Büyük Muhammed

Bundan 6 yıl evvel; 11 yaşında, 1.10 santim dolaylarında esmerimsi bir bücür çıkıyordu ortaya. Kendi yaşından büyük kategoride oynamasına rağmen çok farklı gözükmesi, onu ana haber konusu yapıyordu. Ekranlarda; dizine kadar gelen koca meşin topu, o küçücük ayaklarıyla gayet rahatlıkla sektiriyor hatta “sektirirken ayağını topun etrafında çevirme” gibi eksantrik hareketleri de çok kolay bir şeymiş gibi gösteriyordu. Oysa o yaşları günde 15 saat boyunca sokakta topla geçirmiş bizler, yaptığı şeylerin o kadar basit olmadığını biliyorduk. Ama o bilmiyor gibiydi... Onun için meşini "balonmuş gibi" rahatlıkla hükmetmek basitti, top tekniği "edinilmiş statüsüydü" belliydi ki...
Bu topraklarda “top cambazlığı” az rastlanır bir şey değildir. Futbol topunu vücudunun bir uzvuymuş gibi hükmeden birçok oyuncu gelmiş geçmiştir, kariyeri amatör kulüplerde sonlanan… Ancak Muhammed adındaki o çocuğu asıl farklı kılan şey; daha o yaşlarda sahip olduğu “oyun zekâsı”ydı. Diyagonal paslar, araya oynamalar ve bunları yaparken harika zamanlamalar… 11 yaşındaki bir çocuk için oldukça sıra dışı işlerdi. O küçük bedene, Zidane ruhu uğramış gibiydi sanki...

O Muhammed büyüyor, büyüdükçe Beşiktaş için “her yeni bir yılın en iyi yerli transferi” olabilecek potansiyele ulaşıyor gittikçe. Hem harika bir oyun zekasına, hem de o zekanın çimler üzerinde resmedilmesini sağlayacak bir tekniğe sahiptir Muhammed… Şu sıralar “Messi vari” ortak adıyla yayınlanan, çift kale maçta attığı bir gol dönüyor mesela. Orada yapılan aşırtma vuruş; asıl odak noktası oluyor elbette. Gerçekten de Messi vari bir vuruş, zira onun özellikle geçen sene attığı iki golden biri böyleydi neredeyse. Ancak, benim o golde de vuruştan daha da önce dikkatimi çeken şey; yine Muhammed’in müthiş oyun zekasıydı…

Dikkat edilirse Muhammed topu almadan önce, henüz daha Sezer’e ulaşmamışken bir pozisyon sonrasını düşünerek, Sezer’in indirebileceği yeri tahmin edip hemen geriye bir iki adım atıyor ve gerçekten de olaylar planladığı gibi işliyor. İşte bu yüzden Muhammed’in yaş ve fizik bakımından “hazır değil” gibi gözükse de, artık zamanı gelmiştir. Çünkü artık futbol fizikten öte bir zeka oyunu, topa hükmedebilme yarışıdır. Bilhassa İspanya’nın bizlere öğütlediği şey budur. Muhammed’e sahip olan bir takım da, bu konuda birkaç adım öne geçecektir.
Aslında kısacık süre aldığı Samsun maçında da bunun sinyallerini vermişti. O girmeden önce atmosfer boşluğundan inmeyen top; onunla birlikte daha sakin şekilde ayakta kaldı. Orta sahanın arkalarına gelerek top aldı, en yakınına aktardı, tekrar aldı… Bu tip oyuncuların artışı, o takımın “topsuz oyunu” daha az düşünmesini sağlar. Çünkü zaten top genelde kendilerindedir. Kaldı ki Muhammed gibi zeki oyuncular belki Gattuso gibi omuz koyarak, yatarak müdahale yaparak top kazanamaz. Ama tıpkı Sezer’le olan pozisyonda olduğu gibi; ön sezileriyle pas arası yapar; ya da öyle bir pozisyon alır ki, rakipten topu çalmak için müdahale bile yapmasına gerek kalmaz. Çünkü iyi çalım atanın halinden en iyi, yine başka bir “iyi çalım atan adam” anlar... Mesela Sergen de, Alex de; nadir olarak savunmaya yardım ettiği zamanlar kolay kolay geçilmezler.

Kaldı ki Muhammed, top rakibe geçtiğinde eli belinde gezinen oyunculardan değildir. Denenmek için orada olduğu sıralar canlı izlediği Barcelona – Liverpool maçından sonra “en çok kimi beğendin?” sorusuna, “Sissoko” diyecek kadar, bir takım için topsuz oyunun da ne denli önemli olduğunun farkındadır, üstelik o yaşlarda… “Oğlumuz yetenekli ama biraz fırlama” kategorisinin çok daha üzerinde yetenekli olmasına rağmen, kafa olarak da gayet futbolcudur. Zaten Messi’ye aşırtma vuruşlarından önce asıl benzemesi gereken konu da budur.

Muhammed, 4-3-3 oynayan bir takımın sağ forvetinde oynar; içe kat edip, şut veya ara pası bırakabilmesi özellikleriyle bilhassa… Aynı şekilde 4-2-3-1’in sağında da… Galatasaray’la oynanan son A2 maçında o pozisyondaydı; mükemmel bir performans ortaya koymuştu. Son iki yıldır, fizik olarak güçlendikçe orta sahaya da kaymaya başladı zamanla. Zaten bir takımda asıl fark yaratacağı pozisyon da orta sahadır. Stoperlerden, beklerden top alarak “acil durum freni” görevini görür; takımını rahatlatır. Kendi halinde dönen hazırlık paslarını, bir anda gol pozisyonu oluşacak şekilde değiştirebilir… Ben böyle oyuncular için şu tabiri sık kullanırım; topu attıkları yerde boş bir adam olduğunu bizler, ancak o pas atıldıktan sonra görebiliyoruz. Muhammed de, “nasıl olsa hareket yok” diye maç anında içecek almaya giden birine, “golü kaçırtacak” oyunculardan birisidir. Zira İtalya – Almanya maçının ilk golünde Pirlo, bana aynen bunu yapmıştır…
Sıralama anlamında beklentisiz, yeni ve genelde genç oluşuma sahip, en azından "denediler, olmadı" diyebileceğimiz, kaybettiğinde yüzlerindeki üzüntüyü hissedebileceğimiz “temiz” bir takım hayal ediyordum. Benim için Beşiktaş buydu, zaten şampiyonluklara aşırı sevinç tepkisi verebilen biri değildim. O Beşiktaş’ı sezon boyunca izleyeyim, yeterlidir... Bu sene öyle olacak diye tahmin ediyorum ama tamamen beklentisiz değilim. Beklentim; maçlar sonunda “ulan ne top oynadı!” diyebileceğimiz, gelecek planlamasında rahatlıkla yazabileceğimiz genç isimler kazanmak. Zira Aybaba’yı farklı kılan, beni heyecanlandıran yegane prensibi de budur. Bu yolda artık hiç de “küçük” olmayan Muhammed'in tam zamanıdır, hatta liste başıdır. Alkışlatmak için son 5 dakikalarda değil, “belki maçı çevirir?” düşüncesiyle artık yarım saat, bir devre görmeye başlayalım. Belki de ilk 11 zamanının geldiğini hatırlatacaktır bizlere, kim bilir?

Klasikleşen mottoyla sözlerimi noktalayayım: “Şimdi değilse ne zaman?”

7 yorum:

ERKUT dedi ki...

Bu sezon Muhammed Demirci ismini Beşiktaş As takım kadrosuna yazma zamanı gelmiştir. Beşiktaş2ın yeni Sergen Yalçın'ı olma vakti gelen Muhammed en geç 3 sezon içinde önemli bir ekonomik girdi ile La Liga'ya gider.

metin tekin dedi ki...

yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum.Özellikle videoda benide gol değil aynı sergen gibi omuz koymadan vucudunu kullanmadan 1 pozisyon sonrasına hareketlenmesi mutlu etmişti.Takım sahada mücadele etsin kaybetsek ne olur önceden olduğu gibi aldırma kartal aldırma diye bağırırız ancak :)

tearkan dedi ki...

gol görüntüleri çıktığından beri mümkünse buradan güzel bir yazı, olmadı twitterden bi iki yorum beklemiştim senden; ama düne kadar ses çıkmamıştı. neyse sonu güzel oldu beklemenin. eline sağlık

gol videosunu izlediğimde iki şey dikkatimi çekmişti. birincisi senin de yazıda belirttiğin gibi mami'nin hiç kafa topu işlerine girmeden, sezer'in net bir kafa vuruşu yapamayacağını da anlayıp topun tahmini sekeceği yere geçmesi. ( https://twitter.com/tearkan/status/222632633186783233 )

ikincisi de mami topu ayağına alır almaz, daha önünde dört kişi varken, kenardan vur diye höykürmeye başlayan abi. muhtemelen gole de en çok o sevinmiştir; ben vur demiştim olm diyerekten.

işin açıkcası takımdan fazla beklentim yok. kamptan gelen; atmostfer çok iyi, tam bir kolej havası var, oyuncular çok hırslı ve iyi kaynaştılar, abileri gençlere çok yardımcı oluyor, gençler de arı gibi çalışıyor geyiklerine artık karnım tok benim. her sene aynı goygoyu dinliyoruz. bugün çekilen fikstür de tüy dikti zaten. direk 2004/05 sezonu geldi aklıma. sezona kapasite arttırımı nedeniyle inönü'den uzak başlayan, ilk 8 haftada 2 derbi oynayan ve 6 puan toplayabilen beşiktaş. sezon zaten ibb deplasmanıyla başlıyor. (allahtan olimpiyat bakımda) içerdeki elazığ maçı hariç düşünmeden kazanırız diyebildiğim maç yok açıkcası. 6 puan olmaz belki; ama ilk 8 haftanın sonu 11-12 puan falan olur tahminim. o da inönü'de oynamanın farkı. son 5 sezonda 3. kez kasımpaşa'yı takip ediyoruz ki diğer ikisinde adamlar alt ligdeydi zaten. sorsan ayarlı değil derler fikstür için.

önceki postta bir arkadaşın yorumunda belirttiği gibi istedikten sonra yabancı oyuncu bulunur. bu sezon başarıdan ziyade iyi bir yerli iskeleti kurulması benim için yeterli. gençlerden ismi en çok geçen hasan, kadir ve mami yanında sağlam bir ersan, hücumda daha etkin bir veli, fiziki açıdan güçlenmiş bir oğuzhan'ın takıma monte edilmesi kardır beşiktaş için. (şans bulma ihtimalinin en yüksek olduğu sezonda erkut da kalsaydı keşke)

Cartalete dedi ki...

Hahah. O "vur vur" diyen abi bombaydı hakikaten. Okey masasına dışardan uğrayıp, "dur ben çekeyim" diye taşları okşayan adamlar işte bunlar, heryerde varlar.

tannhauser dedi ki...

@tearkan: http://www.haber1903.com/Besiktas-2456-ilk_hafta_besiktas_ile_oynamak_istemezdik.html linkteki haberin sonunda, maçlarımızı olimpiyat'ta oynayacağız diyor :( benim de içim yandı ibb'yi görünce. bir de carvalhal'le erken buluşacağız.

e.t. dedi ki...

bir de şöyle birşey var sanırım, hasan'ın ya da muhammed'in ortasahada -en azından bu sezon- oynayabilmesi için 4132 nin 1'inde sivok ya da toraman falan oynamalı heralde

erwim dedi ki...

Aybaba'yı farklı kılan şeyin aslında sezon başında Luis Van Gaal ile Dünya çapında bir hikayeye dönüşme şansı varken, bu şans elden her nedense (?) kaçırılmıştır! Tam onluk bir durumdaydı Beşiktaş halbuki. Şimdi hakkında birinci ağızlardan mide bulandıran şeyler duyduğumuz Samet Aybaba'nın ilk 18'de bulunduracağı maksimum genç sayısının 2, kulüpteki ömrünün de 3 ay olacağı kanısındayım...