Beşiktaş’ın 11’inde değişen bir şey yoktu maçın başında “anlayış” ve diziliş bakımından. Ancak iki bek de zorunlu olarak değişiyor; elindeki sorun nedeniyle hafta arası idmanlara katılamayan İsmail ve cezalı Hilbert’in yerinde, Ekrem ve Üzülmez oynuyordu.Sürekli rakip yarı alanda pres yaparak ayakta durmaya çalışan bir sistem ve bu oyunda en enerjik kalması gereken bölgelerde iki yeni, uzun aradan sonra forma bulmuş isim vardı. Yani, ortasahaya bir takviyeye; her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyordu Beşiktaş.
Ama maç öncesindeki Fernandes – Nobre değişimi “şişme haberden” ibaret kaldı, Nobre yine sahadaydı. Eldeki 11, beni geçmiş maçlara nazaran daha çok endişelendirmeye başlamıştı; zira rakip, daha önce böyle zaaflı kadrolara karşı hep iyi sonuçlar almıştı…
Nobre, kendisinden beklenenleri yerine getirdi yine de. Özellikle duran toplarda ortalığı karıştırdı; ilk yarıda yakalanan pozisyonların hemen hepsinde vardı. Ancak benim derdim, Nobre’nin performansı değil; Nobre tercihi ile beraber gelen ortasaha enerjisi düşük 4-2-4 sistemi…
Bu tercih takımı şu durumlara itiyor; Guti, hem baskı altında bir oyun kurucu olarak oynuyor ve maç boyunca faullere maruz kalan 1. adam oluyor. Bununla beraber; 70 metre enindeki saha içersinde, rakip ortasahasını karşılaması gereken iki isimden biri oluyor. Fiziki kavga içersinde yer alıyor, ortasahaya düşen hava toplarıyla karşılaşıyor vesaire…
Bunlar hep adalesini zorlayan, ikinci yarıda kendisini oyundan düşüren etmenler. Keza Aurelio’nun da, bu hengame içersinde beynine kan gitmeyip, savruk hamlesiyle yediği kırmızı da; dolaylı yoldan 4-2-4’ün bir yan etkisi diye düşünüyorum. Daha sağlıklı bir ortasahada “sınırları” her zamanki gibi belli olur ve sakin oyununa devam edebilirdi. Ancak 34 yaş ortalamalı bu ortasahaya yükleniş; en nihayetinde kayıp verdirdi…İyi senaryo, yani; Beşiktaş’ın gol yemeden öne geçme ve tıpkı Buca maçındaki gibi farkı açma ihtimali ortaya çıkabilir miydi? Çıkardı elbet… 10 kornerden biri içeri atılabilirdi. Ama olmadı, kötü senaryo gerçekleşti; rakibin ilk korneri kaleci hatasıyla gol oldu... Cenk, aslında beni uzun zamandır korkutuyordu yan toplarda. Kendine güveni sebebiyle, dengesiz çıkışlarında bile topu kontrol etmeye çalışıyor. Halbuki zor pozisyonlarda “yumruklaması” daha makul olacaktır…
Neyse, Cenk “unuttu ve iyileşti”, ikinci yarıda harika bir oyun oynadı “kaleci libero” rolünde… Ancak, bir adamından yoksun ve kalan oyunculardan birçoğu yorgun düşmüş takımın; 0-1’den maçı çevirmesi çok zor olacaktı. Kırmızı gören isim de; takımın en kritik adamlarından biriydi, bir de öyle bir terslik vardı…
Gönlümden geçen, iki ortasaha eklentisiyle 2. devreye başlamaktı; ancak sadece Fernandes girdi. Beşiktaş ikinci yarının hemen başında Quaresma’yla yakaladığı fırsat dışında; ayakta duramaz haldeydi ve açıkçası gole daha yakın olan taraf İBB idi. Benim “ikinci ortasaha” beklentim ise halen devam ediyordu. Guti, yorgunluk ve hafif sakatlık sebebiyle aldığı topu kaybediyor; hücumculardan Simao hariç geriye yanaşıp top alan olmuyor; Ekrem'in "sonuçsuz" top taşımaları dışında, beklerden de yeterli hücum katkısı alınamıyordu.
Derken frikik oldu, Simao kendisinden beklediğim üzere; tam da gözümle çizdiğim noktaya topu yolladı… Tam bu sırada aklım Schuster’in yapacağı olası hamledeydi. Beşiktaş bu golle momentumu yakalayabilirdi artık, tek sorun düşen ortasahaya bir takviyeydi… Ama olmadı; Ernst – Necip hamlesi, 87. dakikada falan geldi… Ve o dakikaya kadar gelmemesi mucize olan İBB golü, bu değişikliklerden sonra ve çok daha zor bir pozisyonda geldi.
Gençlerbirliği ve Galatasaray maçlarında satranç hamlesi yapan Schuster, bu maçı hangi manada ayırdı; sahada bir alevlenme olmamasına rağmen neden hamle yapmamakta ısrar etti anlayamadım. Bununla beraber, tıpkı ilk İBB kaybında olduğu gibi, bu 3 puanı da Schuster’e yazdım…
Devre arasında 2011/2011 sezonu dediğimiz bölümün, Süper Lig kısmı sona ermiştir artık bana göre. Kalan lig maçları, 2011/2012 sezonunun çalışmaları & denemeleri olacak. Ve umarım, bu 4-2-4 denemesinin artık bir “yanılma” olduğu anlaşılır. Görünen o ki; önümüzdeki sezonda da, Aurelio ve Guti önemli bir rol oynayacak. Bu ortasaha oyuncularıyla, bu planın tutmayacağı artık belli olmuştur. Yeniden 3’lü ortasaha denemeleriyle karşılaşmayı umduğum kalan lig maçlarını, yine aynı heyecanla bekleyeceğim. Sonu nereye varacak, merak edeceğim… "Olmak ya da olmamak" bir bakıma "rulete" benzeyen bu sistemi pek fazla görmek istemiyorum artık. Beşiktaş'ı, ilk 45 dakikada akibeti belli olan değil de; 90 dakika boyunca ayakta tutacak sistem arayışlarına davet ediyorum sevgili hocamızı. Gerçi bulunmuştu geçtiğimiz yaz, Plazen maçı sonrası. Yeni transferler mi kimya bozdu nedir?...Bundan 3 yıl evvel Delgado'nun 45. dakikada Trabzon'a attığı frikik, bugüne kadar göreceğimiz en son "direkt frikikten atılan" gol olacaktı. Nihayet Simao, bugün büyüyü bozdu ve açılışı yaptı. Onunla avunayım bari... Bir de; Üzülmez'i seviyorum ama onu gördükçe, İsmail'i daha çok seviyorum...






























