Çekilerek Risk Almak

Sahaya girenlerin ne amaçta olduklarını bilmiyorum, ama çok daha kötüsünü gören, evinde şampiyonluk verdiği derbileri yaşan “Beşiktaşlı taraftarın” o uzatmalarda ne olursa olsun, ilk olarak aklının Fernandes ya da Muhammed’in kullanacağı yaydaki frikikte olacağını biliyorum. “Beşiktaş sezonu yaktı” sonucu da çıkmaz o akşamdan. Saha kapama cezası yağsa bile, çok fazla etkilememeli. Zira Beşiktaş bu sezon zaten “evinde” değildi.

Neyse, bu maçtan arda kalan bazı detaylar vardı Beşiktaş adına. Artık onları bir düşelim...
Fernandes’in daha maçın başlarında yakaladığı fırsat, önde baskıyla kazanılan bir topla gelmişti. Beşiktaş için en ideal olan hücum şekli de buydu. Özellikle de yine orta saha ağırlıklı çıkmış, merkezde baskı uygulandığı anda hareket alanı kısıtlanacak Galatasaray’a karşı. İlk yarıda yine ara ara şok preslere başvurdu Beşiktaş, gol öncesinde de yine orta sahada kazanılan bir top vardı. Almeida’nın kafasından önce, Gökhan Töre’nin Melo’ya attığı çalım sonrası koşu gösteren sağ bekinin önüne attığı pasla gelen bir goldü o… Gökhan, Bursaspor deplasmanında da yine asist öncesi pasla Beşiktaş’ın ilk golünün yaratıcısı olmuştu. Artık sadece teknikten, top sürmekten ibaret değil…

Ancak o presi tüm maç boyunca yapmak zor. Hele de 1-0’ı yakalamışken, rakip Galatasaray’ken, psikolojik baskı altındayken…  Öyle durumda takımın aktif dinlenme yapması gerekir. Barça, Juve gibi takımlar topu hemen kazanır ama hemen hücuma kalkmazlar mesela, dolandırırlar topu. Ama Beşiktaş’ın oyun ve oyuncu kalitesi henüz o seviyede değil. Hal böyle olunca top, Galatasaray’da kalmaya başladı, iyice Beşiktaş yarı sahasına yerleşildi. İkinci yarıdaki geri dönüşün sinyalleri, ilk yarının sonlarında verilmeye başlanmıştı.

Alanı savunamamak

Beşiktaş, geri çekildiği anda sıkı bir alan savunması yapabilecek bir takım değil. Zaten oyuncu grubu buna müsaade etmiyor. Olcay ve her ne kadar savunma yardımlarını arttırmış olsa da Gökhan Töre, yerleşik savunmada beklerine yapışacak kadar savunmacı değiller. Fernandes zaten önde kalıyor. Veli de etiket olarak “savunmacı orta saha” ama takım geri çekildiğinde işe yarayan bir savunmacı değil. Veli, farkı enerjisiyle yaratıyor. Beşiktaş önde baskı kurduğu anda, maçı koşu maçına çevirdiği anda çok iyi açık kapatıyor, dönen topları alıyor. Ama bazen an gelir, Mehmet Topal gibi belli bir bölgeyi savunmak gerekir. Pozisyon bilgisiyle, tackle becerisiyle, fizik olarak doldurmakla… Beşiktaş’ın orta sahasında savunma yapmayı gerçek anlamda bilen tek adam: Atiba Hutchinson’dı. Bununla birlikte, solda sorun yok ama sağ tarafta Serdar Kurtuluş da birebirlerde şuuru kapanan, fizik olarak sorun çıkaran bir bek…

Kontraatak eksikliği
Eğer bir takım, geriye çekilmiş olmasına rağmen iyi savunma yapamıyor, topa da sahip olamıyorsa yapacağı tek bir şey vardır: Kontralarla rakibi tehdit etmek. Beşiktaş’ta Olcay, Gökhan Töre gibi kontraya meyilli oyuncular olsa bile, bu konuda da epey aksaklık söz konusuydu. İkinci yarının başındaki Gökhan Töre’nin ayağından kaçırdığı top haricinde hiç hızlı hücum gerçekleştirilemedi. Bunun da nedeni aslında o kontraları sağlayacak pası atacak adam eksikliği. Bursaspor maçında Olcay rakip yarı sahada cirit atarken, orta sahada Oğuzhan Özyakup vardı. Hatta yakalanan en net fırsatta onun uzun pası söz konusuydu. Oğuzhan’ın yokluğu, çok büyük eksiklik. Son 45’de oyuna dahil olsa bile çok şeyi değiştirebilirdi. Hal böyleyken, Beşiktaş hücum ederken değil “çekildiği anda” risk altında olacak gibi gözüküyor. Belki her zaman Drogba’yla karşılaşılmaz, ama bir kısa vade çözümü bulmak şart. Belki de o, Muhammed... Hala kafa olarak "olmamış", taç çizgisi dolaylarında attığı şuttan beliydi. Ama ufak çapta bir fark yarattı, ikinci yarıda tüm hücum girişimlerinde o vardı. Kötü attığı şut bile tehditkar gidiyor, "biraz sonra görüşürüz" diyordu sanki kaleye...

Fırat Aydınus içinse; Burak’ın kolla kontrolünü görmemiş olabilir. Ben, hakemi irdelerken pozisyon pozisyon bakmak, hata ayıklamak yerine, genel olarak etkisini, tavrını gözlemlerim. Hakem, maç Ali Sami Yen Arena’da oynanıyormuş gibi yönetti. Taa ki skor 1-2 olana kadar. İnsanlar, o skordan sonra başlayan eyyamı görünce daha da rahatsız oluyor. Haliyle “e bu skoru beklemişsin” hissi uyanıyor…

28 yorum:

cochise dedi ki...

hoca aynen katılıyorum; özelliklşe veli ve oğuzhan meselesine. kötü takımlarla oynarken oğuzhan o kadar önemli değil ama rakip güçlü olunca şart ötesi şart. Ya Sezer hazır edilmeli ya Muhammed yoksa orta saha aklı tek bir oyuncuya sürekli emanet edilemez. Sakatlandığı anda mahvoluruz her daim. Bir de Fırat meselesi; hakkatten 1-2 olduktan sonra birden farklı bir yönetime geçmesi mide bulandırıyor. Hep aynı yönetse biz tarafgir bakıyoruz diyeceğim ama Melo'nun kırmızısının (sarı verse kimse neden demez oysa) 3 aşağı 5 yukarı aynısını ilk yarı Selçuk yaptı kart bile yok. Sonra Veli'nin darbesi hemen sarı. Orta sahaların ilk yarıda alcasğı kartlar çok kritiktir tüm maçı etkiler. GS sahasında her ufak temasa bile faul (ki hepsi de çalınabilir) Almeidanın kafasını kır Drogba'ya dokun faul, ama Serdar'ın kolundan çekildiğinde, Burak'ın eline geldiğinde görme; (normalde ikisi de rahatlıkla atlanabilir ama hepsinin üst üste gelmesi tesadüf olabilir mi?) Ne yazık ki hiç bir konuda iyi niyetle bakamıyorum artık. Belki başka maç olsa hakem kötü bir maç yönetti olur öyle şeyler derdim ama...

babilazizi dedi ki...

aklım erdi ereli Beşiktaş hayatımın bir parçası oldu. yenildiğimiz zaman -hele hele kritik maçlarda- üzerime bir ağırlık çöker, bir kaç gün hiç bir şeyden keyif almam.. ama ilk defa pazar günkü maçtan sonra o duyguyu yaşamadım. elbet üzüldüm ama o yıkılmışlık duygusu benliğimi kaplamadı.. aksine garip bir mutluluk duydum. aslında neden böyle hissettiğim belliydi...

başkanımız, sportif direktörümüz ve teknik ekibimizle yeni bir anlayışın ve gelecek tahayyülünün oluşacağı belli oldu, bu gelecek planı adım adım ve arada boşluk kalmadan inşa edilecek... pazar günkü maç olan ve olabilecek tüm defoları ortaya serdi... takımın, taraftarın ve yönetimin eksikliklerini gördük...
nedir bu eksiklikler;
1- genel olarak türk insanına özgü olan "kibir", iki maç iyi oynayınca kendimizi dev aynasında görüyoruz.. beklentilerimizi öyle yükseltiyoruz ki, en ufak problemde darmadağın oluyoruz... futbolun insanlara bağlı olduğunu bazen kazanılacağını bazen de kaybedilebileceğini asla düşünmüyoruz. ne bekliyoruz ki, 34 de 34 yapmayı mı... elbet bir yerde kaybedeceğiz ve ben bu kaybın akhisara değil de gs ye karşı olmasını tercih ederim. gerçi orada sahaya atlayan 200-300 beyinsiz dışında kalan taraftara saygı duyuyorum ve onlar içinde eğitici bir maç olduğundan eminim. kaybetmeyi öğreneceğiz, tahammül etmeyi ve daha bir çok şeyi.
2- geçen seneki büyük maçlar birer meydan okuma maçlarıydı... ne zaman ki "acaba" dedik, takım tepe taklak gitti. bu sene ise takımımız stres altında ve başarıya odaklı olarak ilk maçına çıktı... kısmen de olsa başarılı oldu ama maçın genelinde bu sınavı geçemedik.
3- yönetim bütün kurgusunu galibiyet üzerine kurmuş, aksi bir sonuçta neler olacağına dair bir plan maalesef geliştirememiş. stadın güvenlik zaafiyeti olduğu biliniyor. yönetim taraftarı olası bir yenilgiye maalesef hazırlayamadı.
4. 60 dakikada beraber maç izlediğim herkes hocanın veliyi çıkarıp necip' i alması için dua ettik ama yapmadı. bunu velinin kaptırdığı topun gol olması sebebiyle söylemiyorum. fernandes tüm hafta sakattı, onun yerine başka bir taktik denenebilirdi.. mesela çift forvet. ama yapmadı. biliç gelişime açık bir hoca, umarım onun için de bu maç milat olacaktır.

sonuç olarak;
başkan net bir şekilde "bu sene şampiyon olacağız" derken sanırım bu duruma bakarak söyledi...
inşallah bu olay/maç bizim başlangıç noktamız. olur.


Övünç dedi ki...

Bu maç içerisinde benim futbola dair en net gördüğüm , ne Fernandes , ne Almeida , ne Tolga bu takımda tahtaya ismi ilk yazılacak adam Oğzuhan'dır.

Bu beklenmeyen bir şey değildi.

Beşiktaş'ı oynadığından saptırabilecek , kanatlardan çok hızlı inip , oyunun yönünü hızlı değiştirebilecek hatlar arasını koparabilecek kalibrede zaten sadece 2 takım var biri Galatasaray.Onlarda büyük oradan yine kendi kendimize attığımız gollerle yendi bizi.

Beşiktaş'ın önü açık.

Bu arada Fernandes'in off the ball sorununu canlı canlı takip eden oldu mu :)

Atiba tek başına hem top kazanıp hep topu ileri taşımaya yetmiyor maalesef.

Fernandes ve Veli işlerini tek kısımda hallediyorken Atiba hepsini yapıyor.Bize Fernandes ile Veli ayrı ayrı değil 3 tane Atiba lazım.Biri Fernandes'e kırık biri Veli'ye :)

turkkant dedi ki...

Maç hakkında konuşulacak çok şey var. İşin teknik-taktik, psikolojik ve maç dışı faktörleri.

Psikolojik taraf açısından bakarsak gereksiz stres yapmışız. 6 puan öndesin, daha ligin 5. Haftası. Nedir bu gereksiz gerginlik? Oyna topunu, yenilirsen yenil. Maçın 70 dakikası oyun olarak GS’ye yenildik. Kendi sahanda böyle korkak oynamak hoş değil. Hani S. Aybaba bunu yapsa, şu an sallayan çok olurdu.

Teknik-taktik Biliç’in sınıfta kaldığı bir maç oldu. Tabi kadro zaafiyeti de yaşadı. Oğuzhan’ın olmaması çok büyük kayıp. Rakip oynayan takım, Oğuzdan iki pas yapar oyunu açar. Veli maskeyle çıktığından (muhtemelen hava topu zaafiyeti yaşayacağından) önceki maçlardaki gibi arkada değil, daha önde oynadı. Atiba stoperlere yakındı. Bu yüzden orta saha pas kalitesi iyice düştü. Üstüne Veli sarı kartı yiyince pasifleşti, bir de Fernandes fizik olarak maça hazır olmayınca, orta sahayı komple GS’ye verdik. Bence skor olarak üstün olsak da, oyun olarak ilk yarı da iyi değildik. Ama ikinci yarı, Burak’ın arkaya koşuları, Drogba’nın hava toplarında stoperlere üstünlük sağlamasıyla, geri dörtlü iyice yaslandı. Haliyle önceki maçlardaki orta saha civarında oynayan takımdan, iyice kapanan Anadolu takımı hüvviyetine döndük.

İkincisi, bireysel hatalar. Trömse maçı 2 bireysel hata, K. Erciyes maçı iki bireysel hata. Ve bu maç… Büyük bir maçta iki bireysel hata yaparsan cezayı keserler. Veli kusura bakmasın, ama isterse 14 km koşsun, Beşiktaş’ın en fazla yedeği olur benim gözümde. Bu kalitede bir oyuncu ile üst seviye hiçbir maçta oyun üstünlüğünü sağlayamazsın.
Üçüncüsü, Biliç’in tercih hataları. Eğer ki, ikinci yarı böyle kapanacaksan, Necip-Veli değişikliği yap. Veli zaten sakınarak oynuyor. En azından çabuk hücüma çıkarsın. Muhammed-Kerim Frei fantazilerini de biraz tuhaf buldum. 18 yaşındaki çocuklar 80 bin gergin taraftar önünde, oyuna girip maçın skorunu değiştirebilir mi? Çok düşük olasılık. Mesela, Toraman’ı alıp orta sahayı sıkılaştırıp 1-1’e gidebilirdi.

Hakem Fırat tanıdığım biri. Üç sene şirketimde yanımda çalıştı. Bence maça biraz Papila psikolojisiyle çıkmış. Daha önce böyle bir vücut dili görmemiştim ondan. Açıkçası şaşırdım ve hayal kırıklığına uğradım. Eli görse verirdi tahminim.

Bu arada bazı pozisyonlarda takke düştü kel göründü. Bu seviye maçlarda Escude-Sivok tandemi üst düzey bir tandem değil. Sağ bek ikinci sınıf. Sol bek gayretli, fena da oynamadı, ama o da birinci sınıf bir adam değil. Keza Almeida-Gökhan Töre ile oynayacaksan, Olcay’dan daha üst düzey bir kanat forvet lazım. Yok Olcay oynayacaksa, o zaman Almeida’dan iyisi lazım.

Çok da uzatmamak lazım. Takım genç, gelişime açık. Bizden daha kaliteli bir takımla oynadık. O kaliteye cevap verecek potansiyelde üç oyuncumuz var. Fernandes-Oğuzhan-Atiba. Biri yoktu, diğeri hazır değildi. Biz önümüze bakıp gelişmeye devam etmeliyiz. Mesela Muhammed’in maçta insiyatif alma çabası umut verici. Gereksiz gerginliklerle, gereksiz ezilen ağlamalarıyla (bizi şampiyon yapmazlar, önümüzü kesiyorlar falan da filan da…) kendi ayağımıza kurşun sıkmazsak (ki Trabzon’dan sonra bu konuda en maharetli ikinci takımız!) ligin favorilerinden biriyiz.

Biliç’in teknik-taktik olarak iyi bir hoca olduğunu gördük. Şimdi sırada kriz yönetimi var. Nasıl bir lider, önümüzdeki 5 hafta bunu test edeceğiz.

turkkant dedi ki...

@Övünç

Ya bence mesele Fernandes değildi bu maçta. Adam fizik olarak, belli hazır değil (galiba 0 antremanla çıktı). Üzerine Veli maskesiz oynadığından güvensizdi, sarıyı da alınca iyice düştü. 3 orta sahandan 2'si böyle olursa, illa ki GS'ye orta sahayı verirsin, kaçarı yok.

turkkant dedi ki...

Hakem konusunda da şunu söyleyebilirim. 7-8 sene önce Fırat'la o zamanki MHK başkanı Sabri Çelik'le görüşmeye gitmiştik. Hakemlere yönelik bir eğitim programını konuşmak için. Neyse, görüşmenin sonuna doğru içeri Hasan Doğan girdi. O zaman daha fed. başkanı değil. Adam Fırat'a tavsiyeler veriyor, şöyle adam ol, böyle ol filan. Sonra bir anda adam misyoner moduna geçti, bak başkanımız dünyanın en mütevazi adamı, onun gibi adam ol, onun gibi mülayim ol, demeye başladı. Topu topu odada 4 kişiyiz. Bana çok tuhaf gelmişti o konuşması. Bildiğin Fırat'a RTE propagandası yaptı.

Diyeceğim o ki, ispatlaması zor olsa da, olayın siyasi bir tarafı olma ihtimali hiç olmayacak iş değil. Beşiktaş'ın en aptal adamı bile bitime daha 2-3 dakika var, kritik noktadan frikik kullacanaksın, sahaya dalmazsın. Beklersin maç biter, atlayacaksan, o zaman atlarsın. Ya Papila maçındaydık hepimiz, o maçta seyirci atlamamıştı? Fırat'ın apar topar çıkışı da enteresan. O sırada tribünden atlamış toplasan 5-10 adam var. Türkiye'de yıllardır maç izliyoruz, normalde böylesine apar topar içeri koşmalar görmedim. Düşünün ki, içeri gitti mi dönemiyor, yani 3 kişi atladı diye, maçı tatil etmiş oldu. Haftaya RTE stadında oynayacaktık. Hakikaten işler gayet tuhaf.

Neyse, iş buysa ve iktidar çaktırmadan aba altından sopa gösteriyorsa da, Orman'ın hiç o toplara girmemesini çok akıllıca buluyorum. Kazanma ihtimalin olmayan bir mücadele çünkü.

enorton dedi ki...

Olaylara hiç girmeyeceğim, düşündükçe sinirlerim bozuluyor. Maça gelirsek maç başlar başlamaz hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Sanki deplasmanda başladık, GS hemen baskı kurdu bizim sahamızda. Hatta Escude'nin eline çarpan topa penaltı verilse kafadan 1-0 geriden başlayacaktık. Neyse 10 dk da o baskıyı kırdık ve yavaş yavaş gelmeye başladık. Fernandes güçsüz oluşunun etkisiyle o golü kaçırınca kafa olarak orda bitti malesef. Ne alıştığımız top saklamalarını, ne de çalımlarını kullanabildi.

İlerde top tutamayınca oyunu geride kabullendik, geride kabullenince de zaaflar ortaya çıktı. Benim asıl şaşırdığım nokta ise 2. yarı başlar başlamaz sanki deplasmanda Barça önünde 1-0 öndeyiz ve oyunda son 5dk gibi oynamamız oldu. Sürekli her topu dan dun ileri vurduk. Sivok - Escude 2 tane hazırlık pası yapamadı. Goller bağıra bağıra geliyorum dedi, burda bence hoca çok geç kaldı oyuna müdahele etmek için. ALmeida zaten sakatlanmasa bile 60 dan sonra oyundan düşüyor, Pektemek ise ne yazıkki kafa olarak çok uzaklarda. A2 maçında kırmızı gören Şişmanoğluna çok küfür ettim bu maç...

Serdar - Veli o hataları yapmasa yine birileri yapardı merak etmeyin, çünkü biz resmen gol yemek için oynadık. Özellikle unutamadığım bir pozisyon var. Gs korner kullandı, sabriye çıkardılar sabri ıskaladı ve top Töreye geldi. Aynı anda soldan 2-3 oyuncumuz depara kalktı. Töre sola topu verse 3 e 1 gidicez. Töre ne yaptı hiç sağa sola bakmadan topu dan diye rakip sahaya vurdu. Şok oldum resmen. Bu durum psikkolojik olarak bu maça iyi hazırlanılmadığını gösteriyor. Lider gibi oynamadık malesef. Lider oyuncumuz da sakatlığın etkisiyle topa girmeyince en etkili silahımız olan duran topları da yeterince bulamadık ve etkili kullanamadık.

Sen de yazmışsın, twiterda bir çok kişi de yazmış; Mami çok şut çekti diye eleştirilmiş. "Birileri bu çocuğu uyarsın" şeklinde çok yazanlar olmuş. Bence tam tersine inanıyorsan heryerden vur mami denmeli. Töre, Pektemek, Veli, güçsüz Fernandes ve diğerlerinin aklına getirmedği, sorumluluk almadığı anlarda mami kaleyi gördüğü yerden vurdu. Bence iyi de yaptı, hatta 90 a çakıyordu. Ha önünde pas opsiyonu olur ama bencillik yapar vurur anlarım ama öyle bir durum yok. Pektemek arkasında Özil de olsa pozisyona girip gol atamazdı bu maç inanmıyorum. Beni şu maçta heveslendiren tek şey mami oldu...

Biz yenseydik Terim gidiyordu, Manchini ya da başka ünlü bir hoca geliyordu. Terimli GS ile sonmaçımızı oynadık ve hiç kazanamadık 2.5 senedir, yanarım buna yanarım.

Bursa maçında 3 gol attık, müthiş oynadık ama es geçilen bir nokta var 3 golün 2 si duran toptan. Bu takımın en büyük silahı duran top. Ona yönelik oynamamız lazım. İlerdeki adamların bol bol korner, faul kazanması lazım. AMa bu maç bunu hiç yapmadık bol bol GS yaptı. Sınayder ve Selçuk sürekli faul aldı. Bir ara kornerler GS 8 Bjk 2 şeklindeydi. Takımın bunlara çalışması lazım. Dua edelim Atibaya bişey olmasın, oğuzhan da yok zaten. Sezer acilen kendine gelmeli rotasyona girmeli. Bu maç Veli sarı görünce fişi çekildi, 2. yarıya Toraman ve Necip hamlesi bekledim ama gelmedi. İkisinden de yararlanmak lazım. Ortasahada Toraman kötü oyuncu değil, Selçuk ve Meloyu iyice sinirlendirebilirdi.


Çok uzun karışık oldu kusura bakmayın, okuyanlara tesekkurler...

Unknown dedi ki...

iki gündür beşiktaş camiasında gördüğüm yılgınlık ve pes etmişlik benim canıma tak etti. beşiktaş 3 puan dışında yalnızca gelir kaybetti. sezon çöpe gitmiş de falan filan. sezon çöpe filan gitmedi. olimpiyatta kısa vadede maç oynamayacaktık zaten. kasımpaşa'da da kombinesini alan aldı, satışlar tıkandı. fazla bir gelir potansiyeli de kalmamıştı orada. sportif olarak bu takım geçen sezonun gs maçlarından çok yukarda olduğunu bu maçta dahi gösterdi. oğuzhan olsaydı bu maçı ilk yarı koparmıştık, o kadar net. ilk yarı yaptığımız presin yorgunluğu ve drogba'nın stoperlerimizle takımın kalanı arasındaki mesafeyi açacak şekilde şişirme toplarla beslenmesi ikinci yarı oyunu aleyhimize döndürdü, ki buna rağmen maç berabere bitebilirdi, dangalaklar sahaya dalmasa idi. aynı durumda fener olsa, gs'den 3 puan öndeyken öldük bittik mi derdi taraftarı? bu takım bu sene şampiyon olacak, o kadar da iddialıyım.

Deniz

Nurettin İnce dedi ki...

Atiba oğuzhan fernandes üçlüsünün alternatifi veli, necip, sezer (hatta toraman, kurtuluş, muhammed, kerim) ama bu alternatiflerin hangisini fernandes ve oğuzhanın yerine gönül rahatlığıyla koyabiliriz.
Sezeri alana kadar veya kanatlara adam yığına kadar (GökhanTöre,Holosko,Dentinho,Muhammed,Olcay,Ömer,Kerim) kulübeye box to box bir orta saha almamız lazımdı.Geçen yıl fernandes olmadığında düştüğümüz çaresizliğe bu yıl oğuzhan olmadığı maçlarda düşeceğiz gibi görünüyor. Zira oğuzhanın önemi yeni oyun anlayışıyla daha da önemli bir hale geldi. Gerçi veli anadolu maçlarında idare ediyor ama gs gibi orta saha oyuncularının teknik becerisi üst düzey olan ve baskı uygulayan takımlara karşı maalesef takımın ipini çekenlerden biri oluyor..

beagle dedi ki...

İşin sadece futbol kısmına odaklanıp dikkatli bakalım:

- İlk yarıda maçı bitirecek fırsatlarımız oldu, Almeida ve Fernandez asla Beşiktaş gibi hedefleri olan bir takımın hücum silahları olamayacaklarını gösterdiler. Rakipte modern silahlar varken bizde çakmaklı tüfek var. Niye gerçekleri görmüyor, görsek hemen bir gol gelince unutuyoruz bilemiyorum.
* Fernandez de Almeida gibi karşısında kaleci görünce ne topu nereye süreceğini ne de nasıl vuracağını biliyor. Sağdan gittiği bir pozisyonda sol ayakla vurmak zorunda kalması o kadar acınacak bir durum ki. Adamın suçu da değil, adam bas bas bağırıyor ben defansif orta sahaydım. Siz Türklere kendimi 10 numara olacak kazıkladım, sefasını sürüyorum...
* Almeida çalınan, çalınmayanı ile ilk yarıda 5 ofsayt pozisyonuna düştü. Arkaya sarkması ise 0. Solda bulduğu şut pozisyonu, onun başarısı değil. Bu adam Beşiktaş iyi oynarken pozisyon bulmayı bilmemesi ile takımın iyi oynadığı dakikaları yakıyor.
* Almeida boyunda iyi bir forvet ön direkten ayrılmaz. Çünkü rakiplerden önce topa vurma şansım olur. Almeida o boyla hep arka direkte beleş bekler. Rakip boşa çıkarsa gol atacak beyim. Beleşçilik kısa boylu ikinci forvetin işidir. Fizikli adamı mücadele etsin, toplara önce vursun diye oynatırsınız.

- Önde iki büyük yanlış adam varken arka nasıl? Sivok 35 yaşındaki Drogba bir döndüğünde 15 metre arkada kalıyor. Top zaten sivok için bomba. Derhal en yakındakine veya kaleciye atılır. Escude az daha savunmacı ama o da malum çok ağır. Serdar Kurtuluş'un kapasitesi bu kadar. Ligdeki 20-25 maçta sırıtmaz. Derbilerde, avruapada tren olur oralar. Motta gerçekten yeni gelmesine rağmen savunmada epey iş yaptı ki hepimize göre birçok açıdan vasat bir adam. Vasat adamın en iyisi olduğu savunmadan artık ne beklerseniz...

- Peki bu adamlar bu kadar kötü de maç nasıl en azından ilk yarı kafa kafaydı. Genelin anlaması gereken konu çok önemli eksikleri olan bu oyuncuların "her yönü kötü değil". Almeida boyuna göre iyi bilekli, tek forvet sistemindeki en etkili oyuncumuz. Fernandez orta sahada halı saha cambazı, top tutuyor, rakibi karıştırabiliyor ve tabi sert duran topları iş yapıyor. Sivok boş topların kafa şampiyonu. Konu bu adamların iyi özelliklerini görmemek değil, konu bu adamların TEMEL GÖREVLERİNİ YAPAMAYACAK EKSİKLERİ olması. Bunların yerine asıl işi yapabilen, diğer yönleri eksik adamlar üzerine takım kurmalıyız ki sıralamada en son vazgeçebileceğimiz Almeida dır.

- Saydığım eksik yanların matematik bir açıklaması ve sonucu var. Sivok ve Escude yumuşak olduğu için mutlaka 2 önlibero kullanılıyor. Hatta Kurtuluş tarzı "yarma" bek tercih ediliyor. Veli'nin koşmaktan başka özelliği olmadığından Muhammed, Oğuzhan gibi adamların fizik eksiğini kapatamıyor. yetenekli adam oynatma sayımız daha da düşüyor. Bunlardan dolayı hem sadece ofansif kanat forvet kullanamıyoruz hem tek forvet oynatıyoruz hem de o tek forveti topu attıktan sonra uzun süre yalnız bırakıyoruz. Yani -1 Sivok+Escude'den, -1 de Veli'den yiyince geçen yıl izlediğimiz gibi 10 kişi kalmış rakibe saldıramıyoruz bile. 1,5 porsiyon bir forvet koyup elimizdeki normal fizikli ofansif adamlardan yararlanamıyoruz. Hücum sistemi oturtamıyoruz.

- O kadar sıkıntı var ki Muhammed Demirci'nin bir iki mükemmel pası ve çataldaki şutunu konuşamıyoruz. Tabi onları yapana kadar ceza alanı çizgisindeki topa iyi vursa bugün manşetlerdeydi ve maç tatil olmamıştı. Az kulak çekilmesi lazım ama oynatırsak bu çocuk futbolcu olacak.

- Herşeye rağmen bu maçta ayakta kaldıysak bunu Gökhan Töre'nin büyük oyuncu olma yolundaki etkinliği ve Atiba'nın sakinliğine ve akıllı oyununa borçluyuz. Bu adamların performansı boşa gidiyor.

Maçın sonunda araftayım. Büyük umut vaadeden gelişmeler var, ama eksikleri hemen unutan bir hafıza ve basın, uzun süre kötü yönetilerek travma yaratmış bir klüp var. Daha winner bir takım olmak için işin çok başında olduğumuzu ve bu amaçta bir çok acı reçete uygulamamız gerektiğini kabul etmezsek, balon bir büyük olarak hayatımıza devam ederiz.

EC dedi ki...

Futbol acisindan degerlendirirsek eger: Edward Norton un da acikladigi konuya su eklenebilir.

BILIC GS ye karsi Real Madrid in yaptigini yapmak istedi.. bizde Benzema, Ronaldo, Di Maria olmadigi, Fernandes in de Modric kadar pas dagitamadigi ortaya cikinca da olay GS nin dominantligina donustu ve biz Real in bulduklarini bulamadik.. ilk yari da bir nebze basarili olduk 3 tane net pozisyonun birisi gol ile sonuclandi. takim birbirine yakindi, ikinci yari ise resmen panikleme yasadi takim...
hakeme ragmen rakibi yenmeyi Bursa da basarmistik, sanirim 80bin kisinin onunde biraz kolaya kacip hakemi taraftara biraktik, oysa maca konsantre olsaydik o hakemde kaleye girerdi Muslera ile beraber..

Bilic ve Ozen bu isi cozecektir ama futbol disina girip bitirecek olursak.. karsimizda artik sadece YDemiroren, TFF, MHK, ve rakip takimlar yok´. Sahte BJK liler, Ampuller, gericiler de var..


Selamlar

ECO-LUX

Erkut Can dedi ki...

1/2
Maç öncesi yorumunuzda "Olcay'ın golü var" dediğinizde sanırım okurların birçoğu size katılmıştır, zira Olcay'ı pozisyona sokmak için hem ilk yarı hem ikinci yarı çok müsait bir maçtı.

Ayırımı yapmamın nedeni Oğuzhan sakat olmasaydı, yinede Bilić hoca Veli ve Atiba'yı ilk yarı tercih ederdi diye, ki bence ilk yarıda en önemli husus skorda geri düşmemekti.

Misal skor 1:2 olunca, Selçuk ve Sneijder gibi pasörlerle olsun olmasın, ağır kalan Beşiktaş savunmasına karşı, GS süratli oyunculara pozisyon yaratmakta pek zorlanmamıştı, aklıma şuan için sadece Motta ile önlenen Sabrinin pozisyonu ve Drogba'nın Sivok'tan sıyrıldığı pozisyon var. Skordan bağımsız Burak'ın girdiği pozisyonlarda var.

İlk Yarı ofansif zeka anlamda eksiklik olsada skor Beşiktaşın Oğuzhan'sız oyun şekli, Ali Ece'nin de Oğuzhansız B Planı olarak adlandırdığı Hakan Balta ve Serdar+Gökhan eşleşmesini kullanma, doğru olduğunu gösteriyordu.

Oğuzhan'ın eksikliği asıl ikinci yarıda hissedildi diye düşünüyorum. Oyunu şekillendirmekte büyük sorunlar vardı ki ikinci yarıda benim şuan için hatırladığım ve spontane gelişmeyen ataklar olarak aklımda Almedya'nın (Başkan Fikret Orman'a selamlar) indirdiği topla Gökhan Töre'yi pozisona sokması ve GS ceza sahası önünde paslaşmalar sonucunda Muhammed Demirci'ye şut imkanı sağlanması.

Peki Oğuzhan'ın eksikliği ve Fernandes'in sakatlıkdan ötürü formsuz oyunu sizce Beşiktaş'ın söz konusu olan hatalı paslar için bir neden mi?

Varmak istediğim nokta şu ki, Oğuzhan'ın eksikliği yüzünden maçı kazanamadık ama Onun eksikliği yüzünden maçı kaybetmedik yada kaybetmemeliydik.

Ne kadar da bireysel hataları hoşgörü ile karşılamaya çalışsamda Serdar Kurtuluş'un hatası hiçbir şekilde kabul edilemeyecek türden, maalesef.


Oyunu hakem ve bireysel hatalar yüzünden kaybedildi demek ne kadar cazip gelsede, Pressing/Gegenpressing taktiklerin sonuç vermesi rakibin hata yapmasına bağlı diye düşünüyorum, adamsız topu kapma olsun/rakipten top kapma olsun/bireysel hataya zorlayıp topu kapma olsun, yani bireysel hataları rakibin sportif başarısına bağlamak yanlış olmaz.

Mağlubiyeti de sadece hakeme bağlamayı şahsen yanlış buluyorum,
heleki Fırat Aydınus gibi hakemde art niyet aramak çok yanlış geliyor bana.
Bu anlamda hatadan/hatalıdan bahsetmek yerine bu mağlubiyeti mağlup olmaya bağlamak şahsen en iyisi.

Erkut Can dedi ki...

2/2

Hatalı aramak yerine gelecek hakkında düşünmek daha önemli.

Bu anlamda sizce SQD'nin yerine Ersan oynamalımıydı, Burak/Drogba/Umut gibi forvetlere karşı SQD seçimi ne kadar doğru, yenilmeyen ve yenilen gollerde Ersanın müdahaleci tarzı "ilaç"olur muydu?
Yanlış anlaşılmasın, hatalı aramıyorum, amacım daha çok, sadece Veli/Oğuzhan rotasyonu rakibe göre taktik belirlemek için yeterli mi?
SQD/Ersan rotasyonu buna dahil edilmeli diye düşünüyorum.

Bir de Veli ve Atibanın gerekli olduğu maçlarda bir Fernandes/Oğuzhan rotasyonu düşünülemezmi, emsal olarak Oğuzhan sakat olmasaydı GS maçında rakibe pozisyon vermemenin, gol pozisyonu yaratmaktan daha önemli olduğu maçlarda Oğuzhan/Fernandes rotasyonu düşünülmeli mi ?
(Geçen Transfer dönemi sorulması gereken soru: Oğuzhan ve Fernandes gibi vazgeçilmez oyuncuların varken, bir 6 numara transfer etmek daha mantıklı olmazmıydı ? |Kolektif bir oyun anlayışında Atiba daha doğru bir transfer, ama...)

Belki daha çok erken ama, çok ileri gideyim, sezon sonu, Şampiyon olduk, takımda ~30 futbolcu var, ZÖÖ'nin dediği gibi oyuncu satan/satabilen bir kulüb olucaz, bu anlamda kimler ayrılmalı?

Benim bu anlamda tartışmak istediğim bir oyuncu var.

Mustafa Pektemek.

Türkiyede oynayan en komple yerli forveti olarak tanımlamak ve bu anlamda Türkiyenin en iyi forveti olarak yükseltmek yanlış olmaz, ne potansiyel ne yetenek nede karakter olarak tartışılcak bir isim değil.

Ama bir Forvet oyuncusunu takım için vazgeçilmez olması için attığı/attırdığı/top tutması/taktiksel bir obje olması vs.(yani oyun içi etkisi) daha önemli değil mi ?
Bu konularda sizce Mustafa Pektemek kısır kalmıyormu?

Samet Aybaba'nın da yaptığı gibi, takımı bir tip santrfora bağlı kılıp diğer tip santrforları 'gereksiz'leştirmek M.Pektemek için en büyük 'handicap' mi ?
Mustafa Pektemek'i şişirilmiş top karşılamasını beklemek çok yanlış değil mi ?

Konu daha çok Beşiktaş'ın etkili bir forvet alternatifi olmaması, bitiriciliği daha yüksek olan pas oyunu anlamında daha faydalı olması gereken Mustafa Pektemek niye bu kadar etkisiz kalıyor ?

Uyuşamadık, gönderelim denilecek bir oyuncu da değil.

Şahsen bu konu beni aşıyor, Sizin bu konuda fikirlerinizi çok merak ediyorum.

planck dedi ki...

Bana göre Biliç'in taktiği daha en baştan hatalıydı. Elindeki kadro henüz daha 4 haftayı devirmiş, o haftaları fırtına gibi geçmiş olsa da belli bir oyun stili ile bunu yapmış bir kadro. Oyuncular ne taktik olarak ne de yetenek olarak versatile değiller. Hafta arası real maçı yapmış, yaş ortalaması senin takımınınkinden 4 yaş büyük fazla olan, en iyi yaptığı şey set hücumu olan bir rakibe karşı real gibi, milan gibi oynamaya çalışmak hata idi. Üstüne rakip de boş durmadı, senin oyun yapının en önemli parçalarından biri olan kısa takım boyunu devamlı arkaya atılan uzun toplarla stoperleri geri ittirerek uzattı. Zaten gs başka da birşey yapmadı maç boyunca.

Pırpır oyun yapısından daha sakin bekleyen oyun yapısına dönünce zaten yüzünü sakınarak oynayan ayrıca erken kart gören veliyi kaybettin, takım boyu uzayınca antremansız fernoyu da kaybettin, haliyle en güvendiğin bölge olan ortasaha çöktü. Ayrıca tandemin iyi iş görmesinin sebebi de takım boyuydu, haliyle o ikili de tam performans veremediler. Bursadaki gibi önde baskı yapılsa gsliler uzun topları bilinçli atamayacakları için takım boyu da bu denli uzamayacaktı.

İlk 11 için bir itirazım söz konusu değil. Ama teorik olarak oğuzhanın olmadığı maçlarda topu tutma, oyunu açma, ara pas, diagonel pas gibi sıkıtıların olduğu maçlarda veli çıkar ferno orta sahaya geçer sezer de ileride oynar, pas sıkıtısı bir nebze hallolur. Ama sezer beyin form durumu, antreman performansı hakkında bilgim olmadığı için birşey diyemiyorum.

Maç öncesi kağıt üstünde rahat kazanacağı düşünülen bir maçtı ama her beşiktaşlının içinde de bir kurt vardı. Taktiksel olarak yapılan oynamalar takımın üstüne oturmadı ve gs hiç bişey yapmaması rağmen oyuna ortak oldu. Ben bizden daha iyi oynadıklarına katılmıyorum, bizim taktik istemeden de olsa onları oynatmaya yönelikti malesef. Ayrıca yapılan bireysel hatalardan yedik yine golleri, şu durumda bile kazansak kimse şaşırmazdı, ama kimse de tam olarak tatmin olmazdı sanırım.

Ayrıca mami pas oyununu ayağa kaldırıp takıma katkı vermekten ziyade ağları delip efsane olmaya oynadı, pek de hoşuma gitti diyemem.

ayrıca @turkant, yorumlar ve özellikle anekdotlar için teşekkürler.

tibet kutman dedi ki...

mustafa, nihayet analiz yaptın da bize de aklı başında yorumlar ve tespitler okuma imkanı sundun.

arkadaşlar, belki biraz uzun biraz da maç dışı olacak yazacaklarım ama maalesef işin bu boyutunu görmezden gelemeyiz. GS'yi ele alalım..aslen bu seneyi hedefleyen drogba-sneijder, yine bizim bütçemiz kadar bonservis verdikleri bruma var. aysal ve terim kavgası ayyuka çıkmış. hocaları ne idüğü belirsiz bir anlaşmayla çok kritik real maçı öncesi milli takıma kaçmış. kendi sahalarında 6 gol yiyip sefilleri oynayıp futbol açısından da rezil olmuşlar. ligde dört haftadır görüldüğü üzere ne lige hazırlanmışlar ne de kenetlenmişler. sistem yok. drogba burak'ı istemiyor, sneijder için selçuk saçmasapan yerlerde oynatılmaya çalışılıyor. kerim-alper ve gökhan'ı kaçırmışlar. sol bek devşirme ya da kadroya nazaran kalitesiz adamlara bırakılmış ve uykusundan uyanan, gençleşen, eksiklerine rağmen ligin uzak ara en iyi futbol oynayan takımı olan lider beşiktaş'ın 6 puan gerisine düşmüşler. real'den 6 yedikten üç dört gün sonra 80 bin kişinin karşısında o beşiktaş'la oynayacaklar.

kabul, galatasaray bu değil, derbilerin havası farklı, beşiktaş'ın zayıf noktaları aşikar...yanlış anlaşılmasın, şöyle yenerdik böyle dağıtırdık gibi ergen yorumları yapmayacağım. pazar günü gözümden sakındığım kız arkadaşımı da yanıma düşürüp zulümpiyata kadar giderken hem yaralı aslanla oynayacağımız hem de masabaşı oyunlarından emin olduğum için galibiyet umudum yoktu benim. beraberlik öpüp başıma koyacağım bir skordu.

ancak arkadaşlar, linkini de veriyorum, geçen hafta telegolde adını anmaktan dahi hicap duyacağımız erman toroğlu ''bile'' söyledi bu beşiktaşın önünün kesileceğini...

http://www.youtube.com/watch?v=cq47O6wOTdc

mustafa'nın analizinde eksik bıraktığı, belki de ikinci bir yazıya sakladığı (aslında sakladığını ve yazmasını beklediğim) husus da kanaatimce budur. 101.yıl dün gibi aklımızda...

tibet kutman dedi ki...

ben de katılıyorum veli-necip arasındaki tercih hatasına..özellikle enorton işaret etmiş, fernandes'in kaçırdığı golden daha çok gökhan'ın o saçmasapan pasında saçımı başımı yoldum ve 'bu maç bitti' dedim. ancak bunlar olur. futbol anlamında belki de çok iyi derslerin çıkartılabileceği bir maçı atlattık. biliç ve ekibine güvenim tam...

ancak meseleyi sadece hakemin bir iki bariz hatasına indirgersek takıma haksızlık etmiş oluruz. maçı ince ince, adım adım kıydı fırat aydınus..psikolojik olarak beşiktaş'lı futbolcuları çökertti ve o saha işgali zırvalığına bilerek veya bilmeyerek zemin hazırladı diyebilirim. tıpkı iki sene önceki play-off maçında hüseyin göcek'in yaptığı gibi. o maçta da beşiktaş'ın belki kazanma umudu yoktu ama hilbert'i topu yan hakeme atacak hale getirmişti. bunda da aynısı oldu. 1-2'ye kadar tüm düdükler gs'den yanaydı, sürekli duran top kullandırmaya çalıştı, atağımızı kesti vs. sonrasında ise artık eyyamcılığı abartıp sürekli lehimize etkisiz düdükler çalmaya başladı.

bu ülkede digitürk, teleon, cine 5 varsa ve lig artık '3.sayfaların 3.büyüğü' tarafından domine edilebilecek haldeyse, prens takım sefilleri oynuyorsa ve lig kopmak üzereyse, biliç'in ya da serdar'ın ya da almeida'nın hataları benim için tali unsurlardır.

daha da uzatmayayım ama turkkant'ın da anıları ve 101.yıl doğrultusunda baktığımızda fırat aydınus'un kurgulanmış bir maçı yönettiği aşikar. konsorsiyum var ve işin bir tarafı 'futbol mafyası' ise diğer tarafı da siyasi iktidardır.

haziran ayaklanmasının baş rolünde sembolleşmiş bir taraftar grubu, her maç sloganlar tezahüratlar, yaklaşan siyasi ve iktisadi buhranın sorumluluğunu yükleyebileceği bir günah keçisi arayan, bunun için durduk yere toplumu tahrik eden bir siyasi iktidar, ligi bu sene olmasa bile kazandığı tecrübeyle ve 5+0+3 kuralı ile birkaç yıl domine edebilecek gençleşmiş ve futbol aklıyla donatılmaya başlamış beşiktaş, 'sosyalist bir takım yaratıyorum' diyen ve o sembolleşmiş taraftar topluluğu ile bütünleşebilecek bir teknik direktör...

takım genç, stad yok. en az beş maç seyircisiz oynama cezası ve hakemlere karşı yaşanacak ciddi bir güven sorununun beşiktaş'ı ne hale getirebileceğini varın siz düşünün..özür dilerim ama ucuz, ahmakça, sekizinci sınıf çadır tiyatrolarında bile göremeyeceğiniz kalitede bir mizansendi. hakemiyle, federasyonuyla, siyasi iktidarıyla...

sevgili mustafa ve blogu takip eden dostlar, siyasete girdiğim filan yok, ama isterseniz karamsarlığıma isterseniz tiksinti duyguma verin, kanımca bu sene beşiktaş için bitti..takıma ve teknik ekibe güvenim tam ama bizi 3.lükte tutmaya kararlı gibiler..umarım yanılırım.. çok uzattım, özür dilerim, sevgilerimle...

turkkant dedi ki...

Yorumlar maçı güzel analiz ediyor.

Geleceğe yönelik bu maçtan sonra aklımda bir mesele kaldı.

Birincisi ön üçlüde net bir golcü yok. Ölü top katkısı gelmeyince bu sıkıntı daha da belirginleşiyor. Sanki devre arasında Yusuf etkisi yapacak, 30 üzeri, tecrübeli 1,5 sezonluk bir adam almak lazım gibi. Haftalar kısalıp şampiyonluk mücadelesi kızıştığında sorumluluk alacak, geleceğe yönelik değil, bu sezonki şampiyonluğa yönelik, 1,5 sezonluk bir kanat forvet. Ronaldinho'ya başta soğuk bakıyordum, ama Brezilya'da da formda, Olcay'ın pozisyonuna, eğer çok çok uçuk bir maliyetle alınmayacaksa, neden olmasın demeye başladım.

beagle dedi ki...

@Planck
Muhammed iki yıl önce oynadığı bir devre federasyon kupası maçında Özil gibi pas dağıtmıştı. Tek toplar, koşan adamın önüne toplar falan. Çocuğun hakkını vermediler öyle ki iki sene forma görmedi ve hakkında futbolcu olmayacak yazıları çıktı.

O çocuk formayı bulduğunda vuracak tabi çünkü bu ülkede böyle futbolcu olunacağını anladı. Ben de kulağı çekilsin derken gereksiz şutları kastediyordum ama oyuna girdikten sonra sağ içte ileri doğru bir "baston" pas verdi ki içim cızladı. Bu adam bu kadar dakika nerdeydi diye. Topa yerden darbeli ve az falsolu bilerek vurdu, iki kişiyi geçtikten sonra ileri hızı kesilen top sağdan koşan adamın önüne doğru döndü. O pası bilerek attı ve bu takıma başka o kalitede pas atabilecek tek adam oğuzhan.

Bana göre yaptığımız korkaklık. Yıllardır kazmalarla başarılı olamadığımıza göre de sonuç hikayesini de umursamıyorum. Veliyle kaybedeceğimize Muhammedle kaybedelim...

orkhon dedi ki...

turkkant'ın bahsettiği net golcü TR pasaportlu olarak maalesef hiç bir takımda yok. Yabancı olarak da, Almeida'nın yerine ileride hem topu tutacak hem de leblebici tabirine uyan birini bulmak çok ucuz olmayacak. Ancak yeni stadyum ve sponsor gelirlerinin gazıyla gelecek sezona böyle bir transfer için yönetimin paraya kıyacağını düşünüyorum.

Basar dedi ki...

Maçtaki Beşiktaş performansı ile ilgili:
1) İlk yarı iyi oynadık. Nefes aldırmadan pres yaptık.
2) İkinci yarı top oynamadık, pres azaldı, pas yapamadık, ölüyü dirilttik.
3) İkinci yarı Almeida oyuna küstü, Fernandes sakatlığından dolayı verimsizdi. Oğuzhan'ın olmayışı pas kalitesini düşürdü ve baskıyı kıramadık.
4) Taraftar da 2. yarıda takım gibi düştü.
5) GS'nin gol pozisyonlarını bilemiyorum, tartışmak da istemiyorum ama net bir şekilde tribünden gözüken Fırat Aydınus tüm takdir haklarını Galatasaray'dan yana kullandı. Kartlarda standardı çok kötüydü. Beşiktaş'a rahat kart çıkarttı, GS'ye kart çıkartmadı. GS'ye ha bire ceza sahası civarında serbest vuruş verirken Beşiktaş'ınkileri es geçti. Almeida'ya yapılan faulleri görmezden gelip aksi kararlar verdi...

******
Gelelim olaylara! Beşiktaş takımı ve camiası mağdur edilmiştir. Zararının tazmin edilmesi gerekir! Stadyumlarda güvenliği sağlamak futbol takımının işi değildir.


1) Maçtan önce gördük, Kuzey kale arkasından birkaç bin kişi Doğu tribününe atladı. Uzunca bir süre hiçbir güvenlik önlemi alınmadı.

2) Maç esnasında boş bırakılması gereken merdivenler hiçbir tribünde boş değildi. Satılan bilet adeti belli olduğuna göre bu doluluk nasıl olabiliyor? Yine bir güvenlik ihlali görüyoruz.

3) Basına da yansıdı birçok turnike kırılmış. Turnikeyi de bırakın stadın etrafını çevreleyen demir teller üst üste 2 defa yıkılmış. İsteyenin elini kolunu sallaya sallaya tribüne girebilmesi demek bu. Yine bir güvenlik ihlali görüyoruz.

4) Biz GS ile çok daha gergin maçlar oynadık, ilk defa yenilmiyoruz. Daha önce tribünleri çok daha fazla tahrik eden futbolcular gördük. Bundan önce neden sahaya giren olmadı? Ayrıca son dakika, 18 yayında cepheden serbest vuruş kazanmışsın, rakibe şak diye kırmızı kart çıkmış. Berabere kalma şansın var. Kısaca hakem gereğini yapmış. Burada seyirci kızdı da sahaya daldı tezini ben satın almıyorum. Sahaya atlanıp kanuna karşı gelen kişilerin tutuklanmamasını da anlayamıyorum...

Yarın öbür gün Fener veya Galatasaray son haftaya senden 1 puan önde girer. Oraya gönderirsin 20 kişilik o takımın formasını giyen ama o takımı tutmayan kişiyi, belli dakika geçtikten sonra sahaya atlayıp maçı tatil ettirirler. Gel keyfim gel sen de şampiyon olursun. Sahaya girenler de 1 yıl maça girmeme cezası alıp yırtarlar! Teoride bunu mütemadiyen her hafta yapabilirsin. Böyle bir rezalet olabilir mi?

Sonuç itibari ile yetersiz güvenlik sebebi ile Beşiktaş mağdur edilmiştir. Kulübün zararın tazmini için girişimde bulunması gerekir. Saha kapatma cezası ise kabul edilemez!

planck dedi ki...

@beagle

abi ben takımın sisteminden kopuk, paşa gönlü savumaya gitmeye el vermeyen 18 yaşında bir adamı sahada görmeye dayanamıyorum. benim için önce disiplin ve emek geliyor. Alan kapama denersin, yapamazsın, çalışır öğrenirsin. Tackle denersin, yapamazsın, kart görürsün, çalışır öğrenirsin. Bunları belki çalıştıktan sonra bile 10 numara yapamazsın ama yine de çalışırsın, takımla bütünleşmeye, takıma daha fazla yardımcı olmaya çalışırsın. Diğer türlüsünü ne günümüz futbolu kaldırabilir ne de ben eleştirmeden durabilirim. Sergen bile onun yaşındayken böyle değildi.

Basar dedi ki...

@planck
18 yaşındaki arkadaşın rakibin 35 yaşındaki oyuncusundan öğreneceği çok şey var!

Yok ben Sergen olacağım diyorsan en azından onun tırnağı kadar verimli ol!

beagle dedi ki...

@planck

Dostum bu eleştirilerine hiç itirazım yok. Eşek herifte topa hükmetme yeteneği var, çalım da atabiliyor ama sahada 1 kişilik yer işgal etmiyor. Bu sıralar ani koşularla pres denese de genelde topsuz oyunu kötü.

Bence örnek alması gereken adam fizik özellikler açısından Şifo. Sergen gibi ayağı var zaten, Şifo gibi de sporcu zekası ve ahlakı geliştirse büyük bir oyuncu olur.

Ulas dedi ki...

Benim yorumum da turkkant'in son yorumuna hatta Mustafa'nin 'Kripton'dan transfer' yazisina paralel. Yine buyuk maclarin buyuk oyuncusu eksikligini hissettik. Son 5-6 yildir bu kategoride bence 5 oyuncumuz oldu, Bobo, Yusuf, Guti, Simao ve Niang. Bobo haricindekiler de fiziksel olarak cokuste olduklari icin etkileri kisa surdu veya az oldu. Maclarin cogunu 'takim' olarak kazanma yolunda ciddi atimlar atildi. Ama bu tür maclar icin devre arasinda alinacak Niang tipinde bir oyuncu 'milat derbisi' rolune burunebilir.

Tabii bir de atletik departman Franco'dan lugano degil de Oguzhan'dan Schweinsteiger yarattigi zaman zaten bircok sorunumuz cozulmus olacak.

beagle dedi ki...

Bu konuyu spamladım kusura bakmayın ama Ulaş yazınca aklıma geldi.

Hazırlık maçlarında Franco'lu dakikalarda takım daha iyiydi. Sebebi kaleciden topu bayağı yetenekli bir adamın alıp oyunu başlatması. Savunma açısından ise daha kötü değildik bence daha da iyiydik.

Bu adama yapılan tıpkı geçen sene Oğuzhan'a yapılan koşmuyor dalgası gibi. Hazırlık maçlarında kimin topçu kimin kapasitesiz olduğu görünüyor. Franco Beşiktaş'ın sahip olduğu en iyi 3-5 oyuncudan biri gibi göründü. Ama daha resmi dakika vermedik. Nedir abi bu Sivok Escude merakı? Çok iyi olsalardı senelerdir kevgir olmazdık.

Bence ortada Sivok'u kesmeye cesaret olmadığı için tutturdular Franco'dan Lugano çirkefi çıkaracaklarını. Franco aynen kalsın abi. Sivoku kampa alıp Lugano etsinler yapabiliyorlarsa.

turkkant dedi ki...

Bir de şu var. Uzun dönemde şu çok net. Bu takımın üst seviye rekabetçi ortamda lider oyuncu ihtiyacı net. Baktığımızda Fernandes harici bu özellikte oyuncu yok. Hangi poziyona lazım peki?

Üst seviye takımların lider oyuncular ya Falcao, İbrahimoviç gibi santrafordur, ya Mesut gibi Ofans ortadır, ya Gerard gibi merkez ortadır, ya da Ronaldo, Messi, Bale vb. kanat forvettir.

Şimdi elinde Oğuzhan varken CM'ye o yatırımı yapmazsın. Keza Fernandes varken, Muhammed gelirken AM aramak da saçma. Bu durumda ya kanat forvete, ya da santrafora bakacaksın.

Olcay-Frei-Gökhan Töre geleceği parlak genç oyuncular. Töre'nin de bonservisi alınırsa, daha fazla kanada para harcanmak lazım mı? Emind eğilim.

30'una merdiven dayayan Almeida yerine, oraya Drogba, Van Hojdonk, Nouma etkisi yaratacak daha üst kalite bir santrafor kovalamak mı daha mantıklı diye soruyor insan?

Ben olsam Almeida'yı da kadroda tutar, Niang'ın gencini aramaya başlardım. Bu durumda tabi Pektemek-Şişmanoğlu'undan birini ve Eneramo'yu seneye göndermek lazım.

turkkant dedi ki...

Mustafa önceki yorumum aslında sana yönelik bir soruydu :)

Cartalete dedi ki...

Katılıyorum. Bu takıma level atlatmak için en uygun bölge, Almeida'yı, aynı fiziki farkı yaratacak ama golcülük sezgileri daha kuvvetli bir arkadaşla değiştirmek olur.