nin tarzları benziyor. Nasıl ki bir futbolcunun potansiyelini görüp, "geleceğin yıldızı" olarak görürsün, teknik direktörler için de durum böyledir. Mihajlovic de teknik direktörlük konusunda geleceğin yıldız adaylarından.

onderizo dedi ki...

Geçen sezon içerdeki 4-1 lik Manisaspor maçında manisanın golü(futbolcuyu tam hatırlamıyorum)

Cartalete dedi ki...

Evet Manisa'nın attığı gol iyiydi gerçekten. Gerçi o maçta bug vardı sanki, normal gol olmadı :)

(serkan; çok teşekkür ederim yorumun için. Lakin söz konusu yorumun sahibi ile diyaloğu kestiğimden, herhangi bir söz hakkı doğmaması için yayınlayamıyorum. Umarım anlayış gösterirsin. )