Kripton’dan Transfer


Sadece çizgi romanlarda, beyaz perdede değildir süper kahramanlar. Bazı zamanlar futbol sahalarında da onları görürüz, kostümleri formalarıdır, isimleri sırtında yazar ama amaçları aynıdır…
Beşiktaş 100. Yılına girerken “şampiyonluk” kelimesi her zamankinden daha fazla dile getiriliyordu. Ancak cılız bir sesti o, tonu pek de inandırıcı değildi… Kadroda bir önceki sezondan kalma lezzet bırakan İlhan Mansız, Tümer Metin ikilisi vardı aslında. Dönemin en potansiyel golcülerinden Ahmet Dursun da… Ancak bir şeyler eksikti, Beşiktaş o “güçlü takım” havasını veremiyordu. Ta ki bir ismin dönüşüne kadar: Sergen Yalçın!

O günden sonra Beşiktaşlı sezona daha umutlu bakar olmuştu. Sabah çayını yudumlayıp, gazetesini aldığında, artık Beşiktaş sayfasını okurken şampiyon olabilecek bir takımın taraftarı özgüveniyle geçiyordu satırları. Ali Eren bile o gözlere Roberto Ayala gibi görünüyordu artık… Çünkü yapboz tamamlanmıştı, Beşiktaş’ı yeniden Beşiktaş yapabilecek biri vardı. Sergen Yalçın, bu takıma maç kazandırmanın bir yolunu bulurdu…
Tümer’in sağdan getirdiği o meşhur topa dokunduğu sol ayağı, Beşiktaş’ı o sezon şampiyon yapmıştı yapmasına da aslında o şampiyonluk, Sergen’in adı duyulduğunda zaten çoktan gelmişti. Çünkü memleketimizde şampiyonluk en çok “hava yakalama” işiydi; o hedefe önce kendi kitlenin inanması ve odaklanması durumu… Beşiktaş sezon başında bunu yaşamıştı, 2-2’lik İstanbulspor beraberliğiyle bile emin olunmuştu.

Başka gezegenin insanları
 Son iki sezonun şampiyonu Galatasaray için de o ‘kelebek etkisini’ sağlayan benzer bir isim vardı zira… Memleket topraklarında yetişen ve Barcelona’ya koysan dahi oyun zekâsı, yetenek bakımından sırıtmayacak bir ortasaha, Selçuk İnan… Orta sıralarının da altında sezonu bitirmiş, Avrupa kupalarına katılamayacak olan Galatasaray’ı tercih ediyordu. Her ne kadar yeni başkan büyük düşündüğünü yaptığı hoca ve yabancı transferiyle belgelese de; Selçuk’un o tercihi, Galatasaraylıda “evet, biz hala büyük takımız!” hissini uyandırmıştı. O his, daha ligin başlarında şampiyonluk havasına büründü ve bugünlerde de etkisi pek geçmiş değil.
Avrupa futbolunda da buna benzer örnekler vardır aslında. Birkaç sezon önce, Ibrahimovic’i transfer ederek San Siro’daki daha ilk maçında sanki şampiyonluk maçına çıkıyormuşçasına bir büyü yakalayan Milan gibi… O büyüyle fark edilmeden yitirilen Andrea Pirlo’ya siyah beyaz çubukluyu giydiren Juventus gibi…
Onlar, tek başına bir takımı değiştirecek yetenekte oyuncular olmalarının dışında, geldikleri kulüplerin kaderini etkileyen insanlardır. Yıldız değil, süper kahraman olarak Kripton’dan transfer edilmişlerdir… Getirdikleri tek şey futbol lezzeti değil; umuttur, zihinsel olarak büyüklüktür, inanmışlıktır…

Diriliş zamanı
Günden güne üçüncülüğün başarı olarak görülmeye başlandığı Beşiktaş’ın da o Kripton’dan bir transfere ihtiyacı var gibi görünüyor… Yeniden zirveyi ‘gizli’ değil asıl hedef görebilecek bir çatı altında, o hedefi Beşiktaşlıya da inandıracak, 2003’ün Sergen’i, 1994’ün Ertuğrul’u, 1981’nin Ali Kemal’i etkisini yaratacak bir isim… Takımdaki futbol olarak mevkisel, kafa olarak özgüven açığını kapatacak bir süper kahraman, imitasyon yıldızlardan değil.

O kahramanlar, takım arkadaşları için de bir kalkandır aslında. Zira kimse takımda Sergen varken Kaan Dobra’nın, İbrahim Üzülmez’in, Yasin’in yaptığına bakmaz. Odak bellidir, “Sergen elbet çıkar, bir şeyler yapar”… Geriye kalan takım oyuncular, baskıdan kurtulup işini yaparlar. Çoğu zaman maçın kahramanı onlardan biri de olur aslında, ama adına “gizli kahraman” konur. Ancak o kalkan olmayınca, odak onlarda toplanır ve baskı kaldırılamaz hale gelir. Yapabilecekleri bir şeyler varsa da yapamazlar.

Beşiktaş’ın Necip’i, Oğuzhan’ı, Mustafa Pektemek’i, Olcay’ı o kalkanı altında parlatacak, siyah beyazlı formayı yeniden ‘büyük takım’ kisvesine dönüştürecek bir kahramana ihtiyacı var, yine yeniden… 

Fernandes’in, özellikle Carvalhal’li dönemde kadro dışından dönmesinden sonraki hali, tam da o senaryoya uygundu. Ama iki saatlik bir filmin sadece 15 dakikasında görünen bir süper kahraman olamaz. Feda Zamanı, gerekli bir süreçti ancak Beşiktaş için artık Diriliş Zamanı… İçindekiler: O dirilişi sağlayacak bir proje, o projeyi uygulayacak teknik yönetim, o projenin sembolü olacak bir kahraman… Artık Kripton’dan kim düşerse…

Mustafa Demirtaş

Hayatım Futbol 83. Sayısından

38 yorum:

turkkant dedi ki...

Güzel yazı, sanki o kripton önden çok arkaya lazım. Bana öyle geliyor ki, çok üst seviyede bir ön liberonun önünde Fernandes-Oğuzhan ikilisi Busquets önündeki xavi-iniesta etkisi yapar ligimizde. İş ki onların arkasını toparlayacak bir süpermen bulalım (Bir de Fernandes'i Alexleşmekten çıkarıp tekrar orta saha oyuncusuna dönüştürecek disiplinli bir hoca tabi)

İkinci kripton da kaleci olmalı. GS'de Muslera'nın yarattığı farkı yaratacak usta bir kaleciye ihtiyaç var. Son iki şampiyonluğumuzda kalede Cordoba ve Rüştü'nün olması tesadüf değil. Sinan Bolat, Tolga gibi kaleciler o etkiyi yaratmaz.

Bu iki transferden sonrası bence ikinci derecede önemli. Holmen, Colman, Umut, Aykut gibi isimlerle alternatifler yaratarak çözülecek şeyler. Ama para harcanacaksa tüm para bence ön liberoya ve kaleye harcanmalı.

Mesela küme düşen QPR'dan alınacak Julio Cesar ve Mbia bu etkiyi direkt yaratırlar.

planck dedi ki...

Sergen gibileri değil de Pirlo gibi takım oyunu oynayanlar tercihimiz :)

Sergen bir önceki sene ts deyken bir takım arkadaşına 'seneye beşiktaşa gidiyorum 100.yıllarında şampiyon yapicam.' demiş. Bu kafalarda bir adam :)

Övünç dedi ki...

Selçuk İnan ve Barcelona kısmı dışında %100 katılıyorum :)

Bizden başka kimse Selçuk'ta o ışığı görmüyor abi nedense.Moutinho'ya 25 m € veren adam dediğimiz kadar olsa gelir Selçuk'u alır . İyi mi %100 iyi de o kadar da değil.

Lampard tam dediğin adamdı da zaten çok çok zor transferdi.Gelecek olsa Di Natale olabilir.

Çok da aklıma gelmiyor öyle bir adam ya.Sergen düzeyi başka bir şey abi.

Cartalete dedi ki...

Sırıtmayacak demek başka bir şey ama. :) Hani Barça'da o adamı oynarken görsem, bunu nerden bulmuşlar demem.

beagle dedi ki...

Mustafa sessizliğini süper bir yazı ile bozmuş. Futbol tartışması keyfimizi bu seçim iticiliğinin elinden kurtardı.

Selçuk İnan bence de bir "God damn Particle". Öyleki şu anki GS kadrosundan çıkarın, 4-4-2'yi hayatta tutturamazlar. Eldeki iyi forvetler 4-3-3'lerde perişan olur.

Övünç sence Burak Yılmaz bu sene 15 Milyon Euro civarında satılabilir mi? Bence iyi scouting yapmamış, kolay para kaynaklı bir takım için hiç imkansız değil. Peki Selçuk İnan olmadan oynadığında 5 milyon eder mi? Hayır. Öyle çok geliştiği falan da yok, sadece arkasında tam ona göre servis yapan müthiş bir adam ve Umut ve Drogba gibi kendi işini müthiş kolaylaştıran partnerle oynadı yıllardır.

TS'nin hakettiği şampiyonluğu da iade edersek son 3 sezondur, Selçuk İnan takımları şampiyon oluyor. Elemelere onsuz modellerle giren Abdullah Avcı da duman oldu bile.

Gelelim Sergen, Ertuğrul etkilerine. Ben Ertuğrul'un gördüğü şampiyonluğu o sezon 3-5-2 nin sağ kanadında 10 maçlık bir destan yazan Metin Tekin'e bağlarım mesela. Futbolunun son deminde ağzımıza bir parmak bal çalmış, tekrar milli olmuştu.

Sergan etkisi ise Lucescu döneminin tatsız topunu hatırlatır. 10 kişi koşturup beklerdi ki paşamın keyfi gelip işi bitirsin. İlhan bu sistemde şehit oldu.

Takıma aynı kalite kazandıran etkiyi Gökhan Keski-Şifo Mehmet gibi libero ve "10buçuk numara" ikilisinden aldığımızda daha komple bir takım olunuyor ve sahada iş bitiren üçgenler oluşmaya başlıyor. El freni Fernandezsiz son maçlarda Pektemek, Oğuzhan ve Olcay arası
kombinasyonlar bunun ilk ışıklarını verdi. Takıma iyi bir savunma lideri katılsa diğer eksikleri daha iyi analiz edebileceğiz. Sivok deliği ile ileri kimi koysak olmaz bu iş :)



gökhan dedi ki...

yazıdaki fikre katılmakla birlikte, saha içinden önce, saha kenarına o kalibrede bir isim bulmamız lazım. zaten iyi bir teknik direktör, bu tarz ufak detayların ne kadar önemli olduğunun farkındadır. yani evet, selçuk bu inancı vermiştir, hem sahadaki oyunuyla, hem de transferiyle ama bu ortamı sağlayan da fatih terim'dir.

mesela biz bu fırsatı guti ile kaçırdık. saba tümer karşısında kazanacağız dediğinde, kazanamayacağımızı bilsek bile inanmadık mı? tv karşısında erimdim yahu. ama yapı bozuktu. başımızda "başkan transfer yaparsa seviniriz eheh" diyen bir hoca; sağ kanatta quaresma oynarken, bekte erhan güven falan filan.

buradan önder özen'e geleceğim. bence bu adam bu tarz detayların farkında. tv'de ilk izlediğimde, "vay be, futbolun bilimine meraklı ve hakim insanlarda varmış bizim memlekette" demiştim. geçen basın toplasında da fazlasıyla heyecanlandırdı beni. umarım seçimlerde bu yapıyı bozacak bir sonuç çıkmaz. hem yargıtay'da şike dosyası bulunan bir adamın başkanlığa aday olmasını aklım almıyor. haddine mi arkadaş?

rivaldo dedi ki...

Oyuncunun mevkisinden bağımsız ismine takımdaki herkesin güven duyabileceği birisi olmalı.Bu tarz lider oyuncular az var.Ancak biraz tecrübeli, uluslararası seviyeyi görmüş bir çok oyuncu bu işi kotarabilir bizde.Lampardı alamayız mesela ama Tymoshchuk, Arshavin gibi nispeten liderlikten uzak oyuncular bile o güveni sağlayabilir burda.Aynı zamanda yenici bir oyuncu olmalı.Kazanmış olmanın bilincinde biri.Fernandess bu pozisyon için fazla istikrarsız.Maç içinde çok fazla kayboluyor bazen.Vurdumduymaz tavırlarıda olabiliyor.Takımda ne kadar lider olarak görüldüğü önemli?
Hem Önder hem de Fikret Ormanın söylediklerinden 1-2 tane bu düzeyde oyuncu alınabileceği algısı oluştu bende.Umarım gerçekten liderlik edebilecek nitelikte oyuncular olur.

Son olarak yarın U-17 Türkiye finali var.Bursa - Beşiktaş arasında. http://www.bursasportv.com/canli_yayin.php buradan izleyebilirsiniz.Saat 18.00 da. Bizim oyuncular malum.Bursa da da özellikle sağ ve sol açık Şahin ve Gökhanı izlemenizi öneririm.94 sonrası en iyi jenerasyon burada.

Cartalete dedi ki...

Rivaldo sen bu konuda her daim yetkili bir abiye benziyorsun :)
U19 milli takımın İtalya'yı 5'lik yaptığı maçın görüntüleri var mı? Bir sonraki maçı gösteren link bulursan o da harika olur.

cenk arslanbuga dedi ki...

Ben de futbolun yalancı kahramanlarıdansa takım oyununu vurgulamak isterim.
Bizim ülkemizde hep bir kahraman beklenir. Ulu önder Atatürk gibi, ya da daha geleneksel Hızır gibi, Mehdi gibi... Bizi, gelsin kurtarsın. Bu öyle bir hal alıyor ki biz bir şeyleri yapmaya muktedir değiliz de bir insan gelir, oyle ki o yapamadıklarımızı yapar hale geliriz. Metafizik bir yanılgı. Cem Yılmaz'ın dediği gibi; göze sürme aslında. O yüzden de kahramanlara bağlı kaldiğımızda,kahraman olmayınca bir cacık da olmaz.
Futbol oyle bir oyun değil. Kollektif bir oyun. Daha doğrusu öyle oynanirsa iyi. Başarı, eğer kahramanlara değil de sistemlere bağıntılanırsa kalıcı olur. Yoksa işte 100. yıl şampiyonluğu gibi geçici olur.

Cartalete dedi ki...

Yazının ana fikri epey yanlış anlaşılmış Cenk.

rivaldo dedi ki...

Rusya maçının yayını vardı.Hakan Çalhanoğlu başka bir oyuncu.Özil seviyesine çıkabilir yakın zamanda.Özeti de burda http://www.rfs.ru/main/media/video/vc49961/3281.html . Ama İtalya maçına yoktu yayın.Ev sahibi Rusya olduğu için diğerine de olmaz muhtemelen.Bulursam paylaşırım tabiki.Kısmet turnuvalara artık.

furkan karakan dedi ki...

bizim bu oyuncuya hangi mevkide ihtiyaç duyduğumuzda önemli bir konu... ve alınabilir birisi de olmalı. kale için böyle bi transferin takıma saha içinde çok fazla etki ediceğini sanmıyorum. iyi bi kaleciye ihtiyacımız olduğu aşikar ama burda bahsedilen transfere kale mevkiinde ihtiyacımız yok... bence ya önlibero dediğimiz bölge yada santrafora olmalı...

bilmiyorum ama esteban cambiasso'nun sözleşmesi 2014'de bitiyormuş :D

furkan karakan dedi ki...

yorum bolluğu yaratmak istemiyorum ama aklıma gelen ve alınması nispeten daha kolay diğer bir isim ise gareth barry... kuyt ve drogba tranferlerinden sonra premier ligin fizik gücü yüksek 30 yaş üstü oyuncuları insanın hayallerini süslemeye başlıyor...

ve gareth barry premier ligde 497 maça çıkmış bir isim. dile kolay...

cenk arslanbuga dedi ki...

Cevabından sonra yazını bir daha okudum Mustafa. Blogunu çok beğeniyorum, çoğu fikrine de katılıyorum. Ben de uyandırdığın saygıdan dolayı "ulan yanlış bir şey mi yazdım dedim" :) Gece biraz da alkollüydüm, yanlış mı anladım yazıyı diye düşündüm. Bir daha okuyup bir daha muhakeme ettim.
Ana fikir, bir futbol takımının kazanan kimliğine sahip olabilmesinin ana şartı, iyi bir ekibi tamamlayacak, takım arkadaşlarına ve taraftara inanç kazandıracak bir super heronun olması gerektiğiyse itirazımda ısrarlıyım :)(Yanlış bir okuma yaptıysam da mazur gör)
Benim anlatmaya çalıştığım şeyse, bir futbol mentalitesinden ziyade bir kültüre itiraz. Ülkemizde kemikleşmiş kahraman yaratma geleneğine. Kendi sorumluluğunu içten içe bilen ama o sorumluluğu hep bir kahramana iteleyen o kültüre itirazım.
Futbolda "kollektiflik" klişeleşen ama bir türlü anlamına oturmayan bir söz halini aldı. Nedir bu kollektif futbol? Mesela verdiğin stres emme örneği çok mantıklı geliyor. Ama bence o stresi de takımca, eşit oranda emmeli futbolcular. Quaresma da Sergen gibi bir kahramandı. Ya da Fernandes de. Ama bu adamların yokluğunda takımın basitleşmesi, sıradanlaşması, ya da başka bir kahramana ihtiyaç duyması bence büyük bir sorun.
Bense, her mevkinin oyuncusunun kendi mevkisinin oyun bilincine göre oynadığı, ama yeri geldiğinde bir başka mevkinin de hakkını verebildiği,zaman zaman bunun üstüne bir şeyler koyduğu,yarattığı,takımın bir bütün gibi hareket ettiği, her futbolcunun zaman zaman parlayabildiği, maçın adamı seçilebildiği bir takım oyunu düşlerim hep.
Şimdi bunları yazıyorum ama umarım doğru yerden tartışmışımdır konuyu. Niyetim futbola dair nitelikli, birikim dolu yazılar yazan Beşiktaş'lı bir arkadaşımla keyifli bir muhabbettir. Bir de beklentimi ileteyim. Şu başkanlık seçimi ile ilgili fikirlerini de bir yazıya dökersen keyifle okuruz.

Cartalete dedi ki...

Yok yok, bahsettiğin şey zaten benim de arzuladığım bir olgu. Tersi bir şey istenmiyor zira.

Şöyle özetleyeyim; bahsettiğin "takım" kolay kolay ortaya çıkmıyor takdir edersin ki. Biraz da güçlü olmak ve bunu hissetmek önemlidir. O özgüveni yakalamak... Yoksa takım oyunu dediğimiz şey de iş sıkıya gelince eriyip gidiyor, kısa süreli oluyor.

delSolar dedi ki...

@beagle

sol kanatta Sertan´in oynadigi sene mi bu bahsettigin sene? Sertan´in cok önemli bir Trabzon deplasmani kazandirmisligi vardi, o sene bahsettigin sene mi?

beagle dedi ki...

@Del Solar
Daumla tek şampiyon olduğumuz yıldı. Hafızalar eskimeye başlıyor kontrol etmek gerekti 1995'miş.
Sertan gelmişti sanırım o sene de solda Mutlu oynuyordu, sağda ise 4-4-2'den 3-5-2'ye geçince ne rıza ne recep ne de fani madida işi tam olmuştu, sonra Metin Tekin 2 numara ile falan oynamaya başlamıştı. İlk yarının sonundan ikinci yarının şampiyonluğu ilana yakın maçlarına kadar inanılmaz oynayıp sonra gene sakatlanmıştı. Milli maçlarına baktım o da doğru. 1995'de İsveçi 2-1 yendiğimiz maçta oynamıştı. İyi de oynamıştı üstelik. http://www.youtube.com/watch?v=riS87KFFZRc
İlk Avrupa şampiyonası finallerini de o maç sayesinde görmüştük. Yani Metin Tekin giderayak Türk Futboluna tadını hatırlatıp geçmişti.

Bugünkü U17 finali de konuşulmayı hakediyor Furkan ve Tayfuna bakalım derken Önlibero Oğuz Aksoy ve solbek Halil İbrahim'e baktım bütün maç. Takımın geneli iyi ve Furkan sopa yiyerek daha çok koşmalı ama Oğuz ve H.İbrahim A takıma namzet akılda top oynuyorlar. Ayrıca M. Raşit ve Kaleci Hüseyin de sağlam oyuncular. Solda oynatıldığında Hakan Esa, ikinci forvet ve kontra atak maçlarda da Ender Burak iyiler. Yalnız ayağı top yapan bütün adamların sonuca nasıl gidilir eğitimi alması lazım. Hakan, Raşit ve Tayfun çok yetenekliler ama hep alakasız yerlerde ince iş yaptılar.

Ağır görünmesine ve az koşmasına rağmen iki gol de Furkan tarafından yaratıldı. Sonuca gitmeyi bilen tek adam o göründü.

Maç etkinliği açısından ise Oğuz ve Raşitin merkezi geçilmez yapması, Kaleci Hüseyin'in ayağıyla iyi toplar atması ve solbek Halil İbrahim'in hem çok iyi top yapıp hem de Bursa'nın en etkili adamını iyi durdurması ile maçı kazandık. Hakedilmiş şampiyonlukları kutlu olsun.

Ulas dedi ki...

Kesinlikle katiliyorum. VanHooijdonk ya da Niang’in 2-3 yil önceki hali gibi bir oyuncunun varligi hem sampiyonluk havasi icin muthis yararli olur hem de Fernandes, Oguzhan, Pektemek ile beraber cok iyi bir kare asi olusur.

Bu arada Sener’in 5 milyon TL’ye serbest kalir maddesi varmis sanirim. Gecen sene cok daha uygun bir fiyata alinabilirdi ama bu fiyata degip degmeyecegiyle ilgili fikrinizi ögrenmek isterim. Veya yerli sagbek öneriniz varmidir, ozellikle gurbetci oyunculardan?

Martin Wörns dedi ki...

Ben kripton'dan kulübeye transfer yapılması taraftarıyım. Özen ile birlikte ilk anda olmasa da belli bir süreçte daha doğru bir kadro mühendisliği de yaratacaklardır. Esas tedirgin edici olan seçimler. Adalı kazanırsa kısmen hatalarından ders almış, umut verici görünen tablo dağılabilir.

@ulas
TL cinsindense 5 milyon çok fazla olmayabilir Şener için. Fazla bir alternatifi yok. Veysel ve Serdar K. açıkçası Hilbert'in boşluğunu dahi dolduramayacak isimler gözümde. Birde Veysel içinde bahsi geçen rakama benzer şeyler konuşuluyor. Yabancı kontenjanı düşünüşünde çok kritik değilse Hilbert'in kalması taraftarıyım ben. Uyumlu bir defans kurgusunda sırıtmaz. Tempo ve süreklilik anlamında da çok şey katıyor.

Pek yurtiçi transfer düşünüyora benzememekle birlikte 1 numara için olgunluk dönemine girecek olan Tolga'ya iyimser yaklaşıyorum. Sinan Bolat ise sıkıntı. 1 senedir oynamamış olduğu gibi önceki dönemlerde de güven veren performans yoktu. Cenk'in ne kadar önünde, o bile tartışılabilir.

Övünç dedi ki...

Alpaslan Öztürk'ün anlaşılan 6 oyuncudan biri olduğunu düşünüyorum ben.Bu eleman sağ bek oynayabiliyor gayet.

Cartalete dedi ki...

Alpaslan için yalvardık transfer komitesine, sağlam bir rapor da gönderdim de. Maalesef Fatih Terim de beğenmiş, yarışa girerlerse çok zor.

Cartalete dedi ki...

Ayrıca sağ bek değil de defansif orta saha için mükemmel olurdu.

Övünç dedi ki...

Abi ben Galatasaray'ın önceliğinin böyle genç adamlar olduğunu hiç sanmıyorum.Kerim Frei bir ihtimal.

Furkan gibi oynayamayacağı bir yere gidip boşa bir sezon geçireceğine de ihtimal vermiyorum açıkçası.

Daha doğrusu mental yapısını sen daha iyi bilirsin epeydir takip ediyorsun.Ama bana daha çok oraya gideceğime KAyseri'ye gider oynarım kafasında bir adam gibi geldi.

d.amokachi dedi ki...

Gsaray ve Fbahçe bu yönetimsel problemlerin içindeyken alınabilecek çok iyi oyuncular var ama maalesef Başkanımız seçimi Haziran ayına almak gibi bir hata yaptı ve bu fırsatta kaçtı. Halbuki Önder Özen gelmiş Bjk tvde izlediğim kadarıyla ne güzel projeler anlatmış ne kadar aklı başında bir adam olduğunu göstermişti. Umarım yönetim değişikliği olmaz ve Önder Özen çalışmaya devam eder. Seçimle ilgili Mustafa kardeşimin birşeyler yazmayacağını biliyorum ama Önder Özen ile ilgili yorumlarını ya da bir yazı alırsak memnun oluruz...

sampi dedi ki...

Selamlar,

Gayriresmi olarak Martin Jol ve Berbatov ile anlasildigini duydum. Muhtemelen balon haber, olumlu/olumsuz teyit edebilen varsa sevinirim. İleride top tutmak acisindan muthis olur Berbatov.

Cartalete dedi ki...

Önder hocayla daha önce bir kez karşılaşmışlığım, uzun uzun futbol muhabbetti yapmışlığım var. Net şekilde ufku açık bir insan, oyuncu gözü de çok iyi.

Haftalar önceden bu görevi alacağını biliyordum zaten, o yüzden belki de tepki vermedim :) Kendisine alt yapı raporu da sundum hatta.

delSolar dedi ki...

Metin´den bahsetmisken Metin Tekin´in su yazisi hosuma gitti, icimizdeki degerleri kullanamadik nedense. Ama Feyyaz yada Sifo´dan ümitliyim, bir gün hoca olacaklarina inaniyorum. U20 Dünya Kupasini merakla bekliyorum, bakalim Feyyaz neler yapacak, ardindan da u19 sampiyonasi var, iki takimin hocasida Feyyaz.

Metin´in yazisi

http://www.sabah.com.tr/Spor/Yazarlar/tekin/2013/05/26/egitim-deneyim-ve-yasanmislik

bu arada hangi akilli haziran ayina secim koydu?

Martin Wörns dedi ki...

Martin Jol ilginç bir isim. Düşük bütçeyle çalışmayı bilir. Fulham da dahil şartlarının ötesinde futbol oynatmışlığı var. HSV ve Spurs'da da iyi işler yapmıştı. Ancak şampiyonluk-kupa yarışı deneyimi onca büyük lig deneyimine karşın Ajax dışında yok. Daha iyi tercihler olabilir gibime geliyor.

Umarım Özen'in listesinde Alman ya da Britanyalı hocalar vardır. McClaren ve O'Neill boşta daha önce de yazmıştım. Tuchel ve Favre'nin isimlerini okuyorum ancak bunlar pek olası isimler değil, Bundesliga'da çok popülerler. Thomas Schaaf var olası gördüğüm. Ona yönelinse keşke.

Feridun Bitir dedi ki...

Thomas Schaaf Türkiye´de yapamaz bence, 10-15 mac sonra kovarlar.

bu arada ne u19 ne de u20 milli takimlarinda bir tane besiktasli oyuncu yok!

beagle dedi ki...

Altyapı raporunun özetlerini bizimle paylaşır mısın?

Bir de U17 takımının neredeyse %100ü ümit veriyor. O oyuncu grubu ile ilgili özel bir düşünce var mı?

Cartalete dedi ki...

O grubu izlemedim ama farkındadırlar elbet sanıyorum. Ben A2'den, kendimce yatırım yapılabilecek oyuncuları tanımladım, onları biliyorsunuz zaten. :)

beagle dedi ki...

Epeydir ÖzBeşiktaş yazısı yazmıyorsun. Romantik dediler diye küstürmedin umuyorum. Bir yandan da şüpheleniyorum, her an Orman'ın listesinde karşımızda çıkabilirsin. :)))

U17 maçında diğerlerinden üstün görünen Oğuz'u daha küçükken Batur Altıparmak kapmış. Bu adam genç oyuncuları iyi takip ediyor galiba.
A2 gol kralı Atabey Çiçek de ondaydı. Ahmet Bulut yerine Batur Altıparmak ile çalışmaya başlasak Feda sezonlarında daha başarılı olabiliriz.

Adalı Önder Özen'i tanımıyorum dedi ya, iyi alışverişçi olsa da başkan olarak umut edecek bir şeyim kalmadı. Umarım bir süre daha Veliefendide devam eder.

~Poseidon~ dedi ki...

en son yapılan basın toplantısından sonra kişisel görüşüm Adalı'nın seçilmesi durumunda gönül rahatlığıyla kulübü kapatıp gidebiliriz artık.
Ne vizyon, ne planlama, ne yatırım, ne yönetim kurulu maalesef elle tutulur hiçbir veri yok Aksu - Adalı birlikteliğine dair.

Tahminim zaten Önder Özen ile çalışması ihtimaller dışında bir durumdur.

Cartalete dedi ki...

Demirören'in 2004'deki konuşmalarına çok benziyordu. Tutarlı bir proje yok, sadece tribünlere oynama var.

delSolar dedi ki...

O yüzden de beles biletcilerin hepsi Adali´yi destekliyor, eski sistemi geri getirmek istiyorlar. Orman´ in hatalari olsada secilmesi yararimiza olacaktir.

beagle dedi ki...

Ben önliberoyu buldum. Çarşı'nın TOMA çaldığını söylüyorlar. O arkadaşı hemen buluyoruz, idmana başlatıyoruz. Orta sahada almadık top bırakmaz. Hem de özkaynak sayılır :)))

Not: politik amaçlı gönderi değildir. gülümsemek yeterli.
Asıl politika Adalı'nın Suat Kılıç ile konuşması. Çok kötü kokular geliyor.

delSolar dedi ki...

Mustafa yazilarini özledik, nerelerdesin kardes?

Cartalete dedi ki...

Evet bir kopukluk oldu kusura bakmayın. Yarın bir G.Töre yazısı düşeceğim.