90’lar Alameti


Sergen’in yağmurlu bir Dolmabahçe akşamında uçarak kafayla tavanı bulduğu İsveç maçı, nazarımda milli takım için ‘nevrin döndüğü’ andır. Daha birkaç ay evvel Dünya Kupası'nda üçüncü olmuş; Kennet Anderson’un, Martin Dahlin’in, Tomas Brolin’in takımını yenmiştik…  Bundan böyle bir milli maçı “kazanabiliriz!” psikolojisiyle izleyebilirdik artık, rakip kim olursa olsun.

Ancak o günlerden biraz evvel, yani 90’ların başında milli maç haftası çok anlamsız gelirdi benim için. “Niye Beşiktaş’ın maçı yok?” sorusuna aldığım “milli maç var” cevabına tepkim gayet netti: “iyi de, hep yeniliyoruz. Niye oynuyoruz ki hala?” Klasik, çocuk düz mantıklığı işte...
Öyleydi ama gerçekten, zira San Marino maçları bile ip üstünde gidiyordu. Adamlar ilk kornerini bize karşı kazanıp, o kornerle gol atmışlardı hatta… Çok geçmeden rövanş maçında ilk puanlarını da aldılar zaten. Gol atsak bile “nasıl olsa birazdan yeriz” bilinçaltıyla yarım seviniyorduk… Tıpkı Mevlüt’ün golünde olduğu gibi… Bugün milli takım bazında iyice 90’lara döndüğümüzü anladım. Kaldı ki, kulüp takımları da bir sene daha sallanırsa; Avrupa kupalarına katılım sayısı da o yıllara geri dönüş yapacak…

Madem öyle 90’lar alametlerini tam paket olarak geri isterim. Pazar akşamları Parliament Sinema Kulübü’nün sunduğu film kuşağı başlasın mesela; hard disk’imdeki arşivi silmeye hazırım, introsu yeter onun… Gangham Style yerine Çelik’in Ateşteyim Style’ıyla coşalım… Sokaklarda Messi, Ronaldo değil de Tsubasa, Benjamin konuşulsun… Milli takımın hedefi de tekrardan Euro 96 olsun; Hakan Şükür varsın yine “ballı golcü” sayılsın ama her maç kafa, göz, ayak, hatta ense (evet ense!) ile atmaya devam etsin…

Ama ben tekrar çocuk olmasam da olur. O günleri özlüyorum ama çocukluk hallerini değil. Zaten ‘camdan aşağıya inen boş sepeti görmezden gelme’ psikolojisini yeni atlattım… Atari sahibi arkadaşın evine gidebilmek için 3 saat yalvarma içerikli izin istemeler falan… Komşu bu yahu… İki merdiven çıkıp gideceğim, tekrar iki merdiven inip eve döneceğim; ne gelebilir ki başıma?

Büyük kalayım, gerekirse ‘hadi yine iyisin Tayfun’un imajına biat ederim… Ayrıca Bizimkiler dizisi de başlamasa iyi olur, zaten zor bitti. Bunların dışında dönüşe hazırım. Getir Delorean'i Marty...

2 yorum:

Celal Abbas dedi ki...

yeniden yapılanma falanma falan demeye başladık ama hiç umut vermiyoruz. Hedef Euro 96 olsun diyorsun ya. Biliyoruzki o tünelin sonunda güzel işler var ama şimdiki girdiğimiz tünelin sonu hiçde aydınlık değil.

Yıldırım DemirÖren Kusura bakmasın ama adını Türk Futbol tarihine yazdırmak üzere. insanın bir tane olumlu icraatı olur. Yıldırım DemirÖrenin adı yeniden yapılanmaya ihtiyacı olan takımlar dibe iyice vurdurulur a çıkacak. Şans diyeceğiz ama Daha Kaç işaret bekleyeceğiz.

rivaldo dedi ki...

Abdullah Avcı takımın başına gelirken izlenecek yol açıkça belirtilmeliydi.Hem yeniden yapılanmadan bahsedip hem de hedefi 2014 göstermek yapılanmanın havada kalacağının bir göstegesiydi bence.Kadro olarak belki 2014 e gidebilicek kaliteye sahibiz ama bu şekilde iki hedef de yarım kalmış oluyor.Aynı durum Beşiktaş için de geçerli.Eğer sezon başında hedef Şampiyonluktur, biz bu gruptan lider çıkarız gibi demeçler olmasaydı hem Samet Aybaba hem de Abdullah Avcı daha rahat hareket edebilirdi.Hem yapılanmanın hem de kısa sürede başarının bir arada olması şu futbol ortamında özellikle saha dışı etkenlerden dolayı pek mümkün görünmüyor.
Galatasarayın Avrupa kupası ve Dünya 3. lüğü ile sonuçlanan sürecin temelleri nasıl 90 larda atıldıysa benzer bir hamle de şimdi gelmeliydi.En azından kısa vadede 85-90 jenarasyonundan milli takım iskeleti oluşturulabilirdi.

Ancak şu sıralar ne A milli takımda ne de genç milli takımlarda ciddi bir değişimden söz edemiyoruz.Riva projesi dışında ciddi bir projede yok ortada.Bu durumdan kurulan teknik ekipden dolayı kısmen Abdullah Avcı sorumlu tutulabilir.Ama asıl sorun alt yaş gruplarından başlayarak herhangi bir eğitim yatırımında bulunmayan Tff yönetiminde bence.(Gerçi başkanları belli.)Ben Abdullah Avcı dışında daha genel yetkili profesyonel bir futbol adamının yapılanma sürecini A milli takımdan bağımsız geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum..bu şekilde belki kalıcı başarılardan söz edebiliriz.