Sarı Kartlık Geri Dönüş


Dün güzel bir Beşiktaş günüydü… Basketbolda Fenerbahçe ile oynanan, “mucize” kelimesinin yetersiz kaldığı geri dönüşle uzatmaya gidilen ve berbat serbest atış yüzdesine, Ersin Dağlı alternatifsizliğine rağmen kazanılan harika maçı izlerken; bir yandan da hentbol takımının final serisinde durumu 1-1 yaptığı haberleri geliyordu. Kartal Özmızrak’ın uzatmalardaki oyunu, üçlüğü, sakince kazandırdığı faulü, ayrı bir keyifti elbet…
Hawkins’in, Bonsu’nun, Arroyo’nun ortaya koyduğu “winner” karakterlerini gördükten sonra, akşamın Beşiktaş açısından skoru çok mühim olmayan futbol derbisinde de, en azından o karaktere yakın bir oyun bekledik otomatikman. Fenerbahçe karşısında kazanmayı hatırlatmış takımın, “loser” etiketinden sıyrılması için bu maçta da bir duruş göstermesi gerekiyordu.

İlk yarıda, Bülent Yıldırımın da baskılı ve sindirici presiyle birlikte öyle bir karakter göremedik. O yönetim altında normaldi de aslında… “Tribünden her gelen ‘aauu!!’ sesine faul çalma” olayını bile aşmış, tribünlerin bile faul beklemediği Quaresma-Emre pozisyonununda (sonucu gol oldu) frikiği veriyordu mesela. Çıkan mizahi sarı kartlara hiç gelmeyeyim… Açıkçası böyle bir maçı ben izlemekten soğudum, oyuncuların sahada oynamaktan soğumuş olması çok doğal olacaktı.

Ama öyle olmadı… Tayfur Havutçu’nun “tazeleme” değişiklikleri, değişen oyun yapısıyla birlikte tuttu diyebiliriz. Tutmasa da, en azından “iyi gitmeyen düzene dur demek” amacıyla bir şey denedi der, fazla ses etmezdim. Maça tepkisiz kalan hocalardan hiç haz etmemişimdir çünkü… Fernandes’in oyundan alınması bir riskti ancak 4-4-2’ye dönülmek istiyorsa, aynı zamanda bir gereklilikti. Çünkü orta sahada pres yapacak adam sayısı ikiye düşecekken, onlarda aranacak özellik “pasörlükten” öte mücadelecilik olmalıydı. Veli – Ernst ikilisiyle devam etme işi, bu bakımdan doğruydu.

Ama asıl değişen şey oyun yapısıydı. Beşiktaş rakibi önde karşılıyor, dönen topları alıyor, hareketli oynuyor ve hücumda çabuk çoğalıyordu. Bunları yapabilen bir takımın zaten sahada hangi sistemle oynadığı çok önemli değil. İtalya şampiyonu Juventus da böyleydi sezon boyunca… Maç içinde sık sık 4-4-2, 3-5-2, 3-4-3 türevlerine dönerken, izleyenlere hiç bir şey fark ettirmiyorlardı. Çünkü zaten ne olursa olsun herkes birbirine yakın oynuyor ve önde basıyorlardı. Hal böyle olunca, orta sahanın ortasında Simone Pepe bile oynayabiliyordu yeri geldiği vakit. Namaglupluğun en çok zora girdiği Napoli deplasmanında, maç öyle dönmüştü…
Ernst – Veli, Quaresma Pektemek Almeida Holosko altılısıyla Beşiktaş, oyunu önde karşılamaya başladıkça maça da ortak oldu. Quaresma içeride fazla adam görünce, topu aldığı vakit rakip beki madara etmek yerine direkt olarak orta (aslında pas) atmaya başladı ve önce pozisyonlar, sonra da Simao’nun 28 sene daha top oynasa atamayacağı tarzda, klasik Holosko golü geldi. Bu aynı zamanda sezonun en iyi "takım golüydü"... Rakibiyle kafa-kafaya çarpıştığı, hakemin oyunu durdurup, hava atışı yapmaktansa daha kolayı olan “Beşiktaş aleyhine faul çalma” tuşuna bastığı pozisyonundan sonra Pektemek, kan, revan, bandaj içinde çok faydalı bir oyun oynadı. Bizim millet kanı akanı sever… Toraman 10 senedir bu yüzden sırtta geziyor, senede bir kaşını açarak, burnunu kırarak vesaire. Umarım artık Pektemek’in de, “kaleci degajmanından gelecek topu bir şekilde gol yapmak” zorunda kaldığı maçlar haricinde nefis oyunlar oynadığı fark edilir ve sayılıp sevilir…

Sonuç olarak Beşiktaş, gitti denen ve hakemce sindirilen bir maçta güzel bir geri dönüş yapıp, rakibine beraberliği kabullendirip, yarı sahasında pas yapmaya zorlayarak maçı bitirmiştir. Diğer maçta yaşananları görünce, üç kuruş daha fazla kazanmak için futbolun gömüldüğü ortamda şampiyonluğa oynamadığımız için sevindim desem yeridir… Ayrıca Kamil Abitoğlu da yeni keşfedildi bazı kesimlerce. Oysaki Beşiktaşlıya sorsalar öğrenecekler. “Kötü hakem” apoletini bile kabul etmeyen, hakemlikle zaten alakası olmadığı, hatta tüm üflemeli maddelerin yasaklanması gereken adamlarla biz aylar öncesinden tanışıyoruz…

Yeni hoca kim olur bilmem de, kendimce ilk görevini açıklıyorum: Şu takıma duran toplarda alan savunmasını öğretsin!

4 yorum:

Celal Abbas dedi ki...

Duran toplar konusunda carvalhal ile takım sanki iyiydi. Hele Stoke city gibi bir maçı çok iyi atlatmıştı.

Her hoca değişiminde takımın bildiklerini unutup format yemesi çok iyi olmuyor. Ülkemiz topraklarının en büyük sorunlarından biride bu.

delSolar dedi ki...

Her derbide resmen dayak yiyoruz hakemler sayesinde. Bu türk futbolunun kanayan yarasidir, sike falan hikayedir, en büyük sorun fb ve gs yanlisi hakemlerdir. Ben biktim kardesim bu hakemlerden. Insan kabul edemiyor ve futboldan soguyor. En son delgado` nun atildigi gs macinda acayip sinirlenmis kahvenin ortasinda hakeme ve türk futboluna sövüp cekip gitmistim. O gün bügündür eski atesli taraftarligimdan eser kalmadi. Cünkü ortada adaletli bir oyun oynanmiyor. Simao`nun kartida komedidir.

rivaldo dedi ki...

http://www.youtube.com/watch?v=hI4RmFPQwy8&feature=youtu.be Hanın golü.Şu gole şu kalite pek yakışmadı ama.Maçta en öne çıkan oyuncumz Metin Sevini.Kendisini baya geliştirmiş.

Cartalete dedi ki...

Her hafta jeneriklik golümüz eksik olmuyor bakıyorum da. :) Tekrar tekrar saol rivaldo, hiç göremeyecektik belki bu golleri.